Mata Hari, bildiğiniz gibi değil…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kime sorsanız herkes bilir adını: Mata Hari, egzotik danslarıyla yaşarken de efsane olmuş dünyanın en meşhur kadın casusu… Tam yüzyıl önce 15 Ekim 1917’de Alman ajanı olduğu iddiasıyla Fransız ordusunun idam mangası tarafından kurşuna dizilerek öldürüldü. O günden bugüne hakkında yüzlerce film çekildi, yüzlerce kitap yazıldı, şiirlere, şarkılara konu oldu ama gerçek hayat hikâyesi pek az bilindi; hakkındaki uydurmalar, yakıştırmalar, mitler, yalanlar daha çok ilgi çekti. Şimdi, ölümünden yüzyıl sonra, doğduğu kentte, Hollanda’nın Leeuwerden kentinde açılan bir sergi, Margaretha “Margreet” Zelle’nin –nam-i diğer Mata Hari’nin gerçek hayat hikayesini aktarmak iddiasında. Sergiyi gezen Financial Times muhabiri Simon Kuper’ın yazdıklarına bakılırsa Mata Hari bildiğimiz gibi değil:

Margreet’in babası Adam Zelle, kökenlerine dair anlattığı hikayeler nedeniyle “Baron” lakabını almış bir hayalperest olarak niteleniyor. Leeuwerden’in merkezinde bir şapka dükkanının sahibi ve sık sık olay çıkarıp karakolluk olduğu için yerel Mason locasınca “edepsiz, başedilmez” biri olarak dışlanmış. Petrol hisseleri alım satımıyla, pek de uzun sürmeyen bir “milyonerlik” dönemi yaşıyorlar Zelleler ve 1883 yılında Margreet altı yaşındayken bugün hala duran kentteki en büyük malikaneye taşınıyorlar. Belli ki buradaki ihtişamlı yaşam tarzları Mata Hari’nin ileride anlatacağı “sarayda büyüdüm” hikayelerine ilham kaynağı olmuş. Yine bu malikanede aldığı dans ve Fransızca dersleri de onu geleceğe hazırlamış.

1888’deki sınıf arkadaşlarından Ybeltje Hoogslag yaşlılık yıllarında okul günlerinden birini şöyle nakletöiş: “Bir keresinde okula kırmızı kadife bir elbise ile gelmişti. O zaman duyulmuş şey değildi bu. Kızlardan biri ‘okula böyle bir giysiyle gelmek skandal,’ diye bağırdı. Ama o umursamadı bile ve kendinden emin solist kürsüsüne çıktı. Koronun konseri vardı ve soloyu o söyleyecekti.’

Derken Adam Zelle’nin parası tükenir ve 1889’da ailesini terk edip gider. Margaret annesi ve üç erkek kardeşiyle bir küçük apartman dairesine taşınır. İki yıl sonra da annesini tüberkülozdan kaybeder. 14 yaşındaki Margareet amcasının yanına başka bir kente taşınmak zorunda kalır.

8.-politiefoto-mata-hari

1894’te İskoç asıllı Hollandalı bir subay olan 39 yaşındaki Rudolph MacLeod, gazeteye ilan verip eş aradığını duyurur. Kendisinden 20 yaş genç olan Margreet ilana yanıt verir ve ilk buluşmada güzelliğine vurulan subayla evlenir. Oğulları Norman 1897’de dünyaya gelir; kızları Non da bir yıl sonra Doğu Hint adalarına taşındıklarında.

Margareet amatör bir oyuncu olarak ilk sahne deneyimini Doğu Hint adalarında Hollanda kraliçesini oynadığı bir oyunda yaşar. Kocasının bir sonraki görev yeri Sumatra yolunda ise çocukları hastalanır ve birkaç gün içinde, 1899 Haziran’ında oğlu Norman ölür. Karı koca arasındaki geçimsizlik şiddetlenir ve 1902’de Amsterdam’a döndüklerinde MacLeod kızları Nun’ı da yanına alıp, Margaret’i terk eder.

10 yıl bile olmadan iki aile birden kaybeden Margareet, 26 yaşında beş parasız bir dul olarak, kendi ifadesiyle “kocalarından kaçan her kadının yaptığını” yapar ve Paris’e gider. Paris’teki ilk mektuplarında birinde ise şöyle yazacaktır: “Hayata karşı savaşmaktan yoruldum. Şu ikisinden biri olsun istiyorum: Ya Non’u yanıma alıp saygın bir anne olacağım ya da burada bana sunulan harika hayatı yaşayacağım. Böyle bir hayatın iyi bitmeyeceğini biliyorum, ama bununla başa çıkabilirim.”

6.-mata-hari-op-de-renbaan

Margareet Paris’te önce ressamlara modellik yapar ama pek para kazanamaz. 1905’te “Lady MacLeod” adını kullanmaya başlar ve akabinde de Malay dilinde güneş için kullanılan “şafağın gözbebeği” anlamına gelen Mata Hari sahne ismini kullanarak bir “Java dansçısı” olarak kendini yeniden yaratır. İyi bir dansçı olmadığı halde Avrupalıların oriyantalizm merakını sezdiğinden, üstelik de erkeklerin eşlerini bile nadiren çıplak gördüğü bir dönemde sahnede soyunma cesareti gösterdiğinden kısa sürede büyük şöhrete kavuşur.

Mata Hari gazetecilere bazen Java’da bazen Hindistan’da olduğunu söylediği bir tapınakta büyüdüğünü, çıplak danslarının inancına uygun ritüellerden biri olduğunu anlatır. Erkekler gibi medyanın da ilgi odağı olsa da o hep kendinin farkındadır. Ressam bir arkadaşına, “Doğru dürüst dans edemiyorum. İnsanlar beni görmeye kamuoyu önünde soyunmaya cesaret eden ilk kişi olduğum için geliyorlar,” der; bir röportajında da, “performansımın son derece sanatsal olduğunu söylüyorlar ama bu çıplaklık görmeye gittiklerini gizleme amaçlı bir kılıf,” ifadesini kullanır.

Şatafatlı ve lüks bir hayattır yaşadığı. Sergide Galaries Lafayette’e ve Paris’in lüks iç çamaşırı mağazası Berthe Raulin’e ait çok sayıda yüksek meblağlı faturaları görmek mümkün. Ama uluslararası dans kariyeri de bu gösterişli yaşam biçimini sürdürmesine yetmez; yüksek sosyeteden erkeklerin fahişesi de olur.

1.-bulletinno1

Margaret 1. Dünya Savaşı çıktığında gösterileri için Berlin’dedir. Hollanda’ya geçer fakat hem ülkeyi sıkıcı bulur hem de kızını görmesi mümkün olmaz. Paris’e gittiğinden beri Non’u ancak bir kez 1905’te Amsterdam’da istasyonda kısa bir süre görebilmiştir. 1915 Ağustos’unda kızına, “Sevgili Nonni, seni görmeyi çok arzuluyorum. Bunun için hep çok uğraştım, ama asla olmadı,” diye mektup yazar. 40’ına yaklaşmakta olan Margreet için savaş kariyerinin sonunu getirir. Derken, Lahey’deki Alman konsolos Karl Cramer imdadına yetişir. Fransa’da casusluk yapması için 20 bin frank teklif eder. Margreet bu şansı tepmez, Cramer’in verdiği görünmez mürekkep ve H21 kod ismiyle yola düşer. Sonradan, Mayıs 1916’da İspanya yolundayken gemide mürekkepi denize döktüğünü söyleyecektir. Margreet, izleyen birkaç ay boyunca gıda sıkıntısı, ya da askerin moralinin iyi olmadığı gibi Paris dedikoduları iletmekten fazlasını yapmaz. Bu arada Fransa espiyonaj bürosundan George Ladoux’a gidip, onlar için casusluk yapmayı teklif eder. Ladoux da ona Almanya’nın veliaht prensini baştan çıkarabilirse 1 milyon frank vermeyi vaat eder. O yıllarda randevu evlerinde kadınların gecesi 60 ila 100 franka çalıştıkları düşünülürse, teklif edilen miktarın büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır. Yine de, Mata Hari’nin Fransa için de casusluk yaptığına dair herhangi bir kanıt bulunabilmiş değil. Buna karşılık 1917 Şubat’ında Elysées Palace Otelindeki odasını basan altı ajan tarafındann tutuklanarak hapse atılır. Margreet hücresinden soruşturma hakimi Pierre Bouchardon’a “krem ve pudra kutucuklarının” derhal kendisine getirilmesini isteyen öfkeli bir mektup yazar. Önce Alman kontakları olduğunu önce inkar edip sonra Kabul ederek, Margreet işleri kendisi için daha da zor bir hale getirir. Zira savcılık Almanlar için casusluk yaptığına dair kanıt bulamaz. Ama onu yine de cezalandırmakta kararlıdırlar. Hakim Bouchardon’un torununun torunu Philippe Collas, büyük büyük babasının davaya yaklaşımını şöyle anlatıyor: “Mata Hari suçluydu çünkü ahlak dışıydı. Bağımsız, başına buyruk, özgür bir kadındı, seks sembolüydü…” Savcılardan biri Margreet’in çevresinde hep askerlerin olduğunu söylediğinde, şöyle savunur kendini: “Hayatım boyunca subayları sevdim. Zengin bir bankacıdansa yoksul bir subayın metresi olmayı yeğlerim. Onlarla parayı düşünmeden seve seve yatarım.” Savcılar Fransız gemilerin Akdeniz’de Almanlar tarafından torpidolara heef olmasından Margreet’I sorumlu tutmak isterler, hatta içlerinden biri “çağın en büyük kadın casusu” olduğunu iddia eder. Oysa avukatı Eduord Clunet’e göre, “Mata Hari masum değildi belik ama ölmeyi hak edecek bir suç da işlememişti.” Yine de 1917 Haziran’ında Mata Hari ölüm cezasına çarptırılır. Doktorlarından biri söyle dediğini anlatır: “Ölüm hiçbirşey değil; hayat da öyle.. Herşey bir illüzyon.” 15 Ekim’de sabaha karşı kurşuna dizilmek üzere uyandırıldığında, göz yaşları içindeki rahibeye, “Güzel bir ölüm izleyeceksiniz,” der, kızı Non’a ve diğerlerine yzadığı mektuplar sahiplerine asla ulaşmayacaktır. Margreet Zele, nam-I diğer Mata Hari, gözlerinin bağlanmasını reddeder ve tüfeklerin önünde başı dimdik durur. Bir zamanlar bütün erkeklerin peşine düştüğü bedenine cansız düştüğünde sahip çıkan olmaz ve kadavralık olarak Pris tıp fakütesine gönderilir. Kızına iletmesi için broşunu bir Alman subaya vermiştir. Ama subay emaneti ulaştıramadan Non da 1919 yılında, anaokulu öğretmenliği yapmak üzere Hint adalarına doğru yola çıkmadan beyin kanaması geçirip ölür.

Mata Hari: Mit ve Bakire” adlı sergi, Leeuwarden Fries Müzesi’nde 2 Nisan 2018’e kadar görülebilir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus