Amerikalı gazeteci gözüyle IŞİD sonrası Rakka: Tanıklıklar, sorular, sorunlar ve belirsizlikler

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Amerikalı gazeteci ve öykü yazarı Luke Mogelson, haftalık The New Yorker dergisinin 6 Kasım 2017’de piyasada olacak sayısı için kapsamlı bir Rakka ve SDG/YPG röportajı kaleme aldı. Işın Eliçin bu röportajın geniş bir çevirisini yaptı;

Rojda Felat ile Ağustos ayında, iki kadın savaşçı ile birlikte konakladıkları Rakka yakınlarında terk edilmiş bir evde tanıştım. Dört saat ötedeki Kamışlı’da yaşayan annesinin plastik bir kapta yolladığı yemeğini yerken sohbet ettik.  Yoksul bir çiftçinin kızı olan Felat, 2011’de Suriye’de rejim karşıtı protestolar başladığında Haseke Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı okuyormuş. Şimdi 40 yaşında ve mahçup bir ifadeyle “ekonomik nedenlerden ötürü” üniversiteye geç başladığını söylüyor. Olaylar başlayınca arkadaşları ile birlikte okulu bırakıp Kamışlı’ya dönmüşler ve aslında askeri akademiye girip orduda subay olmayı düşlerken, PYD’nin (Demokratik Birlik Partisi) milis gücü YPG’ye katılmaya karar vermiş.  Bir günlük eğitimin ardından da Felat’a Kalaşnikof’unu vermişler. 

Ekran Resmi 2017-11-01 10.45.19

Felat’ın doğduğu kent olan Kamışlı, on binlerce Kürdün vatandaşlıklarının ve topraklarının ellerinden alındığı, Kürtçe eğitimin ve her tür kültürel ve siyasi toplantının yasaklı olduğu Suriye’de, öteden beri Kürt siyasi hareketinin merkezi olageldi. PYD’nin gizlice örgütlenip kurulmasıysa, 2004 yılında bir futbol maçı sırasında Arap taraftarların Kürt taraftarı taşlamasıyla patlak veren olaylar sırasında Kürtlerin Hafız Esad’ın heykelini yıkmasını, bunun üzerine güvenlik güçlerinin 30 Kürtü öldürmesini izliyor.

Kobani direnişi

2014 yılı ortasında IŞİD Rakka’yı ele geçirip başkent ilan etti, ardından Kuzey’e Kürtlerin denetimindeki topraklara yöneldi. Ekim ayına gelindiğinde Türkiye sınırındaki Kobani’ye taarruz başlattı. ABD’nin havadan bombardımanına rağmen IŞİD hızla civar yerleşimleri almaya başladığında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Kobani düştü düşecek” açıklaması yapıyor, IŞİD mensupları yaklaşan Kurban Bayramı’nda Kobani’deki camilerde namaz kılacaklarını söylüyordu.

Bölgede IŞİD’e direnenler arasında o sırada 11 kadına komuta etmekte olan Felat da bulunuyordu: “Kalaşnikof’u bile olmayanlar vardı, dönüşümlü kullanıyorlardı.” Felat, Miştenur Tepe’sinde beraber savaştığı 20 yaşındaki Arin Mirkan’ı da anıyor: “Göğsüne el bombalarını doldurup, IŞİD’in tanklarından birinin altına girdi ve kendini patlattı.”

Miştenur düştü ama Kobani düşmedi. ABD bombardımanı yoğunlaştırdı, havadan silah ve tıbbi malzeme yardımı yaptı. Iraklı Kürt peşmergeler ve bazı ılımlı Arap milisler de YPG mevzilerini güçlendirdi ve 2015’in Ocak ayı sonunda IŞİD püskürtüldü.

Felat bu cephedeki savaştan sonra, ilkin 45, ardından 300 kişilik bir güce komutan oldu. Kendisi gibi YPG’li olan erkek kardeşi Mezul’u 2013 yılında yol kenarına döşenmiş bir bombanın patlaması sonucu kaybeden Felat, YPG’den asla ayrılmamaya ve evlenip çocuk sahibi olmamaya karar vermiş; “Mezul’un kanı üstüne yemin ettim” diyor.

Kobani savaşında 2 bin IŞİD ve YPG savaşçısı öldü. Bugün hasar görmüş binaların üzerinde ölen Kürt savaşçıların adlarının yazılı olduğu plakalar asılı. Ölenlerin çoğu kadın. Şehitler Komisyonu adlı kurumun binasında ise savaşırken ölen Kürtlerin portrelerinin kronolojik sırayla asıldığı bir sergi var. Birçok çerçevede resim yok çünkü henüz fotoğrafları bulunup yerleştirilememiş. Burada ABD’nin 1997’de terör örgütleri listesine aldığı PKK adına savaşmış Suriyeli Kürtlerin de resimleri asılı.

Ekran Resmi 2017-11-01 11.06.15   

Washington ve Ankara’nın YPG’ye bakışları

ABD için YPG, IŞİD karşıtı koalisyonun cephedeki en güçlü unsuru. Türkiye içinse YPG ile PKK arasında fark yok. Bu yılki Aspen Güvenlik Forumu’nda Amerikan Özel Kuvvetler komutanı General Raymond Thomas, 2015 sonunda YPG liderlerine eğer doğru dürüst Amerikan desteği almak istiyorlarsa “marka”larını değiştirmeleri gerektiğini söylediğini anlattı ve ekledi: “Ertesi gün Suriye Demokratik Güçleri adını aldılar.” Demokrasi kavramını isme entegre etmek zekice bir çıkıştı. ABD uçakları derhal silah yardımı yaptı ve Obama da eğitim ve danışmanlık için Özel Birliklerini yanlarına gönderdi.

Trump yönetimi de el artırdı: Mayıs ayında SDG içindeki Suriyeli Kürtlerin doğrudan silahlandırılacağı bir plana onay verip yüzlerce Amerikan askerini bölgeye konuşlandırdı. İşte tam bu sıralarda Türk jetleri Rojava’yı bombaladı. Bunun üzerine Türkiye sınırında devriye gezen YPG üyelerine Amerikan askerleri de katıldı. Erdoğan teröristlerin yanıbaşında Amerikan bayraklarını görmekten büyük üzüntü duyduğunu söyledi.

Ancak IŞİD’i Rakka’dan temizleyecek yegane güç SDG idi. ABD Türkiye’nin itirazlarını görmezden gelmekle kalmadı, Kürtlerin elini diplomatik açıdan da güçlendirdi. Thomas’a bakılırsa, SDG’nin ülkenin geleceğini belirleyecek görüşmelere katılmaları için ABDli diplomatlar epey baskı yaptılar. 

Bu yaz Batı Rakka’da 30 yaşındaki YPG’li komutan Ali Şer’le de sohbet ettim. Savaştan önce Kobani’deki pazarda giysi satıyormuş. YPG’ye IŞİD’in Kobani’ye saldırısı sırasında katılmış. Rojda Felat’la aynı yemini etmiş o da: “YPG’den başka bir şeyim yok. Karım, çocuklarım yok. Arabam bile yok.”

Şer’e neden Rakka’da olduğunu sorduğumda, “Bizim sadece Rojava için savaştığımızı sanmayın. Biz asker değiliz, devrimciyiz” diye yanıt verdi. Biz konuşurken içeri iki kadın geldi. İçlerinden biri PKK’lıydı, diğeri ise Şer’in Kobani’deki ilk komutanı. Çiçek23 kod adlı kadın komutan da YPG’ye adamıştı kendini: “Baskıya ve adaletsizliğe karşı mücadele ederken kendi küçük ailenizden daha fazlası için, büyük aileniz için, toplum için savaşıyorsunuz.” 

Rakka’daki yıkımın izleri

Rakka’da komutanların çoğu Kürt, altındaki askerlerin çoğu ise Arap. 20 Arap savaşçıyla beraber güneyden kente girdik. Karşılaştığımız yıkım çok büyüktü.  Çoğu Tabka’dan gelme bir grup savaşçının yanına gittim. SDG’ye Mayıs’ta, Tabka IŞİD’den kurtarıldıktan sonra katılmışlardı. ABD askerlerinin verdiği 17 günlük eğitimden sonra da cepheye sürülmüşlerdi. İçlerinden biri, Joreş Akul en fazla 14 yaşında gösteriyordu. Ama yaşını sorduğumda 17 dedi. Akul kendisi hariç ailesinin tüm fertlerinin Türkiye’ye kaçtığını anlattı. “Annem gelmemi söylüyor. Gidersem bana eş bulacakmış,” dediğinde diğer SDG’liler kahkahayı bastı.

Arap savaşçıların birçoğunda Öcalan rozetleri vardı. Görüşleri hakkında ne düşündüklerini sorduklarımda ise omuz silktiler. Ama Kürtlerin sosyal devrim düşlerini umursamasalar da SDG’den ayrılmayı düşünmüyorlardı. Eskiden rejim güçlerine karşı savaşmışlardı, şimdi ise içlerinden birinin ifade ettiği gibi, dünyanın neresinde olursa olsun  IŞİD’le savaşacaklarını söylüyorlardı; “Amerika’ya bile giderim peşlerinden. Takba’ya geldiklerinde hepimizi hapse atıp dini eğitime tabi tuttular.”

Ekran Resmi 2017-11-01 11.27.13

Rakka’da ölen SDG savaşçılarının çoğu Arap. Çoğu IŞİD’in döşediği patlayıcılar yüzünden öldü. Ben kentteyken direnen çok az IŞİD’çi kalmıştı. Asıl sorun IŞİD’in döşediği mayınların bulunup imha edilmesiydi. Musul’u kurtarırken Irak ordusu Amerikan tanklarından, mayınlara dayanıklı zırhlı araçlardan yararlanmıştı. Fakat Türkiye’nin itirazları nedeniyle ABD SDG’ye sınırlı malzeme verdi. Ali Şer ve 250 adamı tek bir Humvee’yi paylaşmak zorundaydı örneğin.

Bir başka gün, Rakka’nın doğusunda, kurşunlardan delik deşik olmuş bir buldozerle mayın temizleyen 57 yaşındaki Hasekeli Rojda Felat ile tanıştım. SDG’ye katılmadan önce inşaatlarda çalışıyormuş. Kentte her bir binaya girmeden önce, döşenmiş olması olası mayınları patlatmak amacıyla, içeriye en az bir adet el bombası atılıyordu. Bu önlem ise, hava bombardımanından sonra ayakta kalan ne varsa ya hasar görmeleri ya da hepten yıkılmaları anlamına geliyor.

Dört gün sonra bir evde üç mayın imha uzmanı ile karşılaştım. Aslında formel eğitim almamışlardı; bu işe gönüllü olmak dışında görevi yapabilir olduklarına dair bir emare de yoktu. Uzun ip bağladıkları bir kancayı patlayıcı düzeneğine yerleştiriyor ve yanından uzaklaştıktan sonra da çekip patlatıyorlardı. Diğer tek aletleri ise boya fırçasına seloteyple bağladıkları bir ayna idi.

Bir başka odada, kendisini “Vietnam Kobani” diye tanıtan, Hayri Helal isimli 21 yaşındaki Kürt gençle karşılaştım. Savaştan önce Halep’te berber dükkanında çalışıyormuş; YPG milisleri kente gelince aralarına katılmış. “Halep rejim güçleri ile isyancı gruplar arasında ikiye bölündüğünde taraf olmadık, sadece kendi mahallemizi koruduk” diyordu. Fakat ben 2013 yılında Halep’te bir ay kaldığım sırada Kürtler bana pek tarafsızmış gibi görünmemişti. Esad’ın istihbaratçıları da Kürtlerin mahallerinde serbestçe dolaşabildiklerini söylüyorlardı. Aynı yıl Nisan ayında YPG Halep’te muhaliflerle ittifak kurduğunu açıkladı. Geçen Aralık’ta ise Kürtler Esad’ın güçlerinin şehri geri almasına yardım etti.

Arap-Kürt ittifakının geleceği

Araplarla Kürtlerin askeri ittifakı IŞİD Suriye’den tamamen çıkarıldıktan sonra sürecek mi net değil. Kürtler Rakka’da Araplarla bağları güçlendirmeye çalışıyor. Geçen Nisan’da Rojava modelini temel alan, Amerikalıların da desteklediği şehir sakinlerinden oluşma bir meclis kuruldu. Rakka’nın kuzeyindeki geçici ofislerini ziyaret ettiğimde, kapısının önünde onlarca kişinin bekleştiği Kobanili Kürt avukat Ömer Alluş’la tanıştım. Odasında Farris Horan adlı Arap bir şeyh ile bir SDG subayı vardı. Meclis üyesi olan Şeyh Arap aşiretlerle ilişkilerden sorumluydu.  SDG milislerinden biri yanlışlıkla bir Arap sivili vurmuştu ve Horan tazminat pazarlığı için Alluş’la görüşüyordu. Sorun çözülüp Horan ve SDG subayı odadan çıktıktan sonra Alluş, “Araplar ideolojimize katılmasalar da bizde bir gelecek görüyorlar, o yüzden meclise girdiler” diye açıkladı.

“Biz”den kastı demokratik özerklik uygulamasını Rojava’nın dışına da yaymayı hedefleyen kendi kurduğu SDG’nin siyasi kanadıydı. “Suriye için yeni bir anayasa yapılması gerektiğine inanıyoruz. IŞİD’den kurtarılan her yerleşimden federasyona katılmaları istenecek. Belki bazı bölgeler özerk olur. Merkezî olmayan, federal bir sistem. Kararı halk verecek. Oylarını ne yönde kuracaklarını bekleyip görmek gerekecek.”

2015 yılı sonunda Uluslararası Af Örgütü YPG’yi Arapları zorla yerinden etmekle suçlamıştı. Örgütün raporuna göre, “IŞİD’den kurtarılan bölgelerde IŞİD’e destek verdiği düşünülen küçük sivil gruplara karşı sistematik toplu cezalandırma” uygulanmıştı. Daha yakın döneme ait iddiaları araştıran bir BM komisyonu ise YPG ya da SDG’nin Arapları hedef aldığına dair kanıt bulamadığını duyurdu.

Rojava’da 18-30 yaş erkeklerin hepsi 10 ay süreyle bir tür zorunlu askerlik eğitimine tâbi tutuluyor. Kobani yakınlarındaki böyle bir eğitim kampında Kürt eğitmenler beni hiç yalnız bırakmadı ve Arap erlerle konuşmakta zorlandım. Nihayet Malik Muhammed adlı bir genci yalnız yakalandığımda aldıkları eğitim hakkında ne düşündüğünü sordum. “Faydalı” dedi. Sesi ikna edici değildi. Biraz daha detaylı konuşmasını istediğimde, çevremizde dolaşan Kürt erlere tedirginlikle bakarak, “özgür toplumun önemini anlatıyorlar. Ama özgür olsaydık bu eğitimi almamak bir seçenek olurdu” dedi. 

Bu zorunlu askerlik politikasını yanlış bulan Kürtler de var. Ama PYD’nin muhalefete sıcak baktığı söylenemez. Rojava’daki güçlerini konsolide ederken muhalif Kürtleri keyfi şekilde hapse atıyorlar. Öldürülenler, kaybolanlar da var. 2013’te YPG Esad karşıtı aktivistlerin gözaltına alınmasını protesto eden üç Kürdü vurup öldürmüştü. PKK’dan hoşlanmayan Kürt siyasi grupların lideri sürgüne mecbur kaldı. Mart ayında ise muhalif grupların ofisleri kapatıldı.

ABD-YPG ittifakının geleceği

Suriye İç Savaş’ı pek çok tuhaf ittifak üretti. Fakat belki de içlerinde en ilginci, “kapitalist moderniteyi” yok etme peşindeki Öcalan’ın “devrim”inin son kazanımlarının ABD’nin hamiliği altında gerçekleşmiş olması. Rojava’da Donald Trump’tan “Bâvê şoreş/Devrimin babası” diye bahseden çok kişi var. Kobani’de de duvarına resmini de astıkları Trump isimli bir kebapçıya gitmiştim. Hatta kızına Amerika ismini veren bir YPG’li ile bile tanıştım.

Rakka operasyonu sırasında ABD Özel Güçleri de şehre girdiler ama gazetecilerden kaçındılar. Hepimizin yanına Amerikan askerlerinin bulunduğu ön cepheye ya da diğer bölgelere gitmemizi engelleyen birer mihmandar verilmişti. Nihayet Amerikan askerlerinin kurduğu bir sahra hastanesine girdiğimde ise, sert tepkiyle karşılaşıp geri gönderildim. Gerekçe güvenlikti ama medya erişimini engelleyerek bu kampanyanın tartışmalı bir şekilde yürütülüp yürütülmediğini kamu adına denetleme imkanını da elimizden aldılar. Airwars adlı bir sivil toplum örgütüne göre Rakka saldırısında en az 250’si çocuk 1300’den fazla sivil öldürüldü. Ağustos ayında BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad El Hüseyin “sivillerin kabul edilemez bir bedel” ödediğini söylemişti.

Rakka’da sivillerin öldürülüp altyapının tümüyle imha edilmesinin orta ve uzun vadeli sonuçlarını düşünürseniz, kent sakinlerinin kurtarıcılarına minnet duymayabileceklerini hatta öfke biriktirebileceklerini de hesaba katmanız gerekir. Ama konuştuğum herkes IŞİD’in zulmünden öylesine çok acı çekip korkmuştu ki, gelen gideni pek aratacak gibi durmuyordu. Rakkalı bir kasap olan Ahmed Almo’nun kardeşi koalisyon uçaklarının bombardımanında ölsmüştü. Ama o yine de YPG’ye katılmayı seçmiş. “IŞİD’den çok çektim” diye anlatmaya başladı. Oğlunun ölümünden de IŞİD’i sorumlu tutuyordu: “Hastalandı. Doktor mide kanseri olduğunu söyledi. Ama Rakka’da ilaç yok ve bir hastane bulmamıza izin vermediler. Eve getirmek zorunda kaldım. Öldü.”

Karama’da da Farris Horan, kuzeninin oğlu doğduğunda düzenlediği kutlamanın IŞİD toplantısı sanılarak koalisyon uçaklarına hedef olduğunu anlatmıştı. Kuzeni ve bebeği dahil evdeki 11 kişi ölmüş. Horan kuzeninin kocasının ise SDG’nin koalisyon güçlerine koordinat veren ekibine üye olduğunu söylemişti. Şaşkınlığımı gizleyemediğimde, “insanlar IŞİD’den kurtulmak için herşeye razı” diye açıklamıştı durumu.

Hem IŞİD, hem Rusya hem de rejim daha korkunç suçlar işlediği için, ABD’nin işlediği suçlara razı olma halleri Suriyelilerin ne kadar trajik bir tolerans geliştirdiklerinin göstergesi. Amerikalıların Suriye’ye ilgilerini yitirmesi olasılığı da onları endişelendiriyor. Bir keresinde Kobani’de biri yanıma gelip google çevirisiyle cep telefonundan “Amerikalıları çok seviyoruz, umarım bizden vazgeçmezsiniz,” cümlesini göstermişti. Tanıştığım SDG milislerinden de sıklıkla benzer ifadeler duydum.

PYD ile Esad ilişkilerinin geleceği

Ekim ortasında Rakka’da kalan IŞİD hücrelerinin kentten ayrılmasına izin verildi. Ömer Alluş’a göre 275 IŞİD’li “affedilmeleri karşılığında aşiretlerine dönüp silah bıraktılar.”

Şimdi SDG ve rejim birlikleri IŞİD’in son kalesi Deyr EzZor’u ele geçirmek için yarışıyor. SDG büyük bir petrol sahasını geri aldı. Rusya’nın havadan desteklediği Esad rejimi ise, bölgenin başkentini almaya çalışıyor. ABD ile Rusya arasında doğrudan bir telefon hattı ile koordinasyon sağlanıyor. Yine de koalisyon, Rus uçaklarının SDG pozisyonlarını hedef aldığını duyurmuştu.

PYD ABD liderliğindeki koalisyona kucak açıp rejim karşıtı milislerle ittifak etmekle birlikte, Esad’la da bir mutabakata varmaya çalıştı. Suriye’nin kuzeyindeki sahalardan elde edilen ham petrol, tanker konvoylarıyla rejimin kontrolündeki Halep’e ve Şam’a gönderiliyor. Halep’teki Kürt bölgesinin de yarı özerkliği var. Rojava’da ise Suriye ordusu çekilse de devlet binalarını hâlâ rejimin askerleri koruyor.

Rojava’nın dışında Beşşar Esad’ın askeri pozisyonu son 9 yılda görülmediği kadar iyi ve  Rojava’nın özerk kantonlarını “geçici oluşumlar” olarak nitelendiriyor. ABD’nin Suriye eski özel temsilcisine göre, “Esad kazanacak” ve bu sonuç da “ABD’nin ayrı bir Kürt bölgesini destekleme hayallerinin suya düşmesi” demek. Ona göre “Suriye rejimi ile Kürt güçler eninde sonunda karşı karşıya gelecek”, fakat bu durumda ABD’nin “eski müttefiklerini desteklemesi büyük hata olur.”

19 Ekim’de Rakka’nın IŞİD’den kurtarıldığı duyuruldu. Koalisyon güçlerinin hava saldırıları ardından yaşanması imkansız bir çorak kent Rakka şimdi. Ömer Alluş, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın altyapı için mali yardım vaatlerinin henüz sözde kaldığını söylüyor. Yine de daha önce IŞİD’in infazlar için kullandığı kent meydanında kutlama yapmak için sebep çok. Meydanı dolduran yüzlerce kadın savaşçıya hitap eden YPJ’nin komutanı Nesrin Abdullah “Kadınlar kendilerini erkek rejimin siyasi, sosyal, kültürel ve askeri istismarından kurtardılar” diye sesleniyor: “Rakka’nın kurtuluşunu dünya kadınlarına adıyoruz!”

Diğer herşey bir yana Kürtlerin devriminin kadın haklarına bağlılığı tartışma götürmez. YPG’deki kadınların çoğu için devrim, Ortadoğu’da eşi görülmemiş bir feminist uyanış demek. Konuştuğum 22 yaşındaki Şilan adlı kadın milisin vurguladığı gibi, IŞİD’in kadın düşmanı olduğu şüphe götürmez ama Kürt toplumu da cinsiyetçi: “Aileniz size bazı giysileri giyemeyeceğinizi söyler. Sokağa çıksanız yanınızda kocanızın olmaması sorun olur. Özgür değilsinizdir. Kimse sizin fikirlerinizi dinlemez. Ama burada fikrinizi paylaşma hakkınız var. Cephenin önüne gönderiliyorsunuz. Kendinize yer edinmeniz mümkün.”

Şilan’a yeniden sivil hayata dönmeyi isteyip istemediğini soruyorum. Hiç tereddütsüz yanıt veriyor: “Hayır, asla dönmeyeceğim!”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus