Çin’in Müslüman “gulaglarının” üzerindeki sessizlik örtüsü

Ishaan Tharoor Washington Post’ta, Doğu Türkistan’daki vahim iddialar karşısında dünyanın sessizliğini eleştiren bir yazı kaleme aldı. Yazıda özellikle Müslüman ülkelerin sessizliğine dikkat çekiliyor. Yazıyı siz okuyucularımıza Türkçe aktarıyoruz.

Şincan’da, Çin’in en batısındaki bu huzursuz eyalette kaç kişinin tutuklu olduğu belirsiz.

Geçen ay, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, bir Senato komitesine verdiği ifadede, Çinli yetkililerin 800 binle 2 milyon arasında Uygur, Kazak ve diğer etnik gruplardan Müslümanı 2017’nin Nisan ayından beri toplama kamplarında süresiz olarak tuttuğunu söyledi. Pekin’in gaddarca gazetecilere kapalı tuttuğu Şincan’da, yabancı muhabirlerden elde edilen kısıtlı bilgiye göre, bölgede yaşayan Müslümanların onda birinden fazlasının tutulduğu dikenli tellerle korunan tesisler ve fabrikalar bulunuyor.

Çinli makamlar, bu önlemlerin Uygurlar arasında radikal İslamcılık ve “geri kalmışlıkla” mücadele için elzem olduğunu iddia ederek, bu haberleri “kulaktan dolma” olarak nitelendirdi. Geçen hafta yerel yetkililer, olumsuz manşetleri yalanlamak amacıyla bir avuç gazeteciyi, içinde Çinli yetkililerin ağına takılmış yerel halkın “mesleki eğitim” aldığı tesislerde bir tura çıkardı.

Reuters olayı, “Muhabirlerin bir derse misafir olmasına müsaade edildi. Bir öğretmen Çince, düğünlerde şarkı söylemeye ve dans etmeye, cenazelerde ağlamaya izin vermemenin aşırılıkçı düşüncenin göstergesi olduğunu anlattı” cümleleriyle duyurdu. Başka bir derste tutuklu “öğrenciler” gazetecilere İngilizce “Mutluysan ve Bunu Biliyorsan, Ellerini Çırp” (“If You’re Happy and You Know It, Clap Your Hands”) adlı çocuk şarkısını söylemeye zorlandı. Reuters’a göre tutuklular, sadece hukuk bilgileri ve Çinceleri belli bir seviyeye ulaşınca ve radikal ideolojilerden kurtulduklarında kamplardan çıkabiliyor.

Bu tesisler Pekin’in azınlıkların dillerini ve inançlarını unutturma politikasının bir parçası. Geçen ay Kanada’da bir parlamento komitesinin kaleme aldığı raporda “Tanıklar Türk azınlığa yapılanların ölçü, teknolojik kapsam ve devlet tarafından ayrılan kaynaklar açısından görülmemiş derecede olduğunun altını çiziyor” cümleleri yer aldı.

Bu hafta, Çin’de önümüzdeki beş yıl boyunca İslam’ı “Çinlileştirmeyi” amaçlayan bir yasa kabul edildi. Devlet gazetesi Global Times’a göre hükümet yetkilileri, “İslam’ı sosyalizmle uyumlu hale getirme” kararına vardı. Muhaliflere göre bunlar açıkça, gelişmiş gözetim mekanizmaları ve sert yasalarla burka giymek ve domuz yememek gibi İslami gelenekleri ortadan kaldırmaya çalışan bir etnik temizlik projesi.

Tüm bunlar aylarca Batı medyasında öfkeye neden oldu -daha fazlasına değil. ABD’li ve Avrupalı yetkililerin Pekin’e kitlesel gözaltılar ve dini özgürlüğe yönelik saldırılar nedeniyle eleştirileri, asgari düzeyde kaldı. Daha da kötüsü, Müslümanların çoğunlukta olduğu onlarca ülke olaylar karşısında sessiz kaldı. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bu ülkelerin Uygurları savunmaktaki gönülsüzlüğü, Arakanlılar ve Filistinliler konusundaki rutin itirazlarıyla yan yana düşünüldüğünde daha da dikkat çekici.

Bu bir yandan Çin’in jeopolitik nüfuzunun bir yansıması. Geçen yıl Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Suriye ve Yemen gibi ülkelere 100 milyon dolar yardımda bulunma ve Arap ülkelerine 20 milyar dolar borç verme kararı aldı. Şi’nin açıklaması, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nın harap ettiği Avrupa’nın yeniden kurulması için hazırladığı Marshall Planı’nın 70. yıldönümünde geldi.

Örneğin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan olduğu zamanlarda bölgedeki şiddet olaylarının arttığı bir zamanda Çin’i “soykırım” ile suçlamıştı.

Geçen ay Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Faysal gazetecilere, “Bazı yabancı basın kuruluşları yanlış haberler yayarak meseleyi sansasyonelleştirmek istiyor” dedi. On yıllardır Hindistan işgali altındaki Keşmir’de yaşayan Müslümanların şikayetlerini dillendiren Pakistan’ın Pekin’i eleştirmemesi sürpriz değil: Pakistan borca batmış durumda ve en büyük finansörü olan Çin’e hiç olmadığı kadar bağımlı.

Gözlemciler ayrıca, İslam dünyasındaki otoriter liderlerin Pekin’in yöntemlerine sempati ile yaklaştıklarını belirtiyor. Türk akademisyen ve köşe yazarı Mustafa Akyol “Çin hükümetinin Uygurlara yönelik baskısı, ‘Hukuk ve düzen, hükümetin düşmanları ve topluma ihanet edenlerin temizlenmesiyle sağlanır’ şiarına dayalı. Bu, otoriter Müslüman liderlerin anladığı bir dil. Bu onların kendi dili” diyor.

Akyol, bu Müslüman liderlere, “Batı’ya karşı mücadelelerinde Çin’in, insan hakları, ifade özgürlüğü veya sınırlanmış hükümet gibi sıkıntılar olmaksızın büyüyen ekonomisi ile harika bir model olarak görünebileceğini” yazdı.

Kapanın arasında kalan, her zaman Uygurlar. New York Times’ta yayınlanan bir haber, onlarca önemli Uygur entelektüelin nasıl hapse atıldıklarını ortaya koydu.

Washington Post’un geçen salı günü yayınlanan başyazısında şu cümleler yer aldı: “Çinli sözcüler zaman zaman Uygur tutukluları gerçek veya potansiyel teröristler olarak gösteriyor. Fakat Çin hükümetinin tutukladığı entelektüeller arasında komünist rejimi açıkça desteklemiş Şincan Normal Üniversitesi’nden Ortaçağ şiiri uzmanı Abdülkadir Celaleddin gibi figürler de bulunuyor. Diğer akademisyenler gibi o da, devlete bağlılığını duyuran bir açık mektup kaleme almasına rağmen yine de tutuklandı.”

Onların muhalif olduklarını söylemek çok zor. Fakat faaliyetleri onları yine de Pekin’in gözünde şüpheli duruma düşürüyor. New York Times’tan Austin Namzy yazısında “Uygur geleneklerinin koruyucuları, tarihinin yazıcıları ve sanatının yaratıcıları olan entelektüeller, otoriter yönetimin dar sınırları içinde Orta Asya Türklerinin ortak belleğini inşa ediyorlardı” cümlelerini kaleme aldı.

Reuters’a konuşan Almanya merkezli bir Uygur topluluğunun sözcüsü Dilşat Raşit, şahit olduklarını anlatırken lafını esirgemedi: “Yapmaya çalıştıkları, Uygur kimliğini yok etmek.”

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar