2018 Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması: Bu yıl da kadınların en büyük sorunu şiddet

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi tarafından hazırlanan “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması”nın 2018 sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre şiddet kadının toplumdaki en büyük sorunu. Kadın sorunlarında ikinci sırada işsizlik yer alırken, üçüncü sırada eğitimsizlik, dördüncü sırada ise sokakta baskı ve taciz geliyor.

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkezi tarafından bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması” 2018 sonuçları yapılan bir basın toplantısıyla açıklandı.

Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mary Lou O’Neil ve Kadir Has Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Aslı Çarkoğlu’nun sunumuyla gerçekleşen basın toplantısında araştırmaya ilişkin çarpıcı veriler ortaya konuldu.

“Yüzde 61’lik bir kesim için kadınların en büyük sorunu şiddet”

Şubat ayında 23 ilden, bin 205 kişinin katıldığı araştırmanın sonucunda elde edilen verilere göre kadının toplumdaki en büyük sorunu yüzde 61 oranıyla şiddet ve şiddet, araştırmanın yapıldığı ilk yıldan bu yana giderek daha fazla bireyin sorunlar listesinde bir numaraya oturuyor.

Araştırmaya göre oran, 2016’da yüzde 53, 2017’de ise yüzde 55 idi. 2018’e gelindiğinde ise 61’lik bir kesim tarafından şiddet, “Kadının bir numaralı sorunu” olarak belirtiliyor ve özellikle kadınlar olmak üzere toplum kadına yönelik şiddetle mücadele politikaları üretilmesini talep ediyor.

Toplumda fikir birliği: “Aile içi şiddet boşanma sebebi”

Araştırmada ortaya çıkan bir başka çarpıcı sonuç ise boşanma ve ilişki konusunda oldu. Katılımcıların yüzde 72’si aile içi şiddetin boşanmak için yeterli bir sebep olduğu konusunda fikir birliğine ulaşırken, “Erkek, ailenin dirlik ve düzeni için zaman zaman şiddete başvurabilir” seçeneğine olumlu yaklaşan katılımcıların oranında ise düzenli bir düşüş söz konusu. Oran 2016 yılında yüzde 14 olurken, 2017 yılında yüzde 11 idi. Bu yıl ise bu ifadeye olumlu bakanların oranı yüzde 5’e düştü.

“Kendisini ‘dindar’ olarak tanımlayanların oranında ciddi düşüş var”

Araştırmaya göre, katılımcıların kendilerini siyasi olarak tanımlamalarında geçen yıllara oranla kayda değer bir değişiklik olmamakla birlikte kendisini “dindar” olarak tanımlayan kadın ve erkeklerin oranında ciddi bir düşüş söz konusu.

2016 yılında kendisini “dindar” olarak tanımlayan kadın katılımcı oranı yüzde 20 iken bu yıl bu oranın yüzde 13 olması dikkat çekiyor. Erkek katılımcılarda da durum çok farklı değil; geçen yıl kendisini “dindar” olarak tanımlayan erkek katılımcı oranı yüzde 16 iken, 2018 yılına gelindiğinde bu oranın yüzde 11’e düştüğü görülüyor.

“Kadınların yüzde 46’lık bir kesimi hayatında hiç çalışmamış”

Kadının çalışma hayatındaki varlığının da sorgulandığı araştırmada ortaya çıkan sonuç, kadın katılımcıların yüzde 28’inin aktif olarak çalıştığını, yüzde 35’inin geçmişte çalıştığını, yüzde 46’lık bir kesimin ise hayatında hiç çalışmadığını gösterdi.

“Kadınların iş hayatına katılımı ülkenin refahı açısından önemlidir” ifadesine katılma oranı kadınlarda yüzde 84 olurken, erkeklerde ise bu oran yüzde 73 olarak gerçekleşti.

“İmam ve müftü nikâhı konusunda erkekler kararsız, kadınlar ise ‘hayır’ diyor”

Araştırmaya göre resmi nikâhın imamlar veya müftüler tarafından kıyılması konusuna erkeklerin yüzde 49’u olumlu, yüzde 52’si ise olumsuz yaklaştı. Kadınlar ise imam veya müftülere resmi nikah yetkisinin verilmesine yüzde 64 oranında “hayır” diyerek bu yetkilendirmeyi onaylamadıklarını gösterdi.

“Toplumsal cinsiyet algısı güçleniyor”

Araştırmanın verdiği sonuçlardan biri de eşitlikçi toplumsal cinsiyet algısının güçlenmesi. Kadın ve erkeklerin kamusal ve özel alanda eşit hak ve duruşlara sahip olması konusundaki tutumlar genelin ölçüldüğü araştırmada; hem kadın hem erkekler arasında eşitlikçi toplumsal cinsiyet algısının güçlendiği gözleniyor. Ancak bu artışın genelde kadının kamusal alandaki hakları ve duruşu ile sınırlı kalıp, özel hayata yansımaların daha geride kaldığı görülüyor. Araştırmaya göre bir çeşit “muhafazakâr feminizm” yükselişinden bahsetmek mümkün. Örneğin kürtaj, ev ve çocuk bakımında eşit sorumluluk paylaşımı, evlilik dışı çocuk sahibi olmak veya birlikte yaşamak gibi konularda tutumların olumsuzlaştığı görülürken, özellikle çalışma hayatına kadınların katılımı ve ekonomik özgürlükleri konusunda eşitlikçi tutumların arttığı gözlemleniyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus