“Türkler tarih yapmaktan tarih yazmaya vakit bulamadı” şeklinde bir mit vardır malum. Tarih araştırmaları ve yazımı konusundaki eksikliklerimiz için üretilmiş bir mazeret ifadesi olarak görülür bu cümle. Fakat modern tarihimizde bile örneğin Bandırma Vapuru hakkında yıllarca süren eksik bilgi ve spekülatif yorumların yarattığı tartışmalar gösteriyor ki bu mit hayli gerçeklik payına sahip. Siyasal, toplumsal, düşünsel kutuplaşma tarihimizi anlamak için de önemli örneklerden birisi.

Bandırma Vapuru: Ceviz kabuğu mu lüks yat mı?
Saray ve dönemin tarih söyleminde hala adı Devlet-i Aliye olsa da 1919’a gelindiğinde Osmanlı, bırakın imparatorluğu devlet olma vasfını bile işgale uğradığı için çoktan yitirmişti. İdeali çöken imparatorluktan cumhuriyet yaratmak olan Mustafa Kemal, bir ceviz kabuğu ile kendisini ve ekibini Karadeniz dalgalarına bırakır mıydı? Ancak elde edilen başarının değerini olduğundan daha fazla yüceltme yarışı sergileyen çok oldu. “Yaşanan zorluklar ne denli abartılırsa başarının değeri o denli büyür” anlayışının karşısında bir de önemsizleştirme dalgası vardı.
Osmanlıcılık aşkına cumhuriyetle kavgalı olanlar da lüks yatla turistik gezi imalı yorumlarla 16-19 Mayıs arasındaki yolculuğun hiçbir tehlike, tehdit barındırmadığını iddia ederler. Ama tarihi gerçekliği ifrat ve tefrit içeren yorumların arasındaki o geniş alanda aramak gerekir. Nitekim lüks yat değildi ama pusulasız, paraketesiz ceviz kabuğu da değildi. 1871’de imal edilip 1910’da Osmanlı’nın aldığı, Samsun’a varış tarihinde kullanım ömrünün sonlarına yaklaşmış fakat tamiri, bakımı yapılmış bir gemiydi Bandırma Vapuru. Paraketesi (hız ölçme aleti) saat gibi çalışan ve birden fazla pusulası olan bir gemiydi İsmail Hakkı (Durusu) Kaptan’ın anlatımına göre.
Kendisi de bu yolculuktan önce beş yıl aynı gemiyle Karadeniz seferleri yapmıştı. Ve Bandırma Vapuru Samsun’a Mustafa Kemal’le birlikte 77 kişiyi sağsalim ulaştırdı. Yine de yolculuk tehlikesiz değildi. Çünkü İngiliz İşgal Komiserliği, Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişliği görevini onayladığı halde gemiyi sıkı bir kontrolden geçirdi ve takip ettirdi. Üstelik fırtına tehlikesi dışında bir de vapurun kaçak yolcuları vardı. Bu nedenle hem Harbiye Nezareti makamda hem Mustafa Kemal Şişli’deki evinde kaptanla ayrı ayrı görüşüp rotanın belirlenmesinde dikkat edilmesi gereken kriterler üzerine anlaştılar.
15-16 Mayıs gecesi Harbiye Nezareti’nde ışıklar hiç sönmedi
Döneme ilişkin hatırat külliyatında ara başlık yaptığım bu cümle karşımıza çıkar. Harbiyede o gece hummalı bir çalışma vardı: Mondros Ateşkes Anlaşması hükümleri gereği Anadolu’daki Osmanlı ordusunun yeniden yapılandırılması gerekiyordu. Asker ve ordu birliklerinin sayıları azaltılmalıydı. İşte bu çalışma o gece yapıldı.
Ordu sayısı azaltılır, askerler terhis edilirken Mustafa Kemal’in atandığı 9. Ordu da lağvedildi. Daha doğrusu 3. Ordu bünyesine alındı. Böylece Mustafa Kemal’in yetki alanı saraya, hükümete ve işgal komiserliğine bildirilenden çok daha geniş coğrafyayı kapsar hale getirildi. En büyük tehlike bu değişiklikle yetki alanı genişletilmesi kurnazlığını İngiliz komutanlarının yolculuk bitmeden önce fark etmesi ihtimaliydi. 9. Ordu için onay daha önce alınmış ancak görevi başlamadan önce yetki genişletilmişti. Bu değişikliği Harbiye Nezareti tarafından saraya ve hükümete yolculuk başladıktan sonra bildirdi. Ve hükümet 18 Mayıs’ta onayladı. Fakat işgalcilere bildirme konusunda tercüme aksaklığı gerekçesiyle biraz daha gecikme yaşandı. Millî Mücadele böylesi taktikler ve milli sırlar etrafında başladı diyebiliriz.

Bandırma Vapuru yolcuları
Mustafa Kemal Paşa (9. Ordu Müfettişi) ile 18’i subay ve askeri memur, 25’i erbaş ve er olmak üzere toplam 43 askeri personel ve 21 kişilik mürettebat vardı. Kimliğini gizleyerek vapurda bulunan Refet Bey ile emir subayı ve iki hizmet eri ile dört kişiyi daha bu toplama dahil etmek gerekiyor. Ayrıca askeri memurun eşi ve sayısı bilinmeyen çocukları da yolcular arasında. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkıldı. Ancak bir de Sinop durağı var. 18 Mayıs günü Sinop’a Mutasarrıf olarak atanan bir Mülkiye Müfettişi, kendisini almak için gelen bir sandalla vapurdan ayrılıyor. Mutasarrıf yolcu kaçak değil bilgi dahilinde. Ve askeri personelden bir kişi de Sinop’ta karaya çıkarak vapurun Samsun’a yaklaştığını bildiren bir telgraf gönderip yine sandalla geri dönüyor. Subaylar arasında önde gelen isimleri belirtmek gerekirse Refet Bele dışında Kazım Dirik, İbrahim Tali Öngören, Mehmet Arif Ayıcı, Hüsrev Gerede yer alıyor ki albay rütbesindeki isimleri yazdım sadece.
Bandırma Vapuru’nun kaçak yolcuları
Şimdiye kadar neden bir film ya da dizi senaryosuna konu olmadığını anlamak mümkün değil çünkü en önemli kaçak yolcunun kimliği ve vapura gizli binişi, son derece sinematografik sahne olarak canlanır gözümde. Millî Mücadele”nin önde gelen isimlerinden Albay Refet (Bele) Bey en önemli kaçak yolcuydu. Ordu yapısındaki değişiklik bağlamında 3. Ordu’nun 3. Kolordusu’na komutan olarak atanmış ancak henüz yapısal değişiklik bildirilmediği için resmî listede adına ve görev tanımına yer verilmemişti. Buna rağmen görevinin başında olması gerekiyordu.
Vapur yolcularına son anda ve seyis kılığında, 18 atla birlikte katıldığı belirtilir kaynaklarda. Koskoca Refet Bey’i atlarla seyis olarak görmek gayet çarpıcı bir sahne olurdu bence. Diğer kaçak yolculardan bazılarının isim ve sayıları bilinmiyor maalesef. 17 Mayıs örneğin bu konuda hayli soru işaretleri barındıran farklı söylemler içerir. Kastamonu ili İnebolu limanına yaklaşır Bandırma Vapuru. İngiliz gemilerinin takibinden kaçabilmek için böyle yapıldığı söylenir. Kimilerine göre de bazı kişiler İnebolu’da indi ve mücadelenin selameti için milli teşkilatlanma gerçekleştirildiği söylenir. İşgal komutanlığının sorusu üzerine İnebolu civarında gözden kayboluş nedenlerini fırtınaya yakalanmakla izah ettikleri ise kesin bilgi olarak kayıtlarda yer alıyor. Bir diğer kaçak yolculuk da aile meselesi olarak çıkıyor karşımıza. Resmî yolcu listesinde yer alan bir askeri memur, eşi ve çocuklarını işgal altındaki İstanbul’da yalnız bırakmak istemediği için memleketleri olan Tokat’a götürmek üzere vapura kaçak bindirdi. Bu örneğin detayları hakkında maalesef fazla bilgi yok.
Rauf Bey heyete Amasya’da katıldı
Samsun’da Mustafa Kemal ve ekibi pek oyalanmaz. İşgalcilere bildirilen görev tanımı gereği Samsun’da Pontus Cumhuriyeti kurmak için çalışanlara yönelik “taciz hücumları yapan Türk çetelerini bertaraf etmek amacıyla” Havza üzerinden Amasya’ya geçer. Ve Millî Mücadele’nin ilkeleri üzerine çalışırken aynı zamanda Karadeniz bölgesini savunmaya başlamış Kuvva-yı Milliye gruplarını destekler, aralarında birliği sağlar ve güçlendirir. Tüm bu zaman zarfında Erzurum’da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir ile telgraf yoluyla iletişim halinde oldukları bilinir.
19 Haziran 1919’da Rauf Bey (Orbay) ve Ali Fuat Paşa (Cebesoy) Amasya’ya ulaşırlar. Hep birlikte Amasya Tamimi / Genelgesi üzerinde çalışırlar.
Aynı gün Mustafa Kemal’in 15. Kolordu Komutanlığı’na çektiği telgraf ile Kazım Karabekir’e verdiği bilgi, çok önceden alınmış ortak karar ile uyumlu hareket edilmekte olduğunu anlamamızı sağlıyor.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV 2006’da yayınlanan telgrafın içeriği şöyle:
“İstanbul’daki zevat-ı aliye ve rüfeka ile (üst düzey kişiler ve arkadaşlarla) ârîz ve amik müdavele-i efkâr (enine, boyuna, derinlemesine fikir alışverişi, istişare) neticesinde bize mülaki olmak üzere hareket eden Bahriye Nâzır-ı esbakı Rauf Beyefendi İzmir Vilayeti içinden geçerek ve oradaki kumandan arkadaşlarımızın da nokta-i nazarlarını alarak Ankara üzerinden 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ile bugün Amasya’yı teşrif eylediler. Vaziyeti umumiye hakkında görüşüyoruz. Neticeyi yarın arzedeceğiz.”
Selam cümleleri ile biten bu telgrafı Mustafa Kemal 3. Ordu Müfettişi olarak imzalamış. Yani yeni ordu yapılanması artık resmiyet kazanmış olarak Amasya Genelgesi hazırlıkları başlatılmıştı.
Amasya Tamimi 22 Haziran
Ekibin Amasya’da buluşmasıyla birlikte üç gün içinde, Kazım Karabekir de uzaktan telgrafla dahil olur, bu istişare sonunda Amasya Genelgesi 22 Haziran’da yayınlanır. Millî Mücadele’nin amentüsü bellidir artık. Diskur da netleşmiş İstanbul hükümetine, işgalcilere ve dünyaya ilan edildi. Anadolu İhtilali başlatılmak için üç maddede toplanan diskur bağlamında artık yapılacak iş halkın güvenini kazanarak desteğini almaya geldi.
- “Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli (bağımsızlığı) tehlikededir.”
- “İstanbul Hükûmeti, üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum, milletimizi âdeta yok olmuş gibi göstermektedir.”
- “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
Bu maddeler vatan nasıl savunulur, devlet nasıl kurulur sorularının cevabını oluşturuyor. Amasya Genelgesi’nin maddelerinde somutlaşan durum tespiti ve önerilen çözüm yoluna sadakatle bağlı kalarak milletin gönlüne girmeye gelmişti sıra. Temmuzda, eylülde, ekimde yazarak nasıl gönül kazanılırmış anlatmaya çalışırım, bir aksilik olmazsa.














