Microsoft Başkanı Brad Smith: “Teknoloji bugün demokrasiye saldırmak için kullanılıyor”

İki yıldan beri siber alanda barışın sağlanmasına yönelik ciddi lobi faaliyetleri yürüten ABD’li yazılım şirketi Microsoft’un aynı zamanda şirketin hukuki işlerinden sorumlu yetkilisi olan Başkanı Brad Smith, Le Monde’un sorularını yanıtladı. Röportajın çevirisini kısaltarak aktarıyoruz: 
 
Sanal ortam etrafında dönen uluslararası diplomasi konusunu neden bu denli ciddiye alıyorsunuz?
Sanal ortam giderek savaşın sürdürüldüğü, saldırının hedefi olan bir alan halini alıyor. Sanal ortamdaki çatışmalardan bahsederken, bunların, ucu  stoklarla ilgili verilerin toplandığı merkezlere, deniz altından geçirilen kablolara, telefonlara ve bilgisayarlara dokunan saldırılar olduğunu bilmeliyiz. Ve bunların büyük çoğunluğu özel mülkiyete ait. Özel sektör olarak biz de bu savaşın bir tarafıyız. Olası bir saldırıda birinci derece sorumlu olan bizleriz, çünkü gerektiğinde müşterilerimize yardım edebilmekle yükümlüyüz. İstemememize rağmen çatışmanın ortasına çekildik, o halde buradaki varlığımızın adını koymak ve yerli yerine oturtmak durumundayız.
Bazı devletler sizi özel diplomatlar gibi görüyor. Bu gerçekten böyle mi yoksa siz yalnızca çıkarlarını savunan bir şirket misiniz?
İnanıyoruz ki, hiç kimse, hiçbir devlet ve hiçbir teknoloji yasaların üzerinde olamaz. Bu çok temel bir şey. Biz yasa yapmayız, yasanın yapıcı ve uygulayıcıları devlettir. Devletlerin rolü şirketlerinkinden daha önemlidir. Bununla birlikte, bizim de bir rolümüz ve önemli bir sorumluluğumuz var ki, bu da bizi devletlerle müzakereye götürüyor. Bu gibi yakınlaşmalar teknoloji alanında giderek daha da fazla görülüyor.
 
Geleneksel diplomasiyle ilişkiniz ne durumda? Geleneksel diplomasi, sizinki gibi bir Amerikan şirketinin eyleme geçmesini nasıl yorumluyor? 
Devletlerin şirketlere bakışı fazla değişmedi. Biliyorlar ki ülkeler arası sınırlar belirginleştikçe şirketler küreselleşiyor. Şirketler bu yarışta daha hızlı ilerliyor olabilir ama onlar da yasaları aşamıyor. Devletler, sahip olduğumuz verilere hatta fikirlerimize erişmek isteyebilir ama bizim rolümüz ne olursa olsun ikincildir.
 
Google ya da Apple’ın sizin gibi aktif olmayışını neye bağlıyorsunuz?
Talep etmek gerekir. Sanıyorum Google bu alanda Apple’a göre daha ileride. Tüm büyük teknoloji şirketlerinin bir sorumluluğu var. Birlikte çalışmak zorundayız, ama aynı zamanda da devletlerle ve sivil toplumla birlikte çalışmalıyız. Sanırım temelde çok farklı aktörlerin bir arada olduğu bir yaklaşım olduğunu söyleyebilirim bunun: Nasıl ki geçen yüzyılı ikili ya da çoklu diplomasiler domine ettiyse, bizim dönemimizde de tüm aktörlerin bir arada toplandığı bir diplomasi hâkim olacak.
(. . .)
 
Siz sanal ortamda bir Cenevre Konvansiyonu’nun geliştirilmesinden söz ediyorsunuz. Bu fikir nereden çıktı?
Bu benim bir yıl kadar önce formüle ettiğim bir düşünceydi. Niyetimiz uzun vadede, yaşamların ve sivil kurumların korunmasıydı. Bir yıl içinde, pek çok aşama katettik; bu iyi bir şey. Paris’ten yapılan çağrı sanal ortamda güvenliğin önemine dair bir dönüm noktasıydı, çünkü bizim temel prensiplerimiz üzerinde duruyordu: Ayrım yapmaksızın masumları hedef alan saldırılarla nasıl mücadele edileceği ve seçimlerin güvenliğinin nasıl sağlanacağı.
 
Sizce sanal ortamı gerçekten pasifize etmek mümkün mü? Devletlerin sizin peşinizde ajanlık yapmayı bırakacağını düşünüyor musunuz?
Ajanlık faaliyetleri, kuruluşlarından bu yana devletlerin başvurduğu eylemlerden biri. Yasalara uygun ve sorumlu bir biçimde yapıldığı sürece bu eylemin terk edilmesi gibi bir derdimiz yok. Bizim üzerinde durduğumuz mesele sivillerin, masum kişilerin, hastanelerin, okulların korunmasıdır. Hatırlayın ki, 1. Dünya Savaşı’nda tarihte görülmemiş sayıda ölüm yaşandı. Neden? Teknoloji yüzünden. Verdun’dan Paris’i vurabilecek top ve tüfekler yüzünden. Dünya o zamanlar bu teknolojilerin yaratacağı yeni tehditlerin boyutunu bilmiyordu.
Emmanuel Macron, 11 Kasım Pazar günü yaptığı konuşmasında, bazı güncel olayların kendisine 1930’lu yılları anımsattığını söyledi. Siz de siber saldırıların ve siber ortamda sürüp giden çatışmanın bunun göstergesi olabileceğini düşünüyor musunuz? 
1930’larda en göze çarpan şey, demokrasinin ve onun kurumlarının zayıflamasıydı. Bugün teknoloji demokrasiye saldırma amacıyla kullanılıyor. Bunu seçimler sırasında adayların e-postalarının ele geçirilmesinde, mesajlaşmalarının kötücül amaçlarla kullanımında görüyoruz. Bir diğer gözlediğimiz olgu, seçim sisteminin bizzat saldırıya maruz kalmasıdır: Demokrasi, insanlar ona kulak vermeyi bıraktığında, kendilerini neyin bir arada tuttuğunu artık göremez hale geldiğinde zayıflar. Almanya’da, İtalya’da olan buydu. Bugün de benzer alametler yok değil. Teknoloji de bunu katmerlendiriyor.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar