Kemal Kılıçdaroğlu, Mirgün Cabas’a konuştu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına Hazırlayan: Gamze Elvan

 

Mirgün Cabas: Kemal bey, 19 gün oldu yola çıkalı, 19. günden başlayalım. Bugün nasıl geçti? Bugün zor bir günmüş galiba.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bugün, bir hava koşulları çok gerçekten sıcaktı, zorluk biraz orada. Onun dışında zorluk olmadı, gayet güzel geçti.

Şimdi, birinci günden bugüne geldiğimiz zaman, yola çıktığınızdaki ruh hali ve düşüncelerinle bugünü karşılaştırır mısınız?

K.K: Bir gün öncesine dönelim. Basın toplantısı akşam saatlerinde yapmıştım ve Güven Parkta, “gideceğim, elimde bir pankart olacak, üzerinde adalet yazılacak ve ben tek başıma İstanbul’a gideceğim” diye bir açıklama yaptım. Ertesi gün Güven Park’a gittiğimde çok kalabalık vardı. Sonra hep beraber bir basın açıklaması yaptım ve İstanbul’a doğru yürüdüm. Yaklaşık 21 kilometrelik bir yürüyüş yaptım birinci gün. Daha sonra yolda katılımlar oldu, çok renkli olaylarla karşılaştık, protestolar oldu, alkışlar oldu, dayanışma için yanımıza gelenler oldu, destek verenler oldu… Geldiğimiz süreç içinde birinci günle 19. gün arası geldiğimiz süre içinde olay, adalet yürüyüşü sadece Türkiye’de değil; dünyada yankı buldu, bundan çok memnunum. Hükümet kanadından ciddi eleştiriler geldi, işte “niçin yürüyorsunuz?” diye. Niye yürümeyelim? “Niçin yürüyorsunuz?” diye bizi eleştiriyorlar, şunu diyebilirlerdi; “ülkede adalet var, niye yürüyorsunuz?” bunu söyleyemiyorlar, onlar da adalet olmadığını gayet net biliyorlar. Bu eleştirilere yeri zamanı geldiğinde yanıtlar verdik ama sonuçta ben şundan çok memnunum; bir toplumsal destek var ve bu toplumsal destek adalet konusunda birleşmiş vaziyetti. Her kesimden, Refah Partisi’nden, Ak Parti’nin kendi içinden, Cumhuriyet Halk Partisi zaten bu işin ana aktörü olarak meydanda, Saadet Partisi’nden, ülkücülerden… Gerçekten her kesimden destek görüyor, Emek Partisi’nden, DSP’den, ÖDP’den destek görüyoruz…

Bir tek HDP’yi saymadınız ki onlar bugün aslında milletvekili olarak buradaydı…

K.K: HDP bugün önce bir açıklama yapmadı ama sonradan açıklama yaptılar destek için, sonra geldiler bugün onlar da adalet yürüyüşüne kısa da olsa bir yürüyüşle katıldılar. Memnunuz yani sonuçta kim adalet istiyorsa ve adaletsizlikten kim şikayetçiyle gelsinler birlikte yürüyelim.

Onların katılımından biraz tedirgin oldunuz mu peki? Yani partinizi ve bu yürüyüşe destek veren diğer kesimlerin tepkisini çekmesi ihtimalinden…

K.K: Şimdi önce şu açıklamayı yapmıştık; bu soru bize sorulduğu zaman demiştik ki: “eğer adalet yürüyüşüne herhangi bir siyasal partiden birisi veya sade bir vatandaş katılacaksa siyasal partilerden kurumsal kimliği öne çıkarmadan ve kurumsal kimlikle kimsenin katılmasını istemiyoruz.” Çünkü ben CHP Genel Başkanı olarak buna katılıyorum ama Kemal Kılıçdaroğlu olarak taşıyorum ben bu pankartı ve hiçbir zaman da otobüslerde anons edilirken de CHP Genel Başkanı anonsu yaptırmıyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde diye yaptırıyoruz ve bütün yol boyunca CHP bayrağını hiç taşımadık. Dolayısıyla kurumsal kimlikle katılmayı doğru bulmuyoruz. Ama onun dışında kim isterse, hangi partiden gelirse elbette gelir, yürüyüşe katılır, adalet talebini dile getirir. Nitekim siyasal partiler katılı, sendikalar katıldı, engelliler katıldı, sanatçılar katıldı, daha benim şu anda hatırlayamadığım, atama bekleyen öğretmenler katıldı, emeklilikte yaşa takılanlar katıldı, taşeronlar katıldı, hatta yolda bağırıyor işte “Sayın başkan memur emeklilerini unutma, onların da hakkı var” diye, onların da talepleri var. Toplumun her kesiminden adalet talepleri var ve bunlar dillendi.

Çünkü adalet çok kapsayıcı bir kavram, herkesin herhangi bir alanda adaletle işi oluyor. Sadece mahkemelerde değil adalet…

K.K: Tabi, değil yani. İnsanın kendi hayatı adalet üzerine kurulu zaten. Yani bütün peygamberlerin varlık nedeni de adalet yani adaleti tesis etmek, adaleti dünyaya yerleştirmek için zaten geliyorlar. Dolayısıyla adalet sadece bizim toplum değil; bütün yeryüzü için aranması gereken, uygulanması gereken bir kavram.

Peki bu sözünü ettiğiniz katılım, bu yürüyüşün kendisi, sizce medyada yeteri kadar, hak ettiği kadar yer buluyor mu? Şikayetiniz var mı?

K.K: Doğrusunu isterseniz medyayı izleme şansım hiç olmadı. Bu 19 gündür elime bir gazete bile almadım ama arkadaşlar kısmen özetler yapıyorlar. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Türkiye’de yeteri kadar yer aldı mı? Hayır. Özellikle “havuz medyası” dediğimiz bir kesim var, o kesim tamamen bize yönelik saldırılar var, hakaretler var, eleştiriler var ama onların içinde vicdan sahibi köşe yazarları var, onlar da bazı güzel yazılar yazdılar. Bunlar bana ifade edildi ama önemli olan dünya basınında bunun çok daha büyük yankı bulması.

Nasıl bir finalle bitecek bu yürüyüş? Yani 9 Temmuz’da bizi ne bekliyor? Ne demeyi düşünüyorsunuz ve nasıl bir manzara olacak?

K.K: Maltepe’de bir miting yapacağız, bu mitinge herkes davetli. A partisi B partisi değil; sade vatandaş davetli. Eğer “ülkede adalet yok” diye düşünülüyorsa, “ülkede korku iklimi var, ben korku ikliminde düşüncemi ifade edemiyorum” diye düşünüyorsa veya “mahkemeye yolum düşerse ben bu adalet sistemi perişan eder, oradan bir şey çıkmaz”; demokrasi konusunda kaygıları varsa, kendi çocuklarına daha iyi bir Türkiye bırakmak istiyorsa bu mintinge gelsin. Bu yürüyüşü niçin yaptığımızı ve neler beklediğimizi aynı zamanda bunları ifade edeceğim.

Katılım sayısını önemsiyor musunuz bu mitingin?

K.K: Yani özel bir rakam yok aklımda ama kalabalık olursa tabi memnun oluruz ama sonuçta önemli olan şu: bu yürüyüş, kendi açısından 24 gün sürecek olan bu yürüyüşün her aşaması zaten bir mitingti, her aşaması. İstanbul’da noktalayacağımız miting, aslında görkemli bir miting olacak, ben buna inanıyorum. İstanbullular gelecektir bu mitinge hep birlikte hak, hukuk adaleti seslendireceğiz.

O mitingin fiziksel engellerle karşılaşması, provoke edilmesi gibi endişeleriniz var mı?

K.K: Olmaz olur mu? Hükümetin ve Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar bu adalet yürüyüşünün kriminalize etmeye yönelikti. Dolayısıyla en azından belli çevrelerin bize yönelik tutumunu sertleştirmeyi de kolaylaştırıyordu. Belli çevrelerden bize saldırı gelebilir mi? Gelebilir. Provokasyon yapılabilir mi? Yapılabilir. Bu konuda biz çok dikkatliyiz. Bütün milletvekili arkadaşlar artı yürüyüşe katılan her vatandaş; “sakın ola ki protesto edilebilirsiniz, size hakaret edilebilir, taş atılabilir, başka şeyler yapılabilir asla ve asla karşılık vermeyeceksiniz, karşılık vermek gerekiyorsa slogan atın ‘hak, hukuk, adalet’ ve slogan atın, başka bir şey yapmayın.” Nitekim taş atıldı, bir arkadaşın galiba başından yaralanmış bir arkadaş, yine karşılıklar verilmedi, hakaretler yapıldı karşılıklar verilmedi ama biz alkışlardık . Çünkü adalet istiyoruz biz yani biz bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyoruz ve bu anlayışın bizim siyaset geleneğinin ana omurgası haline getirmek istiyoruz. İnsanlar farklı düşünebilirler ama aynı masanın etrafında oturup Türkiye’nin sorunlarını tartışabilirler, oturup konuşabilmeliler. Nedir doğru? Nedir yanlış? Bunları görebilmeliler fakat ayrışan ve birbirini dinlemeyen bir toplum yapısı çıktı ortaya, üstelik kutuplaşma dediğimiz yapı. Şimdi bu referandum sürecinde büyük ölçüde kırıldı, bu yürüyüş bu kırılmanın ikinci önemli halkasıdır, umarım bundan sonra dev halkalar da gelecektir.

En son Cumhurbaşkanı’nın “bu Pelsivanya’nın yoludur, Kandil’in yoludur” açıklamaları var. bununla paralellik kurulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz yürüyüşünüzün?

K.K: Yolu çok iyi biliyor, Pensilvanya’nın yolunu çok iyi biliyor; Kandil’in yolunu da çok iyi biliyor. Valileri neredeyse hendek kazan PKK’lılar için taşeron ilan etti, valiler hendekler kazılsın diye bekliyorlardı, kimseye dokundurtmuyorlardı yani. Bunlar bizi hiç rahatsız etmez çünkü herkes şunu çok iyi bilir; bizim yolumuz adalet yoludur, onların yolu da otoriter yapı yoludur. Bizi suçlayarak, geçmişte kendi yaptıklarını bize mal ederek farklı bir yapı ortaya çıkarmak istiyorlar ama bunlar tutmaz. Herkes beni çok iyi bilir; ben samimiyim, hayatım boyunca teröre karşı çıktım, bundan sonra da karşı çıkarım. Bakın, AKP’den iki yönetici güneydoğuda öldürüldü ben bugün o iki yöneticinin ailelerini aradım, onlara baş sağlığı diledim, onarın yanında olduğumuzu söyledim, teröre karşı olduğumuzu söyledim, teröre lanet okudum ama onlar bunu yapmazlar. Bizim insani duygularımız, her şeyin önündedir. Adalet arayışı da zaten bunun çok önemli bir parçasıdır. Adil olan bir kişi ancak yüreğinde insan sevgisi taşır, otoriter birisi zalim olur; Anadolu’da “zalimlik yapan birisi erken gitsin diye yönetimden zulmün artsın” derler. Yani bizim de Erdoğan’a da söyleyeceğimiz o, zulmün artsın diyoruz yani vatandaşa ettiği zulüm yetiyor artık. Üniversite hocasını kapının önüne koydu, yüz binden fazla devlet memurunu kapının önüne koydu ve bunların yargıya erişimini de yasakladı. Bu bir insanlık hakkıdır yani bana bir suç yüklüyorsun, beni görevimden atıyorsun, ben hakkımı arayacağım; hakkımı aramamı da yasaklıyorsun. Böyle bir düzen olmaz, emin olun sıkı yönetim dönemlerinde de, askeri darbe dönemlerinde de olmadı. 20 Temmuz sivil darbesinin, askeri darbelerden temel farklılığı var. Askeri darbe dönemlerinde, sıkı yönetim mahkemelerinde dosyalar vardı, dosyalar içinde bölük pörçük de olsa bazı deliler vardı. Şimdi dosya var, dosyanın içinde hiç delil de yok. Hakim doğrudan doğruya sizi mahkum ediyor ve tutukluyor. Düşünün, Sözcü gazetesinin iki muhabiri şu anda tutuklular, hakim tutukluluğun devamına karar veriyor. Gerekçe ne? Deliller toplanmadı diye. Delil yoksa kardeşim o zaman niye tutukluyorsunuz bunu içeri? Ve bunu söyleyen hakim, bunu kendi kararına yazıyor. Dolayısıyla yargı yok, o nedenle bu adalet yürüyüşünün anlamı çok büyük ve toplumun her kesiminden bakın, AKP dahil toplumun her kesiminde sessiz de bile olsa derinden bir destek var. Bu bize yetiyor zaten.

Bu defa çok iyi bir ivme yakaladığınızı düşünüyor musunuz? Özellikle “CHP üzerindeki ölü toprağını attı” yorumları var, CHP içindeki çekişmeler azaldı çünkü kendilerini vakfedilecekleri bir hedef buldu, parti içindeki laflar durdu” bunlara katılıyor musunuz?

K.K: Doğrudur. Yani örgüt bu yürüyüşe “Genel başkan 450 kilometre yürüyorsa bizim de yürümemiz lazım” dediler. Dolayısıyla kendi içinde bir heyecan yarattı, sonra bu heyecan dalga dalga yayıldı, pek çok çevre aynı heyecanı duydu. Üniversiteden atılan hocalar, sendikalar, diğer sivil toplum örgütleri onlar da geldiler, onlarla beraber yürüdük; onlar da dediler yani “İyi ki yaptınız bunu. Biz umudumuzu tamamen yitirmiştik. Böyle bir çaresizliğe teslim olan bir toplum halindeydi Türkiye” Şimdi biz bunu aştık evet, biz bunu aşacağız, aşmak zorundayız; umudu yeşertmek zorundayız. Aslında biz kitlesel olarak da biz çoğunluğuz, demokrasiden yana olanlar, totoriter rejime karşı olanlar. Fakat öyle bir baskı var ki toplumun üzerinde, toplum bu baskıyı üzerinden atamıyordu. Bu yürüyüş, korku imparatorluğunu tokatladı diyebilirim.

Şimdi bunun devamının gelmesini bekleyecek kitleler, tabanınız ve size iyiden iyiye övmeye başlayanlar belki. Bu ilgiyi sürekli ayakta tutmak, çıtayı yükseltmek mümkün olabilecek mi?

K.K: Elbette, yeri ve zamanı ve gereği olduğu zaman yapılacak bunun. Niye gereği olduğu zaman diyorum? Eğer bir sivil itaatsizlik yapıyorsanız bir toplumsal destek almanız gerekiyor yani haklı olduğunuza geniş kitleleri ikna etmeniz lazım. Bizim bu yürüyüş biz izin almadık, yürüyoruz her ne kadar siz “Biz lütfettik, siz onun için yürüyorsunuz” Erdoğan açıklamaları olsa da bunlar bizi çok ilgilendirmiyor çünkü bir diktatör kafasında bunlar olabilir yoksa benim anayasal hakkımı sen bana nasıl sunabilirsin? Dolayısıyla biz, toplumsal desteği aldığımız sürece, çıtayı yükselteceğiz ve toplumsal desteği diri tutmaya, toplumun her kesimiyle bağlantı kurmaya, ilişki kurmaya ve bir siyasal partinin çevresinden değil; evrensel değerler üzerinden bakarak hareketi güçlendirmeye çalışacağız.

Böyle sokak eylemleri, yürüyüşler sahada görünme faaliyetleriniz artacak mı?

K.K: Artacak.

Planlıyor musunuz? Çünkü 9’unda bu iş bittiği zaman aslında belki de yeni başlıyor sayılacak pek çok kişi.

K.K: Öyle, dolayısıyla biz de yapacağız, sürdüreceğiz bunu.

Bu peki, 2019 kampanyasının başlangıcı sayılabilir mi CHP için? Sizin için?

K.K: Sayılabilir. Zaten 2019’a bir şey kalmadı, sayılabilir. 2019’da Türkiye çok ama çok farklı bir noktaya gelecek, demokrasi güçlerin dünya saygınlığı artan, insan hakları, kadın erkek eşitliği, medya özgürlüğü… Gerçekten de Batı standartlarında olan bir Türkiye konumuna gelecek; ben buna inanıyorum.

Bu sizin adaylığınızın kampanyasının başlangıcı diye değerlendirebilir miyiz?

K.K: Hayır.

Ama CHP’nin takınacağı tavrın…

K.K: Elbette biz demokrasiye inanmış, adalete inanmış güçler ayrılığı dengesini savunan; demokratik parlamenter sistemin yerleşmesini ve güçlenmesini savunan bir yapıyı inşa edeceğiz. Hatta bunu sadece CHP değil; böyle bir yapıyı inşa etmeye hazır bütün çevrelerle bütün partilerle iş birliği yaparak yürüteceğiz.

Şöyle bir şey bekliyor musunuz; mesela bu yürüyüşün sonunda adalet bakanının ya da hükümetin “gelin siz ne istiyorsunuz? Konuşalım, oturun, anlatın bize” demesini bekler misiniz?

K.K: Hayır.

Beklemiyorsunuz, böyle bir umudunuz beklentiniz yok?

K.K: Beklentimiz yok çünkü ne adalet bakanının, ne bakanların ne de başbakanın iradesi yok ki! Anayasaya göre var başbakanın anayasaya göre bakanlar da var ama hiçbirisinin iradesi yok, irade yukarıda. Hepsinin iradesi ipotek altında. Erdoğan’dan habersiz demeç vermesi bile mümkün değil, konuşmaları bile mümkün değil, imza atmaları bile mümkün değil. Biz niye ‘tek adam rejimi’ diyoruz? Bunun için diyoruz zaten. Binali Bey’in iradesi mi var? Binali Bey ne demişti? OHAL çok kısa sürecek demişti? Buyurun, OHAL kısa mı sürdü? Bir başbakanın sözü yarıda kaldı. Numan Kurtulmuş’un aynı şeyi söylemişti. Yine demişti ki Binali Bey; “Referandum da bir kahir ekseriyat olması lazım. Bunun toplum vicdanında kabul görmesi için, evetin ya da hayırın böyle çıkması lazım” ama yukarıdaki dedi ki; “Küçük bir farkla da olsa bu olacak dedi; Binali Bey yine havada kaldı. Dolayısıyla başbakan değil, bakanlar da bakan değil; bir kişi var yukarıda o karar veriyor, diğerleri uygulayıcı. Anayasal kurumlarına göre belli koltuklarda oturuyorlar.

Yürüyüşe başladığınızdan bu yana fiziksel bir değişiklik var mı sizde?

K.K: Hayır.

Kilo verdiniz mi?

K.K: Kilo var, kemerde bazı…

Yenilikler oldu mu?

K.K: Yenilikler oldu.

Memnun musunuz bundan?

K.K: Memnunum yani şikayetim yok. Bedensel olarak da bir sorunum yok çok şükür. Zaten bir şeye inanıyorsanız, kararlıysanız önünüzde hiçbir engel olmuyor; görmüyorsunuz engelleri.

Anlaşılıyor, gerçekten neşeli bir ortam var. Ben yürüyüşün son bir kaç kilometresine geldim, en zor zamanlar geride kalmıştı ama yürüyüşte olanlar gerçekten eğleniyorlardı, keyif alıyorlardı ve bir amaca hizmet etmekten ötürü çok mutlu görünüyorlardı. Önemli bir köşeyi dönmüş gibi görünüyor CHP.

K.K: Evet, gerçekten öyle.

Çok teşekkür ederim, sağ olun!

K.K: Ben teşekkür ederim!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus