Muharrem İnce’nin düşmekte olduğu tuzak

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’in seçim stratejisini, kampanya stratejisini değerlendirmek istiyorum. Daha önce birçok yayında bu konuda çok şey söyledim. Kendisinin performansının ben dahil birçok kişiyi şaşırttığını, ama esas önemlisi Erdoğan’ı şaşırttığını ve Erdoğan’ın seçim stratejisinin bozulmasında çok etkili olduğunu söyledim. Çünkü bana göre Erdoğan bu seçimin sadece kendisiyle CHP ve dolayısıyla Muharrem İnce arasında geçtiği imajını yaratmak istiyordu. Muharrem İnce’yi de öyle bir yerde, Türkiye’deki klasik sağ-sol ayrışmasından hareketle kolaylıkla halledebileceğini düşünüyordu. Kolay lokma olarak görüyordu. Bu bağlamda da Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu gibi isimleri hiç zikretmeden ve kendi denetimindeki medyada Muharrem İnce’ye belli bir alan açarak onunla baş başa kalmak istiyor. Böyle bir stratejisi var.
Ama Muharrem İnce gösterdiği performansla bu stratejiyi ciddi ölçüde bozdu. Özellikle CNN Türk’te üç kişinin karşısına çıktığında, hükümeti korumak anlamında, daha doğrusu temel motivasyonları Erdoğan’ı korumak olan üç gazetecinin karşısına çıktığında gösterdiği performans gerçekten çok şaşırtıcı ve başarılıydı. Ama daha sonrasında bana göre gerileme var.

İnce’nin konuşması Erdoğan’ın konuşmasına çok benziyor

Muharrem İnce’nin bir tuzağa doğru gitmekte olduğunu düşünüyorum. Bu konuda dün yerinde izlediğim Trabzon mitingi –ki orada mitingin yoğun yağmur altında yapılmış olması ve kısa sürmesi gibi hususları özellikle vurgulayayım, haksızlık etmek istemem–, ama ilk defa Muharrem İnce’yi bir alanda canlı olarak dinledim — ki gazetecilik hayatım boyunca çok miting izlemiş birisiyim; onlarca demeyeceğim, belki yüzlerce miting izlemişimdir; mesela Tayyip Erdoğan’ın çok sayıda, elli altmış tane mitingini izlemişimdir — ki Trabzon dahil. Yine aynı Trabzon’da Devlet Bahçeli’yi, Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Recai Kutan’ı da dinlemişliğim var. Muharrem İnce’yi dinlemek o anlamda benim için çok iyi oldu.
Öncelikle şunu söyleyelim: Muharrem İnce’nin konuşması Erdoğan’ın konuşmasına çok benziyor; üslûp, tonlama, halkla kurduğu ilişki anlamında çok benziyor. Özellikle eski Erdoğan’a çok benziyor. Erdoğan, biliyorsunuz, halk adamı iddiasıyla, sizden birisiyim diyerek geldi. Ve daha sonra tamamen devleti kendi kafasına göre, kendi perspektifiyle şekillendirerek tam bir devletin adamı, devletin tek sahibi olarak pozisyon alıyor. Artık yüzlerce korumayla gidiyor, arada çok büyük mesafeler var. Bir şatafat var. Sarayı vs.’si, şusuyla busuyla hâlâ o halk adamı imajı var olmakla beraber, ondan çok ciddi bir şekilde uzaklaştığını görüyoruz. Bu anlamda Muharrem İnce’nin onun bıraktığı yerden, o halk tipi, halkın dilinden anlayan siyasetçi üslûbunu tutturuyor olması bence akıllıca. Bir de belli ki bunu çalışarak değil, içinden gelen, doğal bir şekilde yapıyor. Ama benzerlik benim gözümde çok net. Ve Erdoğan’ın bıraktığı alanı Muharrem İnce büyük ölçüde dolduruyor.

Muhalifin muhalife propagandası

Ama sorun başka bir yerde, tuzak başka bir yerde. O tuzak da şu: Yakın dönemde muhalefet liderlerinin, Deniz Baykal’ın, artık muhalefet değil ama Devlet Bahçeli’nin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun hep düştükleri, sık düştükleri bir hata var. Bu hata da Erdoğan’la kişisel olarak polemik içerisine girmek, Erdoğan’la kapışmak, Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmak. Ve bu yaptıkları kendi tabanları tarafından ya da muhalefet cephesi tarafından hoş karşılanıyor, alkışlanıyor. Ve ondan sonra da bir yerden sonra bunun etrafında gidiyorlar ve buralardan hiçbir şey çıkmıyor.
Çok hatırlıyorum Bahçeli’nin Meclis konuşmalarını, miting konuşmalarını, aynı şekilde Baykal’ın. Özellikle Kılıçdaroğlu’nun bir dönem, hatta hiç unutmuyorum bir keresinde grup konuşmasında –biraz geç girmiştim– konuşması çoktan başlamıştı. Ama beş dakika içerisinde en aşağı on beş yirmi kere Recep Tayyip Erdoğan’ın adını anmıştı. Ve hatta yanımda kurmaylarından birisi vardı, ona not yazmıştım, “Niye bu kadar rakibinizin propagandasını, reklamını yapıyorsunuz” diye. Bu çok yaygın bir alışkanlık.
Aşağıdan destek geliyor, alkış geliyor. Ama bu Çetin Altan’ın o meşhur “Türk’ün Türk’e propagandası”nın muhalifin muhalife propagandası gibi bir şey oluyor. Erdoğan bunu aslında çok seviyor. Erdoğan aslında insanları buraya çekmeyi çok seviyor ve olayın kendi kişiselliği üzerinden, kendisi üzerinden yürümesini, muhalefetin yürümesini özel olarak teşvik ediyor. Ve şu anda Muharrem İnce’nin de bu tuzağa kendini kaptırmış olduğunu görüyoruz.

Hayır kampanyası ve Adalet yürüyüşü

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Son referandumda Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın adını neredeyse hiç anmamaya çalıştı. Ve tamamen “Hayır” konsepti üzerine bir referandum propagandası inşa etti. Partiler üstü bir propaganda inşa etti. Ve “Hayır” cephesi referandum kampanyasında gerçekten önemli bir başarı elde etti — ki CHP bunun başını çekiyordu. Yine benzer bir şekilde CHP’nin en son dönemde dikkat çeken çıkışı Adalet Yürüyüşü idi. Orada da bir kavram etrafında CHP ana muhalefet olarak belki de sergilediği en ciddi, iktidarı en ürküten eylemini gerçekleştirdi. Muharrem İnce’nin ilk dönemlerine baktığımız zaman, tabii ki bir Erdoğan eleştirisi var; ama Muharrem İnce onun dışında çok daha önemli bir Türkiye çiziyor. “Herkesin cumhurbaşkanı olacağım” demesi başlı başına bir vizyon. Onun içerisine demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri, hatta Kürt sorununu, ekonomiyi, birçok şeyi katarak, Erdoğan’ı ikinci plana iterek, ama esas olarak insanların dertlerini, beklentilerini ele alarak bir perspektif çizdi. Hepsinde olmasa bile özellikle CNN Türk’teki yayında bunun çok etkili olduğunu gördük. Ama o yayında da gördüğümüz gibi bir FETÖ tartışmasına girdiği zaman işin renginin değişmekte olduğunu da gördük. Hatta o yayında da bir yerden sonra artık kendisi de “Bu konuyu kapatalım” demek durumunda kalmıştı.

İnce Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmış olduğunu düşünüyor

Şimdi ne oluyor? Trabzon’da gördüğüm, daha sonra Trabzon’dan sonra Borçka’ya gitti, ben Trabzon’da bulunduğum yerden Periscope’tan izledim yaptığı konuşmayı. Muharrem İnce konuşmalarında Erdoğan’la kapışmayı öncelik haline getirmiş durumda. Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmış olduğunu düşünüyor. Doğru da olabilir. Diploma meselesinden tutun FETÖ meselesine, Pensilvanya’dan icazet alıp almama meselesine kadar. Ama bu arada esas olarak söylediği Türkiye vizyonu bunun çok gerisinde kalıyor. Bu Erdoğan’ı rahatsız eder mi? Bence hiç etmez. Nitekim Erdoğan dün ne yaptı? Kendi miting alanında Muharrem İnce’nin kendi videolarını yayınladı. Bugün gördük, Muharrem İnce de Erdoğan’ın ve Devlet Bahçeli’nin videolarını yayınladı. Böyle bir atışmadır gidiyor. Bu neden yanlış bir strateji, bu neden bir tuzak bana göre? Öncelikle şunu söyleyeyim: Erdoğan geçen gün Habertürk, Show Tv, Bloomberg, hepsinin ortak yayınına çıktığında ertesi günü Habertürk’ün manşeti “Artık büyük ustalık dönemi” diye çıktı. Yani Erdoğan orada uzun uzun konuştu, geriye çıkartılan tek şey, en önemli şey kendisi oldu. “Büyük usta”, daha önce çırak kalfa, usta, şimdi de büyük usta. Bir sonraki seçime girecek olursa kim bilir ne bulacak.
Ama artık Erdoğan’ın hareketi, Erdoğan’ın savunabileceği, öne sürebileceği tek şey kendisi. Ona destek verenler de artık Erdoğan üzerinden bunu yapıyorlar. Bu Erdoğan’ın çizdiği bir alan. Ama neden bunu yapıyor? Çünkü Erdoğan’ın çok ciddi ideolojik, politik krizleri var. Dış politikada yaşanan büyük hezimetler var. Ekonomide işler parlak gitmiyor. Verilen vaatlerin hepsi, 16 yıldır tekrarlanan vaatler vs.. Tam bir tıkanıklık içerisinde, benim iddiama göre sürekli derinleşen bir kriz içerisinde ve dolayısıyla Erdoğan’ın kendinden başka ortaya sürebileceği çok fazla bir şey kalmadı. Ve siz bu kampanyayı Erdoğan eleştirisi üzerinden, özellikle de kişisel boyutu çok güçlü olan eleştiriler üzerinden kurguladığınız zaman, Erdoğan’ın istediği alana girmiş oluyorsunuz. Halbuki bir muhalif aday Erdoğan’ın çok fazla şey söyleyemeyeceği alanlarda, zaten başarısız olduğu ortaya çıkan, çözemediği krizleri dile getirip, bunlara makul çözüm önerileri getirebilirse daha etkili olur — ki Muharrem İnce’nin ilk günleri öyleydi.
Ama şimdi ne oluyor? Erdoğan’ı köşeye sıkıştırdığı düşüncesiyle birtakım şeylerin tekrar tekrar tekrarlanması, adım adım, parça parça. Ne diyor? “Bütün kurşunlarımı aynı anda kullanmayacağım”. Ama bu kurşunlar genellikle Erdoğan’a yönelik kurşunlar. Ben bundan Erdoğan’ın çok ciddi bir şekilde yaralanacağını sanmıyorum. Şöyle ki, buradaki temel husus, Muharrem İnce’nin seçilebilmesi için muhakkak ve muhakkak bir şekilde daha önce Erdoğan’a oy vermiş olan insanların belli bir bölümünü –yüzde kaçtır, kaç puandır bilemiyorum ama belli bir bölümünü– yanına çekebilmesi lazım. Bu kişileri yanına çekebilmek için Erdoğan’ın aslında diplomasının olmadığı, Erdoğan’ın aslında Pensilvanya’dan icazet aldığı gibi konularla mı bu kişileri yanına çekebilir? Yoksa Erdoğan’ın, 16 yıldır ülkeyi yöneten Erdoğan ve AKP iktidarının Türkiye’nin sorunlarını neden ve nasıl çözemediğini anlatarak mı? Bence kişiselleşen bir savaş, kişiselleşen bir mücadele, kampanya, Erdoğan’ın arayıp da bulamayacağı bir şey.

Tek adama karşı ekip

Bir diğer husus, daha önce hep bu oldu, Baykal da bunu yaptı, Bahçeli de bunu yaptı, Kılıçdaroğlu da bunu yaptı ve yapıyor. Ve Muharrem İnce de bunu yapıyor. Erdoğan’la böyle çok ciddi bir senli benli üslûpla konuşuyor ya da o diye konuşuyor. Bu alan da aslında Erdoğan’ın tercih edeceği bir alan. Nitekim bir konuşmasında Muharrem İnce’ye “Bize kabadayılık yapmaya çalışıyor, gelsin ona öğretelim” mealinde bir şey de söyledi. Yani Karadeniz kökenli, Kasımpaşa’da büyümüş ve bu özelliğini öne çıkartmış olan birisi olarak, Erdoğan’la yapılacak bu tür bir senli benli atışmanın, onu çok ciddi bir şekilde rahatsız edeceğini açıkçası sanmıyorum.
Bir başka husus, bence çok önemli bir husus, o da şu: Erdoğan tek adam yönetimi inşa etti. Bu, partide de tek adam, her yerde, devlette de tek adam. Yanında olduğu varsayılan insanların çoğu görünmüyor. Berat Albayrak kısmen, Binali Yıldırım kısmen, ama onun dışında birtakım bakanlar var, birtakım grup başkan vekilleri var vs. Ama bunların hiçbirisinin belli bir ağırlığı yok. Erdoğan tek başına yönetiyor ve sorun da burada zaten. Buna yönelik, özellikle bu seçim kampanyasında bence rakiplerinin Erdoğan’ın karşısına bir ekiple çıkmasının, kamuoyunu ikna etmek konusunda, yanlarına çekmek konusunda çok etkili olacağı kanısındayım. Muharrem İnce bunu yapmadı, yapmıyor. Eşi dışında şu âna kadar, yanında birileri olduğunu biliyoruz, onunla beraber hareket eden CHP yöneticileri var, milletvekilleri var, özellikle son listede yer bulamayan birçok milletvekili onun kampanyasında bayağı aktif bir şekilde çalışıyorlar. Ama bunların hiçbirisini biz ekip olarak bilmiyoruz, ekip olarak sunulmadılar. Ve kendisi de ikinci turda ekibini açıklayacağını söyledi.
Bence geç kalıyor. Bugün eğer birileri –bu Akşener olabilir, Muharrem İnce olabilir ya da Temel Karamollaoğlu olabilir, Demirtaş olabilir, ki Demirtaş’a hiçbir propaganda imkânı sağlanmadığını biliyoruz–, bir ekiple ülkeyi yönetmeye talip olduklarını söylerlerse ve bunu gösterirlerse, ekiplerinde de hakikaten insanların etkileneceği bazı isimler olursa bence çok etkili olacaktır. Ama şu anda biz tek adam Erdoğan’a karşı tek adam Muharrem İnce görüyoruz. Önümüzdeki günlerde on mitingine Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılacağını biliyoruz, açıklandı. Bu benim kastettiğim olay bu değil. Bu anlamda da elindeki bir fırsatı bence Muharrem İnce kaçırıyor. Zaten Muharrem İnce kendisi kazanırsa da parlamenter sisteme hemen geçilmeyeceğini söylemişti. Bunu da bir not olarak koyalım. Tayyip Erdoğan’ın tek adamlığına karşı Muharrem İnce’nin tek adamlığı diye bir şey olması bence çok akıl kârı bir olay değil.

Nasuhi Güngör olayı

Bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum, detay gibi belki ama önemli: Bugün yaptığı bir açıklamada bu Pensilvanya meselesinde Nasuhi Güngör denen kişinin “Yenilikçi Hareket” kitabını referans gösterdi Erdoğan’ın Gülen’den icazet istemesi noktasında. O kitabı biliyorum, o kitapta benim hakkımda Nasuhi Güngör denen adam bir yalan, Aydınlıkçıların uydurduğu derin devlet operasyonu birtakım yalanları tekrar kullanmıştı. Oradan da biliyorum. İşin ilginç tarafı şu: Böyle bir kitap çıktı o tarihte, AKP’nin kuruluşunun önünü kesmek için Saadet Partisi teşvikiyle çıktığı imajı yaratıldı, ama bence o çok daha başka bir olaydı. Neyse.
Böyle kitaplar yazılır edilir. Ve böyle kitaplar bazılarına göre referanstır, bazılarına göre değildir. Ama buradaki sorun şu, önemli husus şu ki, onu Muharrem İnce de tabii yakalamış. Bu kişinin daha sonra AK Parti iktidarı döneminde önce hükümet yanlısı gazetelerde yazmasına izin verildi, daha sonra da TRT’de üst düzey görevlere getirildi. TRT’nin bir kanalının, haberle ilgili kanalının galiba başkanıydı. Ve gazeteciliği son derece kuşkulu bu kişiyi AK Parti ve Erdoğan tabii ki, bu üst düzey görevlere getirerek, uçaklarına alarak, oradan oraya birtakım yerlerde önünü açarak ona belli bir meşruiyet verdiler. Şimdi o kitabın –sonradan o kitabı zaten yok etmeye kalktı Nasuhi Güngör–, ama tabii ki birilerinde kopyaları var ve bugün karşısına çıkıyor.
Tek başına birisinin yazdığı kitapta bu vardır dediğiniz zaman anlamı olmayabilir ama, o birisi o kitaptan sonra AKP iktidarı tarafından üst düzey görevlere getirilmiş olunca işin rengi değişiyor. Bugün gördük, kendisi “Vallahi billahi ben o kitapta yalan yazmıştım” şeklinde tweet’ler atıyor, açıklamalar yapıyor. Bu da gerçekten çok –nasıl söyleyeyim? Yumuşak bir şey bulmaya çalışıyorum ama gerek yok– tiksindirici bir tavır. Onu vurgulamak lazım.

Hayko Bağdat olayı

Son bir not: Muharrem İnce’nin bir heyecan yarattığı, insanları umutlandırdığı muhakkak. Ve bu anlamda da insanlar ona toz kondurmamaya, dokundurtmamaya çalışıyorlar — özellikle muhalefet kanadında, CHP tabanında böyle bir husus var. Ama biz gazetecilerin böyle bir şeyi yoktur. Yani gördüğümüzü, eleştiri, olumlu olumsuz yönleriyle belirtmemiz gerekir. Ama şöyle bir husus var: Hayko Bağdat’ın yazmış olduğu o acayip yazıdan sonra açıkçası bu yayını yapıp yapmamakta tereddüt ettim. Çünkü dün Trabzon’da bu yayını yapmayı düşündüm. Hatta Güne Bakış’ta arkadaşlara telefonla bağlandığımızda bunu söyledim. Daha sonra Hayko’nun bu yazısını görünce açıkçası onunla aynı dalga boyunda görünmek gibi bir felaket beni ürküttü. Şöyle söyleyeyim, o çok kötü bir yazı, zaten kendisi de herhalde biliyor kötü olduğunu. Ama istediğini gerçekleştirdi, Trending Topic oldu vs..
Burada o yazının bize gösterdiği çok net bir mesele var bence. Türkiye’nin en politize kesimi hiç tartışmasız Kürtler. Nedense böyle bir vaka varken birçok insan hâlâ Kürtlere, “Şuna oy ver, şuna oy verme, şunu şöyle sev, bunu böyle sevme, bundan nefret et, buna acıma” gibi akıl vermeye çalışıyorlar. Benim bildiğim, Kürtlerin genel ortalamasının kimseden akıl almaya ihtiyacı falan yok. Muharrem İnce’ye ikinci turda verirler mi, vermezler mi bilmiyorum. Benim gözlemlerime göre eğer ikinci tura kalırsa Muharrem İnce’nin Kürt oylarını, HDP oylarını alma ihtimali hayli yüksek. Ama bunu da bir gazeteci iddiasıyla insanlara şunu şuraya verin, bunu buraya vermeyin gibi yapılan, gösterilen yaklaşımların da çok abes olduğunu bir kere daha vurgulayayım.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar