Patrick Braouezec: Müştereklerin Avrupası için

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Fransız Komünist Partisi üyesi Patrick Braouezec’e göre, her seferinde ya hayal kırıklığı ve aldatılma hissi ya da vazgeçişlerle sonuçlanan tepeden inme çözüm arayışlarından uzaklaşmanın tek bir yolu var: İster yurttaşlar seviyesinde olsun isterse de kurumsal seviyede mahallerimizdeki, şehirlerimizdeki, köylerimizdeki hoşgörüsüzlüğü ortadan kaldıracak ve dayanışmayı sağlayacak aktif ve hayat dolu güçleri harekete geçirmek.

Braouezec’in 14 Eylül 2018’de Libération’da çıkan yazısını Latif Yılmaz çevirdi.

 

Patrick Braouezec

Yerelde seçilmiş biri olarak, gündelik hayatta bağlılıkları, adanmışlıkları, eylemleri ve hayat tarzı seçimleriyle önümüzde bizi bekleyen tehditlere karşı bulundukları alanlarda kendi tarzlarında hem direnişler hem de alternatifler oluşturarak yeni cevaplar üreten insanlarla karşılaştım. Bunlar ya tek başına olan veya topluluk halinde örgütlenen, az veya çok belli bir yapıya sahip ağların üyesiydiler. İşin aslı yaptıkları şuydu: değişimin ve yeniliğin taşıyıcısı olmak ve bizlere başka türlü tüketebileceğimizi, üretebileceğimizi, çalışabileceğimizi ve yaşayabileceğimizi gösteren eylemlerle adımlar atmak.
Bugün, gezegenin her tarafındaki milyonlarca kadın ve erkek bedel ödemeyi veya geri çekilmeyi reddederek liberalizmin benliklere kadar dayattığı rekabet üzerine kurulu dünyaya karşı başarılı olacak alternatifler arıyorlar; bu alternatifleri kuruyorlar da: neredeyse bütün kıtalarda kadınların kendi hakları için mücadeleleri, Amerikan gençlerinin silahlanma karşıtı mücadeleleri, şehir hakkı için verilen mücadeleler, iklimi ve çevreyi korumak adına verilen ekolojik mücadeleler, genetiği değiştirilmiş organizmalara karşı ve ormansızlaşmaya karşı verilen mücadeleler, göçmenlere yönelik aktif dayanışma çabaları, ekonomik hayata yönelik yeni formlar, çalışma hayatında oluşturulan yeni işbirliği biçimleri, bizleri tehditlere karşı uyaranlar, yenilikçi ve yaratıcı kültürel projelerin sürükleyicileri, kurumsal yönetimde değişim arayan ve bunun için çabalayan seçilmişler… Bu mücadeleci militanların ötesinde, kendi kişisel veya profesyonel yaşamlarında gündelik yaşamı dönüştürmek için çabalayan ve göğüsledikleri insani değerlere hayat veren sayısız insan var.
Bu eylem çokluğu mevcut tehditler ve sorunlarla mücadele etmek adına şahane bir umut oluşturuyor: bütün bu mücadeleler çokluğunun acilen bir sistem ve yapı oluşturması gerekiyor.

Biriktirilen hayal kırıklıkları

Fakat bu insanlar çoğunlukla siyasalın değil de siyasetin sınırındalar [1]: oy vermeyi reddedenler ya da sadece oy veren seçmenler bu tür yollarla bir değişimin olacağı noktasında sadece hayal kırıklıkları biriktiriyorlar. Bunları taşlayalım mı?
Solun başarısızlığı ya da daha doğrusu “başarısızlığın solu” dönüşüme ve değişime yönelik bu inanç yitiminden ve büyü bozumundan belli ölçülerde sorumluluk sahibi: yaklaşık 40 yıldır, ne zaman “değişim” vaadiyle iktidarı ele geçirse bu fırsat yine geri çekilme ve vazgeçiş politikalarıyla sonuçlandı. Bu da halkta kandırılma hissi oluşturarak aşırı sert bir sağın iktidara dönüşüne neden oldu.
2017 cumhurbaşkanlığı seçimleri ve onu takip eden yasama meclisi seçimleri (seçmenlerin yüzde 57,4’ü sandığa gitmedi) son on yıllar içerisinde politik yaşamı şekillendiren yapıyı parçaladı.
İktidarda olan Makronizm, soldan ziyade sağa daha yakın olup biraz merkez sağdan biraz da cumhuriyetçilerden besleniyor. Özellikle dijital devrim ve bu devrimin iş hayatında yarattığı değişimler üzerindeki sonuçları gibi toplumda meydana gelen büyük çalkantılara yönelik politikalarına baktığımızda, Macron en kötü çözümleri devreye sokarak maliyetleri öğrencilere, çalışanlara, ücretlilere ve emeklilere ödetti. Temel kurbanlarını çok iyi bildiğimiz bir liberalizmin sonuçları: en mütevazı kesimler. Macron’un yenilenmeye yönelik vaat edilen siyasi pratikleri henüz tam anlamıyla orta çıkmadı, bu politikalar bir gün geldiğinde, mutlaka eskilerin daha önce aldıkları cevapları alacaktır.
Sola baktığımızda şunu görüyoruz: solun tarihsel aygıtları olan Fransız Komünist Partisi ve Sosyalist Parti tıpkı çok yakın tarihli bazı yeni sol gruplar gibi (EELV-Avrupa Ekolojisi -Yeşiller, NPA-Yeni antikapitalist parti, Génération·s –kuşaklar hareketi…) kendi başarısızlıklarını haykırıyorlar. Başkaldıran Fransa (La France insoumise) hareketi tarafından ortaya atılan yeni öneri geleneksel olarak var olmuş solun reddine dayanıyordu. Ne var ki, sol ancak seçimlerden bir yıl kadar sonra büyük ölçüde bir araya gelebildi.

Dikey hiyerarşilere dayalı eski pratikler

Aslında bana öyle geliyor ki, bunun sebebi dikey hiyerarşilere dayalı eski pratiklerin hayatlarına hâlâ devam ediyor olması, açıklığın ve şeffaflığın olmayışı ve pederşahi karizmaya sahip bir liderin ortaya çıkmasıdır. Kendimi siyasete olan güveni de eksilten tepeden inmeci bir çizginin içinde görmüyorum.
Diğer tarafa baktığımızda, yeniden yapılanan aşırı sağcı kanat ve özellikle ekonomik olarak kötü hale gelmiş bölgelerde etkili olan aşırı sağ, ortamın sunduğu fırsatlar göre bazen muhalefet üretiyorlar bazen de iktidarla birlikte hareket ediyorlar. Dışlayıcı bir sözcük dağarcığını paylaşmaları, karşılıklı lobicilikleri ve temel ideolojik uzlaşıları tehlikelerle dolu bir havaya işaret ediyor. Bir gün kanalların onlara yol vereceğinin bilincinde olmak lazım!
Karmaşa, sefalet, adalet öfkesi ve acılar aşırılıkçılara bir fırsat verebilir ve fakat bu her şekildeki ötekilerin ve başka hayatların reddi anlamına gelerek demokrasiyi tehlikeye atacaktır.
Bu çıkmazdan nasıl çıkmalı? Eskiye ait mutlakçı kurumlar ve katılım şekilleri üretilmeden yeni eylem biçimleri yeni bir şekilde nasıl icat edilebilir? Hâlâ oy vermenin önemli olduğunu düşünüyorum. Hâlihazırdaki ortamda önemli bulmamız gereken 2019 yılı Avrupa Birliği seçimleri var. Siyasetin yapılma biçimi ile doğmakta olan yeni dünyanın yenilikçileri olmayı başaran ve bunu gündelik hayatlarında başarıyla deneyimleyenler arasında bir denge olmalı.
Peki, bu mümkün mü? Ben eminim. Peki, gerekli mi? Buna da kâni durumdayım.
Tepeden inme çözüm çabaları her seferinde ya vazgeçişle ya da kandırılma ve aldatılmışlık hisleriyle sonuçlandığı için konuya dair mantığı değiştirmek gerekiyor. Her şeyden önce ister yurttaşlar seviyesinde olsun isterse de kurumsal seviyede mahallerimizdeki, şehirlerimizdeki, köylerimizdeki hoşgörüsüzlüğü ortadan kaldıracak ve dayanışmayı sağlayacak aktif ve hayat dolu güçleri harekete geçirmeliyiz. Bu dönüşümdeki temel rolü, bir defa daha liberalizme karşı alternatif bir pencere açan ve adım adım daha adil ve çevreye daha saygılı bir dünyanın kurulmasına katkı veren geleceğin yenilik üreticilerine (défricheurs) veriyorum.

Yeni bir Avrupa

İşte tam da bu yenilikçilerin çabalarından ve onların kendi tecrübelerinden yola çıkarak başka bir Avrupa’ya evet diyebilme cesaretini verecek başka bir projeyi düşünebiliriz.
Bir Avrupa ki:
-kati ve kesin bir şekilde COP21’in amaçlarını hayata geçiren ve genel anlamda kendini inatla biyolojik çeşitliliği ve çevreyi savunmaya adayan bir Avrupa.
-nükleer silahsızlanma ve sivilleşme için mücadele eden ve yıkıcı çatışmalardan ve bunun yaratacağı göç dalgalarından sakınan bir Avrupa.
– yeni bir ekonomik anlayışa dayanan yeni bir kalkınma, ekonomik büyüme ve tüketim tarzını savunan: sosyal, dayanışmacı, döngüsel, topluma içkin ve sürdürülebilir işlerden yana bir Avrupa.
– zor koşullardan kaçarak gelen göçmenleri kucaklamaya öncelik veren ve buna paralel olarak temel göç veren ülkelerle işbirliği politikalarını hayata geçiren bir Avrupa.
– yeteneğe ve yaparak öğrenmeye dayalı yeni istihdam olanaklarının yaratılması için yeni teknolojileri bir kaldıraç olarak kullanan bir Avrupa.
-temel hakları teşvik eden: kültür, eğitim ve konut hakkını savunan ve her türlü bakımı ve kendini geliştirme imkânını sağlayan bir Avrupa. Yurttaşların yaşadıkları bölgelerde bir araya gelerek örgütlenmelerini kolaylaştıran bir Avrupa. Ekvador’un başkenti Quito’da 2016 yılında düzenlenen Habitat III konferansı ile Birleşmiş Milletler tarafından tanınan şehir hakkına saygı duyan bir Avrupa.
-milletler ve metropol şehirler arasındaki rekabet fikrini reddeden; bunun yerine ortaklığa ve tamamlayıcılığa vurgu yapan bir Avrupa.
Ayrılıklara, bölünmelere ve dışlamalara son veren ve buna karşın kapsayıcılığın, refahın, ortaklığın ve müştereklerin Avrupa’sının oluşumunu destekleyen bir Avrupa.
Bütün Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin yarattığı tehlikenin arttığı bir dönemde, Aragon’un şu dizelerini kendimize rehber yapmalıyız : «buğdaylara dolu vurmaya başladığında/ delidir nazenin / delidir kendi kavgalarına tutuşanlar / hele ortak bir mücadelenin ortasında.»
Ortaklığı ve müşterekleri oluşturmaya dair problem bugün karşılaştığımız insanlığı ve gezegeni mahveden politikalara karşı tek çözümdür.
İşte bu heves sayesindedir ki, bütün tecrübemi kullanarak ve adanmışlığımı göstererek sürece katkı vermek istiyorum; başkalarını da aynı şeyi yapmaya davet ediyorum. Başka bir geleceğin, başka bir gündelik yaşamın ve başka bir dünyanın imkânını ortaya koyan yaratıcı yenilikçiler (défricheurs), siyasi anlamda başka olasılıklar ve ihtimaller yaratmak isteyen bir Avrupa’nın gündeminde öncelik sahibi olsunlar istiyorum.

[1] Siyaset ve Siyasal arasındaki ayrım Fransızca’daki “la politique” ile sıfattan türetilmiş bir isim olan “le politique” arasındaki ayrımdan geliyor. İlki siyasetin kurumsal çevresini, idareyi ve yönetmeyi ve bunlara ait davranışları anlatırken ikincisi yani siyasal kavramı siyasi varoluşun kurucu ve yaratıcı yani yeni norm ve hukuk yapıcı, yeni düzen kurucu ve siyasetin kendisine daima bir dinamizm kazandıran yönünü anlatıyor. Bkz. JACQUES RANCIÈRE, Aux bords du politique, Collection Folio essais (n° 434), Gallimard, 2004.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus