Dünyanın Gidişi (17): Trump’ın Suriye’den çekilme kararı İran politikasına nasıl etki eder?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Merhaba, yayın için “ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den çekilme kararı İran politikasına nasıl etki eder?” sorusunu başlık seçtik ama bu sorunun yanıtını kesin bir şekilde vermek mümkün değil.
Zira uluslararası ilişkiler bağlamında nizam ve istikrar namına bildiğimiz her şeyin buharlaştığı bir dönemde öngörülemezlik de, Trump liderliğindeki Amerikan yönetiminin –belki de bilinçli- bir politika tercihine dönüşmüş durumda.

ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’den asker çekme kararını 19 Aralık’ta –geçen çarşamba günü- bir twit atarak duyurmuş, karar öylesine sürpriz olmuştu ki, medya kuruluşları haberi Amerikan Savunma Bakanlığı ve Dışişleri gibi kurumlara resmen teyit ettirene kadar epey zaman geçmişti. Bu arada medyanın bilgi açlığını besleyen ise Trump yönetiminden isimlerinin açıklanmasını istemeyen birtakım yetkililer olmuştu.
Neydi söyledikleri:
Başkan Trump çekilme kararını 14 Aralık’ta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefon konuşması sırasında ve bu konuşma sayesinde, en yakınındakileri bile şaşırtarak almıştı.
Telefon konuşmasının içeriğine dair, o günden bugüne hâlâ birtakım detaylar, yine isim vermeyen yetkililerce medya ile paylaşıldı.
Özetle deniyor ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan Washington’ın Suriye’deki askeri mevcudiyetini haklı göstermek için sunduğu argümanları birtakım güvenceler de vererek çürütmüş ve Başkan Trump da “E tamam o zaman daha ne, çekiliyoruz” demiş.
ABD’nin Suriye’de asker bulundurmasının bir numaralı gerekçesi IŞİD ile mücadeleydi. Nitekim, 14 Aralık tarihli Trump-Erdoğan telefon konuşmasında deniyor ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye Özel Temsilciniz James Jeffrey olsun, IŞİD’le mücadele özel temsilciniz Brett McGurk olsun, sizin yetkilileriniz dahi artık IŞİD’in elinde doğru dürüst toprak kalmadığını söylüyorlar. Kalan IŞİD ile de, size lüzum yok, biz başa çıkarız, sizi temin ederim” demiş.
İkna olan Trump da çekilme kararını vermiş. Nitekim Amerikan Başkanı cumartesi günü, Twitter’da şöyle yazdı:
“Suriye’ye 3 aylığına diye gitmiştik, 7 yıl oldu. Başkan olduğumda IŞİD zıvanadan çıkmış durumdaydı. Şimdi ise IŞİD büyük ölçüde yenildi ve Türkiye dahil bölge ülkeleri, kalanıyla kolayca başa çıkabilir durumda. Eve dönüyoruz!”

Fakat ABD’nin Suriye’de asker bulundurmasının tek gerekçesi IŞİD’le savaş değildi.

Neredeyse tam bir yıl önce, 16 Ocak 2018’de, dönemin Dışişleri Bakanı Tillerson Stanford Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, IŞİD’in hâlâ yenilmediğini hatırlattıktan sonra, Suriye’de asker bulundurmak için bir gerekçe daha sıralamıştı:

İran’ın bölgedeki nüfuzunu geriletmek.

Epey yankı uyandırmıştı bu konuşma çünkü bu yeni hedef, ABD’nin Suriye’deki askeri varlığına süre biçmeyi çok güçleştiriyor, ucunu açık bırakıyordu.

Tillerson bu konuşmadan üç ay sonra Trump tarafından görevden alındı. Ama Tillerson’ın yerine Dışişleri Bakanı olan eski CIA Başkanı Mike Pompeo da, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilme ertesinde uygulayacağı İran politikasını açıklarken İran’ı geriletme hedefini açıkça deklare etmişti.
Zaten Pompeo, Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile birlikte yönetim içinde İran’a karşı en sert politikaların destekçisi. Ve John Bolton da, daha eylül ayında BM Genel Kurulu toplantıları sırasında “İran askerleri, İran destekli güçler ve milisler İran’ın sınırları dışında var olmaya devam ettiği sürece Amerikan askerleri de Suriye’de kalmaya devam edecek” demişti.

Anlaşılan o ki Başkan Trump, gerçekten de Bolton ve Pompeo gibi en yakınlarını bile ofsayta düşürüp, ani ve belki de keyfi bir hamleyle Suriye’den çekilme kararı aldı. Fakat Washington’a Suriye’de asker bulundurmaya gerek kalmadan da sonuç alabileceğini düşündüren birtakım başka gelişmeler de var. İran’ı baş düşmanı sayan ABD’nin bölgedeki bir numaralı müttefiki İsrail mahreçli haberler, bunu düşündürüyor.

Başkan Trump askerler eve dönecek dediğinde, bu adımın İran’ın elini rahatlatıp İsrail’i bölgede savunmasız bırakacağını yazan çizenler olduysa da, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, pazar günkü kabine toplantısı öncesinde, “2000 Amerikan askerinin Suriye’den çekilmesi bizim politikalarımızda değişikliğe yol açmaz, İran’ın Suriye’ye askeri olarak kök salma çabalarını engellemeye devam edeceğiz” diyerek endişeleri yatıştırmayı hedefledi. Belki daha da önemlisi İsrail Başbakanı, Suriye’ye yönelik operasyonları genişleteceklerinin sinyalini de verdi. Netanyahu ABD ile operasyonel, stratejik ve istihbarata dayalı yakın işbirliğinin devam ettiğini de hatırlattı. İsrail Genelkurmay Başkanı da aynı şekilde Trump’ın kararının abartılmaması gerektiğini savundu.
ABD’nin bölgede, Türkiye dahil 13 ülkede hava ve deniz üsleri, Suriye’dekilerin 20-30 katı da askeri var. Üstelik Suriye içinde İsrail çıkarlarını koruyan, İsrail’in 2013’ten beri desteklediği, eğitip donattığı Suriyeli muhalifler de var. Zaten İsrail 2012’den beri Suriye’ye hava saldırıları da düzenleyebiliyor. Eskiden örtüktü bu saldırılar, ama İsrail artık gizlemeye gerek duymadan vuruyor İran’a ait olduğunu söylediği hedefleri. Son bir yıl içinde 100’ü aşkın operasyon düzenledi.

Tabii İsrail bu operasyonları Rusya’nın da zımni onayı ile düzenliyor.
Gerçi Rusya İsrail ilişkileri eylül ayında bir Rus uçağının Suriye savunma sistemleri tarafından yanlışlıkla düşürülmesinden sonra gerildi. Çünkü Moskova olaydan bölgede operasyon yapmakta olan İsrail’i sorumlu tutmuştu. Moskova’nın dediğine bakılırsa, İran hedeflerini bombalamak üzere bölgede bulunan İsrail jetleri düşen Rus uçağını kalkan olarak kullanmıştı. İlişkiler hâlâ gergin ama karşılıklı çıkarlar örtüştüğünde, -Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi olayı gibi düşünün- ilişkilerin düzelmemesi için sebep yok.
Zaten Rusya’nın da İran’ın Suriye’de kalıcılaşmasını istemediği anlaşılıyor.
İsrail Kanal 10 televizyonundan Barak Ravid imzasıyla perşembe günü ABD merkezli Axios haber sitesinde yayınlanan bir haber Moskova’nın daha da ileri giderek, Rusya’nın Suriye’deki İran mevcudiyetini pazarlık konusu yapmaya hazır olduğuna işaret ediyor.

Ravid diyor ki, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ulusal güvenlik danışmanı Nikolay Patruşev üç ay önce 13 Eylül’de Moskova’daki İsrailli mevkidaşı Meir Ben Şabat’a, Rusya-ABD ilişkilerini iyileştirmeye dönük gayri resmi bir anlaşma teklifi iletti; İsrail’den, Washington-Moskova ilişkilerini iyileştirecek bir diyalog zemini için kolaylaştırıcı rol oynaması isteniyordu.
ABD’yle müzakere edilmek istenen teklifte ise ABD’nin Suriye’deki askerlerini çekmesi karşılığında Rusya’nın da İran ve İran yanlısı milislerin Suriye’den çıkarılmasına dönük adımlar atması öngörülüyordu. ABD ayrıca İran’a yönelik kasımda başlayacak ikinci tur ekonomik yaptırımları askıya alacak ve onları yürürlüğe sokmayı da İran’ın Suriye’den çıkmasını zorlamak için bir tehdit unsuru gibi kullanacaktı.
Barak Ravid, Netanyahu’nun yaptırımları engelleyecek bir öneri için arabuluculuk etmeye yanaşmadığını, zaten bu görüşmeden kısa süre sonra da uçak düşmesi olayının yaşandığını söylüyor.

Fakat Netanyahu’nun kasım ayında da, Amerikalı ve Rus yetkililerin İran’ın Suriye’deki nüfuzunu azaltmaya dönük bir Rus önerisini görüştüklerine dair açıklamaları var medyaya yansıyan. Yani görüşmeler İsrail’in kolaylaştırıcı rolüne ihtiyaç olmadan da süregidiyor anlaşılan.

Fehim Taştekin de, BBC Türkçe servisi için kaleme aldığı Trump’ın Suriye’den çekilme kararı analizinde şöyle bir ifadeye yer vermiş:

“Suriye’de kalarak İran’ı bloke etme stratejisinin sanıldığı gibi işe yaramayacağı görüldü. Bunun yerine, İran’ı geriletmek için Rus etkisini kullanma ve Şam’la diyaloğa geçip, yeniden inşa sürecine dahil olarak durumu etkileme seçenekleri öne çıktı.”

Yani işe yaramayan bir stratejiyi daha fazla zorlamayıp yenisi ile değiştirmekten söz ediyor Fehim.

Üstelik ABD’nin İran’ı geriletmek için “Rus etkisi” dışında, “Türk etkisi”nden de yararlanması söz konusu olabilir… ABD’de dış politika ve savunma konuları uzmanı olan Mark Perry, 14 Aralık’taki Trump-Erdoğan telefon konuşmasına dair kendisine bilgi veren kaynaklara dayanarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’a “İran’a karşı en iyi önlem Kürtler değil, hatta Suudiler bile değil, Türkiye’dir” diyerek güvence verdiğini yazdı.

14 Aralık’taki telefon konuşmasının ayrıntıları resmi kanallardan paylaşılmadığı için doğru mu bu ifade, doğru ise hangi bağlamda söylendi, İran’a karşı Türkiye nasıl önlemler alacak vs. bilemiyoruz. Türkiye Cumhurbaşkanlığı tarafından konuşmaya dair yapılan yazılı açıklamada İran’ın adı geçmiyor Beyaz Saray’ın internet sitesinde söz konusu telefon konuşmasına dair herhangi bir bilgi yok.
Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Aralık’ta yapılan görüşmeye dair Trump’ın kendisine “IŞİD’i siz temizler misiniz?” diye sorduğunu, kendisinin de olumlu yanıt verdiğini söylemişti.

İkili dün akşam da telefonda konuştu ve Trump’ın ilgili tweetinden öğrendik ki Erdoğan, Trump’ın ifadesi ile “Suriye’de kalan IŞİD unsurlarının kökünü kazıyacağı konusunda” Amerikan Başkanı’nı “detaylı şekilde” bilgilendirmiş. Trump “Erdoğan söylediğini yapabilecek biri. Zaten IŞİD’in komşusu da Türkiye. Birliklerimiz eve dönüyor” diye yazdı. Trump yine dün gece, daha önceki bir paylaşımında da Erdoğan ile uzun ve verimli bir görüşme yaptıklarını ve Amerika askerlerinin bölgeden, “yavaş ve son derece koordineli” bir şekilde çekilmesini konuştuklarını duyurmuş, Erdoğan da benzer bir tweetle mukabele etmişti.

Türkiye uzun süredir ABD’ye “Suriye’de Kürtlerle bizim aramızda tercih yap” diyordu, Trump’ın bu davete icabet ettiği anlaşılıyor. Bakalım durum sahaya nasıl yansıyacak?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus