Hafta Başı (84): CHP’nin belirsiz geleceği

İSTANBUL (Medyascope) – CHP’de yaşanan siyasi ve hukuki gelişmelerin ardından gözler partinin geleceğine çevrildi. Hafta Başı’nın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve gazeteci-yazar Kadri Gürsel, CHP’nin önündeki olası senaryoları, Özgür Özel liderliğini, Ekrem İmamoğlu sürecini, yargı kararlarının siyasete etkisini ve muhalefetin geleceğini değerlendirdi.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve gazeteci-yazar Kadri Gürsel, CHP’nin önündeki olası senaryoları ve muhalefetin geleceğini tartıştı. Silivri’deki İBB davasını takip ettiğini belirten Ruşen Çakır, CHP içindeki gündem kayması nedeniyle davanın gölgede kaldığını ifade etti. Çakır, 19 Mart’tan itibaren CHP’nin bu davaya çok ciddi bir direnişle sahip çıktığını ancak gelinen noktada yargılanan kişilerin CHP’nin kurumsal kimliğinden ve maddi imkanlarından mahrum kaldığını söyledi.

Kadri Gürsel ise bu durumu “atanmış CHP” ve “seçilmiş CHP” kavramlarıyla açıklayarak, seçilmiş kanadın elinde binalar ve para gibi fiziki altyapı olmasa da toplumsal muhalefetin iradesi ve direncinin sürdüğünü belirtti.

“Mansur Yavaş bu ayıbın ortağı olmak istemedi”

Ruşen Çakır, Kemal Kılıçdaroğlu’nun elinde her zaman Mansur Yavaş’ı aday gösterme seçeneği bulunduğunu hatırlatarak, Yavaş’ın bu kadar erken ve net bir tavır almasının, Özgür Özel ile birlikte Anıtkabir’e yürüyerek safını net bir şekilde belli etmesinin şaşırtıcı olduğunu söyledi.

Kadri Gürsel, Kılıçdaroğlu ile Yavaş’ın geçmişte yakın bir ilişkisi olduğunu hatırlatarak, “Neticede ortada ayıplı bir vaka var yani. Mansur Yavaş bu ayıbın ortağı olmak istemedi haklı olarak. Bu aslında ahlaki bir duruştu, bir protestoydu. Ayrı bir parti kurulması aşamasına gelindiğinde Mansur Yavaş’ın tavrı ne olur? Mansur Yavaş bağımsız aday olmak ister mi yoksa o partinin adayı mı olmak ister? Bütün bunlar önümüzdeki dönemde siyasetin ve Mansur Yavaş’ın karşılaşacağı ikilemler olacak. Çeşitli kararlar vermek zorunda kalacak Mansur Yavaş. Ben Mansur Yavaş adı üzerinde yeni anlaşmaların, yeni uzlaşmaların pekala mümkün olabileceği kanaatindeyim” diye konuştu.

“Siyasi partiler güvenli limanlarda değil, açık denizlerde yol alırlar”

 Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüzel kişiliğini siyaset dışına ittiğini ifade eden Gürsel, sözlerine şöyle devam etti:

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediklerine baktığımızda birinci olarak ‘güvenli liman’ metaforunu kullanıyor. Bu, siyasetin tasfiyesi ve tatil edilmesi demektir. Bir siyasi parti için kullanılabilecek en son benzetme güvenli limandır. Siyasi partiler güvenli limanlarda değil, açık denizlerde yol alırlar. Bir rotaları vardır ve o rota doğrultusunda, karşılarına ne kadar hırçın dalgalar ya da fırtınalar çıkarsa çıksın, kendilerini buna göre teçhiz eder, bilgilerini artırır ve o fırtınaları aşarak menzillerine ulaşmaya çalışırlar. Amaç güvenli limana sığınmak değil, rotadaki hedefe varmaktır. Güvenli liman, çıktığın yerden uzaklaşıp yeniden karaya sığınacak bir yer aramaktır. Bu güvenli liman benzetmesi üzerinde o kadar durdu ki, aslında burada gördüğümüz şey siyasetin sonudur. Kemal Bey açısından bu, siyasetin sonu anlamına geliyor.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.