Kılıçdaroğlu’nun Gül planı: İkinci Ekmeleddin vakası mı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler! Dün, Abdullah Gül’ün ortak aday olabileceği hakkında yaptığım yoruma çok tepki geldi, çok ilgi gördü. Öncelikle bir hususu vurgulamakta yarar var; bir gazeteci bir haberi yaptığı zaman ya da bir şeyi yorumladığı zaman illaki onun tarafında olması falan gerekmiyor. Ben şu anda tatildeyim, bir süredir bu konuda bir şey yazmıyordum ; ancak en son dün yaşanan gelişmeler ışığında bir yorum yapma ihtiyacı hissettim, ülke dışında olmama rağmen birtakım temaslarımla, konuşarak ederek nelerin olup bittiğini anlamaya çalıştım ve anlayabildiğim kadarıyla da anlatmaya çalıştım. Benim gördüğüm kadarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında Haziran seçimlerinde Abdullah Gül’ü çıkartma yolunda bir plan var ve bu planın esas sahibi anladığım kadarıyla CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun böyle bir tutumu olduğunu anlamak çok zor değil ; çünkü kendisi bir süredir Abdullah Gül konusunda sürekli pozitif mesajlar veriyor, hatta zamanında Ak Parti’nin adayının Abdullah Gül olmasını tercih edeceklerini bile söylemişti. En son referandumdan sonra da Abdullah Gül’ün adını sürekli olarak dile getirdi. Bunun partisinin içerisinde çok hoş karşılanmadığını da bildiğini tahmin ediyorum ve bir zaman içerisinde bunu inşa etmeye çalıştı, adım adım bunu yürütmeye çalıştı ve gördüğüm kadarıyla burada kendisiyle benzer düşünen bir başka siyasî lider, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu var ve bir şekilde birlikte hareket ettiklerini düşünebiliriz. Yani birlikte hareket ediyor olmaları, sürekli bir araya gelip baş başa gelip bunları konuşuyor oldukları anlamına gelmez ; ama burada, aradaki birtakım isimlerle bu sürecin yürütüldüğünü tahmin etmek mümkün. Şu aşamada, gelinen noktada değişik ihtimallerin olduğunu görüyorum, duyuyorum güvendiğim kaynaklardan da ; bir ihtimal tamamen muhalefetin hepsinin, hatta HDP dahil olarak hepsinin ortak adayının Abdullah Gül olması ve bu seçimin ilk turda neticelenmesi. Bu çok zor bir şey gerçekten ; buradaki zorlukların birçoğunu sayabiliriz. Bir kere HDP’yle bir arada görünmek isteyip istememek meselesi var ; bir diğeri Meral Akşener’in kendini cumhurbaşkanı adayı olarak lanse etmiş olması var ve bu konuda da çok ısrarlı olması var ve kazanacağı yolunda da vurgularının güçlendiğini görüyoruz, hissediyoruz. Böyle bir durum var.

Ekmeleddin deneyi

Bir diğer husus tabii geçmişte yaşanan Ekmeleddin İhsanoğlu vakası nedeniyle CHP tabanının yeni bir Ekmeleddin İhsanoğlu vakası yaşamak istememe kaygısı var, Abdullah Gül’ün Erdoğan’dan çok da farklı olmadığı düşüncesinin CHP’ye oy veren kitlelerde hiç de yabana atılmayacak derecede etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu senaryonun, bu planın bir taraftan da yürütüldüğünü görüyoruz. Saadet Partisi burada başı çekiyor gibi. Abdullah Gül olursa Saadet Partisi’nin başını çektiği bir inisiyatifin adayı olabilir. Burada dün benim dile getirdiğim İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin ittifak yapıp İYİ Parti’nin 20 milletvekiliyle Abdullah Gül’ü aday göstermesi bir seçenek. Ben bunu kesin bir şey olarak söylemedim, bir seçenek olarak söyledim; bu seçenek kaale alınmalı bence. Ama bir diğer seçenek de Abdullah Gül’ün 100 bin imzayı –ki bunu çok kolay bulacağını tahmin ediyorum, SP ön ayak olsa bile bu imza çok kolay toplanacaktır–, 100 bin imzayla bağımsız aday olarak SP’nin başını çektiği bağımsız aday olarak girmesi, o zaman işte İYİ Parti’nin de CHP’nin de, SP’nin ve HDP’nin de bir şekilde aday göstermemesi ihtimali var.
Bir diğer husus tabii ki Meral Akşener’in, CHP’den bir adayın ve SP’nin bağımsız adayı olarak Abdullah Gül’ün ayrı ayrı girmeleri ve bunların içerisinden en yüksek oy alacak olanın ikinci turda bütün muhalefeti toparlaması meselesi var. Bu bence imkânsıza yakın bir husus ; çünkü buna Abdullah Gül razı olmayacaktır diye düşünüyorum. Böyle bir durumda Abdullah Gül’süz bir şekilde seçenek olur; yani herkes kendi adayını çıkartır, en yüksek alan ikinci tura kalır. Bir ihtimal Kılıçdaroğlu bir ihtimal Meral Akşener. Her iki durumda da –tabii ikinci tura kalması gerekiyor– dün söylediklerimi tekrarlamak istiyorum: Akşener’in Kürtlerden, Kılıçdaroğlu’nun da muhafazakârlardan oy alması pek gerçekçi gelmiyor bana. Böyle bir seçenek durumunda birçok kişi, mesela Kılıçdaroğlu-Erdoğan seçeneğinde milliyetçi muhafazakâr bazı insanlar ya da Erdoğan-Akşener seçeneğinde de Kürtler, Erdoğan’ı tercih edebilirler.

AKP tabanından oy çalmak

Burada ortak aday meselesindeki temel perspektif, genellikle yanlış değerlendiriliyor. Buraya dahil olacak olanların –yani diyelim ki CHP, İYİ Parti, SD ve hatta HDP tabanlarının– buraya inanarak bu adaya oy vermesi tek başına meseleyi çözmeye yeterli değil; çünkü Erdoğan’ın %50 civarında varsayılabilecek bir oyu var ve önemli olan buradan oy alabilmek — yeni adayda böyle bir perspektif gerekiyor. Şunu özellikle vurgulamak lazım : Bugün Erdoğan’ın ve AKP’ye oy verenlerin ciddi bir kısmı bir nevi kerhen oy veriyor, yorulmuş durumda. Erdoğan’dan, gidişattan memnun olmayan ama yerine bir şey koyma seçeneğini de görmeyen, Erdoğan’ı kötü birisi olarak gören bayağı hatırı sayılır bir kesim oluştu diye düşünüyorum. İşte burada bu kesimin aklını çelmek için cazip bir aday söz konusu olabilir. Bu anlamda Abdullah Gül’ü Kılıçdaroğlu’nun düşündüğü kanısındayım, Abdullah Gül’ü esas olarak AKP oylarında bir yarılmaya yol açabilmesi için isteyecektir.
Bu olur mu? Olabilir ancak Abdullah Gül’ün geçen süre içerisinde, gerek gerek cumhurbaşkanlığı döneminde, ama özellikle kendisi cumhurbaşkanlığı bıraktıktan sonraki süreçte aktif bir şekilde ülkede yaşanan demokrasi, temel hak ve özgürlüklerden göz göre göre yaşanan gerilemelere çok açık net tavırlar almamış olması, kendisiyle Erdoğan arasındaki farkı konuşarak değil; susarak göstermeye niyetlenmesiydi. Bu tek başına yeterli değil ve önümüzdeki süreçte de yaklaşık iki ay var –diyelim ki bu hafta sonuna kadar netleşti–, iki ay içerisinde Abdullah Gül’ün bu konuda yeterince anlatabilme imkânı olacağını sanmıyorum, medya imkânı kendisine sunulmayacaktır, bayağı bir engel çıkartılacaktır, hakkında çok sayıda belden aşağı diyebileceğimiz çıkışlar olacaktır, spekülasyonlar olacaktır, enerjisini büyük ölçüde bunlara harcamak zorunda kalacaktır, dolayısıyla işi çok zor. Bir yandan AKP tabanına seslenmek bir yandan da kendisini desteklediği varsayılan partileri ikna etmek gibi bir işi olacak. Bu imkânsız değil. Çok zor, ama imkânsız değil.
Mesela Abdullah Gül bu süreçte tek başına kişi olarak değil de etrafında bazı isimlerle çıkarsa, bir anlamda daha fazla ikna edici olabilir, bu konuda isimler dolaşıyor, çok fazla spekülasyon yapmamak doğru olabilir ; ancak bir tanesini söylemek bence önemli: Eğer Abdullah Gül aday olursa onunla beraber Ali Babacan’ın bu süreçte yanında yer alacağı söyleniyor ki bu hiç şaşırtıcı olmaz. Abdullah Gül eğer aday olursa var olan AKP milletvekillerinden çok da fazla olmasa bile bazı isimlerin de onun yanında yer almak ihtimali var, ama daha çok, dışlanmış olan, marjinalize edilmiş olan AKP’nin eski önde gelen isimlerinden bazıları onunla beraber hareket edecektir. Ama burada da şöyle bir sorun var: Bu kişiler AKP tabanına bir mesaj anlamında önemli olacaksa da, özellikle CHP tabanı için bu kişilerin bazıları kötü hatıralar nedeniyle sorun çıkartacaktır, çıkartabilir.

Kılıçdaroğlu’nun aldığı risk

Dolayısıyla burada Gül gibi bir isim adaylığında artılar ve eksiler, avantajlar ve dezavantajlar var; ama gördüğüm kadarıyla Kılıçdaroğlu avantajların dezavantajlardan daha fazla olduğunu düşünüyor ve bu projeyi gerçekleştirmek istiyor. Çok riskli bir şey yapıyor kendisi için; ancak eğer bunu başarabilirse Kılıçdaroğlu gerçekten Türkiye’de siyaset akışını değiştirebilen bir siyasetçi olduğunu bize gösterecek. Aksi takdirde diğer seçeneklerde –diyelim ki CHP’nin kendi adayını çıkarttığı ve Akşener’in yarıştığı bir seçenekte–, Akşener’in ikinci tura kalması demek –ki böyle bir ihtimal var– CHP’nin parti olarak ve Kılıçdaroğlu da genel başkan olarak, lider olarak artık sonu anlamına gelebilir — ki bu şaşırtıcı değil, çünkü yakın dönemde Fransa’da, İtalya’da böyle olayları yaşadık ; yılların merkez sol ve merkez sağ partilerinin teker teker kapılarına kilit vurulduğunu gördük, Almanya’da Sosyal Demokrat Parti hayatının en büyük yenilgilerinden birini yaşadı, Avusturya’da keza öyle. Merkez partilerin genel olarak bir krizi var, CHP bu krizden öteden beri muzdarip, eğer öyle bir süreci yaşarsa gerçekten CHP ve Kılıçdaroğlu için erken bir son olur — yani ikinci tura kalamamış bir CHP. Dolayısıyla kazanamamış bir CHP –zaten CHP son dönemde seçimlerin hiçbirini kazanamadığı için bu bir yerden sonra çok fazla bir şey değiştirmeyebilir– ama ikinci tura kalamamış bir CHP çok daha kötü, daha tahripkâr bir sonuca yol açacaktır.

Erdoğan-Gül rekabeti

Şu âna kadar dünkü yayınla ilgili gelen tepkilere baktığımda genellikle şöyle şeyler deniyor; “Erdoğan’a veririm, Gül’e vermem” — yanılmıyorsam Yılmaz Özdil de böyle bir yazı yazmış. “Bu ikinci bir Ekmeleddin vakasıdır” şeklinde, özellikle CHP içerisinde konuşma iddiasındaki kişilerden bu tür itirazlar var. Bu itirazlar hiç şaşırtıcı değil, çok da haksız değil ; ancak bu olayı ikinci bir Ekmeleddin İhsanoğlu olayı olarak görmek, bence biraz elmayla armutları birbirine toplamaya benziyor. Ekmeleddin İhsanoğlu vakasıyla, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi aday olduğu anda Türkiye’de çok sınırlı insanın adını bildiği bir isimle, Abdullah Gül gibi birisini kıyaslamak çok gerçekçi değil. Abdullah Gül girer mi? Bildiğim kadarıyla Abdullah Gül artık Tayyip Erdoğan’la her türlü şeyi koparmış durumda, onun ülkeyi sürüklediği noktadan rahatsız ; ama genellikle bunu imalı, dolaylı mesajlarla vermeye çalışıyordu. Şu aşamada o böyle bir şeye, Erdoğan’la böyle bir rekabete girmek isteyecektir, isteyebilir; ama burada dediğim gibi çok aday değil tek aday olarak girmesi durumunda daha fazla razı olacak ve onun dışında pek girmek isteyeceğini sanmıyorum.
Şunu biliyorum: Erdoğan ve Abdullah Gül birlikte AKP’yi kurdular, Refah Partisi içerisinde ve Fazilet Partisi içerisinde birçok konuda ortak hareket ettiler –yenilikçiler olarak–, ancak birbirini tamamlayan iki isimdiler ve sonuçta siyasî olarak daha güçlü olan Erdoğan galebe çaldı, üstün geldi ve Abdullah Gül’ü tasfiye etti, resmen etkisizleştirdi. Abdullah Gül’ün bu anlamda Erdoğan’la görülecek bir hesabı var — bildiğim kadarıyla, anladığım kadarıyla. Bu hesap günü 24 Haziran olabilir ; galiba öyle olacağa benziyor, ama kolay olmayacak. Bu hafta içerisinde bu olay netleşmiş olacak. Her halükârda, Abdullah Gül’ün olması durumunda herhalde iki adaylı seçim izleriz, onun dışındaki seçeneklerde ikinci tura kalır mı kalmaz mı bilmiyorum ama Meral Akşener’in 24 Haziran’da kazanmasa bile sonraki süreçte Türkiye’de bir lider olarak, partisinin de yükselme ihtimalinin olacağını söyleyebiliriz. Ben bu potansiyeli açıkçası İYİ Parti’nin taşıdığını sanmıyorum ; ama yakın çevremde, güvendiğim birçok isim benimle aynı görüşte olmadıklarını söylüyorlar, emin değilim. İYİ Parti’nin Türkiye’nin geleceğine damga vurabilecek bir parti olma özelliğini şu âna kadar sergileyebildiği kanısında değilim ; ancak şurası bir gerçek ki bugün cumhurbaşkanlığı adayları olarak Akşener ve Kılıçdaroğlu birlikte ayrı ayrı kendi partileri adına girecek olsalar Akşener tabii ki çok daha heyecan yaratır, muhtemelen çok daha oy alacaktır.

Son bir not: Dünkü yayında teknik bir sorun yaşadım bulunduğum yerdeki bağlantı sorunu nedeniyle, birkaç kere yayın yapmaya çalıştığım, onun verdiği bir stresle yayın sırasında sürekli yayın kopacak mı kopmayacak mı gerginliğini yaşadım ki bilenler bilir, ilk dönemlerimizde hep böyle şeyler yaşadık periscope yayınlarında, Medyascope’un ilk anlarında bunları yaşadık. Şimdi tekrar o stresi yaşamak gerçekten zor oldu, ondan dolayı benim sağlık durumumdan endişe edenler olmuş, kendilerine çok teşekkür ediyorum, böyle bir şey yok.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus