Herkesi birleştiren referandum

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Pazartesi günü Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde referandum yapılması bekleniyor, ancak hâlâ garanti değil. Çünkü çok yoğun bir baskıya maruz kalıyor IKBY ve onun lideri Mesud Barzani. İlginç bir şekilde, şaşırtıcı değil; ama tabii ilginç yine de — yayının başlığında da verdiğimiz gibi, bölgede birbirine düşman, birbiriyle mesafeli neredeyse tüm aktörler bu referandumun olmaması için birleşmiş durumda, ortak hareket ediyorlar, ortak açıklamalar yapıyorlar. En son Irak Başbakanı İbadi’nin yaptığı açıklama var; Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi ve Türkiye’yle, Ankara’yla Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda ortak hareket edileceği vurgusu var. Suriye konusunda uzun süredir ayrı düşen Ankara ve Tahran’ın bu olaydan duyduğu rahatsızlıkta bir birleşmesi var. ABD istemediğini alenen söyledi, Rusya bugün yaptığı açıklamada aynı şekilde referandumdan rahatsız oldu; bu, çoğaltılabilir. Tabii en ilginç noktalardan bir tanesi de, Kandil’den yapılan açıklamada da referandum aleyhine şeyler söylendi. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da cezaevinden yaptığı açıklamada referanduma tam olarak karşı çıkmasa da Barzani’ye yönelik birtakım eleştiriler dile getirdi.

Erdoğan-Barzani ittifakı geride kaldı

Şimdi, baktığımız zaman, neredeyse bütün güçlerin birleştiğini ve bu referandumun yapılmasını istemediklerini görüyoruz. Tabii çok ciddi nüanslar var; kimileri ertelenmesinden dem vuruyor, yani “zamanı değil” deniyor, “zamanı değil” derken de en çok IŞİD’le mücadele öne çıkarılıyor. IŞİD’le mücadele ne zaman tamamlanacak ve tamamlandıktan sonra referandum yapılabilir mi? Bunun cevabı verilmiyor; ancak en azından özellikle büyük güçler, zamanlamanın iyi olmadığını, uygun olmadığını söylüyorlar. Ayrıca zamanlamanın dışında tabii Bağdat, Tahran ve Ankara bu fikre karşı. Bu fikir ne? Bağımsız Kürt Devleti, Irak’ta bir bağımsız Kürt Devleti. Irak’ın parçalanarak bağımsız bir Kürt Devleti’nin kurulmasına hiçbir şekilde razı olmayacakları ve hatta izin vermeyecekleri noktasında üç başkentte de bir ortak hareket etme, ortak tavır alma, benzer hareket etme durumu var en azından. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Güvenli Kurulu toplantısının Cuma günü yapılacağının ve orada her şeyin çok net bir şekilde söyleneceğini belirtti; ama ona gelene kadar kendisi de değişik vesilelerle ve değişik bakanlar, Başbakan, ülkenin önde gelen isimleri giderek dozu artan bir şekilde Barzani’yi uyarıyorlar, vazgeçmesini söylüyorlar, ateşle oynadığını söylüyorlar vs..
Şu anda görüyorsunuz: Barzani Erdoğan’la birlikte — ki birçok vesileyle bir arada olmuşlardı. Benim de izlediğim Ankara’daki AKP kongrelerine katılmışlığı vardır ve kongreye geldiği zaman Barzani’nin salonda “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganıyla karşılanmışlığı vardır; çünkü PKK’ya karşı, hem AKP tabanının belli bir kesiminde, hem de yönetimi tarafından Barzani tercih edildi. Ancak şimdi gelinen noktada Barzani’ye karşı mesafe alınmakta. Burada şu hususun altını özellikle çizmek lazım: Barzani, Irak’ta bir Kürt lider olarak bağımsız devlet fikrini asla bırakmış birisi değildi. Diyarbakır’da ya da Ankara’da Erdoğan’la beraber yan yana durduğunda da Barzani, er ya da geç bu bağımsız devleti gerçekleştirmeyi savunuyordu; en fazla, o tarihlerde bunu o kadar güçlü bir şekilde, açık bir şekilde dile getirmiyordu. Dolayısıyla Barzani’de değişen bir şey yok; ancak konjonktür değişti ve yeni konjonktürde Barzani artık devletin zamanının geldiğini düşünmeye başladı.

IŞİD Kürtlerin önünü açtı

Bu noktada bir hususa değinmek istiyorum; bir takipçim diyeyim, bugün bana yolladığı bir mesajda benim Musul’un IŞİD tarafından alındığı tarihte, yani 2014 Haziran ayında attığım bir tweet’i hatırlattı bana. Orada şöyle bir şey demişim –inanın ben unutmuştum: “IŞİD, hayalindeki hilafet devletini kurabilir mi? Belli değil, ancak bu hareketin Irak’ta bağımsız Kürdistan’ı hızlandıracağı bir gerçek.” Ve gerçekten de IŞİD’in Irak’ta çok güçlü, çok ciddi bir tehdit olarak ortaya çıkmasıyla beraber bir Kürt Devleti ihtimali de aynı şekilde arttı. IŞİD, Irak’ta Kürtlere çok ciddi bir şekilde saldırdı, Kürtlerin bazı topraklarını da işgal etti; ama daha sonra, IŞİD’in varlığı Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’nin ya da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin elini güçlendirdi. En son olarak da IŞİD’in Musul’dan, Telafer’den ve diğer yerlerden temizlenmesi operasyonunda aktif bir şekilde yer alan Kürtler, ellerini daha da güçlendirdiler. IŞİD’in işgali döneminde Kerkük ve başka birtakım tartışmalı yerlerin Kürtlerin daha fazla denetimine girmesi, kontrolü altına girmesi de hızlandı. IŞİD bir anlamda Kürt Devleti’nin kolaylaştırıcısı, hızlandırıcısı oldu.
Geçen üç yılı aşkın süreye dönüp baktığımızda, IŞİD’in bu hilafet devleti ilanının Irak’ta Kürtlerin önünü açmış olduğunu görüyoruz. Aslında Kürtlere yönelik çok ciddi bir tehditti. Bu tehdit bertaraf edildikten sonra Kürtlerin önünü açtı. Benzer bir şekilde Suriye’de de böyle oldu. Suriye’de de genel olarak muhalefet, ama özel olarak IŞİD olayına baktığımız zaman, IŞİD’in yine Kürtleri hedef aldığını ama Kürtlere diz çöktüremediği andan itibaren Kürtlerin önünü açtığını görüyoruz. Nitekim şu anda Rakka operasyonunda Kürtlerin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri, etkili bir şekilde ABD’yle işbirliği yaparak Rakka’nın büyük bir kısmını kontrolleri altına aldılar; ama Rakka Operasyonu da aynı şekilde onların Suriye’deki hâkimiyetini perçinlemelerine rol açtı. Sonuçta Irak’ta ve Suriye’de IŞİD, bir anlamda Kürtlerin stratejik önemini artırdı, Kürtlerin daha güçlü bir şekilde ayaklarını yere basmalarına zemin sağladı.

Kürtler bölgesel ve uluslararası güçlere ne derece güvenebilir?

Irak olayına dönecek olursak; Irak’ta en son Ankara –Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bunu dile getirdi– Kürtlere garantörlük önerdi. Yani nedir? “Irak anayasasıyla kendilerine tanınmış olan hakların yerine getirilmesinde Türkiye garantör ülke olabilir” dedi. Burada tabii birçok soru var: birincisi Irak anayasası haliyle Kürtlerin tabii ki imzalamış olduğu bir anayasa, ama Kürtlerin taleplerini Irak’ta tam olarak karşılıyor mu sorusu var, bir bu. Diyelim ki Irak anayasası bu haliyle, federal sistem haliyle Kürtlerin aklına yatıyor, ama Bağdat’ın bu anayasayı hayata geçirmemesinden rahatsızlar. Burada, Irak’ta Kürtler Türkiye’ye ve belki de İran’a ne derece güvenebilirler — ya da başka aktörlere? Çünkü bu tür şeyler, garantiler, birtakım taahhütler vermek, bir yerden sonra hayatın gerçekleriyle karşılaşıldığı zaman pek anlamlı olmayabiliyor. Kaldı ki şöyle bir soru var: Türkiye kendi Kürtleriyle olan meselesini çözme noktasından özellikle son birkaç yılda hayli uzaklaşmışken nasıl olacak da Irak’taki Kürtlerin haklarının garantörü olabilecek? Belki Barzani bunu açıkça dile getirmiyor; ancak bu çok ciddi bir soru olarak önümüzde duruyor.
Filmi biraz geriye sararsak, Türkiye’de çözüm sürecinin olduğu dönemlere ve Kürt sorununun pozitif, barışçıl yollarla ve kalıcı bir şekilde çözümü konusunda umutlandığımız dönemlere gidecek olursak, orada yürütülen diyaloglarda belli bir müzakere aşamasına gelinmişti ve o aşamadan sonra süreç dağıtıldı biliyorsunuz. Orada eğer Türkiye Kürt sorununun çözümü noktasında gerçekten çok ciddi adımlar atmış olsaydı, orada dile getirilen hususlar adım adım hayata geçirilmiş olabilseydi, belki bugün Türkiye Irak Kürtlerine garantörlük konusunda çok daha güven verici bir şekilde bir öneri getirebilirdi; şu anda Türkiye’nin garantörlük teklifinin çok ciddiye alınabilecek bir teklif olduğunu açıkçası düşünmüyorum.

Kürtlerin geleceği ne olacak?

Bir diğer soru şu tabii; en önemli soru, en hayati soru şu: Bu referandum bugün diyelim ki iptal edildi, referandum belirsiz bir tarihe ertelendi ya da referandum hiç yapılmadı. Kürtlerin geleceği ne olacak? Kürtler bölgede, İran’da, Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’de –tabii en önemli, en kalabalık nüfus Türkiye’de– hangi statüde olacak? Bugün Irak’ta Kürtlerin bağımsızlık girişimini, arayışını engellemek isteyen çevrelerin –ki başta yine kendileri de Kürtlere sahip olan Türkiye, İran, Bağdat ve Şam yönetimlerinin– bu soruya çok ciddi bir şekilde cevap vermesi lazım. Ne öneriyorlar Kürtlere? Nasıl bir statü öneriyorlar? Nasıl bir çerçeve sunuyorlar? Hiçbir çerçeve sunulmadan, net bir çerçeve sunulmadan ve ikna edici bir çerçeve sunulmadan, statü sunulmadan, Kürtlere varolan ulus-devlet sınırlarına riayet etmelerini dayatmanın belli bir yerden sonra pek fonksiyonu olmayacaktır. Bu anlamda Ankara’nın, Tahran’ın, Bağdat’ın ve Şam’ın çok net bir şekilde öncelikle kendi Kürt sorunlarını, ondan sonra da bölgesel anlamda Kürt sorununu nasıl çözmek istediklerini –tabii Kürtlerin razı olacağı bir şekilde– dile getirmeleri lazım. Şu anda yapılan nedir? “Böyle bir şey yapmayın, iyi olmaz, bunun sonu iyi olmaz, ateşle oynuyorsunuz, müdahale ederiz” gibi, değişik merkezlerden, Bağdat’tan, Ankara’dan ya da Tahran’dan, kısmen de Şam’dan yapılan birtakım, kimisi ikna etmeye yönelik kimisi hafif tehdit diliyle açıklamalar var. Ama bu açıklamaların hepsi Kürtlerin arayışlarının cevaplandırabilmekten hayli uzak.
Çok daha net bir soru var; soru çok açık: Kürtlerin bir devleti olacak mı? Hayır diyenlerin, Kürtlere devletsiz ama mutlu, özgür vatandaşlar olarak yaşayabilmenin formülünü sunabilmesi lazım ve bu formül artık tek tek varolan ulus-devletlerin çatısı altındaki bir formül olmaktan çıkmış durumda. Bütün bu bölgedeki, dört ülkedeki Kürtleri de kapsayacak şekilde birtakım formüllerin geliştirilmesi gerekiyor; şu anda bunun hayli uzağındayız. Dolayısıyla iki uç var, birbirine çok mesafeli iki pozisyon var: bir tarafta bağımsızlıkta ısrar eden, en azından şimdilik Irak’ta Kürtler, diğer tarafta Kürtlerin bağımsızlık fikrine tabii ki karşı çıkan, ama onun dışında onlara herhangi bir somut, elle tutulur, razı olabilecekleri bir şey önermeyen, sadece güçle onları durdurmaya çalışan merkezler var. Buradan ileriye gitmek çok mümkün değil, buradan bir kriz çıkar. Bu kriz, şu anda yaşanan sıkıntılı durum, belki pazartesi günü yapılması söz konusu olan referandumu iptale yol açabilir; bu gerginlik, güç gösterisi, belki referandumun yapılmasını engelleyemez ve referandumun sonucunun –ki “Evet” oylarının %70’in altına inmesi pek beklenmiyor gördüğüm kadarıyla– ardından bağımsız devlet ilanının geciktirilmesi, iptali, rafa kaldırılması yolunda çabalara yol açacak. Ama eğer referandum bir kere yapılırsa ve bölgede, Irak’ta Kürtlerin %70’i ve üstü bağımsızlık istediğini dile getirirse, cin ciddi bir şekilde şişeden çıkmış olacak; o zaman işler daha da karışacak.

Kürtleri kazanan güçlenir

Şu anda kritik bir noktadayız, olayı sadece gözdağıyla, tehditle çözebileceğini sananlar çok ciddi bir şekilde yanlıyorlar bence. Belki bugün bunu çözmüş gibi olacaklar, ama bölgesel anlamda Kürt sorununu çok daha derinleştirmiş olacaklar. Ve bu anlamda Kürt sorununun, yıllardır bölgede değişik yerlerde yaşanan Kürt sorununun şiddet yoluyla çözülmesinin, Kürtlerin taleplerinin şiddet yoluyla bastırılmasının mümkün olmadığını tarih çok ciddi bir şekilde bize gösterdi. Bütün bunlar çok kanlı, yıpratıcı sonuçlara yol açtı; ama sonuçta çözülemedi, Kürtlerin bulundukları ülkelerde her geçen gün daha da güçlenen hareketleri var. Bunun en net bir göstergesi tabii ki Irak’taki bölgesel Kürdistan Bölgesel Yönetimi’dir. Bunun böyle çözülemeyeceğini herhalde Ankara da, Tahran da, Bağdat da, Şam da biliyor; ama gerçekten Kürtlerin gönlüne, kalplerine ve beyinlerine hitap edebilecek bir çözüm önerisine hiçbirisi sahip olmadığı için şu anda iş kilitlenmiş durumda. Bir krizin içerisine giriyoruz, girdik aslında, bu kriz pazartesi gününe kadar daha da tırmanacak; ancak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Bölgede Kürtleri kim kazanırsa –o bir ülke olabilir, bir hareket olabilir–, bölgede o güçlenir. Kürtleri karşısına alanların bölgede güçlü bir devlet, güçlü bir hareket, güçlü bir siyasi parti olabilme imkânının olmadığını tarih bize çok net bir şekilde gösteriyor.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus