Gelen vatandaşlar, giden vatandaşlar

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Bu sabah kalktığımda gördüğüm ilk çarpıcı haber Cumhurbaşkanlığı kararı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı edinmenin şartlarının kolaylaştırılmasıydı. Aslında bakacak olursak, “fiyatın ucuzlaması” diyebiliriz. Daha önceden çıkarılmış olan yasadaki düzenlemenin şartları hafifletilmiş, fiyatlar indirilmiş, yani Türkiye’de yatırım yapılması ya da gayrimenkul alınmasındaki gibi limitlerin epey bir düşürüldüğünü gördük. Sonuçta bu kolaylaştırma, aynı zamanda ucuzlatmak anlamına geliyor. Bu neden yapılıyor? Tabii ki Türkiye’nin şu anda içinden geçtiği ekonomik sorunlardan dolayı yapılıyor.
Her ne kadar bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’de kriz falan olmadığını, Türkiye’nin ihya olduğunu söylese de, peş peşe gelen kararlar, onun imzası ile çıkan kararlar, uygulamaların hepsi, Türkiye’deki krize doğru yol almakta olan ekonomik sorunu çözmeye yönelik adımlar diyelim, en yumuşak ifade ile. Kimilerine göre çoktan bir kriz var; ama biz yine daha yumuşatalım ve krize doğru girişi engelleme çabaları olarak söyleyelim. Peşpeşe bu konuda atılan adımlar var. Daha önce dövizde yapılan sözleşmelerin iptali meselesi vardı. Bugün Cumhurbaşkanı tekrar o konuyu vurguladı. Artık dolarla, euroyla kiranın olmayacağını; bu konuda, bunu yapanlara gereken yapılacağını söyledi. Bayağı yasaklanıyor. Uzun süredir Türkiye’nin hayatının bir parçası olan dövizin, yani yabancı paraların, özellikle doların ve kısmen euronun gündelik hayatta kullanımının bayağı bir sınırlanmak istendiğini görüyoruz. Bu da Cumhurbaşkanı’nın yok dediği şeyin var olduğunu bize gösteriyor.

Yerli ve milli olmak

Vatandaşlığın kolaylaştırılması ve şartlarının indirilmesi, yani ucuzlatılması meselesine gelecek olursak; bu çok ciddi bir sorun olmayabilir. Yani bu nereden baktığınıza bağlı; ama Türkiye’de “yerli ve milli”lik iddiasındaki kişilerin –ki siyasî iktidar ve onu destekleyenlerin en büyük iddiası bu– paraya ihtiyaç duyulduğu zaman, devlet paraya ihtiyaç duyduğu zaman, özellikle yerliliğin ve milliliğin sembolü olarak bilinen hususlarda çok cesur hareketler ediyor olması tabii ki çok dikkat çekici. Bedelli askerlik bunlardan biriydi ve hiç çekinmeden hızlı bir şekilde yüz binlerce kişinin başvurusunu kapsayacak şekilde hayata geçirildi. Şimdi de vatandaşlık –ki “yerli ve milli”liğin en önemli hususlardan biri olsa gerek–, vatandaşlık da parayla alınabilecek bir şey oldu. Tabii ki son kararı Cumhurbaşkanlığı verecek. Daha önce Bakanlar Kurulu varken, şimdi vatandaşlığa başvuran kişilerin kabulünün Cumhurbaşkanlığı makamında olduğunu da gördük. Böyle bir husus var. Milliyetçi pozisyon iddiasında olan insanların bir ölçüde rahatsız olması gereken bir pozisyon. Ben şahsen hiçbir zaman milliyetçilik –o kastedilen anlamda, siyasî anlamda milliyetçilik– iddiasında biri olmadığım için bu beni çok fazla rahatsız etmiyor. Tabii ki o da çok eski bir tartışmadır, “Milliyetçi değilsen nesin?” tartışmasında bunun cevabını aslında öteden beri bir şekilde vatanseverlik ya da yurtseverlik olarak vermek mümkün. Milliyet üzerinden bir sevgi inşası yerine ülke üzerinden bir sevgi inşasının her zaman için daha iyi olduğunu düşünenlerdenim.
Neyse bu tartışmayı bir kenara bırakalım. Şu anda kim gelebilir Türkiye’ye? Gerard Depardieu’yü saymazsak –ki kendisi Kuzey Kore’nin kutlamalarında Türk gazetecilere Türk vatandaşı olmak istediğini söylemiş– ilginç! Çocukluğumuzun ve ilk gençliğimizin idol isimlerinden birisiydi. Ama uzun bir süredir, en son hakkında cinsel taciz iddiaları da var malum, eksantrik bir çizgiye geldi. Onun vatandaşlık talebinde bulunacağı hususu –ki bu yeni düzenleme ile beraber– herhalde Depardieu için Türkiye vatandaşlığını mümkün kılacak şartları yerine getirebilmek kolay olacaktır.

Giden vatandaşlar

Onun dışında baktığımız zaman, genellikle Türkiye’nin doğusundan ülkelerden herhalde Türkiye’de bir vatandaşlık kazanmak isteyenler olabilir. İlk akla gelen tabii ki zaten Türkiye’ye yerleşmiş olan Suriyelilerin bir kısmı. Bu şartları yerine getiren Suriyeliler de vardır; ama başka yerlerden de gelecekler olacaktır. Açıkçası benim için, şahsen benim için çok rahatsız edici bir husus değil. Ama beni rahatsız eden başka bir husus var. O da daha önce burada bir yayında dile getirdiğim, Türkiye’de son yıllarda, son dönemde iyice artan dış göç. Bunu özellikle eğitimli, iyi eğitimli gençlerin göçü olarak değerlendirmiştim, burada bir yayın yapmıştım. Epey de bir tepki aldı. Bu ciddi bir şekilde sürüyor. Burada, ülkede kendilerine bir gelecek göremeyen, yeterince kendini özgür hissetmeyen, yaratıcılığının köreldiğini düşünen, işe alımlarda ya da kariyer yapmada ahbap-çavuş ilişkilerinin her şeyin önüne, sadakatin liyakatin önüne geçtiğini düşünen çok sayıda genç ülkeyi terk ediyor. Ama sadece gençler terketmiyor. Orta yaş ve orta yaş üstü ve imkânı olanlar Türkiye’yi terk etmeye çalışıyor. Bu konuda değişik dönemlerde değişik yayınlar yapılıyor. Mesela bir tanesinde uzun bir süredir Londra’da yaşayan eski siyasetçi Turhan Çömez’le benim yaptığım yayında, Turhan Çömez de İngiltere’ye çok sayıda, belli bir varlığı olan kişinin Türkiye’den geldiğini, oraya yerleştiğini, vatandaşlık olmasa bile oturma izni aldığını ve yatırım yaptığını söylüyor. Hepimizin çevresinde bu tür, sadece İngiltere’ye değil Kanada’ya, bir ölçüde Amerika Birleşik Devletleri’ne, ama Avrupa ülkelerine, örneğin Portekiz çok sık dillendiriliyor, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkelere gitmek isteyen, gitmek için de oralarda belli bir oturma izni alabilmek ve daha sonra belki de vatandaşlık alabilmek için bir meslekleri, o ülkelerin de ihtiyacı olan meslek sahibi olmak, bir de belli bir sermaye sahibi olmak şartları var. Bunları yerine getirebilen insanların gittiğini duyuyoruz. Aileler gidiyor.
Yüzlerce, binlerce insandan bahsediliyor. Benim duyduklarım, bildiklerim var. Kimisi başaramıyor, geri dönüyor; ama büyük bir kısmı da gittiği yerde yatırımlarıyla, gayrimenkul alarak ya da dükkân açarak, şirket kurarak orada yaşamlarını sürdürüyor. Dolayısıyla bu yayının başlığını verdiğim gibi, gelen vatandaşlar meselesi ayrı bir mesele. Ekonominin sorunlarını çözmek için vatandaşlık imtiyazını mali anlamda birtakım insanlara önermesi gibi bir olay yaşanıyor. Ama bunun çok daha ciddisi, bence daha fazla sermayenin kaçmasına yol açan, giden vatandaşlar meselesi var bir de. Türkiye’nin öncelikli sorunu bence gelen yeni kişilerin vatandaş olması ve buraya yatırım yapması, iş kurması, gayrimenkul almasını teşvik etmenin ötesinde burada belli bir sermaye birikimine, eğitime sahip olan, belli bir gücü olan kişilerin Türkiye’de kalması ve daha verimli daha yaratıcı bir şekilde girişimlerini sürdürmesini teşvik etmek lazım. Türkiye bu anlamda çok ciddi bir şekilde tökezliyor ve insanlar, gidebilen, gidebilecek yer bulan, dil bilen insanlar, biraz parası olan, belli bir sermayesi olan insanların gözlerinin dışarıda olduğunu görüyoruz, duyuyoruz, tanık oluyoruz.

Devekuşu politikası

Bu yayından sonra da büyük bir ihtimalle özellikle YouTube’dan “Evet, ben de böyleyim” diyen çok sayıda izleyici ile muhatap olacağım. Geçen sefer öğrenciler, iyi eğitimliler üzerine yaptığım yayından sonra olduğu gibi. Türkiye bu anlamda bir devekuşu politikası izliyor. “Niye insanlar gidiyor? Bu insanları niye burada tutamıyoruz?” sorusunun öncelikle sorulması lazım. Yeni vatandaşlar, yeni sermayeler çekmekten öte, ondan öncelikli olarak var olan entelektüel sermayenin, mali sermayenin Türkiye’den kaçmasının önüne geçmek lazım. Türkiye’yi yönetenler bunu yapmaktan âcizler, bunu yapamıyorlar. Zira bunu yapabilmeleri kendilerini ciddi bir şekilde sorgulamalarından geçiyor. Türkiye artık hukuk devleti olmaktan çıktığı için, Türkiye demokrasiden iyice uzaklaştığı için, temel hak ve özgürlüklerden, düşünce özgürlüğünden epey uzaklaştığı için ve bir yasaklar ülkesine dönüştüğü için kendi sermayesini, yetişmiş insan gücünü kaybediyor. Bu kayıpları bu tür düzenlemelerle, bugün olduğu gibi, sabah karşımıza çıkan vatandaşlığın iyice ucuzladığı düzenlemelerle telafi etmenin açıkçası mümkün olduğunu sanmıyorum. Bugün Prof. Timur Kuran’la yapılmış bir söyleşiyi gördüm, orada da olan başta çıkartılan sözü çok doğru. Türkiye’nin bir an önce tekrar demokrasiye ve parlamenter demokrasiye geçmemesi halinde bu ekonomik sıkıntılar giderek derinleşeceğe benziyor. Ve bugün yapılan gibi, ya da daha önce yapılan gibi birtakım hızlı, alelacele alınmış tedbirlerle kolay kolay kolay önleneceğe benzemiyor. Evet, Türkiye’nin sorunlarının çözümü kesinlikle demokraside, temel hak ve özgürlüklerin yeniden tesis edilmesi, geliştirilmesinde, hukuk devletinin yeniden ikna edici bir şekilde tesisinden geçiyor. Aksi takdirde siz vatandaşlık edinmeyi ne kadar kolaylaştırırsanız kolaylaştırın, Türkiye bu sorunlarla baş etme imkânına sahip olamayacak.
Evet söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus