Putin: Buz Adamın Yükselişi/5 Yeni liderler, yeni umutlar

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Rusya’da yakın dönemlerde gerçekleşen lider değişimi, Batı bloğu-Rusya eksenindeki ilişkilerin yumuşaması için bir umut doğurur mu sorusunu gündeme getirmişken ABD’de gerçekleşen bir diğer lider değişimi de bu umutları pekiştirmişti. 2008 yılında Beyaz Saray’ın ilk siyahi başkanı olan ve eski yönetimlerden oldukça farklı bir profil çizeceği imajını veren Barack Obama, koltuğa oturduğu ilk günlerden itibaren Rusya ile kronik gerilime bir nokta koymak arzusuna sahip olduğunu gösteriyordu. Tavizsiz bir lider görünümündeki, eski istihbaratçı Vladimir Putin’in bir dönem eskiye nazaran biraz daha kenarda yer alacak olması da Obama’nın arzusunu perçinliyordu.

Yeni Başkan Obama, nükleer silâhlara dair büyük sözler veriyordu ve dünya çapında nükleer silâhların azaltılmasına dair bir politika izlerken ABD’nin de buna öncülük etmesini sağlamak yönündeki sözleri Rusya açısından önemliydi. Zira iki ülke arasındaki en büyük güç savaşı alanlarından biri nükleer silahlanmaydı ve bu meseleye dair atılacak adımlar iki ülke arasındaki gerilimi hızla düşürebilirdi.

Öte yandan, Bush döneminden miras kalan ve iki ülkenin arasında çok ciddi bir gerilim unsuru olan bir mesele daha vardı: ABD’nin Doğu Avrupa’da inşa etmek istediği füze kalkanı. Obama yönetimi, Polonya’ya kurulması plânlanan füze kalkanı projesine dair geri adım atma yolunda bir hamle yapmamıştı. Rusya Devlet Başkanı Medvedev, selefi Putin gibi füze kalkanı meselesinde sert bir tutuma sahipti ve bu füze kalkanı projesine karşı İskender füzelerini konuşlandıracaklarını açıkladı.

Bir yandan, ABD’nin yeni yönetimi ile Rusya arasında temaslar başlamışken (ilginç bir anektod için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz) Medvedev’den böyle sert bir çıkışın gelmesi etkili olmuştu. Zira Obama yönetimi, füze kalkanı projesini erteledi. Nükleer silahsızlanmaya dair ABD ve Rusya arasında yapılmış olan anlaşma sona ermeye yakındı ve Obama ile Medvedev’in yakında görüşmesi gerekirken gerilimin yükselmemesi gerekiyordu.

Obama ve Medvedev’in görüşmesinde görüldüğü kadarıyla Medvedev de bir önceki Rusya yönetiminin füze kalkanına dair tutumuna nazaran daha yumuşak bir tavır gösterme potansiyeline sahipti. Zira ABD’nin öteden beri sunduğu İran argümanının daha gerçekçi geldiğini itiraf etmişti. Ancak Medvedev’in tutumunu yumuşatmak tek başına yeterli değildi çünkü Obama yönetiminin karşısında ikna etmesi gereken nihai isim yine Vladimir Putin’di ve bu sebeple müzakereler çetin geçecekti.

Nitekim nükleer silahsızlanma anlaşmasını yenilemek için başlayan müzakereler oldukça çetin de geçti. Rusya, ABD’nin füze kalkanı projesini durmadan onların karşısına çıkarıyor ve bunu bir ön mesele olarak sunuyordu. Bu tavır, iki taraf arasındaki müzakereleri ciddi şekilde tıkadı. Her şeyin sonuçsuz kalacağı bir noktada ise Obama, Medvedev ile doğrudan görüşerek “eğer yeni anlaşma, füze kalkanı meselesine bağlıysa bu iş bitsin” restini çekti. Bu rest, riskli bir restti fakat başarılı oldu. Rusya sonunda anlaşma imzalamaya yanaştı.

Nükleer silahsızlanma anlaşmasının yeniden imzalanması kendi başına önemli bir meseleydi ancak ABD yönetimi başta olmak üzere Batı bloğunun, “Medvedev ile çalışabiliriz” imajını edinmesi bir diğer önemli neticeydi.

Elbette Medvedev’in zaruri olarak devraldığı devlet başkanlığı, Putin’in gölgesi altındaydı ve ikili arasında, Medvedev’in görev döneminin sonunda durumun gözden geçirilip tabanın taleplerine bakılacağına dair bir anlaşma yapılmıştı. Bu da sır değildi…

Rusya’nın Ekonomik Krizi

Putin döneminin başlangıcından bu yana refah seviyesi yükselen Rusya, 2008’de büyük bir ekonomik kriz ile karşı karşıya kaldı. Putin’in ülkenin doğal kaynaklarını efektif bir şekilde kullanacak adımları atması sayesinde yükselen refah doğal olarak bu doğal kaynaklara bağımlıydı. Küresel piyasalarda petrol fiyatlarının dörtte bir fiyatına düşmesi de bu sebeple Rusya’da büyük bir ekonomik krizi aniden tetiklemişti.

Yaşanan ani krizle beraber işletmeler iflas etti, işsizlik tavan yaptı. Ülkede yükselen bir tepki dalgası vardı. St. Petersbugh yakınlarında bir bölgede ülkenin en büyük çimento fabrikasının hükümet yardımına rağmen kapanması ile beraber bu tepki dalgası büyük eylemlere dönüştü. Medvedev yönetimi meseleyi çözmeye çalışıyordu ancak Putin, ülkenin “asıl egemen lideri” olarak, çimento fabrikasının olduğu kasabaya çıkarma yaparak çözüme ulaşma yolunu tercih etti. Nitekim kasabaya yaptığı çıkarmada “liderlik gücünü” gösterdi: Medvedev’in aksine sert bir tavır sergileyerek fabrikanın patronlarıyla bir araya geldi ve onlara basının önünde çok sert bir çıkış yaptı. “Bu sorunu çözeceğiz” diyerek patronlara işçilerin lehine olacak bir taahhütnameyi zorla imzalattı. Bu hadise hem Putin’in sahada etkisi olan asıl lider olduğunu göstermesi bakımından önemliyken Medvedev ile Putin arasındaki bir fikir ayrılığını da işaret ediyordu: Ekonomiyi düzeltmek için nasıl hareket etmek gerekiyor?

Putin ekonomide belli yapısal değişiklikler öngörürken Medvedev geçmiş dönemlerde yapılan hatalara vurgu yapıyordu. Medvedev’e göre, Rus ekonomisi sadece petrol ve doğalgaza dayanmıştı ve ekonomik çeşitliliğin artması gerekiyordu. Ayrıca Rusya’nın modernizasyonuna duyulan ihtiyaca ve ileri teknoloji üretimi yapması gerektiğine inanıyordu. Tüm bunlara zemin hazırlayacak bir ortamın ise daha demokratik uygulamaların devre sokulmasıyla hazırlanacağını düşünüyordu. Putin ise sert siyasi önlemlerle gelecek bir disipline inanıyordu. Çimento fabrikası krizindeki tavrıyla da bunun işaretlerini vermişti.

Daha sonra ilginç bir dizi olay oldu ve Putin ile Medvedev arasında gerçek ayrışmaların olup olmadığı sorusu gündeme geldi. Medvedev, Devlet Başkanı olarak yaptığı 2. Ulusa Sesleniş’te hayalindeki Rusya imajından bahsederken adeta Putin’e ima yaparcasına gerçek bir demokrasiden bahsediyordu ve her şeye karar veren otoriter lider modelinden ayrılmaları gerektiğinden bahsediyordu. Bu oldukça ilgi çekici bir konuşmaydı.

Bu konuşmaya yakın tarihlerde gerçekleşen bir suikast ise Putin ile Medvedev arasındaki farkı bir kez daha gündeme getirdi. Rusya’nın en öne çıkan muhalif gazetelerinden Novaya için çalışan Nastassia Astrasheuskaya’nın fail-i meçhul bir şekilde öldürülmesinden sonra Putin, “sıradan bir cinayet” yorumunu yaparken Medvedev, Putin’in bu beyanatından bir hafta sonra oldukça şaşırtıcı bir hamle ile Novaya’nın editörünü çağırdı ve bizzat başsağlığı diledi.

Putin’in bu ayrışmaya yorumu ise “farklı kişileriz” oldu…

Ancak Medvedev’in başta olduğu Rusya’da farklı şeyler olmaya devam ediyordu. ABD’nin bölgede etkisini arttıracağı her türlü faaliyeti Afganistan’da ABD’ye geçit vermesinden bu yana bloke eden Rusya, daha önceleri hiç sıcak bakmadığı İran’a yaptırım meselesini BM Güvenlik Konseyi’nde onaylamıştı ve Rusya’nın bu onayı sayesinde bölgedeki dinamikleri derinden değiştirecek yaptırımlar devreye sokulmuştu. Rusya’yı bu onaya zorlayan şey, İran’daki nükleer tesislerin ortaya çıkarılmasıydı.

Rusya’nın İran’a yaptırımların önünü açan tavrından sonra Obama’nın “artık daha kârlı bir ittifaka sahibiz” dediği Medvedev Rusyası da yaptıkları jestin karşılığını bekliyordu. Ekonomik krizden derin bir şekilde etkilenen Rusya’nın parasal açığını kapatmak ve hayalini kurduğu ileri teknoloji üretimine dair bilgi sahibi olmak üzere ABD’de Silikon Vadisi’ne bir ziyarette bulunan Medvedev, Obama ile oldukça samimi pozlar verdiği bir seyahat geçirdi. Bunun yanısıra iki liderin kurmayları da kaynaşmakla kalmıyor, aynı zamanda iki ülke arasındaki önemli ticari anlaşmazlıklar çözülüyor ve daha da önemlisi, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmasının yolu açılıyordu.

Onlarca sıcak temasın ardından tarihi kırılmalar yaşayan Rusya-ABD ilişkisinin bir kez daha eriştiği bu seviye iki taraf için de öyle önemliydi ki Obama, tam Medvedev’in ziyareti sırasında ortaya çıkan Rus ajanı skandalı Anna Chapman olayını ziyaretin sonuna kadar soğutmaya alma talimatı vermişti…

9

Putin’in Dönüşü

Takvim 2010’u gösterirken Rusya’da 2012’de gerçekleşecek olan devlet başkanlığı seçimleri için maraton başlıyordu. Bir yandan Medvedev’in bir dönem için Putin’in “emanetçisi” olduğu kanaati mevcutken öte yandan Putin’in iki taraf arasında dönem sonunda duruma bakılacağına dair bir anlaşma olduğunun açıkça söylenmesi ve Medvedev’in, yönetimi boyunca Putin’den farklılaşan bir tarz ve politikayı savunması, 2012’de Medvedev’in koltuğu Putin’e bırakmak isteyip istemeyeceğine dair sorulara sebep oluyordu.

Anketlerde Putin öndeydi, halkın doğal lideri konumundaydı ve Putin-Medvedev ikilisi ayrışıp ayrışmadıklarına dair tüm soru işaretlerine rağmen ısrarla beraber görüntü verip birlikteliklerini sürdürdükleri imajını veriyorlardı.

Ancak bir yandan Medvedev, Kremlin bürokratlarının yüzde 43’ünü ve ülkedeki –çoğunu Putin’in bizzat atadığı- valilerin yüzde 40’ını yolsuzluk gerekçesiyle görevden almıştı.  Hatta bunun üstüne, oldukça önemli bir siyasi figür olan Moskova Belediye Başkanı Luskov da Medvedev tarafından görevden alınmıştı.

Bir yandan, Putin’in ezeli düşmanı olan eski oligark Khodorkovsky’nin davası yaklaşmaktaydı ve Medvedev bizzat adil yargılama çağrıları yapıyor ve Khodorkovsky’nin salınmasının kamu için bir tehdit teşkil etmediğini beyan ediyordu. Nitekim, belki Devlet Başkanı’nın bu açıklamalarının etkisiyle olacak, mahkeme de sonucun beklendiği günde kararı erteledi. Putin bu duruma kızmış ve hemen ertesi günü erteleme kararını açıkça topa tutan bir açıklama yapmıştı. Medvedev ise buna karşılık “yargıyı etkileyici konuşmaları doğru bulmadığını” söyledi. Ancak Khodorkovsky davası Putin’in dilediği gibi sonuçlandı ve eski oligark 7 yıl ceza aldı. Medvedev’in yorumu ise Putin’in daha önce yaptığı bir açıklamanın aynısıydı: “Farklı kişileriz.”

Yıl 2011’e geldiğinde ise önceki sene yaşanan tüm bu ayrışmalar Medvedev’in adaylığını ilân etmesine sebep olur mu sorusunu iyiden iyiye gündeme getirdi. Kaldı ki Medvedev’in son yılki çıkışları Rus liberal basınının dahi takdirini toplamıştı ve adil yargılanma, hukuk reformu gibi söylemlerle Medvedev’in farklı kesimlerin oylarını toplayıp Putin’e karşı çıkabileceği konuşulmaktaydı.

Medvedev ise tabir yerindeyse topu dolandırıyordu… Ancak bu dolandırma uzun sürmedi ve Medvedev bir nevi daha önce aralarında yaptıkları anlaşmaya da sadık kalarak anketlerde hâlâ önde duran Putin’in önüne çıkmadı ve partilerinin kongresinde Putin’in, Devlet Başkanlığına adaylığını duyurdu.

Böylece Medvedev kendisine dair duyulan beklenti kırıntılarını bir kenara bırakıp eski görevine dönüyordu.

Buz adam ise “ustalık döneminde” dünya dinamiklerini derinden sarsacağı yeni başkanlık dönemine giriş yapıyordu…

Putin: Buz Adamın Yükselişi yazı serisinin 1. bölümünü okumak için tıklayınız.

Putin: Buz Adamın Yükselişi yazı serisinin 2. bölümünü okumak için tıklayınız.

Putin: Buz Adamın Yükselişi yazı serisinin 3. bölümünü okumak için tıklayınız.

Putin: Buz Adamın Yükselişi yazı serisinin 4. bölümünü okumak için tıklayınız.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus