İbrahim Uslu ile 2019’a doğru seçmen tercihlerini etkileyen faktörler üzerine söyleşi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İbrahim Uslu söyleşisinin tam metni:

Yayına hazırlayan: Sahra Atila

2019’a doğru seçmen tercihlerini neler etkiler? Bu sorunun yanıtları için Medyascope TV özel yayınındayız. Bu sorunun yanıtı için başvurduğumuz isim ise Anar Araştırma Genel Müdürü İbrahim Uslu. İbrahim Bey merhaba.

 İbrahim Uslu: Merhaba, kolay gelsin.

Efendim hemen bu soruyu biraz genişleterek sormak istiyorum. Malum 2019’da Türkiye ilk başkanını, tırnak içinde Cumhurbaşkanını ama geniş yetkilerle donatılmış bir Cumhurbaşkanını seçecek ve aynı anda parlamento seçimleri yapılacak bundan öncesinde Mart ayında ise bir yerel seçim var amiyane tabirle bir seçim sathı mahalline girmiş durumdayız, partilerin refleksleri bize bunu ifade ediyor. Öncelikle şunu sormak istiyorum ama öte yandan da ekonomik göstergeler iyiye gitmiyor, Batı dünyasıyla özellikle ABD ile sıkıntılı süreç bizi bekliyor -Reza Zarrab davası- Öncelikle ben şu soruyla başlayayım; Reza Zarrab davası seçmen nezdinde nasıl bir algı oluşturuyor ve oluşturur sizce?

Uslu: Seçmen şu an gözlemededir. Şimdi bu davayla ilgili iddialar 17 Aralık sürecinde de benzer iddialar gündeme geldiği için ve seçmen o dönemde bunları reddettiği ve parti tercihlerine yansıtmadığı için ben orada ortaya atılacak iddiaların tek başına bir seçmen davranışlarını çok fazla etkileme potansiyeline sahip olduğunu düşünmüyorum. Ama bu davanın ekonomik boyutları olacak mutlaka. Ne gibi; bankalara müeyyide uygulanabilir, orada yaşanacak kriz yüzünden Türkiye dolar, faiz vesaire gibi uluslararası piyasalardan alınan borçlardan faiz oranının yükselmesi gibi başka ekonomik tehlikelerle karşılaşabilir ve ekonomik tehlikeler Türkiye’de vatandaşı olumsuz etkileyebilir. Davanın iddiaları yüzünden seçmen davranışını etkileme potansiyeli düşük, ama neden

olacağı ekonomik zincirleme reaksiyonu nedeniyle seçmen davranışlarını etkileme potansiyeli yüksek olduğunu ben düşünüyorum.

Peki şu an çok kaba bir tarifle yüzde 40-45 değişen oranda Adalet ve Kalkınma Partisine gönül vermiş, konsolide bir seçmenden söz edebiliriz. Bu ekonomik sıkıntılar bu seçmen üzerinde bir sadakatsizlik yaratır mı sizce?

Uslu: Yaratma potansiyeli çok yüksek hatta bazen bir ekonomik sıkıntı olmasına bile gerek yok. Şimdi Ak Parti bugüne kadar iki kere oy kaybetti; bunlardan birincisi 2009 yerel seçimleriydi. 2007 yılında yüzde 47 almıştı Ak Parti. İki yıl sonra kapatma davasını atlatmışken –ki o seçmenini bilinçlendirme yapmıştır- artı “one minute” olayı gerçekleşmişken yerel seçimlere girdi ama o esnada dünyada başlayan, 2008 yılında Amerika’da başlayan küresel kriz vardı, morgage krizi. Ve Ak Parti Türkiye üstüne üstlük direk etkilenmedi daha dolaylı yoldan etkilenmişti o krizden. Dokuz puan kaybetti yaklaşık. Dolayısıyla bu seçmen kitlesi ekonomik denklem biraz bozulduğunda Ak Parti’den kopmaya hazır sekiz, dokuz puanlık bir seçmen kitlesi olduğunu biliyoruz. Benzeri 7 Haziran seçimlerinde yaşandı. 7 Haziran seçimlerinde üstüne üstlik bir ekonomik krizde yoktu ama parti içinde başlayan tartışmalar vardı o dönemde hatırlayacaksınız ve o parti içinde ki tartışmalardan rahatsız olup 10 puan civarında ki seçmen Ak Partiyi terk edebildi. Yani ekonomik gerekçe veya kendisini rahatsız eden herhangi bir gerekçe ile partiden kopabilen bir seçmen kitlesi var bu 8-10 puan aralığında. Benim sadakatsiz seçmen kitlesi dediğim kitle bu kitle.

Peki şöyle bir soru sorsam; Adalet ve Kalkınma Partisi belli ki olası kayıpları önlemek için örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan Metal Yorgunluğundan bahsetti ve bazı tasarruflarda bulunuldu Belediye Başkanları istifaya zorlamak gibi. Bu AKP’nin oyunu arttırmasında, metal yorgunluğunu gidermesinde etkili olur mu, olmuş mudur?

 Ben olacağını düşünmüyorum ben bunu defalarca anlattım. Çünkü bahsettiğim sadakatsiz kitlenin bunlarla ilgilendiği yok. Onların baktıkları ve parti tercihlerini şekillendirdikleri, parametreler, faktörler başka şeyler. O yüzden Belediye başkanı başarısız olduğunda görevden alındı Ak Parti’ye oy vereyim diye düşünmez. Onlar ekonomik göstergelere bakacaktırlar, OHAL ile ilgili gelişmelere bakacaklardır, uluslararası ilişkilere ve alanında ki gelişmelere bakacaklardır. Bu tür faktörler üzerinden ya da temel hak ve özgürlükler , demokrasi alanında ki gelişmeler e bakacaklardır. Ama bu faktörler dışındaki parti içi kurumsal mekanizmadaki değişikliklerin bu seçmenin oy tercihleri üzerinde etkisi olacağını düşünmüyorum. Terse doğru, yani sadık seçmenlerde aslında bununla ilgilenmiyor. Sadık seçmenler Ankara’ya bakıyor, genel seçime bakıyor, Sayın Erdoğan’a oy veriyorlar. Sadakatsiz seçmenler de diğer faktörlere bakıyorlar. Yani bu yerel yönetimler ya da teşkilatlardaki dönüşüm ile ilgilenenler arasında Ak Parti içerisinde parti profesyonelleri dışında hiç kimse yok.

 Peki sadakatsiz diye tarif ettiğiniz seçmenin nasıl bir sosyolojik profili vardır. Nerelerde yaşar, nasıl tercihlerde bulunur? Böyle bir tanımlamanız var mı efendim?

 Uslu: Var, var. Zaten referandumda çok aleni bir biçimde ortaya çıktı. Büyük şehirlerde yaşıyorlar, 40 yaş altında bir profile sahipler, büyük çoğunluğu iyi eğitimli, profesyonel işlerde çalışıyorlar, gelir düzeyleri ortalamanın üstünde. Dolayısıyla bu kitle kurumsal mekanizmalarla, örgütlerle, belediyelerle hiç ilgilenmiyor. Onların baktıkları biraz önce saydığım faktörler. Başarı ya da performansa göre destekliyor ya da desteklemiyor.

 Peki bu seçmen yüzde kaça kadara karşılık gelir? Buna dair bir ölçümlemeniz veya tahmininiz var mı efendim?

Uslu: Ak Parti içerisinde 10 puana kadar böyle bir kitlenin varlığını biliyoruz. Daha önce kendini gösterdi zaten sadece araştırma ile değil. 2009 seçimlerinde ve 7 Haziran seçimlerinde bu kitlenin nasıl parti politikalarından bağımsız hareket ettiğini ve Ak Parti’den kolayca vazgeçebildiğini gördük. 10 puan civarında Ak Parti içerisinde var. Diğer partilerde çeşitli oranlarda var. Türkiye’de toplam seçmenlerin yüzde 20’si sadakatsiz seçmen gruplarından oluşuyor ama bunlar süreç içerisinde sürekli artıyorlar. Çünkü Türkiye’de şehirleşme artıyor, gelir düzeyi artıyor, eğitim düzeyi artıyor. Bu gelir düzeyi, şehirleşme ve eğitim yükseldikçe sadakatsiz oranı da düzeyi de artacak.

Aslında her yıl 1 milyon yeni seçmen ekleniyor. Dolayısıyla gençler oy veriyor, reşit yaşa geliyorlar. Burada merak edilen konu, bu konuda bir araştırmanız var mı? Yeni seçmenden hangi siyasal anlayış daha çok besleniyor? Mesela AKP mi besleniyor, CHP mi? Ne dersiniz bu konuya?

 Uslu: Bu yeni seçmenlerin, genç seçmenlerin büyük oranı yine Ak Partiye gidiyor. Fakat orada şu detayı hatırlatmak lazım Ak Parti’nin son seçiminde Türkiye ortalaması yüzde 50 iken bu gruptan aldığı oy oranı yüzde 40. Yani Türkiye ortalamasının 10 puan altında bu gruba ulaşabiliyor. CHP’de de bu tablo söz konusu. CHP bu gruptan daha az oy alabiliyor. Bu gençler ya apolitik davranıyor sandığa gitmiyorlar ya da MHP ve ya HDP’ ye yönelebiliyorlar ya da parlamento dışında kalan diğer partilere. Ama bu kitlenin büyük çoğunluğu Ak Parti’ye gidiyor. Sorun ne? Ak Parti Türkiye genelinde yüzde 50 alırken burada yüzde 40 -1 Kasımı kastederek söylüyorum- alıyor.

 2019’da Erdoğan’ın başkanlık, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna tekrar oturması için ne tür hamleler bekleyebiliriz Ak Parti’den?

Uslu: Yani benim gördüğüm bu seçmen kitlesinin rahatsız olduğu, şikayetçi olduğu bazı unsurlar var. Bir, ekonomideki istikrasızlık ve kötümser beklentiler. Bu kötü beklentilerin yönetilmesi ve stabiliteye kavuşması gerekiyor. İkincisi, OHAL’in bir süre sonra bir siyasal maliyet üretemeye başlayacağını düşünüyorum. Çünkü OHAL’e destek çok büyüktü ilk başladığında yüzde 75’lerin üzerinde, yüzde 77 bir destek vardı ama bu sürekli düşüyor, bir erozyon var. Ben seçimlere doğru bu desteğin artık Ak Parti içerisinde de verenler kadar vermeyenler, OHAL’i destekleyemeyenler olacağını düşüyorum. O yüzden OHAL konusunu gündemine alması ve bunu yönetmesi gerekiyor Ak Parti’nin. Sadece siyasi istikrarının bir hükümet kurma anlamına gelmediğinin ülkedeki siyasi diyalog ortamının, barış ortamının da bu seçmen kitlesinin tercihleri üzerinde etkisi olduğunu bilmesi lazım. 7 Haziranda hatırlayın. Ne bir ekonomik kriz vardı ne bir güvenlik tehdidi vardı çünkü barış süreci devam ediyordu. Uluslararası açısından da Türkiye Avrupa Birliği açısından bir sorun içerisinde değildi ama 10 puan oy vermekten vazgeçti. Sadece ve sadece sert siyasi söylemlerden rahatsız olduğu için oy vermeyen ciddi bir seçmen kitlesi ile karşılaştık. O yüzden siyasetin iyi bir üslubu ve orada yaşanan gerilimler de yine bu sadakatsiz seçmen kitlesinin hoşnut olmadığı, antipati duyduğu şeyler. O yüzden çeşitli biçimde söylemlerini, tarzlarını siyaset yapma biçimini dönüştürmesi gerekiyor. Teşkilatları ve belediyeleri dönüştürerek seçmen kitlesinin desteğini kazanabileceğini zannetmiyorum.

Peki seçim tarihini öne almak manevra olabilir mi, böyle bir ihtimal görüyor musunuz?

 Uslu: Ben bunu başından beri görüyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz konjonktürde geçecek her süre aslında Ak Parti’nin aleyhine çalışıyor, burada sıkıntıları var Ak Parti’nin. Öyle olduğu içinde seçimi öne alması daha rasyonel. Bir kaç gerekçeye bağlıyorum ben bunu. Bunlardan birincisi, bir kere yerel seçimlerde Ak Parti’nin her zaman genel seçimlerden altında oy alması. Dolayısıyla daha düşük bir oy alacağı bir seçimi önce yapıp seçmeni demoralize edip, muhalefeti ümitlendirmesi siyaset açısından doğru bir strateji olmaz birinci gerekçem bu. İkinci gerekçem, konjonktür olumsuz yol aldığı için ekonomik açıdan da, politik açıdan da, uluslararası ilişkiler açısından da bunların yıpratıcı etkisi olacağını düşünüyorum. Daha fazla yıpranmadan Ak Parti’nin seçimlere gitmesi lazım. Üçüncüsü de bu başkanlık sistemin gerekçesi “Mevcut sistem içerisinde biz istediğimiz hızla yönetemiyoruz o yüzden yeni bir siteme ihtiyacımız var şeklinde bir argüman ile oy istedi. Bunu vatandaş bu ruhsatı verdiği halde iki sene, üç sene beklemesinin bir anlamı da yok. Ben kongre süreçlerinin Ak Parti ve MHP tamamladıktan sonra erken seçimi gündeme alacaklarını hala düşünüyorum. İlk günden beri de ben aynı şeyi söylüyorum ben. Referandum geçtiği günden itibaren, hatta o referandum gecesi Sayın Cumhurbaşkanın balkon konuşmasını dinledikten sonra televizyon programında ben “Cumhurbaşkanlığı Kampanyasını” sayın Cumhurbaşkanın an itibari ile başlattı demiştim ben hala o kanaateyim.

Bu erken seçim ihtimalini bir tahmin olarak mı söylüyorsunuz? Yoksa Ak Parti kulislerine hakim muhafazakar dünyayı bile biri olarak mı söylüyorsunuz diye sorsam, bilgiye dayalı mı yani?

 Uslu: Şimdi yaptığı hazırlığa baktığınızda Ak Parti’nin seçime hazırlandığını görüyorsunuz zaten bu kongre süreçlerini hızlandırması Ak Parti’nin kongre süreçlerini Ekim’e kadar yapabilir. Bunu öne çekmesi için bir neden olması gerekiyordu. Şimdi şubat ayında tamamlayacak. Oysa ki Ekim’e kadar gidebilirdi. Siyasal açıdan sıkıntı yok. Kongre sürecini biraz öne çekti Ak Parti onu bir an önce tamamlamak istiyor. Büyük bir hızla kongre sürecini tamamlamak istiyor. Belediyelerde çok sert değişiklikler yaptı ikinci dalganın geleceğinden bahsediliyor. Bu da anca seçime hazırlık da ilgili olabilir. Aksi takdirde daha iki yıl varken bu değişiklikler bu kadar zorlayarak şu konjonktürde yapması için bir neden yoktu. Onun dışında sanki seçim olacakmış gibi teşkilatların, milletvekillerinin hatta Ak Parti’de görev yapmış eski yetkililerin sahaya sürülmesi, Sayın Cumhurbaşkanının illeri dolaşmaya başlamış olması, bütün bunlar çok açık ve net erken seçim sinyalleri. Sürekli teşkilatların sahada olmaları isteniyor, milletvekillerinin sahada olmaları isteniyor. Ve milletvekilleri ile istişare toplantıları yapılmaya başkanmış. Bütün bunlar seçim hazırlığı evresinde ki Ak Parti’nin yaptığı işler normal zamanda o bunları yapmasına ihtiyaç yok mu? Bütün bunlardan hareketle Ak Parti dediğim gibi zincirleme reaksiyonlara neden olmamak için erken seçime dillendirmiyor ama yaptığın bütün hazırlıklar erken seçim hazırlığı.

 Siyasette görünür bir şekilde MHP ve Ak Parti yakınlaşması var. Özellikle MHP’ye bu yakınlaşmayın altını daha çok çizme arzusunda ve bazı talepleri de var. Seçim barajının düşürülmesi mesela. Seçim ittifaklarının önünün açılması gibi. Sizce bu tip düzenlemeler yapılarak mı seçime gidilir yoksa yapılmadan mı?

 Uslu: MHP bunu istiyor ama iki parti arasında bir şekilde uzlaşma sağlanacak bence oturup hangisinin ittifak lehine sonuç doğru olacağına karar verecekler ve en fazla avantajı elde edecekleri sistem içerisine girecekler. Barajı düşürüp ittifakları yasal hale getirmek diğer partilere de imkan sağlayacağı için bir sıkıntıya neden olabilir dezavantaj daha doğrusu. O yüzden Türk siyasetin alışkın olduğu tek liste altında seçime gitme yöntemine başvurabilirler. Onun gerekçesi de hazır yani yan yana iki sandık var biz müttefikiz işbirliği yapıyoruz ,öbüründe biz bu siyasetin doğasına ters o yüzden tek liste altında seçime gidiyoruz diyebilirler. Bu meşru bir gerekçe ama bence iki partinin kurmayları oturup bütün bu sistemleri muhakeme edip en avantajı olacak yolu tercih edecekler.

Bu ittifak 2019’a kadar bu şekilde sürerse Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar aynı koltuğa oturmasını sağlayabilir mi ne dersiniz?

 Uslu: Yaşanacak gelişmelere bağlı hakikaten yani şimdi diyelim ki dolar bu kur seviyesinde faiz bu kur seviyesinde rakam işsizlik tek rakam böyle bir konjonktürde mi seçime gidiyoruz yoksa tam tersine o enflasyon çift rakam, işsizlik çift rakam, faiz çift rakam ve kötümser beklentiler artmış bir biçimde mi seçime gidiliyor. Nereden bakarsanız bakın aylar ile ifade edilecek bir süreç olduğu için bunları ön görmek gerçekten zor önümüzdeki süreçte ekonomik parametrelerin hem dış politika ile ilgili konjonktürlerin seçmen üzerinde etkili olacaktır diyorum ve orada kötümser beklentiler var. Seçimin nasıl yönetileceği önemli. Şimdiden bir tahminde bulunmak “Kim başkanlık seçimini kazanır?” diye araştırmacının sınırlarını aşıyor.

 Peki, İyi Parti olgusu var. Saha gözleminiz veya kişisel gözleminiz -saha bilgileriniz varsa bizim için daha kıymetli kuşkusuz- Kimlerden oy alıyor? İyi Parti, hangi partinin seçmenini kendisine çekmeyi başardı şu an itibari ile?

 Uslu: Aslında her üç partiden de benzer oranlarda oy çekiyor kendisine. Yani Ak Parti, MHP, CHP de hem yeterince sadakatsiz hem de yeterince mutsuz seçmen söz konusu. Bu hem sadakatsiz seçmenleri hem de mutsuz seçmenden ilgisini çekmeyi başardı. Benim tahminim eğer süreç böyle devam ederse her üç partiden benzer oyları olarak barajı aşacak bir parti hüviyetine bürünecek. Fakat tabi önümüzdeki süreç içerisinde İyi Partiye tanımaya ihtiyaç var. Çünkü henüz İyi Parti tanımıyor henüz yeni kurulan bir parti ve çeşitli konulardaki görüşlerini bilmiyor hangi konudan nasıl bir tutuma ve kanaate sahip bunu henüz farkında değil. Kadroları henüz tanınmıyor, bildiği MHP’den gelen üç tane insan bir de CHP’den gelen bir tane insan var kamuoyunun önceden tanıdığı. Onun dışındaki kadroları tanınmıyor. O yüzden İyi Parti’nin biraz zamana ihtiyacı var. Zaten İyi Parti de çok aceleci davranmıyor daha çok seçime hazır hale gelmeye çalışıyor. Çünkü seçim kanununa göre, siyasi partiler kanununa göre belli sayıda ilçenin lehine örgütlenmesi gerekiyor aksi taktirde seçime giremiyor. O yüzden onları tamamlamak de meşgul. Seçim konjonktürü yaklaştığında İyi Parti seçmen ile diyaloğunu güçlendirecek. Ve kendini daha anlatacak benim tahminim. O yüzden şuan potansiyeli yüksek barajı aşacak bir parti gibi duruyor ama önümüzdeki süreci nasıl değerlendireceğini seçmen de gözlemleyecek biz de gözlem diyeceğiz.

Peki her üç partiden oy alıyor derken bir yüzdesel tahminde bulunmanız mümkün mü?

 Uslu: Tabi tabi bizim gözlerimiz şu an her partiden üç, dört puan aralığında o çekiyor. Dolayısıyla o barajı aşacak bir oy oranı ulaşmış durumda. Ama şey varsayımı yanlış “MHP’nin tamamen içini boşaltan, MHP’de seçmen kalmadı.” değerlendirilmesi yanlış. CHP’den de, Ak Parti’den de, MHP’den de üç, dört puan aralığında yakın oy çekiyor şuan için.

 İsmini zikrettiğimiz partiler arasında %10 barajı endişesi yaşayan MHP’ye gibi görünüyor ne dersiniz?

 Uslu: Şu an MHP yüzde on puan civarında dolaşıyor barajın altına düştü diyemeyiz ama şu an bunu ben hep söylüyorum; Ak Parti ve CHP dışında bütün partiler aslında barajla ilgili sorunu var hepsi baraj sorun yaşayabilir. 2002’de ki tabloyu unutmamak lazım. orada DYP, Anavatan, MHP, Genç Parti dört partinin dördü de baraja çok yakın puanlarla baraj altında kaldılar. Anavatan biraz daha düşüktü ama Genç parti, MHP’ye ve Anavatan o dönemde yedi, on puan aralığında oylarını olarak baraj altında kaldı. O yüzden iki parti dışında her partinin baraj tehlikesi olabilir. Çünkü daha seçime ne kadar var onu bilmiyoruz ve daha konjonktürü tahmin etmekte zorlanıyoruz. Konjonktürün hangi partilere avantaj sağlayacağı hangi partilere dezavantaj yaratacağım şimdiden öngörmek çok zor. Oy potansiyellerine geçmiş oy performanslarına baktığınızda, Ak Parti ve CHP dışında bütün partilerin aslında baraj endişesi var.

 Peki bu durumda son olarak şunu sormak istiyorum. AKP ve MHP de olası bir baraj sıkıntısına karşı ittifak tüzerinden bir senaryo olabileceğini söylediniz. Aynı şeyi muhalefet açısından konuşursak, CHP, HDP ve Saadet Partisi’nin katıldığı bir birliktelik. İki artı iki dört eder mi yoksa burada sıkıntılar mı yaşanır? seçmen nabzına göre.

 Uslu: Ben işi biraz daha zor tabi parlamento seçimlerinde ben onların listesi altında seçime gidebilecekleri ihtimalini ben vermiyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ittifak yapacaklardır illaki ama parlamento seçimlerinde daha küçük partiler arasında ittifak gözlemlenebilir. Diyelim ki Saadet ile İyi Parti. Yani bildiğimden söylemiyorum ama böyle bir ittifak olasılığı daha yüksek. Ama CHP’nin diğer partilerle ittifak yapması için bir neden yok. Çünkü tek başına zaten barajı aşıyor böyle bir sıkıntılı ilişkiye girmesine gerek. Yok ama Cumhurbaşkanlığı seçiminde zaten bütün partiler bir ittifakın içerisinde yer alacak. Hatta bazı partiler birinci turda farklı ittifakta yer alacak, ikinci tura kaldığında başka bir ittifak içinde yer alabilecek. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifak varyasyonları çok fazla olacak ama parlamento seçimlerinde ben muhalefetinin tek çatı altında toplanma olasılığını mümkün görmüyorum.

İbrahim Uslu Anar Genel Müdürü çok teşekkürler yayınımıza katıldınız bizi aydınlattınız. Çok sağ olun iyi günler diliyoruz.

 Uslu: Teşekkürler, iyi günler.

 Medyascope özel yayınından iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus