İSTANBUL (Medyascope, Goltane Ghazi) – İran’da silahlı istihbarat görevlilerinin gözaltına aldığı kişiler maruz bırakıldıkları işkenceyi Guardian’a anlattı. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, özellikle ocak ayındaki protestolar ve şubatta başlayan savaşın ardından baskının ciddi ölçüde arttığını belgeledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Birleşmiş Milletler Direktörü Louis Charbonneau, konuyla ilgili Medyascope’a konuştu.
Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- İran’da gözaltına alınan kişiler, istihbarat birimlerinin işkence ve kötü muamelesini anlattı.
- Af Örgütü ve Human Rights Watch, protestolar sonrası baskının ciddi şekilde arttığını belgeledi.
- Hamid Asefi, ev baskınında ağır darp edildiğini ve beyin kanaması geçirdiğini söyledi.
- Mehnaz, gözaltında yiyecek ve su verilmediğini ve ciddi kilo kaybı yaşadığını belirtti.
- Hesam Alaeddin’in gözaltında öldürüldüğü ve cenazesinin haftalar sonra verildiği iddia edildi.
- Gazeteci Vida Rabbani’nin gözaltında şiddet ve cinsel saldırıya uğradığı öne sürüldü. İnsan hakları örgütleri, binlerce keyfi gözaltı ve yaygın işkenceyi raporladı.
- Genel olarak İran’da baskı ve cezasızlığın arttığı vurgulandı.

İranlı yazar Hamid Asefi, 5 Mart öğleden sonra silahlı istihbarat görevlilerinin balyoz ve baltayla kapısını kırarak Tahran’daki evine baskın düzenlediği sırada evde değildi. Görevliler onu bulmak için apartmanda daire daire dolaştı ve sonunda binaya geri döndüğünde karşılaştılar.
Asefi, Guardian’a verdiği yazılı röportajda yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Görevlilerden biri silahını çekti, durmamı emretti ve tepki vermeme fırsat kalmadan silahının dipçiğiyle boynuma ve omurgama sert şekilde vurdu. Daha sonra beni sürükleyerek daireye götürdü.”
Asefi, tutuklama emrini görmek isteyince şiddetin arttığını söyledi:
“Kaburgalarıma, böbreklerime, şakaklarıma ve başımın arkasına ağır darbeler indirdiler. O kadar şiddetli dövüldüm ki bir kez bilincimi kaybettim. Kendime geldiğimde saldırı devam ediyordu.”

63 yaşındaki yazarın maruz kaldığı şiddet, gözleri bağlı şekilde götürüldüğü gözaltı merkezinde de sürdü. Bir sorgu görevlisi onu, hükümetin ocak ayındaki protestolara yönelik müdahalesini kınayan bir bildiriyi imzalamak ve İsrail hükümetiyle bağlantı kurmakla suçladı. Asefi böyle bir bildiriyi imzalamadığını söylüyor; serbest bırakıldığında gözaltına alınmasının “idari bir hata” olduğu söylendi. Ancak yaşadıkları bununla bitmedi. Üç hafta sonra hastaneye kaldırılan Asefi’nin MR sonuçlarında beyninde yaygın kanama tespit edildi.
“Ölüm artık uzak bir ihtimal değildi; gölgesini yüzümün tamamında hissedebiliyordum.”
Ameliyat geçiren ve iyileşme sürecinde olan Asefi’nin hikâyesi, İran’da internet kısıtlamalarının kısmen gevşetilmesiyle ortaya çıkmaya başlayan çok sayıdaki vakadan yalnızca biri. Ocak ayındaki protestolara katılanların yanı sıra çok sayıda siyasi tutuklu ve gazeteci de savaşın başlamasından sonra yürütülen daha geniş çaplı baskı dalgasında gözaltına alındı. Guardian’ın görüştüğü tutuklular, aile üyeleri ve insan hakları örgütleri; işkence, dayak, aç bırakma ve gözaltında ölüm iddialarını içeren daha kapsamlı bir tablo ortaya koyuyor.
Uluslararası Af Örgütü, 28 Şubat’tan bu yana gözaltındaki kişilere yönelik işkence ve kötü muamele vakalarını belgelediğini açıkladı. Örgütün raporuna göre bunlar arasında sahte idamlar, mahkûmların ağzına silah sokulması, ağır dayaklar, el ve ayaklardan asılma, uzun süreli tecrit ile yiyecek ve sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi yer alıyor.
“Bazı işkenceler ömür boyu sizinle kalır”
Gözaltında aç bırakıldığını söyleyenlerden biri de 23 yaşındaki protestocu Mehnaz*. Mehnaz, 8 Ocak’ta Tahran’ın Haft Hoz mahallesinde düzenlenen bir protestoda göstericilerin makineli tüfeklerle vurulduğuna tanıklık ettiğini söylüyor.
“O görüntüyü asla unutamam. Güvenli bir yere kaçmaya çalışırken sokaklardan kan akıyordu.”
Protestolar sırasında gözaltına alınmayan Mehnaz, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki ilk saldırısından birkaç gün önce tutuklandı.
“Evime girdiler, beni kelepçelediler ve Karçak Cezaevi’ne götürdüler. Sosyal medyada rejim karşıtı paylaşımlar yaptığım için tutuklandığımı söylediler.”
Bilgi teknolojileri alanında çalışan genç kadın, iki haftadan uzun süre boyunca sürekli sorgulandığını, yiyecek ve su vermediklerini söyledi.
“Sadece iki haftada 8 kilo verdim. Bazı işkenceler vücutta iz bırakmaz ama ömür boyu sizinle kalır.”
Mehnaz’ın kaldığı koğuşta 80’den fazla kadın bulunuyordu. Aşırı kalabalık nedeniyle mahkûmlar yerde uyumak zorunda kalıyordu. Tuvaletlerin durumu ise o kadar kötüydü ki ailesinden yetişkin bezi getirmelerini istemişti. ABD merkezli İran İnsan Hakları Merkezi (CHRI), Ekim 2025’te yayımladığı raporda, Karçak Cezaevi’nde en az üç kadın mahkûmun sağlık hizmeti alamadığı için bir hafta içinde hayatını kaybettiğini bildirmişti.
Mehnaz, serbest bırakılmasının tek nedeninin yetkililerin savaş sonrasında tutuklanan binlerce kişi için yer açmak istemesi olduğunu düşünüyor.
Gözaltında kayboldu, haftalar sonra cenazesi teslim edildi
Ancak İran’daki cezaevlerin süren işkencelerde herkes hayatta kalamadı. İki çocuk babası Hesam Alaeddin’in ailesi haftalar boyunca onun yaşayıp yaşamadığını öğrenemedi. Nisan ayında Tahran’da Starlink cihazlarına yönelik aramalar sırasında gözaltına alınan 40 yaşındaki Alaeddin, daha sonra cezaevinde kayboldu.

Ailenin yakın çevresinden bir kaynak şunları anlattı:
“Annesinin ve kardeşinin evine baskın yaptılar. Kardeşini de dövdüler ve gözaltına aldılar. Hesam’ı götürürlerken 10 ve 11 yaşındaki kızlarının gözleri önünde ağır şekilde dövdüler. Cezaevine her gittiklerinde başka bir yere sevk edildiği söyleniyordu. Bu aile için bitmek bilmeyen bir işkenceydi.”
Haftalar sonra aileye cenazesini almaları için telefon geldi. Yakınları, cenaze teslim edildiğinde “vücudunda sağlam tek bir kemik kalmadığını” öne sürdü:
“Onu döverek öldürdüler. Hesam sevgi dolu bir baba, eş, kardeş ve oğuldu. Eşi korku içinde yaşıyor, kızları ise neden eve dönmediğini anlamıyor.”
Guardian’a konuşan birçok kişi, gözaltına alınırken maskeli görevlilerin aşırı şiddet kullandığını anlattı. Tahranlı insan hakları aktivisti Mojgan da ocak ayındaki protestolara katıldığını ve haftalar sonra beş maskeli görevlinin evine baskın düzenlediğini söyledi:
“Başımın üzerine silahla vurdular, ayak parmağımı kırdılar. Tek amaçları bizi korkutmak ve sindirmekti.”
Gazetecileri Koruma Komitesi’ne (CPJ) göre İranlı gazeteci Vida Rabbani, 31 Ocak’ta protestolara yönelik baskıları kınayan ve otoriter yönetimin sona ermesini isteyen bir bildiriyi imzaladığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Avukatının açıklamasına göre Rabbani, Sari İstihbarat Gözaltı Merkezi’nde ağır şekilde dövüldü. Eşi Hamidreza Amiri ise cezaevindeki ziyaretten sonra sosyal medyada şunları yazdı:
“Vücudunun her yerinde morluklar vardı. Çok ağır şekilde dövülmüştü. Zorunlu başörtüsüne uymayı reddettiği için saçları yolunmuştu.”
Rabbani de gözaltında defalarca saldırıya uğradığını söylüyor:
“Sürekli bana ‘vahşi’ diyerek hakaret ettiler ve zorla başörtüsü taktırmaya çalıştılar.”
Bir sorgu sırasında erkek görevlinin saçlarını çektiğini anlatıyor:
“O sırada fark etmedim ama daha sonra koğuşta saçlarıma dokunduğumda avucuma tutam tutam saç döküldü. Onları topladım ve bu saçlardan bir bileklik yaptım.”

Rabbani ayrıca cinsel saldırıya uğradığını da iddia ediyor:
“Bana yumruk attı, sonra bacaklarının arasına ayağını koydu. Vajinama bastırdı. Beni boğmaya çalıştı. Elini ısırdım. Dişlerimin arasında kemiklerini hissedebiliyordum. Sonra hücreden çıktı.”
Serbest bırakılan Rabbani, o günden bu yana panik atak ve uykusuzluk yaşadığını söylüyor:
“İz bırakmadan işkence etmenin yollarını biliyorlar. Ama artık uyuyamıyorum. Antidepresan ve uyku ilacı kullanmak zorundayım.”
Human Rights Watch: Baskı savaşla birlikte arttı
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch) Birleşmiş Milletler Direktörü Louis Charbonneau bu durum hakkında Medyascope’a konuştu:
“İran’da aralarında keyfi şekilde tutuklanan binlerce erkek, kadın ve çocuğun bulunduğu gözaltındaki kişiler, hapishanelerde, karakollarda ve güvenlik merkezlerinde ağır insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalıyor. Ocak ayında protestolar sırasında ve sonrasında yaşanan kitlesel gözaltılar ile protestocuların öldürülmesinin ardından, silahlı çatışma döneminde de ulusal güvenlik gerekçesiyle binlerce kişi gözaltına alındı. Tutuklananlar arasında uydu interneti kullananlar ile saldırıların gerçekleştiği bölgelerin fotoğraf ve görüntülerini çekip İran dışındaki medya kuruluşlarıyla paylaşanlar da bulunuyor. Bahailer başta olmak üzere azınlık grupları özellikle hedef alınıyor ve günah keçisi ilan ediliyor.”

İran’da 8-9 Ocak arasında yaşanan internet kesintisi ve yaklaşık 40 bin protestocunun öldürüldüğü iddialarının ardından başlayan tutuklamalar ile idam cezalarındaki artış dikkat çekti. Charbonneau bu durumu şöyle yorumladı:
“Siyasi gerekçelerle suçlanan kişiler sistematik olarak dış dünyayla iletişimden mahrum bırakılıyor ve zorla kaybetme olarak değerlendirilebilecek koşullarda tutuluyor. Cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, sahte infazlar, aile üyelerinin tutuklanacağı yönündeki tehditler ve benzeri yöntemleri içeren fiziksel ve psikolojik işkence ile kötü muamele yaygın şekilde devam ediyor. Failler cezasız kalıyor. Mart 2026’dan bu yana siyasi amaçlı idamların ciddi şekilde artmasıyla birlikte, aralarında son protestolar nedeniyle gözaltına alınanların da bulunduğu çok sayıda kişi, adil olmayan yargılamalar sonucunda idam cezası alma ve gizli şekilde infaz edilme riskiyle karşı karşıya kalıyor.”

Charbonneau, gözaltı süreçlerinde yaşanan işkencelerin İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından takip edildiğini ve bu tür kurumlar aracılığıyla İran devletinin uygulamalarının kamuoyuyla paylaşıldığını belirterek şunları söyledi:
“İran’daki birçok hapishane ve gözaltı merkezindeki koşullar oldukça kötü durumda. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), çeşitli cezaevlerinde yetersiz ve sağlıksız koşulları belgeledi. Şubat ayında başlayan silahlı çatışmaların ardından tutukluların karşı karşıya kaldığı koşullar daha da ağırlaştı. Yetkililerin yıllardır sürdürdüğü ve bazı durumlarda kalıcı sağlık sorunlarına ve gözaltında ölümlere yol açan sağlık hizmetlerini engelleme politikası da bu dönemde daha da yoğunlaştı. Kötüleşen ve güvenli olmayan hapishane koşullarına karşı çıkan mahkûmlar ise misilleme ve şiddet riskiyle karşı karşıya. Silahlı çatışma süresince ve cezaevi koşullarının daha da ağırlaşmasıyla birlikte, bazı hapishanelerde güvenlik güçleri, güvenliklerinden endişe eden veya kötü koşulları protesto eden mahkûmların eylemlerini bastırmak için ölümcül güç de dahil olmak üzere zor kullandı.”








