Ziya Selçuk olayı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print


Yayına hazırlayanlar: Gamze Elvan & Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Bugün biraz Milli Eğitim Bakanı Prof. Ziya Selçuk’tan söz etmek istiyorum. Ziya Selçuk bilenler için farklı bir eğitimcidir; gerçekten yakın dönemde Türkiye’de eğitim alanında dikkat çeken isimlerden birisiydi ve bakanlar listesi açıklandığı zaman orada en çok şaşırılan, belki de tek şaşırılan isim Ziya Selçuk oldu. Tabii ki bu tanıyanlar için oldu; bilmeyenler için o, özel okullar sahibi bir iş insanıydı ve iş insanı kontenjanından oraya girmişti; ama onu Milli Eğitim Bakanlığı’nda Talim Terbiye Dairesi başkanlığı döneminden bilenler için, o gerçekten değişik, çağdaş, fikirleri açık, yenilikçi bir eğitim uzmanıydı ve o listede yer alması gerçekten şaşkınlık yarattı, ilk tepkiler de bu yöndeydi. Bakanlar listesinde tanınmayan, adı bilinmeyen çok isim vardı, Google’a aranıp bulunan çok isimler vardı; ama bilinenler içerisinde şaşırtan belki de tek isim Ziya Selçuk’tu.

Bakanlığı kendisini tanıyanları şaşırttı

Ziya Selçuk yaptığı ilk basın toplantısında da kendisini tanımayanlara farklı bir isim olduğunu gösterdi, MEB’in temelinin milli değil öncelikle evrensel temeller üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgusu başlı başına dikkat çekiciydi. Açık sözlü, doğrudan konuşan, açık konuşan bir siyasetçi ya da artık siyasetçi denemez buna, bir teknokrat görüntüsü çizdi. Bu anlamda son beş-altı yıldır, belki de 10 yıldır AKP hükümetlerinin bakanlarından, üst düzey yöneticilerinden farklı bir görüntü çizdi. Neden böyle? Bunu özellikle vurgulamak lazım: AKP bir süredir artık kendinden olmayanı ötekileştiren, kutuplaştırmayı tırmandıran, gerilim üzerinden siyaset üreten bir hatta ilerliyor ve bunun da tabii ki mimarı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun yanındaki isimlerden bu çizgiye uyum sağlayamayanlar kısa sürede etkisizleşiyor, devre dışı kalıyor, marjinalize oluyor ya da tasfiye oluyor. Sonuçta baktığımız zaman birçok ismin Erdoğan’ın bu çizgisine uyum sağlamak için birbirleriyle yarıştığını görüyoruz. Öyle ki, içlerinden bazıları bunları benimsemese de mecburen orada, AKP iktidarında, Erdoğan’ın etrafında güç sahibi olabilmek için başka bir çareleri olmadığı için böyle bir çizgiyi benimsiyorlar, benimsemeyenler de kaderlerine razı olup kenara çekiliyorlar.
Dolayısıyla Ziya Selçuk’u ilk adı açıklandığı zaman, benim gibi –bir zamanlar kendisiyle tanışma imkânı olmuştu– onu tanıyanların aklına şu sorular geldi: Bir: Erdoğan neden Ziya Selçuk gibi birisini bu kadar önemli bir bakanlığa getirdi? İkincisi: Ziya Selçuk neden böyle bir görevi kabul etti? Burada birilerinin değişmiş olması gerekiyordu. Bildiğimiz Ziya Selçuk’un bu çizgide, bu üslûptaki Erdoğan’ın hele tek adam sistemini tam olarak inşa ettiği bir düzende MEB’i kabul etmesi gerçekten şaşırtıcı geldi. İlk akla gelen, kendisinin bakan olmak için birtakım tavizler vermeye ya da kendini değiştirmeye hazır olduğu yolunda da spekülasyonlar yapıldı; ama şu âna kadarki performansında –çok zaman geçmedi ama– yine de basın toplantısından da gördüğümüz gibi ve daha sonraki açıklamalarından da gördüğümüz gibi, Ziya Selçuk aslında bildiğimiz Ziya Selçuk olarak yoluna devam ediyor. Burada belli ki çok ciddi bir ihtiyacı var Erdoğan’ın ve dolayısıyla kendisinden pek beklenmeyen bir şeyi yapıp kendisi için sorun çıkarma potansiyeli olan ama iş yapabilecek olan bir ismi tercih etmiş. Tabii bunun detaylarını bilmiyoruz, nasıl bu süreç yaşandı bilmiyoruz; ama Prof. Selçuk’un nasıl birisi olduğunu bilmemesi söz konusu olamaz.

Eğitimde 16 yıllık tahribat

Burada tabii ilk akla gelen husus şu: 16 yıllık AKP iktidarının en büyük başarısızlığı eğitim alanında yaşandı, en çok bakan orada değişti, her gelen bakan sanki iktidar el değiştirmiş gibi bir önceki bakanın yaptıklarını bozu vs. ve sonunda eğitim sistemi oturmayan, var olanın her geçen gün daha da kötüleştiği garip bir hal aldı, tam bir fiyasko oldu, en büyük başarısızlık oldu ve zaten Erdoğan da değişik vesilelerle bunu kabul etti, itiraf etti. Dolayısıyla ilk akla gelen, benim aklıma gelen, gerçekten eğitimde yaşanan bu büyük çöküşün, bu büyük enkazı kaldırabilecek işinin ehli birisini bulma ihtiyacı ve bunun sonucunda Ziya Selçuk’un tercih edildiği yolunda. Bu tabii iyimser de bir yorum, ama büyük ölçüde böyle olduğu kanısındayım.
Ama burada şöyle bir sorun var: 16 yıl boyunca o kadar büyük bir tahribat oldu ki ve eğitime Erdoğan tarafından o kadar ideolojik, siyasî anlamlar yüklendi ki, Ziya Selçuk’un kafasındaki sistemleri oturtması, önce enkazı kaldırması sonra da sistemler oturtması, Erdoğan’ın bu tek adam yönetimi altında nasıl mümkün olabilir? Gerçekten bu soru önümüzde çok ciddi bir şekilde duruyor. Zaten, Selçuk’un ilk açıklamalarından sonra gelen tepkilere baktığımızda –özellikle sosyal medyada çok büyük bir ilgi doğdu–, çok az sayıda insan bunun bir aldatmaca olduğu kanısında, insanların büyük bir kısmı Ziya Selçuk’un samimiyetine, uzmanlığına inanıyor ve onun Milli Eğitim Bakanı olarak atanmasına ya da seçilmesine memnun kalmış; ama bunun sürüp sürmeyeceği konusunda bir belirsizlik ve umutsuzluk var. Yani umutsuzluğun kaynağı tabii ki büyük ölçüde Ziya Selçuk’un kendisi değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve yeni sistemin kendisinden dolayı — böyle bir durum var.

Selçuk’a açılan kredi

Ama burada çok ilginç bir şekilde, muhalif olan, yani AKP’li olmayan, Erdoğan’a oy vermeyen kesimlerin dahi bu noktada bir kredi verebildiğini görüyoruz. Yani şu yaklaşıma çok fazla tanık olmadık: “Bizi kandırıyorlar, bizim ağzımıza bir parmak bal çalmak istiyorlar” diyen yaklaşım tabii ki var, ama çok egemen değildi. Bunun tersine, genellikle, “Keşke bu kişi, bakan, istediklerini yapabilse; keşke evrensel perspektifte bir Milli Eğitim, Türkiye’de eğitim politikaları hayata geçirilebilse” temennisi var. Burada tabii ilginç olan, buradan politik bir çıkarsama yapmak gerekirse bana göre şöyle bir hâl var: Son seçimde görüldüğü gibi Erdoğan yenilemedi, AK Parti yenilemedi, daha doğrusu AK Parti’nin MHP’yle kurduğu Cumhur İttifakı yenilemedi. Bir anlamda şu aşamada ve uzun bir süre –yerel seçimleri saymazsak– seçim olmayacak. “Bari ülkede birtakım işler iyi gitsin ve bunu da birileri bir yerlerden yapabiliyorsa ne iyi” gibi bir yaklaşımın dile gelmesine vesile oldu Ziya Selçuk.
Buradan hareketle Erdoğan’ın bu tür seçimlerini artırıp artırmayacağı sorusunu gündeme getirebiliriz. Aslında normalde ekonomiye de böyle bir şey yapması bekleniyordu, gerekiyordu. Onun yerine damadını atayarak burada çok büyük, stratejik bir tercih yaptı. Damadı Berat Albayrak birkaç gündür, yani bakan olduktan belli bir süre sonradan itibaren bütün ekonominin patronu olduktan sonra olabildiğince ılımlı bir çizgi izlemeye çalışıyor. Farklı kesimlere açık olduğu mesajlarını veriyor. Bunu ne derece başarır bilemiyoruz, ama uyum sloganını öne çıkartıyor. Ancak bugün gördüğümüz gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıp ekonomiyle ilgili, büyük yatırımların doğrudan bizzat kendisinden geçeceği şeklinde açıklamalar yaparak Berat Albayrak’ın da bu mütevazı çabalarını bir ölçüde akamete uğratabiliyor.

Selçuk’un bakanlıkta geleceği

Benzer bir olayı Milli Eğitim konusunda da büyük bir ihtimalle yapacaktır. Çünkü çok favori konularından birisi Milli Eğitim. Ama böyle bir atamayı yaptığına göre, orada belli bir özerkliği –en azından, bağımsızlık olmasa bile özerkliği– Ziya Selçuk’a tanıdığını varsayabiliriz. Burada ne kadar başarılı olur bilmiyorum; ancak genellikle yaklaşımlar umutsuzluk yolunda. Kötümserlik daha fazla baskın. Bunun çok fazla süremeyeceği ya da Ziya Selçuk’un kendisini değiştireceğini ve kendi adımlarını Erdoğan’a göre ayarlayacağı eğilimi ya da öngörüsü daha fazla öne çıkıyor. Ama temenni şu ki, onun bildiği yolda gerçekten bir şeyler yapabilmesi ve Erdoğan’ın buna izin vermesi. Bu konuda az da olsa bir umut var. Ve burada insanlar artık küçük küçük umut kapılarının aralanmasını bekliyorlar. Tabii burada muhalefete yönelik beklentilerin iyice diplerde olmasının da etkisi çok fazla. Yani muhalefete ilginin, muhalefetten beklentinin diplerde olmasının bir örneği, CHP içerisinde yaşanan kurultay tartışmalarıysa, bir diğeri de İYİ Parti’de son yaşananlar.
Ve CHP’nin başına geçmesi beklenen, alternatif olarak gözüken Muharrem İnce’nin son dönemde, özellikle Twitter üzerinden gösterdiği –bazıları çok beğeniyor ama– bence son derece düşük profilli siyasî açılımlar. Bunlara bakıldığı zaman bana göre, benim gördüğüm kadarıyla, Ziya Selçuk örneğinden anladığım kadarıyla, insanlar muhalefetten çok fazla bir beklenti olmayınca, iktidarın bari bir şeyleri iyi yapması yolunda, muhalif kesimlerde az da olsa bir beklenti, temenni var. Bu anlamda Ziya Selçuk bu temennileri öne çıkarmışa benziyor. Ama işi gerçekten çok zor. İlk akla gelen seçenek belli bir yerde bir kriz çıkıp onun görevinden alınması ya da istifa etmesi. Ama pekâlâ burada tek de olsa bu örnek değişik bir örnek olabilir. Bu da tabii kamuoyuna yönelik olarak değil de Erdoğan’ın kendisine yönelik olarak bir örnek olabilir. Çünkü Erdoğan uzun bir süredir kolektif aklı önemsemeyen, daha doğrusu başkalarının akıllarını önemseyip, ama kararları tek başına vermekte ısrarlı bir siyasetçi çizgisi izliyor. Burada belki kararından vazgeçmesine neden olabilecek birtakım olaylar yaşanabilir.

Ahmet Şık’a selam

Bugün dostum, arkadaşım, meslektaşım Ünsal Ünlü o sabah yayınlarında çok güzel bir başlık çıkartmış: “Defansta Alpay, orta sırada Berat, ileri uçta Ziya” diye. Burada şunu söylemek lazım: Benim bildiğim Ziya Selçuk solcu falan değil. Tam tersine sağcı gelenekten gelen birisi. Ama eğitim konusundaki bakışları gerçekten evrensel düzeyde olan birisi. Tabii burada defanstaki Alpay meselesinde, orada söylediği, dün Ahmet Şık’ı konuşturmama yolunda gösterdiği o olağanüstü performansa atıfta bulunuyor. Ve Alpay’ın önümüzdeki… –Alpay Özalan’dı değil mi soyadı? Alpay’ın ben futbolculuğunu da sevmezdim– siyasetçiliği de futbolculuğunu aratmayacağa benziyor; ama bereket, Meclis’te Ahmet Şık gibi milletvekilleri olduğunu bildiğimiz için hâlâ Meclis’e belli bir ilgimizi muhafaza edebiliyoruz. Evet çok alâkasız bir şekilde bitiriyorum, ama kusura bakmayın. Ahmet’e buradan bir selam vermeden olmazdı. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus