Murat Sabuncu: “Alev Coşkun kendisi gibi düşünmeyenleri itibarsızlaştırmak için iftira atıyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

 

Cumhuriyet Gazetesi Eski Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun’un gazetenin 23 Eylül 2018 tarihli sayısında kaleme aldığı yazıya yanıt verdi.

Sabuncu cevap yazısında, Coşkun’un Cumhuriyet Vakfı’nın başkanı olmasının ardından genel yayın yönetmenliğine getirdiği Aykut Küçükkaya’nın, kendisinin cezaevinde olduğu ve sonraki dönemlerde gazeteye yön veren isim olduğunu söyledi. Coşkun yazısında gazetenin Taraf gazetesi durumuna düşürüldüğünü öne sürüyordu. Sabuncu cevap yazısında gazeteyi yönettiği süre içerisinde gazete yazarların yazılarının tek bir virgülüne dahi dokunulmadığını söyledi ve Cumhuriyet çalışanlara şu soruyu yöneltti:

“Şimdi Cumhuriyet’in hâlâ çalışan emekçilerine soruyorum: Tek bir gün gazeteye girmeyen, sansürlenen, Cumhuriyet ilkeleri dışında yapmaya zorlandığınız bir haber oldu mu? Cumhuriyet yazarlarına soruyorum: yazılarınızda bir tek virgülün yeri değişti mi?”

Sabuncu, Alev Coşkun’un yazısında kendilerine iftira attığını söyledi ve şöyle yazdı:

“Bugünkü iktidarın bu ülkeye bulaştırdığı iki virüs var. Birincisi kendi gibi düşünmeyeni itibarsızlaştırmak için iftira atmak. Alev Coşkun’un yayın politikası konusunda yaptığı bu.”

Murat Sabuncu’nun İlhan Selçuk’un “Hayatı boyunca herkes kendi heykelini yontar” cümlesi ile biten yazısı şöyle:

“Cumhuriyet üzerine…

7 Eylül 2018 günü genel yayın yönetmenliğinden ayrıldığım gün yazdığım, internete konulmayan son yazımda şunları söylemiştim: Kimse benim ağzımdan Cumhuriyet aleyhine tek bir kelime duymayacak. Çünkü karanlığa karşı, yaşamalı Cumhuriyet, yaşasın Cumhuriyet.
Söz namustur diye bakarım hep hayata. 16 gündür bitmek bilmeyen saldırılara karşı hep sustum. Ama Cumhuriyet Vakfı’nın yeni başkanı Alev Coşkun’un 23 Eylül günü yayınlanan gazetenin yayın politikası üzerine çarpıtma, yalan-iftiraların da olduğu yazısını görünce iki cümle etmek zorunlu oldu.
Öncelikle şunu söyleyeyim, yayın yönetmeni olduğum gün yakın çalışma ekibime iki kişiyi aldım. 16 yıldır Cumhuriyet’te çalışan Bülent Özdoğan ile 22 yıldır Cumhuriyet’te çalışan Aykut Küçükkaya. Aykut tecrübesiyle gazeteye giren tüm haberlerden sorumlu olacaktı. Ben hapse girene kadar, hapisteyken ve çıktıktan sonra son güne kadar aynı görevdeydi. Gazetede olduğu her gün gazetenin birinci sayfasının oluşturulma aşamasında fikirleriyle birinci sayfaya yön verenler arasındaydı. Bir tek gün (yazıyla bir) gazetenin 1. sayfasıyla ilgili, yayın politikası ile ilgili olumsuz-uyaran bir cümle etmedi. 1. sayfayı yapan ekipteki kişilerin katkısıyla her gün gazete ortak akılla yapıldı. </em>
<em>Bugün gazetede hâlâ göreve devam eden köşe yazarları -ki bir kısmı şu anki yönetimde- tek bir gün bana sözlü ya da yazılı yayın politikası ile ilgili katkı-eleştiri yapmadı. Çalışırken odama geldiklerinde ya da ben uğradığımda gazetenin haberciliği konusunda pek çok övgü aldım. Bu övgüler (azalsa da) ben ayrıldıktan sonra da telefonla mesajla sürdü.
Bugünkü iktidarın bu ülkeye bulaştırdığı iki virüs var. Birincisi kendi gibi düşünmeyeni itibarsızlaştırmak için iftira atmak. Alev Coşkun’un yayın politikası konusunda yaptığı bu. İkincisi diğerlerini (burada diğerleri şu anda gazeteyi hâlâ yapan eski çalışma arkadaşlarım-köşe yazarları) en azından suskunluğa mecbur bırakarak iftiraya göz yummalarını sağlamak. Şimdi Cumhuriyet’in hâlâ çalışan emekçilerine soruyorum: Tek bir gün gazeteye girmeyen, sansürlenen, Cumhuriyet ilkeleri dışında yapmaya zorlandığınız bir haber oldu mu? Cumhuriyet yazarlarına soruyorum: yazılarınızda bir tek virgülün yeri değişti mi ?
Şimdi tekrar söylüyorum. Cumhuriyet’i her gün, tarihsel geçmişiyle de uyumlu şekilde “sesi kısılanların sesi, saklanmak istenenlerin cesurca gösterildiği” gazete olarak yaptık. Herkesin “kendi sesine âşık olduğu” bu zorlu süreçte farklı seslerin bir arada var olduğu entelektüel bir yapı kurguladık. Kim haksızlığa uğruyorsa; hangi mahalleden olduğuna ya da kişisel dostluklara bakmadan tüm objektifliğimizle, gazetecilik ve evrensel değerler ekseninde haberini yaptık.

Dava süresince bizlere yapılan haksızlık ve atılan iftiraların bir kısmında dahli bulunan, meslektaş olarak anılmaktan utandığım kişilerin gazetedeki varlığına bile “Cumhuriyet vazosu kırılmasın” diye sessiz kalmış, yeni vakfın oluşacağı belli olduğunda istifasını hazırlamış ama gazete dağılmasın diye yakınındaki arkadaşlarıyla-yazarlarla konuşarak gazetede kalmalarını telkin etmiş bir Cumhuriyetçi olarak son cümleyi İlhan Selçuk’tan alıntılamak istiyorum: Hayatı boyunca herkes kendi heykelini yontar.”

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus