Toni Negri: “Sarı Yelekliler hareketi kardeşliğe dayanan yeni bir mücadele”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Fransız Mediapart’tan Amélie Poinssot ünlü İtalyan filozof Toni Negri ile Sarı Yelekliler üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. Sarı Yelekliler hareketinin 2011’de başlayan işgal hareketlerinin bir devamı olduğunu söyleyen Negri, “Küresel bir dönüşümün eşiğindeyiz” dedi. 1983 yılından bu yana Paris’te yaşayan ve sosyal hareketleri inceleyen Negri’ye göre Sarı Yelekliler, bir karşı güç olarak durmalı ve bir siyasal partiye dönüşmemeli. Negri, geçen yıl kasım ayında ortaya çıkan Sarı Yelekliler hareketinin kardeşliğe dayanan yeni bir mücadele biçimi olduğunun altını çizdi. Bu söyleşinin tam çevirisini paylaşıyoruz:

Toni Negri

Mediapart: Yaklaşık 10 yıldır Avrupa’da ve tüm dünyada sendikal örgütlenme ya da siyasi partilerin kontrolü dışında çeşitli protesto hareketleri ortaya çıktı. Sarı Yelekliler hareketinin tüm bunlara radikal biçimde kattığı şey var mıdır, varsa nedir?

Negri: Sarı Yelekliler 2011 yılından beri gözlemlediğimiz toplumsal hareketliliğin bir devamı. Wall Street’i İşgal Et, Öfkeliler ve hatta Tunus’taki isyan hareketi tüm bunlar klasik sağ/sol ikilemini aşmış hareketlerdi. Bunun gibi, İtalya’da da insanlar bir araya gelip harekete geçtiler. Bunlar öncelikle üniversitelerde Onda (Dalga) hareketi ile daha sonra ise TAV (Lyon-Torino demiryolu hattı) ve Napoli’deki çöp/atık toplama yönetimine karşı hareketlerdi. Bunların hepsi de kendini ne sağda ne solda tanımlayan hareketler. Dahası bunlar yerel topluluklara dayanıyorlar.

Sarı Yeleklilerde de buna benzer bir şey görüyoruz. Bu harekette bir topluluk hissi ve biz olanı koruma isteği var. Bu bana Edward Thompson’un Sanayi Devrimi öncesi dönemi kavramsallaştırırken kullandığı kitlenin ahlak ekonomisi kavramını hatırlatıyor. Öte yandan yeniden ortaya çıkan bir başka kavram ise talih/mutluluk oldu. Sarı Yelekliler birlikte oldukları için mutlular ve bir kardeşlik ve çoğunluk oluşturduklarından dolayı korkmuyorlar.

Bir başka önemli nokta ise, bana öyle görünüyor ki mücadelede sendikal düzey artık aşılmış durumda. Sarı Yeleklilerde yaşam pahalılığı oldukça merkezi bir yer tutuyor, Fakat kategorik bakış açısı aşılmış durumda. Sarı Yelekliler yaşam pahalılığı ve yaşam tarzı etrafında toplanan bir eşitlik arayışındalar. Sarı Yelekller en başından beri vergilerle ilgili son derece somut ve genel bir söylem ortaya koydular: Yakıt üzerindeki vergilerin azaltılması.

Fransa’da gerçek bir sol olsaydı, bu hareketin üzerine atlar ve isyan için önemli bir unsur olarak görürdü. Ancak toplumların dönüşümüne varan bu tür mücadele biçimleri son derece uzun ve genellikle acımasızdır.

Mediapart: Peki Paris’teki protestolar esnasında sergilenen şiddeti nasıl yorumluyorsunuz? Anlaşılmak için başvurulan biricik yol bu mudur?

Negri: Sarı Yelekliler hareketi son derece barışçıl bir hareket. Bu hareket şiddeti kullanılacak bir araç olarak ele almıyor. İtalya’da 1970’den bu yana ortaya çıkan sosyal hareketleri yakından deneyimledim. O zamanlar, işçiler şiddeti bir araç olarak kullanırdı, polisle her karşılaşmada 100 ile 200 adet molotof kokteyli polislere karşı kullanılırdı. Fakat bugün böyle bir durum yok.

Sarı Yelekliler hareketindeki göstericiler polise molotof atmıyorlar. Paris’teki eylemler esnasında, Sarı Yelekliler korteji Şanzelize’den Concorde Meydanı’na yürümek istedi. Ancak bu yasal hakları olduğu halde, gitmek istedikleri yol polisler tarafından kapatılmıştı. Eylemcilerin şiddet uygulamasının sebebi bu. Burada bir çatışma çıktı ve bu çatışma esnasında şiddet ortaya çıktı: kısacası şiddet bir siyasal araç olarak Sarı Yelekliler tarafından kavramsallaştırılmış değildir.

Bana göre, suçluluk ve sorumluluk arasında devasa bir fark var. Paris’e gelenler zarar vermeye ya da birilerini dövmeye gelmediler. Bu durumdan da onlar sorumlu değiller.

Öte yandan, Sarı Yeleklileri gözlemlerken bu hareketin geliştirdiği kardeşlik benim için son derece çarpıcıydı. Bu dayanışmanın da ötesine geçiyor. Burada insanlar kardeşler ve kız kardeşler olarak ortaya çıktılar. Tıpkı bir ailede olduğu gibi, sorunları tartışma yoluyla çözmeyi deniyorlar, işte bu vatandaş inisiyatifindeki referandum oluyor. Bu harekettekiler bir aşk ve tutku rejimi içerisindeler. Bu bütünüyle yeni bir olgu, öyle ki bildiğimiz siyasetin yıkılışı söz konusu.

Mediapart: Komünist blokun çökmesinden sonra birçok fikir liberalizmin karşısında duramadı, bugün yeni bir fiziki varlığın ortaya çıktığına mı şahit oluyoruz?

Negri: Ben yaklaşık 20 yıldır eski sosyal sınıfların çözülüşünü açıklamak için ‘çokluk’ kavramını kullanıyorum. İşçi sınıfı üretken bir sınıftı, bu sınıf belli bir zamansallığa ve mekana bağlıydı. Fabrikalarda çalışıyorlardı ve içlerinde yaşadıkları şehirler de fabrikalar gibi işliyordu. Torino’da mesela, tramvayların işleme saatleri mesai saatlerine göre düzenlenmişti. Ancak bu durum sona erdi. Bu döneme özlem duyan biri değilim çünkü fabrikalar insanları öldürüyordu. Ayrıca, üretim bağını, çalışma günü anlayışını ve kolektif anlayışı yitirdik. Fakat bugün işbirliği kavramına sahibiz ki, bu kolektif anlayışın da ötesine gidiyor.

Çokluk ise sadece kendini düşünen egoistler ya da hayatta kendini izole eden bireylerden oluşmuyor. Çokluk; çalışan, güvencesiz, işsiz ve emeklilerin işbirliği yaparak bir araya toplandığı bir yapı.

Söz konusu çokluğun mekansal bir yönü var. Çokluğu oluşturan tekillikler hayatta kalabilmek için diğerlerinin işbirliğini ve iletişimini talep ediyorlar. Burada sadece nicelik meselesi söz konusu değil. Burada kurulan ilişkilerin niteliği de söz konusu.

Mediapart: Peki Sarı Yelekliler hareketinde sendikalar tamamıyla hareketin tarafına geçmiş durumda mı?

Negri: CFDT sendikasının genel sekreteri Laurent Berger’in kendisi bile sendikacılığın ölmekte olduğunu söylüyor. Öyle ki sendikalar ücretlerin durumunu müzakere etmek ve toplumsal gerginlikleri yönetmek için neredeyse bir devlet organına dönüşmüş durumdalar. Bunların 100 yıl önce ne olduğunu hatırlatmak dışında, Sarı Yelekliler arasında hiçbir yeri yok. Sendikalar bugün kategoriler ve profesyonelleşme arasında sıkışmış durumda.

Mediapart: Peki Mediapart’ın da eylemciler arasında görgü tanıkları ve mağdurlar aracılığıyla – ve de David Dufresne’nin çalışması yoluyla – haberleştirdiği devlet ve polis şiddetini nasıl anlamak lazım?

Negri: Otoriteler şu anda hem hareketi anlamaktan tamamıyla uzaklar hem de korktuklarından ötürü ciddi bir tepki veriyorlar. Emmanuel Macron, iktidarının son derece kırılgan olduğunun farkında. Onun söylemleri ile yönetiminin sergilediği ağırlık arasındaki boşluk heyecan verici. Macron, Fransız demokrasisinin ürettiği biri ve gerçeklik algısından tamamıyla kopmuş durumda.

Aslında Macron pek çok yerde olduğu gibi krizde olan neoliberal hükümetlerin bulunduğu durumun içinde yer alıyor: Faşizme kayıyorlar. Fransa’da kurumlar bu durumu engellemek için yeterince güçlüler ancak polisin silahları ve yöntemleri endişe verici bir halde. Caydırma yöntemini kullanan Alman polislerinden farklı olarak, Fransız polisi kendini tamamıyla çatışmanın içerisine soktu. Bunu Fransa’daki iktidarın kırılganlığının bir unsuru olarak yorumluyorum.

Mediapart: Peki Sarı Yeleklilerin öncü ve radikal biçimde yeni özelliği ile polisin uyguladığı şiddetin eskiliği arasında, 1960 ve 1970’leri düşündürten bir uyumsuzluk yok mu?

Negri: Kesinlikle. Yine de Sarı Yelekliler hareketinin nasıl evrimleşeceğini bilemeyiz. Commercy’de yaşanan olaya bakalım: Kavşaklarda yer alan göstericilerin çalışma gruplarına dönmesi çok ilginç. Hareketin değişimi dışarıdan değil içeriden gerçekleşecek. Bunun bir siyasi parti oluşturacağı konusuna gelirsek… Çoğunluğun desteğini ve onayını alsa da, bana kalırsa bu bir hata olur.

Mediapart: Sarı Yelekliler ile birlikte kurumlarımızda önemli değişimler bekliyor musunuz?

Negri: Bu hareket beni umutlandırıyor çünkü doğrudan demokrasinin bir türünü ortaya koyuyorlar. Parlamenter demokrasi 50 yıldır başarısızlığa mahkûm durumda. 1963 yılında yazdığım bir makalede, siyasi partilerin durumunu eleştiren bir yazı kaleme almıştım. 50 yıl içerisinde bu durum daha da arttı. Bugün bu eleştiri birçok seviyede geçerli: Belediyeler, bölgeler, devletler ve elbette Avrupa seviyesinde. Avrupa Birliği demokratik yönetimin bir karikatürü olmuş durumda.

Sarı Yelekliler kişilerin katılımı ile ilgili son derece gerçekçi bir talebi ortaya koydu. Bugün sahip olduğumuz ve kullandığımız teknoloji ile bugünkünden çok farklı ve radikal bir demokrasiyi hayata geçirebiliriz. Aydınlanma dönemi filozoflarını düşünelim… Onlar akıllarını yitirmiş insanlar değildi. Demokrasiyi üreten insanlar normal kişilerdi. Kant’ın dediği gibi, düşünmeye cesaret etmeli.

Küresel bir dönüşümün eşiğindeyiz. Bu dönemin Trump’ın ve Bolsonaro’nun dönemi olduğu inancını bırakalım artık. İnternet ve sosyal medya kullanımı ile artık teknoloji ve insanlığın dönüşümü arasındaki bağlantıda yeni bir döneme girdik. Hiçbir zaman kapitalizmin sadece bir felaket ve yabancılaşma ile piyasaların dünyası olduğunu düşünmedim. Kapitalizm patronlar tarafından sömürülen insanların ürünlerini birilerinin kendine mal etmeye çalıştığı bir çatışmalar evreni.

İşte Sarı Yelekliler sistem tarafından yutulmuş ve harekete geçme kapasitesi olmayan siyasal bir parti kurmaktansa bu çatışma zemini üzerinde durmalı. Sarı Yelekliler umarım bir karşı-güç olarak dururlar.

Sarı Yelekliler lider istemiyorlar. Eğer parlamenter sistem bir krizdeyse, bu kriz yeni örgütlenme biçimleri yaratarak geçirilecektir. Bir Cohn-Bendit’e ihtiyacımız yok. İdeal olanı hiç bir aracı olmadan doğrudan demokrasiye varmaktır. Aracılar saydamlığı engelliyor.

Mediapart: Öyleyse düşünme biçimimizi yeniden elden geçirmeli ve yeni bir yaratımda bulunmalıyız…

Negri: Evet ama, Sarı Yeleklilerde pratik, düşünceden önce geliyor. Bu hareketi anlamak için tüm olanlar önünde alçak gönüllü bir şekilde durmak gerekiyor. Podemos gibi bir oluşum kuramazlar. Zaten Podemos İspanyolların pratik bir açıdan harekete geçtiklerini bugün teorik açıdan gerçekleştiremez bir hal içerisinde.

Podemos örneğinde, siyasal parti kurulması bir başarısızlıkla tamamlanıyor. Podemos’un başlıca yöneticileri sırtlarından hançerleniyor ve önümüzdeki seçimlerde kim aday olacak tartışmalarında adeta birbirlerini yok ediyorlar. Parti kurmak sosyal hareketlerin sonudur.

Mediapart: Bu yaptığınız değerlendirme İtalya’da yaklaşık 10 yıl önce doğmuş ve bugün aşırı sağcı Kuzey Ligi ile hükümet kuran Beş Yıldız Hareketi için de geçerli mi?

Negri: Aslında, Beş Yıldız Hareketi’nin kökeninde otonom hareketlerden gelen insanlar, ortak zenginlik için mücadele verenler ve çok daha sonra Matteo Renzi tarafından talep edilen anayasal reformları eleştiren kişiler var. Bu, hareketin sola ait olduğuna bir işaretti. Fransa’daki gibi her şeyin patlama sonucu gelişmesinden farklı olarak, İtalya’daki durum uzun bir zaman dilimine yayılmıştı ve insanlar yavaş yavaş ortaya çıkmışlardı.

Daha sonra Beppe Grillo ve Gianroberto Casaleggio becerikli bir şekilde mevcut hareketlenmeyi kullanarak bir seçim çalışması yaptılar. İktidar, bunun gibi siyasi tekniklerde uzmanlaşanların tarafına geçiyor.

Beş Yıldız Hareketi kurucusu Beppe Grillo (solda) ve İtalya Başbakan Yardımcısı Luigi Di Maio

Ancak Beş Yıldız Hareketi Luigi Di Maio liderliğinde hükümet kurma arayışına gitmesinden bu yana tamamıyla yolundan sapmış durumda. İktidarı almak devrimci bir eylem değildir. Devrimci olan; iktidarı yıkmak, sınırlamak ya da reforme etmektir. Öte yandan, Beş Yıldız Hareketi’nin hükümetteyken yaptıkları insanları çileden çıkarıyor. Geçtiğimiz yıl seçim kampanyalarında söz verdikleri evrensel temel gelir sözü iktidardayken bir yoksulluk yasasına dönüştü: Bu temel gelir sadece işsizlerin bir bölümüne ve o da insanları disipline etmeyi amaçlayan yükümlülüklerle verildi. Mesela, bu gelirden faydalanan bir işsize üçüncü kez iş teklifi yapıldığında, evinden ne kadar uzakta olursun bu teklifi kabul etme zorunluluğu getirildi.

Beş Yıldız Hareketi açgözlülük ve iktidar açlığı tarafından ele geçirilmiş durumda. Kendileri bilfiil faşist ve aynı zamanda neoliberal olanlarla ittifak kurmuş durumdalar. Faşizm, krizde olan neoliberalizmin bir yüzüdür. Yine de seçimsel bir adalet var: Beş Yıldız Hareketi önümüzdeki mayıs ayında yapılacak Avrupa Birliği parlamento seçimlerinde önemli oranda oy kaybedecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus