İSTANBUL – (Medyascope) – Sağduyu’da bu hafta Medyascope programcısı Tarık Çelenk’in konuğu Hülya Adak, Halide Edip Adıvar üzerinden Türk modernleşmesini değerlendirdi. Adak, Halide Edip’in yalnızca bir romancı ya da siyasi figür olarak değil, modernleşme tartışmalarını Doğu-Batı gerilimin ötesine taşıyan özgür bir düşünür olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
Sağduyu’da bu hafta Hülya Adak, Halide Edip Adıvar üzerinden Türk modernleşmesini Tarık Çelenk’e anlattı. Adak, Halide Edip’in klasik modernleşme anlatılarının ötesinde konumlandırılması gerektiğini belirtti:
“Çok uluslararası bir isimden bahsediyoruz ama çalışmalarımızda onun özellikle sürgün dönemini, Hindistan dönemini, Paris dönemini yeteri kadar incelemediğimiz ortaya çıkıyor. Oysa 80 yıllık hayatına baktığınızda, pek çok ülkede bulunmuş, çok farklı entelektüel çevrelerle eşit ilişki kurabilmiş, onları etkileyebilmiş bir figürden söz ediyoruz. Bu, Türk modernleşmesi tarihinde çok nadir görülen bir durum. Çünkü bizde modernleşme çoğunlukla tek yönlü bir etkilenme olarak anlatılır ama Halide Edip karşılıklı etkileşim kurabilen bir entelektüel.”

“Modernleşmeyi sadece romanlarıyla değil, fikir eserleriyle okumalıyız”
Halide Edip’in çoğunlukla romanları üzerinden okunduğunu fakat esas olarak fikir eserlerinin modernleşme tartışmaları açısından çok daha belirleyici olduğunu vurgulayan Adak, “Halide Edip’i sadece ‘Ateşten Gömlek’ ya da ‘Sinekli Bakkal’ üzerinden okumak büyük bir eksiklik. Çünkü onun fikir eserleri, özellikle İngilizce yazdığı metinler, Türkiye’nin modernleşme serüvenini dünyaya anlatma çabasının bir parçası. Bu eserlerde sadece Türkiye’yi anlatmıyor, aynı zamanda modernleşmenin ne olduğu, nasıl olması gerektiği, Batı ile nasıl ilişki kurulması gerektiği gibi çok temel sorulara cevap arıyor” dedi.
1925 sonrası yurtdışı yıllarının Halide Edip için bir sürgün olmanın ötesinde yeni bir düşünsel üretim alanı açtığını belirten Hülya Adak, bu dönemi şöyle değerlendirdi:
“1925’ten sonra Halide Edip’in Türkiye’den ayrılması çoğu zaman sadece siyasi bir kopuş olarak anlatılıyor. Oysa bu dönem, onun Londra, Paris ve Amerika’da çok güçlü entelektüel çevrelerle temas kurduğu, Türkiye üzerine düşüncelerini yeniden şekillendirdiği bir dönem. Virginia Woolf’tan Bertrand Russell’a, Arnold Toynbee’den farklı düşünürlere kadar çok geniş bir çevreyle temas kuruyor. Bu ilişkiler, onun modernleşme anlayışını tek boyutlu olmaktan çıkarıp çok katmanlı hale getiriyor.”
Türkiye’yi Batı’ya anlatan bir “Entelektüel elçi”
Halide Edip Adıvar için “Entelektüel elçi” tanımını yapan Adak, Adıvar’ın en önemli rollerinden birinin, Türkiye’yi Batı dünyasına anlatan bir köprü işlevi görmesi olduğunu söyledi:
“Halide Edip Londra ve Paris yıllarında aslında bir tür entelektüel elçi gibi çalışıyor. Türkiye’de yaşanan dönüşümü, Kurtuluş Savaşı’nı, Cumhuriyet’in kuruluş sürecini Batı’ya anlatıyor ama bunu savunmacı bir dille değil, eleştirel ve çoğulcu bir perspektifle yapıyor. Bu yüzden Batı’daki pek çok entelektüel için güvenilir bir kaynak haline geliyor. Toynbee ile ilişkisi de bu açıdan çok önemli. Çünkü onun Türkiye’ye bakışını dönüştüren süreçte Halide Edip’in etkisi olduğunu düşünüyoruz.”








