Berrin Sönmez yazdı | Böyle buyurdu genelge: Kadının adı yok!

Hiç de nur topu gibi olmayan bir on yıl doğdu ufkumuza. Türkiye için hayırlı olmayacağı baştan belli. Her doğum gibi bu kadın düşmanı ve demokratik aile karşıtı politikanın hayata geçeceğine dair çok alametler ayan oldu nicedir. Feministler olarak pek çoğumuz bu gelişin ayak seslerini duyduk. Adımların teker teker nasıl kurgulanıp atıldığını da gördük. Yazdık, söyledik, eyledik ama inanmak istemeyeni inandırmak mümkün olmadı. AKP elitlerinden kadınların kandırıcı sözlerine inanmayı seçenler çok. “AK Partiden önce kadının adı yoktu” diyebilme cüreti, Duygu Asena’nın romanının adını kullanarak feministlere “çakma” fırsatçılığı bile “zafer” sayıldı. Pirus zaferi (Pyrrhus, MÖ 280-279) ile kaybedilenleri idrak edecek kadar bile tarihten ders aldıkları ortada. Gerçi AKP’ye inanmayı seçenler ve bu sözün sahibi olan AKP’li kadınlar başörtülü kadının okuma çalışma ve kamu görevi alma hakkının AKP tarafından “bahşedildiği” propagandasına aldanıyorlar. 2002’de AKP iktidara gelene kadar bu alanda mücadele eden pek çok dindar kadın örgütü vardı, kendinden olmayana karşı mücadele daha kolaydır çünkü. Ve AKP iktidarı kurulduktan sonra bu örgütler birer birer mücadelenin dışına çıktı. Kendinden olana karşı mücadele etmek zordur çünkü. Kaldı ki AKP de eleştiriyi ihanet sayan bir yapı. Fakat 2014’te yasakların tümüyle kaldırılması için son ana kadar açık eleştiri ile mücadeleyi sürdüren sadece Başkent Kadın Platformu oldu. Hiçbir başarıyı cezasız bırakmayan AKP’nin, yürüttüğümüz mücadelenin başarıya ulaşmasından sonra Başkent Kadın’a yaptığı baskıları, ne bedeller ödettiğini, tarihe not düşmek için yazarım belki bir gün. Esasen AKP tarihini bugünden bile tek cümle ile özetlemek mümkün: İddiasından vurulmak deyimini yaşayıp yaşattı çeyrek asırda.

Berrin Sönmez yazdı | Böyle buyurdu genelge: Kadının adı yok!
Berrin Sönmez yazdı | Böyle buyurdu genelge: Kadının adı yok!

“Kadının adı yok” dedirten genelgeye bakalım şimdi. Resmî Gazete’de 2 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığından 2026/4 sayılı Genelge yayınlandı. Genelgenin konusu Aile ve Nüfus On Yılı (2025-2035). Genelgenin tam metnine buradan ulaşılabilir. İki sayfa ve 15 maddeden oluşuyor metin. Başlangıçta gerekçeye, amaçlara ve yasal dayanaklara yer verilmiş. Anayasa madde 41 ilk yasal dayanak. Maddenin devlete aileyi koruma yükümlülüğü veren kısmı esas alınmış olmalı. Anayasa madde 10 ile getirilen ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesi görmezden gelinmiş. Üstelik yasal dayanak olarak Medeni Kanun ile sabitlenmiş “eşlerin eşitliğine dayalı aile” yokmuş gibi yapılmış. Kısacası Genelgenin giriş kısmında Anayasa m. 41 dışında herhangi bir yasal dayanak sunulmamış. 2024/6 sayılı ailenin güçlendirilmesi konulu Cumhurbaşkanlığı genelgesi ve 172 sayılı nüfus politikaları kurulu hakkındaki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi dayanak kılınmış “Kadının Adı Yok” genelgesine. Bu yasal eksiklik bir hukuk devletinde Danıştay tarafından iptal edilebilir, ama bizde zor. Unutmayalım gerekçe niyetine yazılmış gibi görünen başlangıç kısmında “cinsiyetsizleştirme” uyduruk kavramına da yer vermeyi ihmal etmediklerini belirteyim. Konu aile olur da toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini reddetme bahanesi olarak uydurulmuş kavram kullanılmaz olur mu? Elbette yer vermişler LGBTİ+ karşıtlığına. Maddelere geçelim. Özetle:

1- Aile ve Nüfus politikalarının güçlendirilmesi için tüm ilgili kurumların politika belgelerinde genelgedeki hükümlere stratejik planlarında yer verilmesi kararlaştırılmış. Uluslararası müzakerelerde de bu anlayış öncelikli olacak.

2- Tüm kamu kurumları politika belgeleri hazırlarken yapılan araştırmalarında aile kurumu ve nüfus değişimine etkileri dikkate alınacak.

3- Tüm kamu kurumları somut görev alanlarında aileyi koruyucu ve nüfusu arttırıcı yaklaşımlara öncelik verecek. Bu konularda rehberlik ASHB tarafından yapılacak. (Bunu sorgulamak lazım: Örneğin tüm kamuya rehberlik yapacak bakanlığın huzurevlerinden yararlanmak için yaş alt sınırını 70’e yükseltmesi bu plana uygun mu, yaşlılar aile koruma kapsamına girmek için bu kadar bekletilmeli mi, yoksa görev kamunun değil ailenin mi? İki sayfada tek bir kere bile kadın kelimesi geçmezken bakım yükümünü adını anmadığınız kadına mı yüklüyorsunuz?)

4- Aileyi ve nüfusu olumsuz etkileyen cinsiyetsizleştirme politikası, zararlı alışkanlıklar ve bağımlılık için tüm kurumlarda bütüncül politika… (Bu bütüncül politika lafına bayılıyorum. Lafta kalan şeylerden. Nasıl bir koordinasyon inşa ediyorsa iktidar anlamak zor. Bir yandan varlık barışı ile kara parayı ülkeye çağırırken bir yandan uyuşturucu vd. ile ortak ve bütüncül mücadele??? Nasıl yapacaksanız artık o da sizin sorununuz. Bir tek yerde kadının adı geçmezken kaçıncı defadır LGBTİ+ bireyler anılıyor, resmen kıskandım.)

5- Evlilik müessesinin itibarı güçlendirilecek. Genç yetişkinler teşvik edilecek, evliliği kolaylaştıracak mekanizmalar geliştirilecek… (Hadi bakalım geziye katılmayan ya da desteklemeyen gençleri, tıpkı atamalarda olduğu gibi ayıklayarak, iktidar zihniyetine yakın olanları borçlandırma dışında bir ihtimal geliyor mu aklınıza, göreceğiz)

Berrin Sönmez yazdı | Böyle buyurdu genelge: Kadının adı yok!

6- “Annelik ve Babalık” (neden içine aldılar, neden Babalık da büyük harfle başladı bilinmez ama bir tek burada gizli özne olarak annelik sıfatı ile mahcup şekilde kadından söz etmek zorunda kalmışlar) çocuğun sağlıklı gelişimindeki önemine değiniliyor bu maddede. Çok çocuklu aileler desteklenecek… (ev denemeyecek barakada çıkan yangınla beş çocuklu aile yok olduğu zaman anne hakkındaki ahlakçı yorumlar hâlâ kulaklarımızda. Yeni doğan çeteleri hatırımızda ve siz ilgili İl Sağlık Müdürünü Bakan yaparak ödüllendirdiniz. Ne anlatıyorsunuz, anlattıklarınıza kim inanır)

7- Gençlerin donanımlı yetişmesi, yaşlı refahı desteklenecek. (Eğitim sisteminin ve üniversitelerin kalitesini düşürüp donanımlı gençler yetiştirmek… MESEM sisteminde genç olamadan ölen çocuklar… Nisan ayında bahar geldi diyerek barındıkları otellerden sokağa atılan yaşlı ve yalnız emekliler… hepsi sizin eseriniz, daha başka söze hacet yok)

8- Nüfusun dengeli dağılımı, bütünleşik çerçevede kırsal alanda nüfus kaybının önlenmesi, kırsal alana dönüşün özendirilmesi, kentsel mekânların “aile ve çocuk eksenli dönüşümü”… (çeyrek asırdır bütün köyleri mahalle yapıp köylünün vergi yükünü arttırmakla, tarım arazilerini arsa yapmakla, zeytinlikleri yıkmak, doğal güzellikleri sömürge madenciliğine peşkeş çekmekle mi kırsal nüfusun kente göçünü önleyeceksiniz? Ve kentsel mekânların aile ve çocuk eksenli dönüşümü derken kadın dostu kentler kavramından kaçınmak için mi aile ve çocuk diyorsunuz? Elinizden gelse yeryüzünden kadını sileceksiniz sanki. Kadın kelimesi bile libido etkisi mi yapıyor? Ataerkillerin diline pelesenk olan “Allah’ım şeytanı yarattın madem kadını niye yarattın; kadını yarattınsa şeytanı niye yarattın” sorusuna teslim olarak adını anmayınca kadını yok edeceğinizi mi düşünüyorsunuz? Kadının adını aile koymanın sonucu eski lokantalardaki “aile salonu”na mı varacak?)

9- Mevcut hukuki düzenlemeler aile ve nüfus yapısını koruma ve güçlendirme yönünden gözden geçirilip… yeni düzenlemeler yapılacaktır. (Doyamadınız hukuk sistemini bozmalara. Yapacağınız araştırmalar size aile nüfus yapısını bozan en tehlikeli faktörün erkek şiddeti olduğunu, kadın ve çocuk cinayetlerinin erkek şiddeti ile ailenin yok olmasını, nüfus yapısının bozulduğunu gösterecek ama siz bunu görmezden gelmeye devam edecek, erkek korumacı sistemi sürdürülebilir kılacak yeni yöntemler geliştireceksiniz, buna şüphe yok)

10- Aile ve nüfus yapısında meydana gelen değişimler düzenli istatistik üreten araştırmalarla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürütülecek. (2018’den bu yana bütün şiddet verileri ASH Bakanlığında toplanıyor zaten, bilmediğimizi sanmayın. Tepeden devlet müdahalesiyle nüfus artışı sağlanamadığı bilinen gerçeklerden. Kadınlara ve çocuklara güvenli yaşam imkânı, gençlere gelecek güvencesi sunmadığınız sürece bu araştırmalarla birilerine kaynak aktarmanın ötesine geçmeyeceğinizin farkındayız, yutmadık bunları, yutmayız)

Berrin Sönmez yazdı | Böyle buyurdu genelge: Kadının adı yok!

11- Aile nüfus on yılı vizyonuyla etkin icra, yerel kapasite arttırımı, teknik, dijital altyapı… (he he deyip geçelim)

12- Aile ve nüfus on yılı vizyonuyla uyumlu ülkelerle iş birliği… (ona ne şüphe, biri eksildi gerçi ama…)

13- Tüm kitlesel iletişim araçlarında zararlı unsurların tespiti ve önlenmesi, aile dostu yayıncılığın teşviki, dijital aile kalkanı geliştirilmesi… (medya ve sanat alanlarına yeni sansür yöntemleri geleceğinin habercisi bu madde. Zararlı unsur gerekçesiyle aileyi güçlendirme adı altında kültürel ve ahlaki vesayetin güçlendirileceğini anlamak zor değil)

14- Güçlü aile ve nüfus hedeflerine dair iletişim kampanyaları yürütülecek özgün ve yaygın eğitim için temel bileşen olacak. (Bir kısım medyaya yeni kaynak aktarımı olacak demektir. Dikkat etseler de Erbaş’ın şikâyet ettiği hususları bir de aile ve nüfus alanında deneyimlemeseler, diyelim)

15- Her yıl Mayıs ayının son haftası Millî Aile Haftası olarak, günün anlam ve önemine uygun etkinlikler kamu kurum ve kuruluşlarınca vs. vs. (Millî aile olmak için her aile her daim elinde bayrak mı gezdirecek acaba? Bir yandan boşanmaları kolaylaştırmaya hazırlanıyorlar bir yandan aile korumacı politika için akıl almaz önerilerle düştükleri çelişkiyi görmüyorlar, ilginç ama acı da aynı zamanda)

Evet, yarı şaka yarı ciddi ama kesinlikle öfkeli yorumlarımla sonuna geldiğimiz genelgenin bitiş cümlelerinde ASHB Bakanlığının vizyona ilişkin geniş yetki alanı tekrar hatırlatılıyor her kamu kurumuna. Şimdi genel değerlendirmeye geçmek istiyorum. Çok uzattım ama ne yapalım konu çok önemli ve sonuçları itibariyle düşününce gerçekten çok vahim bir tablo çiziliyor.

Berrin Sönmez yazdı | Böyle buyurdu genelge: Kadının adı yok!

Kentsel mekânlarda “aile olmadan tek başına yürüyemeyeceksin” denilebilecek kadar yok sayılmış hâldeyiz. Osmanlı kadın hareketi 1800’lü yıllardan itibaren cinsiyetimizin adı olarak kadın kelimesinin kullanılması yönünde büyük mücadele verdi. Geçmişte, Türk egemen olduğu zamanlarda “hatun” idi cinsiyet adımız. O eskide kaldı ve Arap-Fars kültürünün etkisiyle “avrat” denirdi. Zamanla kaba tabir olarak görülüp değiştirildi. Artık kibarca (!?) “karı” olmuştuk. Derken 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren eğitimli, elit Osmanlı kadınları ve 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren feminist ve kadın hakları savunucuları karı yerine kadın dedirtmek için olağanüstü çaba harcamışlardı. Şimdi 21. yüzyılın ikinci çeyreği başladığında başımıza gelen şey cinsiyet kimliğimizin aile kurumu içerisinde gizli özneye dönüştürülerek buharlaştırılması oldu. Bu genelgede kadının adı yok ve genelgenin adı kadının adı yok genelgesi olmayı hak ediyor. Bu arada elbette erkek cinsiyet kimliği de hiç geçmiyor genelgede diyenler çıkacaktır. Evet erkek de lafız olarak hiç geçmiyor ancak zihniyet olarak genelgenin her harfine içkin hâlde ataerkil erkek aklı. Bu hâliyle bakınca Arapçanın erkek sigasının çoğulu temsil ettiğini hatırlamak gerekir. Yani sadece ataerkil erkek aklının değil aynı zamanda hem ataerkil hem de AKP içindeki siyasal İslam’ın Arap kültürü hayranı olan Selefi kanadının etkisinde kaleme alındığı izlenimi veriyor. Ne diyelim AKP’li kadınlar oturup saçlarını başlarını yolsunlar, kendi varlıklarının yok sayılmasına göz yumdukları için. Bizler böyle bir yaklaşımı asla tanımayacağımız için beis yok, mücadeleye devam.

Bir başka tehlikeli sorun ise Genelge aile ve nüfus vurgusu nedeniyle kürtaj hakkına yasal yasak getirilmesi ihtimali, çıkabilecek en kötü sonuçlardan birisi olabilir. Kimsenin aklına karpuz kabuğu düşürmüş olmayayım ama hukuk alanında yapılacağı belirtilen yeni düzenlemeler içinde yer alabilir. Geçmişte, 2012 Mayıs-Haziran aylarında “her kürtaj bir Uludere’dir” çıkışıyla başlayan kürtaj yasağı ihtimali güçlü feminist dirençle püskürtülmüştü. Kürtajın yasal çerçevede yasaklanması önlenmişti ancak uygulamada yasal olmayan yasak mevcut. Bu genelgeyi geri çektirmeyi başaramazsak önümüzdeki on yıl içinde hukuki yasakla karşılaşmamak için çok güçlü, kesintisiz ve geniş katılımlı kampanya örmeye şimdiden başlamalıyız.

“Kapsamlı bir soruşturma yapılmalı”

Bu arada kadın kelimesinin aile adı altında yok sayılmasının bana düşündürdüğü bir diğer risk alanı olarak aile vesayeti tehlikesini işaret etmek isterim. Medeni Kanun ile kadın, hukuk öznesi, özerk birey olarak tanımlanıyor ancak giderek artan sayıdaki bazı örnek olaylar kadının özerkliğini yok sayan uygulamalar yapılıyor. Örneğin küretaj yaptırmak isteyen kadın bekârsa babasına, evliyse kocasına haber vermek zorunluluğu, yasal olmayan bir dayatma hâlini aldı. Ayrıca son örneğini İlayda Zorlu’nun emniyet birimleri tarafından öğrenci eylemlerine ve feminist yürüyüşlere katıldığı yönünde ailesine ihbar edildiğini biliyoruz. İlayda aile evinde 17 Nisan’da ölü bulundu. Babasının beylik silahıyla intihar ettiği söylense de buna inanmamız mümkün değil. Kapsamlı bir soruşturma yapılmalı. Bu tür olaylar pratikte aile vesayeti uygulamasının örnekleri. Reşit, yetişkin bir kadının kendi hayatına dair karar verme hakkını yok sayan aile vesayeti kavramı örneğin İran anayasasında var. Bu genelgenin yaptığı bir çağrışım da aile vesayeti ihtimali oldu. Bir kadının yaşı ne olursa olsun hukuken asla reşit kabul edilmeyeceği bir düzene doğru yol almak isteniyor olabilir. Bize yine mücadele yolları, mücadele yılları… Toplumsal cinsiyet eşitliğinden ve haklarımızdan, hayatlarımızdan, hayallerimizden vazgeçmek yok. Başaramayacaklar bunu gerçekten istiyorlarsa bile ama biz kadınları ve LGBTİ+’ları biraz daha zorlayacaklar gibi.

Aile ve nüfus on yılı vizyonu, ülkede nüfus artış hızının dramatik düşüş hızı bahanesiyle hayata geçirildi. Ancak nüfus artışı için gerçekçi ve sorunun nedenlerini doğru tespit etmenin uzağında olduğu için başarıya ulaşması mümkün değil. Yapabileceği tek şey toplumun üzerinde yeni bir baskı katmanı oluşturmak. Ama bilindiği üzere etki ne kadar güçlüyse tepki de o kadar güçlü olur. Tabii ki bu kadar uzattıktan sonra yazıyı kaç kişi okur onu bilmiyorum. Karamsar bir yazının sonunda iyi hafta sonları dilemek ne kadar gerçekçi olacak onu da bilmiyorum ama en azından sıkı mücadele için enerji toplayacağımız bir iyilik hâli diliyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş