Çin yaptığı yatırımlarla Avrupa’daki siyasi nüfuzunu arttıyor mu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Çin’in son yıllarda Çek Cumhuriyeti başta olmak üzere Orta ve Doğu Avrupa’daki yatırımlarını artırması, Avrupa’nın genelinde etkisini artırmaya başladığı sinyalini veriyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çek Cumhuriyeti’ni ziyaret eden ilk Çinli lider oldu. İki yıl önce gerçekleşen bu ziyaretinde yanında olan gizemli ve zengin iş adamı Ye Cianming, şehirde bir bira fabrikasını ve Çek futbol takımı Slavia Prag’ı satın aldı. Yeni kurulan ticari ilişkiler ve Ye Cianming’in toplantıda bulunması, Çin’in Çek Cumhuriyeti’nde hatırı sayılır bir ticari ve politik güce sahip olduğunun bir göstergesi ve Avrupa genelindeki hırsının bir sinyali olarak görülüyor. Cianming son iki yılda Çek Cumhuriyeti’nde 1 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Çek Cumhuriyeti Başbakanı Milos Zeman da karşılığında uluslararası arenada Çin Hükümeti’ne Tayvan üzerindeki iddiası başta olmak üzere bazı tartışmalı politikalarında destek verdi. Çek Cumhuriyeti Çin’in Avrupa’daki yatırımlarının genişlemesi için Zeman’ın deyişiyle “batmayacak bir uçak gemisi” oldu.

Daha sonra Ye Cianming Çin’de henüz kamuya açıklanmayan bir sebeple göz altına alındı. Bu durum Çek Cumhuriyeti Başbakanı Zeman’ın ülkenin geleceğini Çinlilere emanet etmekle eleştirilmesine sebep oldu.

Dünya yüreklendirilmiş, hırslı, parasıyla ve iş anlaşmalarıyla küresel gücünü hızla artıran bir Çin ile karşı karşıya. Özellikle her geçen ay başka bir uluslararası anlaşmadan cayan bir Beyaz Saray’ın ve yeni politik ve sosyolojik problemlerle başı kalabalık olan bir Avrupa’nın varlığında, Çin’in bu genişlemeci ticari atağı bazı finansal çevrelerce olumlu değerlendiriliyor. Ancak Ye Cianming örneğinde de görüldüğü üzere Batılı ülkelerin Çin ile daha sıkı ticari bağlar kurması, opak ve kararların gizli kapılar ardında alındığı bir siyasi sistemin taşıdığı risklere de daha fazla maruz kalmaları anlamına geliyor. Dolayısıyla Çin ile kurulan ticari ilişkilerin iktisadi değil politik güdülerle ilerlemesi mümkün.

Çin’in Avrupa’daki yatırımlarının arka planı

Avrupa ülkelerinin birliği ve dayanışması ilk olarak 2008 küresel krizinde sınanmıştı. Ardından Suriyeli mültecilerin gelmeye başlamasıyla birlikte Avrupa’da yükselen milliyetçilikle paralel olarak, ülke politikacıları mülteciler konusunda ve diğer pek çok konuda AB liderleriyle ters düşmeye başladı. Bu çatışma kendini ticaret alanında da gösterdi ve ülkeler diğer Avrupa ülkelerine alternatif ticari ortak arayışına girdiler. O dönemde Çin, Orta ve Doğu Avrupa’da potansiyel verimlilik gördüğünden, oradaki projelere yatırım yapmaya ve siyasi ilişkilerini kuvvetlendirme girişimlerine başlamıştı. İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Batı Avrupa ülkeleri de Çin’i yatırım yapması için ülkelerine davet etmelerine rağmen Çin’in insan hakları ihlalleri ve Güney Çin Denizi’ndeki meşru bulmadıkları kontrolünü kınamaktan geri durmuyorlardı. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyse bu tip konuları sorun etmediklerinden Çin için daha cazip yatırım hedefleri oldular. Çin bu bölgede 16+1 ismiyle anılan, 12’den fazla Orta ve Doğu Avrupa ülkesi ile işbirliği içeren çok büyük bir proje başlattı. Yüksek hızlı tren teknolojisi ve altyapısının geliştirilmesi ve uygulanmasını sağlayan bu proje, Çin için bölgeye neler vadedebileceğini gösterebileceği bir reklam fırsatı oldu.

Yatırımlarının da etkisiyle son zamanlarda Çin, Avrupa’da kendisine sempati duyan ülkelerin sayısını artırdı. Yunanistan geçtiğimiz yıl Avrupa Birliği’nin Çin’in insan hakları ihlallerini kınayan bir tebliğini bloke etti. Benzer şekilde önceki yıl, Yunanistan ve Macaristan birlikte AB’nin Güney Çin Denizi konusundaki kınamasını yatıştırmıştı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus