Amerikalı yeni sosyalist kadın siyasetçiler/1: Alexandria Ocasio-Cortez: “Seçim, seçmenle doğrudan iletişimle kazanılır”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Alman toplumbilimci ve ekonomist Werner Sombart’ın 1906 yılında yayınlanan ünlü eserinin başlığı şuydu: “ABD’de neden sosyalizm yok?” Bu soru 100 yılı aşkın süredir güncelliğini koruyor. Elbette, ülkede sosyalistler hep vardı, şimdi de var, hem de milyonlarca; ama düne kadar etkili bir sosyalist hareket geliştirememişlerdi. Düne kadar diyoruz çünkü Donald Trump’ın Başkan seçilmesinden sonra üye sayısını hızla artıran Amerikan Demokratik Sosyalistleri (DSA – Democratic Socialist of America), Demokrat Parti içindeki siyasi etkinliklerini artırarak seslerini daha geniş kitlelere duyurma şansını yakaladı.

amerikalı-demokratik-sosyalistler

salazar ve Ocasia-Cortez birarada
Ocasia-Cortez (solda) ve Salazar

Kasım ayında yapılacak Senato ve Temsilciler Meclisi ara seçimlerinde, DSA’nın birer temsilcisi de Demokrat Parti saflarında yarışıyor. Her ikisi de sosyalist, her ikisi de Latin kökenli her ikisi de genç, her ikisi de kadın ve her ikisi de Demokrat Parti’nin New York eyaletinde yaptığı ön seçimlerde, deneyimli rakiplerini yenilgiye uğrattılar: Temsilciler Meclisi için yarışan 28 yaşındaki Alexandria Ocasio-Cortez ile Senato’ya girmek için yarışan 27 yaşındaki Julia Salazar. Ocasio-Cortez ile Salazar’ın siyasetteki mücadelelerini ve kampanya vaatlerini Jacobin Dergisi için ayrı ayrı verdikleri mülakatlardan geniş özetleri iki bölüm halinde yayınlıyoruz.

Bu ilk bölümde Alexandria Ocasio-Cortez’ın kampanya stratejine ilişkin sorulara verdiği yanıtları bulacaksınız:

Kampanyama başlarken tam olarak nasıl bir mücadeleye girdiğimi bilmiyordum ama rakibimin Demokrat Parti’nin standart kampanya stratejisini uygulayacağını biliyordum. Genellikle sahayla pek ilgilenmezler. Ben ise bu yarışa örgütçülükten geliyorum. Ben de en başından itibaren insanları örgütlemeye ve bir koalisyon inşa etmeye odaklandım. İlk 6 ayımı taban örgütleri ile güven ilişkisi kurmaya harcadım. Amerikan Demokratik Sosyalistleri, Siyah Yaşamlar Önemlidir Hareketi, Müslüman toplumun temsilcileri, genç Yahudi örgütleri ve daha pek çokları hep beraber ilerici hareket içinde cephe aktivizmi için bir koalisyon kurduk. Sonra da neredeyse tamamen saha çalışmasına odaklandık. Televizyonlara reklam vermedik. Oysa rakibimin tv reklamları Haziran ayı boyunca ekranlarda döndü durdu. Ayrıca rakibim Demokrat Parti’nin bölgedeki her bir üyesine en az 10 ila 15 renkli, gösterişli broşür yolladı.
120 bin kapı çaldık. 170 bin sms mesajı yolladık. 120 bin kişiyle telefonda konuştuk. Deneyimli kampanyacılara güvenmek yerine tek tek seçmen ile temas kurduk; insanlara onları harekete geçirecek mesajlarla ulaşmaya çalıştık. Zaten bir kez heyecan duydular mı, “ben ne yapablirim, nasıl destek olabilirim” diye soruyorlardı. Biz de hazırlıklıydık, “o kadar zor değil, şu aplikasyonu indir, şunu yap, vs.” diye onları da aramıza kattık. Yüzlerce gönüllü ile çalıştık. Sonlarına doğru Massachusetts’ten, Ohio’dan, hatta Iowa’dan bile gelenler vardı. Bu coşku da avantajımız oldu. Medya bizimle pek ilgilenmiyordu ama asıl önemli olan halkın ilgisi hep üzerimizdeydi.
Ben bir eğitimciyim, örgütçüyüm ve emekçi ailelerin temsicisiyim. Demokrat Parti içinde yarışı kazanmamı bölgenin demografik yapısına bağlayanlar oldu ama bence bu yaklaşım bir tür entelektüel tembellik göstergesi. Ders çıkarmaları lazım. İlerici hareket, emekçi aileleri temsil edenler, ekonomik, sosyal ve ırksal adalet için mücadele edenler, Puerto Rico Hareketi, Ferguson hareketi, ceza adaleti reform hareketi, hepsi bizi izliyor.

ocasio Cortez2

Ben hareketimizi temsil etmek için adayım. Bir sabah kalkıp “ben Kongre üyesi olmak istiyorum, ben Senatör olmak istiyorum” diyen insanları anlamıyorum. Bütün kampanyalarını da bir kişinin bireysel kimliği etrafında yürütüyorlar. “Bu işi en iyi ben yaparım” diyorlar ve binlerce kişiyi “Ben Harikayım” sloganının arkasında birleştirmeyi umuyorlar.
Demokrat Parti içinde sırf New Yorklular tekrar tekrar onlara oy verdiği için New Yorkluların onlara bayıldığına dair bir illüzyon hakim. Oysa ortada bir rehin alınma durumu var. Cumhuriyetçi Parti’ye hiçbir koşulda oy vermeyecekleri için, Kasım ayında Demokrat Parti hangi adayı önlerine koymuşsa gidip mecburen onu seçiyorlar. Ortayolcu, kararsız seçmene odaklanmak da kaynak israfı gibi geliyor bana. Onun yerine miting yapıp oy kullanacakların sayısını artırmak, tabanı genişletmek daha doğru.
Seçmenlere, “Demokrat Parti Temsilciler Meclisi’nde, Senato’da çoğunluğumuzu kaybettik. Kesinlikle kaybetmemiş olmamız gereken bir seçimde, Başkanlığı kaybettik. Buna rağmen aynı stratejiyi, aynı planı savunarak muhalefet yapan aynı insanları mı seçeceksiniz?” diye soruyorduk. Çünkü Demokrat Parti’de bir plan değişikliği falan yok. 2016’dan ne öğrendik parti olarak? Neleri daha farklı yapacağız? Bunların yanıtı yok. Eğer Trump’ın Başkan olması onları yaklaşımlarını köktenci bir anlayışla değiştirmeye itmiyorsa, o zaman hiçbir koşulda değişmeyecekler demektir.
Demokrat Parti çok uzun süredir tabandan örgütlemeye yatırım yapmıyor. Biz nasıl kazanılacağını biliyoruz: Kapıları çalmakla, telefonda konuşmakla, seçmenle doğrudan iletişimle kazanılır. Biz zaferimizi tabanla kurduğumuz ilişkiye, sahada olmamıza borçluyuz. Kapısını çaldığımız her seçmene 1 ile 5 arasında bir puan verirsiniz. Bizim 1 ve 2 puan verdiğimiz 15 bin 900 kişi vardı ve sandıktan bana tam 15 bin 900 oy çıktı. Bu bir tesadüf değildi.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus