Catherine Deneuve’den mektup: “Tiksinç fiillerin kurbanı kadınları kardeşçe selamlıyor, kendilerinden özür diliyorum”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

14 Ocak 2018’de Libération’da yayınlanan Catherine Deneuve’ün mektubunu Haldun Bayrı çevirdi.

1087372-portrait-culture-cinema

Catherine Deneuve bu metni gazetemiz Libération’a, 12 Ocak günü telefonda yaptığımız bir görüşmeden sonra, mektup olarak verdi. Sesini duymak, imzaladığı bu metne tamamen katılıp katılmadığını ve bu konuda söz alan kişilere nasıl tepki verdiğini bilmek istediğimiz için aramıştık onu; kısacası, tavrını netleştirmesini istiyorduk.

Catherine Deneuve’ün mektubu:
“Le Monde gazetesinde yayınlanan ve ‘Cinsel özgürlük için elzem olan tedirgin etme özgürlüğünü savunuyoruz…’ başlıklı dilekçeyi imzaladım. Bu dilekçe çok sayıda tepkiye yol açtı ve bazı noktaların açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Evet, özgürlüğü seviyorum. Yaşadığımız şu dönemde, herkesin kendini yargıç ya da hakem yerine koyup, yargılama, hükümde bulunma ve mahkûm etme hakkı olduğunu zannetmesinden hoşlanmıyorum. Sosyal medyadaki basit kınamaların ceza, istifa, bazen de sık sık medyatik linçe yol açtığı bir dönem bu. Bir aktör, filminden dijital müdahaleyle silinebiliyor; New York’taki büyük bir kurumun yöneticisi otuz yıl önce bir kalçaya el attığı için başka hiçbir muameleye tâbi tutulmaksızın istifaya zorlanabiliyor. Hiçbir şeyi bağışladığım yok. Bu erkeklerin suçluluğu üzerine hükümde bulunmuyorum, zira bunu yapacak vasıflara sahip değilim. Hükümde bulunanların da pek azı öyle.
Yok, bugün fazla sıradanlaşan, insanların üzerine sürü halinde çullanılmasından hoşlanmıyorum. Ekim ayından beri yaygınlaşan şu ‘Domuzunu Rezil Et’ kampanyası/hashtag’ı hakkındaki ihtiyat paylarım bundandır.
Saf değilim, bu davranışlara erkeklerin kadınlardan çok daha fazla kalkıştığını biliyorum. Ama bu kampanyanın muhbirliğe davetten farkı ne? Bunun istismar edilmeyeceği ya da bel-altı vuruşlar yapılmayacağı, masum kişilerin intihara sürüklenmeyeceği hususunda kim temin edebilir beni? Birlikte, birbirimizi ‘domuzlar’ ya da ‘yosmalar’ gibi görmeden yaşamalıyız. ‘Cinsel özgürlük için elzem olan tedirgin etme özgürlüğünü savunuyoruz…’ başlıklı metin ise, kusursuz bir doğrulukta olmasa da, –itiraf ediyorum– güçlü geldi bana.

Bazı imzacılarla hemfikir değilim

Evet, bu dilekçenin altına imzamı koydum; bununla birlikte, bugün medyada bireysel olarak kendini gösterme hakkı olduğu vehmine kapılan ve metnin bizzat ruhunu bozan bazı imzacılarla hemfikir olmadığımı belirtme lüzumunu hissediyorum kesinlikle. Tecavüz esnasında mağdurun da boşalma yaşayabileceğini bir televizyon kanalında söylemek, bu ağır suça maruz kalmış olan bütün kadınların suratına tükürmekten beterdir. Bu sözler; tahrip etmek için zora başvurmaya ya da cinsellikten yararlanmaya alışkın olanlara, bazen kurbanın da tatmin olduğu görüldüğüne göre yaptıklarının o kadar da vahim olmadığını ima etmektir. Ama insan başkalarını da taahhüt altına sokan bir bildirgeye imza attığı zaman, kendini tutar; o insanları da kendi sözel tutarsızlıklarıyla sürüklemekten kaçınır. Yakışık almıyor. Metinde tâcizin iyi tarafları olduğunu ileri süren hiçbir şey yok tabii; zaten öyle bir şey olsa imzalamazdım.
17 yaşından beri aktrisim. Haddinden fazla yakışıksız duruma şahit olduğumu, ya da iktidarını ödlekçe suiistimal eden sinemacılar bulunduğunu diğer kadın oyunculardan öğrendiğimi söyleyebilirdim elbette. Yalnız, kadın meslektaşlarımın yerine konuşmak bana düşmez. Travmaya yol açan dayanılmaz durumları yaratan, daima iktidardır, hiyerarşik konumdur, ya da karşısındakini kendi mülkü gibi görmektir. İşini riske atmadan, ya da aşağılanmalara ve alçaltıcı kinayelere maruz kalmaksızın hayır demek imkânsızlaştığı zaman, kapana kısılınır. Dolayısıyla çözümün erkek ve kız çocuklarımızın eğitimiyle geleceğine inanıyorum. Fakat aynı zamanda işyerlerinde, tâciz varsa derhal tâkîbat başlatılmasını temin eden protokoller olması da gerekir. Adalete inanıyorum.

Sade’ın tüm eserlerini yakacak mıyız?

Son olarak, bana temel görünen bir nedenle imzaladım bu metni: Sanatlarda temizliğe gidilme tehlikesi. Sade’ın tüm eserlerini yakacak mıyız? Leonardo da Vinci’yi sübyancı/pedofil ilan edip resimlerini mi sileceğiz? Gauguin’leri müzelerden alaşağı mı edeceğiz? Egon Schiele’nin çizimlerini yok mu edeceğiz? Phil Spector’un plaklarını mı yasaklayacağız? Bu sansür iklimi beni lâl ediyor ve toplumlarımızın geleceği için endişelendiriyor.
Bazen feminist olmamakla kınandım. Simone de Beauvoir’ın yazdığı ‘Ben kürtaj yaptırdım’ bildirgesine Marguerite Duras ve Françoise Sagan’la birlikte imzasını atan 343 yosmadan biri olduğumu hatırlatmam mı gerekiyor? Kürtajın cezâî tâkîbata uğrayabildiği ve hapis cezasına çarptırıldığı bir dönemdi o. Bunun için, strateji icabı bana destek sunan her cinsten muhafazakârlara, ırkçılara ve gelenekçilere, bunu yutmadığımı söylemek isterim. Ne minnet ne de dostluk beklesinler benden, tam aksine. Özgür bir kadınım ve böyle kalacağım. Le Monde gazetesinde çıkan o yazıyla kendilerini mağdur hissetmiş olabilecek, tiksinç fiillerin kurbanlarını kardeşçe selamlıyorum; onlara, sadece onlara, özürlerimi arz ediyorum.
İçtenlikle.
Catherine Deneuve”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus