Avukat Ali Aktaş ile ByLock’ta çifte standart

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/339183276″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Ali Mert İnal

Merhabalar Medyascope TV izleyenleri bugünkü konuğumuz Avukat Ali Aktaş ve aslında üçüncü yayınımız olacak ByLock üzerine yaptığımız. Ali Hocam hoş geldiniz yayınımıza.
Ali Aktaş: Hoşbulduk, merhabalar. İyi yayınlar.
Sağolun. Hocam üçüncü kez konuşuyoruz. Ancak konuşacak çok şey var. Şuradan başlamak istiyorum,biz de Medyascope TV’de bunun haberini yapmıştık. En fazla mağduriyet ByLock konusunda 2014 yılı Ağustos ayı ile Ekim aylarında olduğu söyleniyor. Ve yine buna dair de çok fazla mesaj geldi. Yayını duyurduktan sonra da çok fazla Tweet atıldı. İlk olarak oradan başlayalım isterseniz. Bu 2014 eylül,ekim, ağustos aylarında ByLock kullandığı iddia edilen insanlar çok fazla itirazda bulunuyorlar ve çok fazla sayıda tutuklu var. Buradaki sorun veya itiraz sebebi tam olarak nedir?
Ali Aktaş: Bir tweet atmıştım aylar önce, AVEA cehennemine hoş geldiniz diye. Tamamen AVEA kaynaklı
bir sorun bu. Şimdi ByLock tespiti şöyle yapılıyor: Diyelim ki MİT veya ByLock tespit eden istihbarat
kurumu veya devletin güvenlik teşkilatı bunu aldı, oradaki IP’lerden operatöre soruyor. Operatörler de o
anda tahsis ettikleri IP’leri kime tahsis etmişlerse onların bilgilerini veriyor. Şimdi burada birkaç türlü
problem var. AVEA’nın bu IP bilgilerini veya işte port kayıtlarını net olarak tutamadığıyla ilgili ciddi
sıkıntılar var. Ki sayın başbakanın da, Binali Yıldırım’ın da ByLock’a kaynak yapmışlar diye açıkladı.
Süleyman Soylu’nun da problem var bazı tespitlerde dediği aylar bunlar. Yani 8-9- 10. ayları 2014 yılının.
Burada muhtemeldir ki IP çakışması var. IP çakışması diye kamuoyunda çokça ifade ettiğimiz hususlar.
Yani şu, gerçek kullanıcı haricinde gerçek kullanıcının IP’si operatörü tarafından siber birimler teşkilatına
ya da devletin güvenlik birimlerine kullanıcı olmayan birisinin IP’si olarak verilmiş durumda. Veyahut da
zaman farkı dolayısıyla… Çünkü diyelim ki AVEA’nın 800 küsür bin tane IP’si var ama 15 milyon abonesi
var. Yani gün içerisinde siz internete girdiğiniz zaman size tahsis ettiği bir IP’yi kapatır kapatmaz bir
başkasına verebiliyor. Dolayısıyla gün içinde aynı IP’yi çok sayıda insan kullanabilir. Problem, bu
tespitlerde operatöre sorulunca bu IP’leri kim kullanıyor, yani ByLock IP’sine bağlanan bu IP o saatte, o
dakikada ve o tespit dahilinde kim tarafından kullanılıyor sorusunun cevabı verildiği zaman oluşur. Yani
AVEA’ın problemi ve hala çözülememiş. Öyle zannediyorum ki ByLock’tan tutuklananların veya
tutuklanacak olanların şu anda da devam ediyor maalesef, onda biri belki de ki kamuoyunda, Twitter’da,
sosyal medyada çok görüyorsunuz hiç alakası olmayan isimler sadece ByLock’tan dolayı tutuklanıyorlar ve
hemen hemen çoğunun da ByLock tespit tarihi bu aylar. Maalesef teknik inceleme, teknik bir hata. İşin
kötü yanı siyasi irade veya bu işi yürüten yargısal irade yani yargısal kurumlar teknik hatalara
bakmıyorlar. Günahı, vebali MİT’in boynuna diyen yargı mensupları gördüm ben. Bu süreç böyle büyük
bir haksızlık üretilmek suretiyle devam ediyor.
Evet. Peki aslında orada Süleyman Soylu’nun ifadelerine değindiniz. Soylu şunu diyordu: Birinci dalgadaki ByLock operasyonunda hiçbir sıkıntı yok ama ikincisinde bazı sıkıntılar var dedi. Birincisi MİT verilerine göre yapılan operasyonlar ancak bu dediğiniz gibi operatörler ve… Ancak bir taraftan da şu var, onu da soracağım FETÖ’yle ilişkili olduğu için kapatılan Telekomünikason İletişim Bakanlığı yani TİB verilerine dayanıyor bu ve insanlar gerçekten itiraz ettiklerinde herhangi bir milletvekiline veya bir yere başvurduklarında şunu söylüyorlardı. Bize “AVEA’lı mınısız?” direkt bu soruyu soruyorlardı. Şunu
soracağım peki, sizin önerileriniz de var. Bu gruplar hakkında, ByLock’ta kurulan gruplar veya kullanıcı adı hakkında tespitleriniz de var. Yani grupları kuranlar ilk başta bu şekilde yargılanmalı diyorunuz. Onu biraz açar mısınız? Yani tespit nasıl yapılacak?
Ali Aktaş: Şimdi şöyle, ByLock içerikli gelmeye başladı dosyalar biliyorsunuz yaklaşık bir aydan beri. Şimdi,
burada önümüze geleni tutuklayan bir yargı mekanizması yerine hiç olmazsa bu yargı mekanizmasının
veyahut da bu yargı mekanizmasına maalesef gerçeği kabul edelim talimat veren veyahut da onları tayin
mekanizmalarına tabi tutmak suretiyle baskı altına aldıkları için, ByLock da en kuvvetli delilimiz denildiği
için o kararı vermeye mecbur tutan siyasi iradenin şöyle bir şey yapması lazım: Yani 110 bin, 120 bin
kişilik bir silahlı terör örgütü olmaz. Dolayısıyla öncelikle şunu kabul etmemiz lazım ByLock, Gülen
Cemaati üzerinde, Gülen Cemaati’nin iç işleyişine ilişkin bir propaganda aparatı. Eğer bu bir propaganda
aparatıysa ki içerikler bunu göseriyor geçen biliyorsunuz konuşmamızda bundan örnekler vermiştik,
dolayısıyla burada bu içeriği, bu propagandayı üreten bir kitle var. Bir de bu propagandaya maruz kalan
yani bu prpagandayı alan bir kitle var. Bunlar da elbette cemaat mensubu ama Tayyip Bey’in ibadet kısmı
dediği kesim. Şimdi, şu parantezi açalım siz işin başındayken, ibadet kısmı, ticaret kısmı, ihanet kısmı diye
başladıktan sonra ibadet kısmının ne olduğunu tam olarak tespit edemediğiniz için bütün problemler
ortaya çıkıyor. Şimdi, şunu görmüyorlar yani ByLock kullananların önemli bir kısmı aslında ibadet
kısmında. Yani FETÖ’nün örgütsel hiyerarşisinin üst katlarında ByLock görmüyoruz. Veya bu ByLock’ların
başka isimler mesela öğrenci evinde kalan çocukların üzerine alınan telefonlarda kullanıldığını görüyoruz.
Şimdi dolayısıyla mesela geçen hafta bir müvekkilim vardı eczacı bir genç, sadece ByLock verisi dolayısıyla
tutuklandı. Şimdi bu çocuğun geçmişinde hiçbir cemaat, FETÖ irtibatı hiçbir şey yok. Ailesinde,
çevresinde, sosyal yaşamı, bireysel geçmişinde cemaat, eskiden cemaat dediğimiz şimdi FETÖ yapısı
denilen yapıyla hiçbir bağlantısı yok ama tek bir delil var ByLock delili. E şimdi biz, o da ağustos 2014
tarihli. Dolayısıyla şimdi biz her önümüze geleni ByLock’çuyu içeriklerdeki geçen yayınlarda da
konuştuğumuz gibi suç olmayan bir içeriğe sahip olduğunu da konuşmuştuk. Bu içeriklere rağmen bu
insanlar tutuklanmaya devam ederse ortaya büyük bir hukuksal tramva meydana getireceğiz. O halde
şunu yapalım, hiç olmazsa şöyle yapsınlar 31.886 tane ByLock grubu var ByLock içerisinde. Bunlar sohbet
grupları. Yani diyelim ki ben bir sohbet grubunun başındayım bir hafta avukatlara, bir hafta hakimlere, bir
gün öğretmenlere, bir gün esnafa konuşuyorum ve her biriyle sohbet grubu oluşuyor ByLock üzerinden,
tıpkı Whatsapp grupları gibi. Ve onlara değişik mesajlar atıyorum. Dolayısıyla bir örnek verecek olursak
şöyle bir örnek verelim, mesela vakit namazlarında camiye gidiyorum, caminin imamı var, bir de caminin
cami derneği var, bir de camiye sürekli gelen cemaat var. Şimdi caminin imamı ve cami derneği kendi
arasında ByLock diye bir sistem icat etmişler. Ve camiye gelenlere diyorlar ki siz de sürekli beş vakit
camiye gidiyorsunuz, namaz aralarında size bir takım mesajlar göndermek istiyoruz, buna ilişkin şu
programı cep telefonunuza yükler misiniz? Eyvallah diyorlar, bunu telefonlarına yüklüyorlar ve bu
insanları yani camiye gelen normal cemaati de cami cemaatini de biz ByLock’çu e FETÖ’cü görüyoruz.
Oysa burada şunu yapmak, hiç olmazsa daha doğrusu hiç olmazsa kaygıyla durup şunu yapmak lazım
ByLock’ya grup kuran o 31 bin 886’dan fazla kişi yoktur grup kurucusu anlamında sadece bu grup
kuranların tutuklu yargılanması gibi bir ara modele geçmek lazım. Yoksa bir insanı mesela biraz önce
örnek verdiğim o eczacı genç 315 bin lira kredi kullanmış, Düzce’den İstanbul’a eczanesini taşımış 25-26
yaşında bir genç çocuk. Şimdi SGK, FETÖ’den tutuklandığı için medula sistemini kapatacak bir, kredisini
ödeyemeyecek iki, dükkan kirasını, ev kirasını ödeyemeyecek 26 yaşında bir gencin hayatı harap olacak.
Yani buna kimsenin hakkı yok. Bir darbe teşebbüsü üzerinden 13-14 ay geçmiş, tek delili ByLock olduğu halde insanları tutuklamaya devam ediyorlar. Ve hakime, savcıya gittiğiniz zaman “Avukat bey elimizden
gelen bir şey yok, böyle istiyorlar. Yani bize, biz toplantılarımızda baş savcı vekilleri bize gelip diyorlar ki
kardeşim ByLock varsa mutlaka tutuklayacaksınız. Ben tutuklama kararı vermeyecek veya tahliye edecek
bir savcı tanımıyorum veya onu alırlarsa Van’a sürerler böyle bir karar alırsa.”
Evet peki bunu söylediniz. Araya girmek istiyorum Ali Bey, bu söylediğiniz şey önemli bir şey yani tweet atmıştınız bu konuda. Savcıların üzerindeki baskı da bu durumu etkiliyor mu?
Ali Aktaş: Kesinlikle. Yani savcıların hukuku yani bunu kabul etmemiz lazım maalesef utanarak, sıkılarak
bile olsa sonuç olarak bunu kabul etmek zorunda kalıyorum. Hakimlerimiz ve savcılarımız hukuku
uygulama konusunda özgür değiller. Bu anlamda FETÖ’ye veya cemaate illegal operasyonlara, geçmişten
gelen operasyonlara karşı pekin anlamda maruz kalan insanlar bile bu ByLock meselesinde yani hakim,
savcılardan bahsediyorum böyle bir tip bile olmuş olsa karşımızda o insanlara bile hukuku uygulamak
isterler. Ama burada maalesef siyasi iradenin… Size şunu söyleyeyim bakın mesela bir basit meselede
özelliklerini söylemeyeyim, bilinmesin bir basit meselede işlem yapmadığı için aynı gün bakanlıktan
aranan savcı var. Siz savcılarımızın üzerine hakimlerimizin üzerine bu denli baskı yaparsanız henüz daha
ByLock içerikleri gelmeden ve ByLock’la ilgili ciddi bir tahlil yapmadan geçmiş dönemin HSYK başkanvekili
olarak mesela en güçlü delilimiz ByLock diye işe başlarsanız Yargıtay 16. Ceza Dairesi içerikler istenmeden
ByLock’u yüklemek dahi silahlı terör örgütü üyeliğinin delilidir derseniz hakim-savcılara gittiğimiz zaman
bize hemen kapı gibi 16. Ceza Mahkemesi’nin kararını gördünüz mü avukat bey diyorlar. Veyahut da
siyasi iradenin kendilerini işte daha önce tayin ettirilen ağır ceza reisinden veya daire başkanından
Antalya’da örnekler vererek ne denli korktuklarını, ürktüklerini Van’a, Kayseri’ye, Kars’a, Sivas’a tayin
edilebileceklerini söylüyorlar. Dolayısıyla siyasi irade burada ya bu meselede hukuku rahat bırakması,
hukukun adlileşmesine bu yönde katkı vermesi gerekiyor veyahut da şu anda yapıp ettikleri gibi baş
savcıların muhalefetiyle talimat vererek gerekirse ne yapalım relatite bu maalesef üzülerek söyüyırum,
kardeşim ByLock’ta grup kuranlar haricinde veya ByLock içerikleri örgütsel hiyerarşide yeri olduğu
tespitine imkan vermeyen isimleri tutuksuz yargılayın, serbest bırakın, göz altına aldığınız zaman ifadesini
alın serbest bırakın demesi gerekiyor. Yoksa bu yara büyüyerek devam edecek Fırat Bey.
Peki ByLock’tan mağdur olduğunu iddia eden insanlar şunları da yapıyorlar, onu da okurken soracağım size. Mesela tutuklanmış veya yargılanıyor; ona söylenen, savcılığa başvurması. Bir çok yerde aslında savcılıkta soruşturmaya yer yok kararı da çıkıyor. Veya atıyorum telefon incelemesinde bulunuyor bu insanlar ve telefonda evet ByLock yoktur kararını da çıkartıyorlar ancak bu şekilde mahkemeler devam ediyor. Bunun hukuken anlamı nedir? Bir hukukçu olarak sorayım. Yani bir yargılanan herhangi bir insan bu duruma karşı ne yapmalı?
Ali Aktaş: Bakın bir kere ByLock kesin delil değildir. Dün mesela Sakarya’da mahkeme dava devam
ederken ByLock’lu olan 5-6 kişiyi tahliye etti. Başka illerden de duyuyoruz. Şimdi ByLock kesin olarak bir
silahlı örgüt üyeliği delili değildir, ByLock’un içeriğinin örgütsel hiyerarşide o adamın bir yeri olduğunu
ispatlaması icap eder. Zaten Anayasa Mahkemesi’nin TÜRKSAT’çılarla ilgili bireysel başvuru kararında
vermiş olduğu belirtidir ByLock, içeriğine bakacaksınız, kimlerle görüşmüş ona bakacaksınız, örgüt
hiyerarşisi içindeki yerine bakacaksınız diyerek belirti diye tanımladığı bir delil altı bir durumdur ByLock.
Dolayısıyla bir kısım illerde hakim, savcı veya başsavcılıktan kaynaklanan diyelim eğilimler dolayısıyla yani mesleği yumuşak götürelim eğilimi dolayısıyla tahliyeler duyuyoruz. Ama bazı illerde ByLock’tan hiç
tahliye yapılmadığı gibi artık üzerine bu işin bir skor yarışına dönüştürüldüğünü henüz KOM şubesinde
bekleyen gözaltı ve soruşturma geçirmemiş olan ByLock listesindekilerin de yaz döneminde hızlı bir
biçimde gözaltına alınarak tutuklandığına şahit oluyoruz. Şimdi burada bu işin adlileştirilmesi, bu işte biz
nereye gidiyoruz, ne yaptık, ByLock içeriklerinden veya ByLock’tan yargılanan sanıkların şüphelilerin
sosyo-ekonomik durumları, örgüt içerisindeki yerlerine bakıp da gittiğimiz yeri şöyle yeniden bir tartalım
diyen bir anlayışa ihtiyaç var. Dolayısıyla ben, mahkemede bütün avukatlar şunu söylüyoruz, ByLock
tutuklamaya yeterli, kuvvetli şüphe oluşturacak bir delil değildir. Siz en azından 3-5 ay tutuklu kalmış bir
insanı mutlaka serbest bırakmanız lazım. Kaçma şüphesi, delilleri karartma şüphesi ancak tutuklamaya yol
açabilir. Yüzüncü maddede yer alan katalog suçlarla ilgili olmak üzere terör örgütü üyeliği mutlak suretle
tutuklanmayı gerektirecek suçlar değil. Yani hakimler veya savcılar mütalaalarında veya kararlarında
silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma geçirmiş veya dava açılmış olsa bile bir kişiyi illaki tutuklamak
veya tutuklu yargılamak mecburiyetinde değiller. Bu anlamda hukukun uygulanmasına büyük ihtiyaç var.

Peki Ali Bey asıl konumuza gelmek istiyorum yavaş yavaş. Dün biliyorsunuz Konyaspor eski başkanı istifa etti. Konyaspor eski başkanı yine gözaltına alındı, ifade verdi ve serbest bırakıldı. Ve aynı zamanda eski kaleci Ömer Çatkıç da ByLock üzerinden yine gözaltına alındı ve bağış toplantılarını organize ettiği bugün basına yansıdı. Şunu sormak istiyorum yani bir tanınan isimler de ByLock’tan alınıyor ve hatta bağış toplantılarını organize etmek gibi iddialar var. Bir tarafta dediğiniz gibi yani şöyle diyen insanlar var, kanıtlarsanız ben yatmaya hazırım diyen insanlar var. Yani bunların çoğu yoksul kesim dediğimiz hatta AK Parti tabanına çok daha yakın insanlar. Yani mahkeme sürsün eğer varsa ByLock’um yatmaya hazırım diyen çok sayıda insan var. Böyle bir tezatlık, böyle bir karşıtlık olduğunu düşünüyor musunuz? Yani tanınan isimler serbest bırakılıyor, ancak daha alt kesimler tutuklu olarak yargılanıyor. Böyle bir ayrıma katılıyor musunuz?
Ali Aktaş: Katılmamak mümkün değil ki, basından görüyoruz. Yani kayınpederinizin olması, ahbabınızın,
akrabanızın olması, güçlü bir tanıdığa sahip olmanız veya Türkiye’de popüler bir insan olmuş olmanız
mesela, sizin FETÖ soruşturmaları sürecinde kurtulmanıza yol açabiliyor. ByLock’lu olmuş olmak,
kesinlikle tutuklama nedeni olarak uygulamada kullanıldığı halde, ByLock’u olan insanların, yani işte,
akraba-i taallukati güçlü isimlerin serbest bırakılabildiğine şahit oluyoruz. Tabi bu, siz de sosyal medyada
şahit oluyorsunuz, yani bu, hukuksal anlamda eşitsizliğin toplumda ciddi bir yara kanattığına şahit, hep
beraber şahit oluyoruz. Şimdi maalesef Türkiye o noktaya, o noktaya doğru geldiği üzere FETÖ
soruşturmalarında, o meşhur bir söz vardır: Kanun bir ağa benzer; güçlü sinekler onu deler geçer,
güçsüzler o ağa takılı kalır.Maalesef o noktaya geldi. Biz şunu gözlemliyoruz, FETÖ soruşturmalarında
sanıkların çok önemli bir kısmı sosyoekonomik anlamda düşük ve alt gelir grubuna sahip veya Gülen
Cemaati’ne sempatizan, veyahut da en alt tabakasına mensup olan insanlar. Zaten bu kadronun yönetici
kadrosu yurt dışına kaçtı. Birileri böyle, Konyaspor başkanı gibi veya eski milli kaleci gibi, başka kişilerin
damadı gibi mesela, veya yakını gibi isimlerin birkaç gün yatarak, veyahut da karakoldan tahliye
edilmeleri veya sulh ceza mahkemesinden tahliye edilmiş olmaları, kamuoyunda ciddi bir yara meydana
getiriyor. Mesela Antalya’da şöyle bir olay yaşadık: Vatandaşı öğlen gözaltına alıyorlar, hemen ifadesi
alınıyor, gündüz vakti kimse görmesin diye saat beşten sonra mahkemeye getiriyorlar, sulh ceza hakimliği
aynen serbest bırakıyor o gün akşam. 12 saatte biten bir soruşturma süreci. Ama insanlar, mesela geçen hafta eczacı örnek verdiğim arkadaşımız 14 gün, 13 gün gözaltında kaldı. 14. gün sevk edildi. Sadece
ByLock’tan gözaltındaydı. Dolayısıyla bu adaletsizliği insanlar yaşıyor, bunu yaşayan insanların akrabaları
var, bu insanlar ağaç kovuğundan çıkmadılar. Herkes bu yarayı, toplum hissediyor. Dolayısıyla adalet
mekanizması topluma huzur dağıtması gerekirken maalesef huzursuzluk üretiyor. Talihsizlikler var
duygusu gittikçe artıyor.

Evet, peki burada bir çifte standart… Peki şunu sormak istiyorum, yine bu Ahmet Şan’ın gözaltına alınmasından sonra çok fazla Tweet atıldı, tepkiler geldi. İktidara yakın çevrelerden, hatta İstanbul milletvekili, AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk de itiraz ettiğini söyledi. Yine gazeteciler itiraz ettiğini söyledi. Bu durum bir şeyi değiştirir mi sizce? Yani böyle bir iktidar çevresinde de böyle bir rahatsızlık gözlemliyor musunuz?
Ali Aktaş: Bireysel anlamda böyle rahatsızlıkları sosyal medyadan görüyoruz ama, ya bunun, bu tip
şeylerin ben toplumun gazını almaya yönelik olduğunu düşünüyorum. Yani bir tweet atmak yerine, bu
işin başı yukarıda, Beştepe’de oturuyor. Yani ben Tayyip Bey’in etrafında, doğru konuşmak gerekirse
Tayyip Bey’in etrafında, "efendim bu işte şöyle şöyle yanlışlar var" diyebilen bir insan olduğunu
sanmıyorum. Herkesin evet efendimci olduğunu zannediyorum. Tayyip Bey bir konuda bir şey
söylüyorsa, ona asla hayır efendim, siz yanılıyorsunuz diyebilen bir insan olmadığı için bu FETÖ
soruşturmalarında önemli hatalar yapılıyor, parti parti geri gidiliyor. Yani şunu düşünebiliyor musunuz;
FETÖ’den gözaltına alınıp tutuklanan 24 yaşında bir kız çocuğunun 90’lı yıllarda Zaman gazetesinin vermiş
olduğu, babasının evinde bulunan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın ‘Hak Dini Kur’an Dili’ mealini siz bir
suç delili olarak dava dosyalarına girdiğini, iddianamede yer aldığını düşünebiliyor musunuz. Türkiye’de
bu hataların yapılabildiğini acaba yukarıda Beştepe’de Tayyip Bey’e ileten var mı? Yani tweet atarak,
toplumun gazını alarak, ölü yüzü pudralayarak, macunculuk yaparak; yani delik var, sızmaya başladı,
hemen macunla kapatıyorsunuz, macunculuk yaparak ve bu noktada bir şey elde edemezsiniz. Yani siyasi
irade ve bu siyasi iradenin milletvekilleri Türkiye’yi tam hakim bir şekilde yönetiyorlar mı? Yani istediğini
istediği kadrodan alıp, istedikleri kadroya tayin etmek iktidarına sahipler. Dolayısıyla da bu problemleri
halka şikayet etmek yerine kendileri çözmek zorundalar. Ve bu güce ve bu iktidara sahip oldukları halde
şikayet etmelerini ben, yani, son derece yersiz, gereksiz bir halk dalkavukluğu olarak görüyorum.

Peki, yine bugün çıkan haberlerden bir tanesi de Sözcü gazetesinin soruşturmasında bilirkişi olan Ömer Faruk Gerçek’in Zaman gazetesinin abonesi olduğu, yine FETÖ dershanesi Anafen’e gönderdiğini çocuğunu, yine parasını Bank Asya’ya yatırdığı vesaire ortaya çıktı. Yine Cumhuriyet davasında da benzer bir durum vardı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani bu görülemez bir hadise olamaz. Veya bir davanın savcısı bir davanın da bilirkişisi. Yani bunu nasıl görüyorsunuz?
Ali Aktaş: Fırat Bey, ben şunu söyleyim. Yani Antalya’da 100 milyon liradan fazla parayı Bank Asya
üzerinden cemaatin üniversitesine aktarmış bir kişi, takipsizlikle sonuçlandı durumu ve FETÖ dosyasında
kendisi sanık olarak yargılanmıyor. Ama aynı üniversitenin kapısındaki bekçi ByLock’u olduğu için tutuklu
yargılanıyor. Yakın zamanlarda tutukluydu. Şimdi Türkiye’de adaletsizliğin bu insanlara, bu insanlara
adaletin işlemediğine şahit oluyoruz. Yani, dolayısıyla, geçmişte cemaatle bağı olan, geçmişte gazete
abonesi olmuş, geçmişte çok ileri derecede cemaat mensubu olan insanların kimilerinin, iktidara bir
şekilde yanaşmak suretiyle, bir şekilde bir dayı bulmak suretiyle, bu soruşturma süreçlerinden kurtulabildiğine maalesef şahit oluyoruz. Şimdi iddianamelerde gazete abonesi olmak, hatta çok komik
bir şey söyleyim, Digitürk abonesi olup olmamanız bile iddianamelerde yer alıyor. Hatta mahkemeler
Digitürk abonesi misiniz değil misiniz, cemaatin yayın organları, bu Gülen’e yakın gazete ve dergi,
televizyonlar, bu dijital platformlardan çıkartıldıktan sonra tepki gösterdiniz mi göstermediniz mi diye
soruyorlar. Yani eğer tepki gösterip, Digitürk’ünüzü iptal ettiyseniz, tavır göstermişsiniz gibi bir hukuki
değerlendirme içerisine girmek amacıyla bunu yapıyorlar. Dolayısıyla, hani halk deyimiyle inciğini cinciğini
normal vatandaşın araştıran bir yargı mekanizması, böyle büyük görünür delilleri olan ve büyük büyük
servetler bağışlamış olan birtakım isimleri balistik süreçlerden azade tutuyorlar. Bunun Türkiye’de siyasi
iradeye, siyasi iktidara yakın olmakla ve orada bir tanıdığının olmasıyla veya bir kısım sahip olduğunuz
cemaat mülklerini siyasi iradenin sahip olduğu bir kısım vakıflara veya derneklere aktarmakla ilgisi
olduğunu düşünüyorum. Veya kontrolünü onlara vermekle ilgisi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla
burda bir anlamda oturduğu koltuk marifetiyle gücü devşirmekten farksız bir olay. Türkiye’de FETÖ
soruşturmaları üzerinde, geçmişte FETÖ yargısının ve FETÖ polisinin yapmış olduğu usulsüz ve adaletsiz
uygulamaların tam aynısına şimdi de şahit olmaktayız. Maalesef AK Parti yargısı, AK Parti yargı teşkilatı,
polis teşkilatı da geçmişte FETÖ’nün yapmış olduğu haksızlıkların bir benzerini aynen yapmaya devam
ediyor. Korkarım halk şöyle düşünüyor, yani bu ülkede ehliyet, adalet, liyakat sahibi bir yargı
mekanizması ve objektif kriterlerle yargılanacağımız, neyle karşılaşacağımızı bildiğimiz bir mekanizmaya
asla sahip olamayacağız diye bir umutsuzluk içerisinde. Korkarım bu büyüyor.

Şöyle bir tweet attınız: Bayram sonrası bir KHK’nın çıkacağı ve ByLock gerekçesiyle
ihraç edilmiş ama ByLock’u çıkmamış olanların iade edileceği haberleri var dediniz. Bu bir temenni miydi sadece, yoksa böyle mi düşünüyorsunuz?
Ali Aktaş: Şimdi bu kurumlarda, Ankara’da bazı kurumlarda kimi arkadaşlarımız var. Hani siyasetle de çok
meşgul olduğum için ben geçmişte, dostlarımız var. Onlarla konuştuklarımız var. Şöyle yapıyorlarmış
genellikle, anladığımız şu: Bir ihraç kararnamesi veya iade kararnamesi olacaksa, bunların içerisindeki
başmüfettişlikler bu çalışmaları yapıyorlarmış. Dolayısıyla onlar bir yakın vadede bir kararname çıkıp
çıkamayacağını biliyorlar. Böyle bir duyum var. Bayram sonrasında, özellikle bu son bir yıllık süreçte, hani
ilk etapta ByLock’u var diye tutuklanan insanlar oldu. Sonra ikinci, üçüncü güncellemelerde ByLock’u
olmadığı ortaya çıkarak tahliye edildiler ya, özellikle bu isimlerin ve yan delili olmayan, başkaca delili
olmayan, sadece ByLock’tan tutuklanmış veya ByLock’tan ihraç edilmiş isimlerin yapılan araştırmalar
sonucunda FETÖ bağlantısı tespit edilemeyen isimlerin yeniden iade edileceğine ilişkin bir kararname
beklentisi var. Yani bu bir duyum, bu bizim temennimiz değil. Böyle bir çalışmanın olduğu ifade ediliyor.
Bu bayramdan sonra yapılır mı yapılmaz mı, ne kadar gecikir, yani eylül ayı sonuna kadar sarkar mı, ekim
başını bulur mu bilmiyorum ama çok yakın bir vadede böyle bir kararname çıkacağı ifade ediliyor. Benim
temennim şu, arzum şu: Bu kararnameye mesela 3 4 ay sendikaya üye olmuş, Bank Asya hesabı var, veya
çocuğunu okula göndermiş, yani silahlı örgütü faaliyeti içerisinde bulunmayan ama kamuya açık okul,
sendika, Bank Asya gibi bir takım kurum ve kuruluşlara irtibatı bulunan isimlerin de dahil edilmesi
gerekiyor. Yani bu insanlardan da OHAL komisyonlarına müracaat sonuçları beklenmeden, durumu,
pozisyonu uygun olanların ve özellikle yargılama geçirmeyen insanlar var şu an ihraç edildiği halde henüz
soruşturma geçirmemiş ama ihraç edilmiş bekliyor. Dolayısıyla bu isimlerin de bu iade kararnamesinde geri alınması lazım. Ya böyle binlerce, binleri bulan, belki çok daha fazla sayıda, belki 10 bini bulan bir
iade kararnamesi çıkarsa toplumun rahatlayabileceğini düşünüyorum Fırat Bey.
Peki Ali Bey, son olarak şunu da sormak istiyorum. Yine 15 Temmuz gününe dair davalar da devam ediyor, yine Akıncı Üssü davası da devam ediyor. Bu davaların ilerleyişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani orda sanıklarda bir ağız birliği olduğu çok tartışılıyor, mahkemedeki durumlar çok tartışılıyor, çok fazla uzayacağı çok fazla dillendiriliyor. Bu davalar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ali Aktaş: Akıncı İddianamesini ben herkese sizin aracılığınızla önermek istiyorum. İnternette var, Akıncı
İddianamesinin tümünü indirip halkımızın bu davalar nereye gidiyor, acaba nasıl bir delil var dosyanın
içerisinde, bunları okumasını çok arzu ederim. Çünkü maalesef bu Gülen yapısının yurt dışına kaçmış
elemanları hala deformasyona ve algı operasyonuna devam ediyorlar. Bugün Hakan Evrim’in ifadeleri
basına yansıdı. Bunun bir Hollywood senaryosu olduğunu ve böyle bir darbe teşebbüsünün askeri
planlama içerisinde mümkün olamayacağını, bunun normalde dokümante edileceğini, kendisinin bu işin
içinde olmadığını ifade ediyor. Oysa Hakan Evrim Akıncı Üssü Komutanı biliyorsunuz. 4 bin küsür sayfadan
oluşan Akıncı İddianamesinde Hakan Evrim’in rolüyle ilgili, gerek uçakları kullanan pilotların bombalama
yapan pilotların, gerekse Akın Öztürk’ün, diğerlerinin ifadesi ve beyanları var. Orayı yöneten ve
yönlendiren kadronun ikinci üçüncü olmasına rağmen her şeyi inkar ediyor. Çok ilginç bir tablo. Aleyhine
onlarca delil, hatta hatta telsiz tapelerinde Ankara’da sürekli havada uçağının olması gerektiğini söylediği
halde mesela, bütün bunları inkar eden bir yapısı var. Birincisi, sorduğunuz ikinci soruya ilk olarak cevap
vermek isterim. Öyle zannediyorum ki, bu yargılanmakta olan darbeciler dışarıya karşı, dışardan kastım,
Türkiye kamuoyu, dış kamuoyuna karşı bu darbe teşebbüsünün bir senaryo, iktidarın ürünü olan bir
senaryo olduğunu, böyle bir algıyı ortaya koymak için müthiş yalan söylüyorlar. Bu yalanlara inanmamak
için, yani halkın bu yalanların peşinde olmaması, cemaat tabanlı bir algıyla hala aldatılmaya devam
etmemesi için Akıncı İddianamesini okumasını ben özellikle ve ısrarla talep ediyorum, tavsiye ediyorum.
Birinci sorduğunuz soru ise, tabi sanıklar çok fazla biliyorsunuz bu iddianamelerde. Dolayısıyla bu
davaların süreci açıktır. İşte Akıncı ana davası Ankara’da Sincan Cezaevinde mahkeme salonunda devam
ediyor. Daha sanıkların ifadeleri henüz daha başta. Çünkü bir sanığın ifadesi bazen 1 gün 2 gün
sürebiliyor. O süreci anlaşılıyor. Türkiye kamuoyunu özellikle Akıncı ve İstanbul’daki ana davaların belki
bir yıla yakın çok yoğun biçimde işleneceğini zannediyorum ben.

Ali Aktaş çok teşekkürler yayınımıza katıldığınız için.
Ali Aktaş: Ben teşekkür ederim. Çok sağ olun, iyi çalışmalar.
İyi günler. Medyascope TV izleyenleri, Avukat Ali Aktaş’la ByLock soruşturmalarını değerlendirdik. Bizi
izlediğiniz için teşekkür ederiz. İyi günler.

 

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus