Berrin Sönmez yazdı: TCE karşıtı politika altı ayda 301 kadını öldürdü

İktidarın politika yapıcıları ile konu bağlamında uygulayıcıları olan İçişleri, Aile ve Sosyal Hizmetler ve Adalet Bakanları halka, kadınlara 2026’nın ilk altı ayında en az 150 kadın cinayetinin ve 151 şüpheli kadın ölümünün, 301 kadın yaşamının hesabını vermek zorunda. Çünkü şiddet politiktir ve eşitsizlikten kaynaklanır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kısaca TCE, yeni bir kavram değil. Geçen yüzyılın başlarından itibaren akademik dünyada çalışılmaya başlanmış, ortalarına doğru da kabul görmüş, cinsiyete dayalı eşitsizliğin yarattığı toplumsal sorunu işaret eden gender kavramının çevirisidir. Tespit edilen toplumsal sorun, kanun önünde eşitlik ilkesinin toplumsal ve hatta yasal aşılamayan önyargılar nedeniyle kadınları kapsamadığının görülmesiydi. Özetle biyolojik cinsiyet, kadınların da toplum yaşamında insan haklarından eşit yararlanmasını engelleyen bariyer olarak hukuk, siyaset, toplum tarafından meşru bir gerekçe sayılamaz demektir. Ve evet, zamanla cinsiyetine kendisi karar veren trans bireyleri de kapsamıştır ki insanlığın, insan hakları kavramının gereğidir. Her insan hür ve eşit doğar ilkesiyle kölelik yasaklanmış, medeniyet çıtası bu ilke olmuştu. Ve 20. yüzyılda medeniyetin yeni eşiği biyolojik cinsiyet veya seçili cinsiyet nedeniyle toplumsal, hukuksal ve siyasal ayrımcılıkların önlenmesi olmuştu.

21. yüzyılda ise toplumunu, medeniyet çıtasının altına düşürmeyi seçen, daha yerinde bir söyleyişle toplumu insani değerlerden uzaklaştırmayı tercih eden politikalar öne çıktı. Toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı politikaların dünya genelinde eşitsizlik virüsü gibi yayıldığı bu dönemden Türkiye uzak kalabilmeliydi. İstanbul Sözleşmesi bunu mümkün kılabilirdi. Fakat iktidar tercihini eşitsizlikten yana kullandı. Eşitsiz bir toplumu yönetmek daha kolay görünmüş olmalı. Kadınları, çocukları ve transları erkek bireylerin kölesi konumuna düşürdüğünde toplumun üçte birini ikna etmek yeterliydi. Kolayı seçti iktidar ve cinsiyete dayalı şiddeti teşvik etmiş oldu. İstanbul Sözleşmesi’nden iç hukukumuza da aykırı şekilde, tek imzayla çıkarken toplumda ve iktidar kanadındaki kadınlarda rıza üretmek için 6284 işaret edilmişti. Zamanın cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’ın yönettiği ikna odasında “şiddetle mücadele güçlenerek sürecek” iddiasıyla AKP’li kadınlarda rıza üretildi. Onlarda da direnecek güç yoktu zaten çünkü iradelerini teslim etmişlerdi çoktan. Kısa sürede 6284 sayılı kadına yönelik şiddetle mücadele yasası uygulanmaz hale geldi. Uygulandığı durumlarda da odağından saptırılarak “Nacileri öğrencilerden korumak” için kullanıldı.

Feminist Gece Yürüyüşü
TCE karşıtı politika altı ayda 301 kadını öldürdü

Kamu kurumlarının şiddetle mücadeledeki sorumluluğu

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kadınların toplumsal konumunu yükseltme görevini yerine getirmekten iktidar politikası uyarınca vazgeçti. İçişleri Bakanlığı, kolluk gücünün cinsiyet temelli şiddetle mücadele görevini, öncelikli işlerden görmeyi bıraktı. Şiddeti önleme ve kadınları koruma görevini yerine getirmeyen kamu görevlilerine soruşturma açılmadığı için bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Kadınları korumak için elektronik takip sistemlerindeki yetersizliği bütçe kısıtı ile açıklamalarından biliyoruz. Adalet Bakanlığı ise yargıdaki cinsiyet temelli şiddet bağlamındaki cezasızlık olgusunu gündemine dahi almıyor. Yeni bakanın kamuoyu oluşturmaya yönelik girişimleri ise sonuç almaktan uzak, sabun köpüğü hükmünde. Sağlık Bakanlığı cinsiyet temelli şiddet bağlamında bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen hastane ve personeli denetlemiyor. Hastane politikasına rağmen bildirim yükümlülüğünü yerine getiren sağlık personeline uzaklaştırma veriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise TCE eğitimlerini kaldırdıktan sonra cinsiyet ayrımcılığını teşvik eden müfredat oluşturdu. Diyanet, tuhaf şekilde kadına yönelik şiddetle mücadele etmekle yükümlü kamu kurumları arasına yerleştirildi. Ve vaizeler kadınlara, şiddet faili erkeklere karşı nezaket, sabır, alttan alma, öfkesinin geçmesini bekleme telkinleri yapıyor. Cinsel istismara maruz bırakılan çocuklar ise tüm bakanlıklar tarafından görmezden geliniyor ki son örneği Hifa İkra idi. Çocuk ve annesi ölü bulundu. Ancak Kur’an’a Hizmet Vakfı çalışanı olan fail ne ölümlerle ne de çocuğun istismarı nedeniyle ifade verdi. Altı yaşındaki kızını müridinin istismarına peşkeş çeken Hiranur Vakfı kurucusu 18 yıl ceza aldı ama üç yılda salındı.

Nisan ayında 26 kadın
TCE karşıtı politika altı ayda 301 kadını öldürdü

Şüpheli kadın ölümleri neden artıyor?

Cinsiyet temelli şiddetle mücadelenin zayıfladığı ölçüde kadın cinayetleri, çocuk cinsel istismarı artış gösterdi. Suçun işlenişinde görülen artış aynı zamanda failin cezasız bırakılışında da gözleniyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) yıllardır aylık, altı aylık ve yıllık olarak cinsiyet temelli şiddeti ve kadın cinayetlerini raporlamayı sürdürüyor. Basın tarama yoluyla ve kendilerine ulaşan bilgiler doğrultusunda hazırlanıyor bu raporlar. Sanırım son 6-7 yıldır raporda yeni bir kategori kullanılır oldu: Şüpheli kadın ölümleri. Yeterince soruşturulmayan kadın ölümleri olarak görüyorum bu kategoriyi. Ve yıllar içinde giderek şüpheli kadın ölümü sayısı arttı. Ve son raporda kadın cinayeti sayısını geçti. Kötü olan şu ki kadın cinayeti sayısı da yükseldi, şüpheli kadın ölümü sayısı buna rağmen cinayet sayısını geçti. Yıllardır şüpheli kadın ölümleri hakkında emniyet, bakanlık hiçbir açıklama yapmıyor. Kadın cinayetlerinde failin yakalanması, yargılanması, hak ettiği cezayı alması için mücadele verilir. Zor iştir bu adaleti sağlama mücadelesi. Ama zorun da zoru varmış. Şüpheli kadın ölümleri, dosyalar kapatıldığı için adaleti aramayı da imkansız hale getiriyor. Bakanlık ve Emniyet daha fazla susamaz. Kadın ölümleri şüpheli etiketiyle kolayca tozlu raflara kaldırılamaz. Onlar dosya değil her bir yaşam, kadın yaşamı. Maddi gerçekliği bilmek hakkımız. Failin cezadan kurtarılmak istendiği cinayetler mi? Örneğin trans bireyleri hayattan koparan cinayetler olduğu için mi dosya şüpheli etiketiyle kapatılıyor. Kadın cinayeti ama fail korunduğu için mi? İktidar ve Bakanları açıklama yapmak zorunda. Aynı zamanda eşitlik karşıtı politikaları nedeniyle bu sonuçlara sebep olduklarını görerek hesap vermek zorundalar.

Feminist Gece Yürüyüşü için kadınlar Taksim sokaklarında.
TCE karşıtı politika altı ayda 301 kadını öldürdü

Feminist mücadele neden tüm toplumun meselesi?

Cinsiyet temelli şiddetle yani bir insanın sırf kadın olarak doğduğu için şiddet gördüğü olgusuyla mücadele salt kadınların sorunu değil. Kadınlara, çocuklara, translara yönelik şiddetle mücadele ve adalet arayışı feminist örgütlerin yıllardır yaptığı ve yapmaya devam edeceği bir mücadele alanı. Ancak tüm toplumun sorunu olduğu görülmeli. Eşitsizlik politikasıyla kadınları ve çocukların yaşamı ve onur mücadelesi değersizleştirildiği ölçüde hak ihlalleri topumun farklı kesimlerine de kolayca ulaşıyor. Emekçiler, öğretmenler, öğrenciler, köylüler, gazeteciler ve sonunda muhalif partilerle siyasetçiler aynı ikincilleştirilme pozisyonuna itildiklerini görmeliler. Binlerce yıldır ikinci cins sayılan kadınların oluşturduğu feminist mücadele yöntemleriyle son 400 yılda elde edilen başarı, otoriter iktidar karşısında ikincil pozisyona itilen tüm kesimlere ilham vermeli. İlhamdan öte ibret alarak mücadele hattını feminist ilkelerle ve feministlerle birlikte kurmak gerektiğini artık kabul etmeliler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş