13 yaşındaki Hoda Sultani ABD’nin 28 Şubat 2026’da füzelerle vurduğu kız okulundaki katliamdan kurtulan çocuklardan biri. Saldırıda Hoda’nın erkek kardeşi ve kuzeni hayatlarını kaybetti. O günü ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Hoda Soltani “Savaş artık bitmeli ama Trump’ın ölmesini istiyorum” dedi. Hoda Soltani ile Medyascope’tan Goltane Ghazi konuştu.
Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- 13 yaşındaki Hoda Sultani, ABD’nin 28 Şubat 2026’da kız okuluna düzenlediği saldırıdan kurtulan tek 5. sınıf öğrencisi.
- Saldırıda, çoğunluğu çocuk olan en az 168 kişi hayatını kaybetti ve bu olay savaştaki en büyük bir sivil katliam olarak tarihe geçti.
- Hoda’nın annesi Homa, çocuklarını ararken yaşadığı dehşeti ve kaybı anlattı.
- Hoda, dört ameliyat geçirdi fakat yaşadığı travma devam ediyor; sık sık uykusundan korkarak uyanıyor.
- Hoda ve annesi, saldırının sorumlularının cezalandırılmasını istiyor ve Hoda, ‘Trump’ın ölmesini istiyorum’ dedi.
Bilmeniz gerekenler

İran’ın güneyindeki Minab kentinde bir kız ilkokuluna düzenlenen saldırıda neredeyse tamamı çocuk, en az 168 kişi öldü. Olay, ABD-İsrail’in İran’a açtığı savaştaki en büyük sivil katliam olarak tarihe geçti. Çoğu küçük yaşta öğrenci olmak üzere yüzlerce kişinin bulunduğu Shajareh Tayyebeh kız ilkokulu hedef alındığında dersler devam ediyordu. 13 yaşındaki 5. sınıf öğrencisi Hoda Soltani kendi sınıfından sağ kurtulan tek öğrenci oldu. Hoda ve ailesi yaşadıklarını Medyascope’a anlattı.

Fotoğraf: Medyascope

Fotoğraf: Medyascope
Hoda saldırı anında neler yaşadı?
28 Şubat 2026’da Tahran’a ilk füzeler düştüğünde, başkente yaklaşık bin 400 kilometre uzaklıktaki Minab’daki tüm okulların kapatılmasına karar verildi. Öğrenciler evlerine gönderilecekti. Hoda, saldırı anını şöyle hatırlıyor:
“Saat 11.00 civarında müdür yardımcısı sınıfımıza geldi. Müdürün acil bir toplantısı olduğunu, bu nedenle okulun tatil edildiğini söyledi. Herkesin ya evine gidebileceğini ya da velilerinin onları almak için okula çağırabileceklerini belirtti. Küçük kardeşim ve 9 yaşındaki kuzenim üçüncü sınıftaydı. Alt kattaki sınıfta okuyorlardı. Onlar benim en yakın arkadaşlarımdı. Her gün onları evden okula götürür, okuldan da birlikte dönerdik. Sınıflarına gittim ve onları çağırdım. Sonra birlikte okul bahçesine çıktık. Bahçeye geldiğimizde okul çantamı sınıfta unuttuğumu fark ettim. Aceleyle çıktığım için yanıma almamıştım. Kardeşim Ahmet ve kuzenim Muhammed’e bir dakika beklemelerini söyledim. Çantamı almak için geri döndüm.”
Hoda okul binasına girdikten saniyeler sonra saldırı gerçekleşti.
İşte Hoda’nın anlattıkları:
“Okula geri girdim. Merdivenlerden çıkıyordum ve henüz sınıfa ulaşamamıştım ki çok yüksek bir ıslık sesi duydum. Birkaç saniye sonra patlama oldu. Korkunç bir patlamaydı. Şiddetli bir sarsıntı yaşandı. Merdivenlere düştüm. Duvarların ve üst kattaki merdivenlerin bazı bölümleri üzerime çöktü. Her yer duman ve ateş içindeydi. Büyük bir moloz parçası göğsüme baskı yapıyordu. Nefes almakta zorlanıyordum. Her şey simsiyah görünüyordu. Bacaklarımın yandığını hissediyordum. Daha sonra ayakkabılarımın yanarak ayaklarıma yapıştığını öğrendim. Birisi onları çıkarmaya çalışmış ama ayaklarım o sırada çoktan ağır şekilde yanmıştı. Büyük bir çabayla sağ elimi enkazın altından çıkarmayı başardım. Eğer biri geçerse beni görüp kurtarabilsin istedim. Yavaş yavaş gözlerim kararmaya başladı. Öldüğümü düşündüm. Korkmuyordum. Hiçbir şey hissetmiyordum.”

Amerikan New York Times (NYT) gazetesinin araştırması, okulun ABD ordusu tarafından, Tomahawk füzeleriyle vurulduğunu belgeledi. ABD yönetimi saldırının sorumluluğunu halen üstlenmedi. ABD’ye göre orada Devrim Muhafızları vardı ancak okulun yakınındaki üs yıllar önce kapatılmıştı.
Hoda’nın annesi Homa Şahdusti de saldırı gününü Medyascope’a anlattı:
“O sabah evdeydim. Televizyonda Tahran’a yönelik saldırı haberlerini izliyordum. Minab’ın hedef alınabileceğini hiç düşünmemiştim. Hele ki öğrencilerle dolu bir okulun Amerika tarafından vurulabileceğini asla hayal etmemiştim. Biz sıradan ve yoksul insanlarız. Güç mücadelelerinin hiçbir parçası değiliz. Komşularımla konuşurken saat yaklaşık 11.20’de Minab yönünden gelen üç korkunç patlama sesi duyduk. Her yer sarsıldı. Hepimiz şoke olduk. İlk başta insanlar patlamanın bir sağlık merkezinin yakınında olduğunu söylüyordu. Hepimiz o tarafa doğru koştuk. Ancak yaklaştıkça dumanın okuldan yükseldiğini fark ettik. Sanki dünya başıma yıkılmıştı. O okulda iki çocuğum ve kız kardeşimin çocuğu vardı. Okula nasıl ulaştığımı hatırlamıyorum. Yaklaşık yüz metre kala çocuklara ait eller, ayaklar, parmaklar ve et parçalarının etrafa saçıldığını gördüm. Her yeri kan ve yanık kokusu kaplamıştı. Bölge çocukların parçalanmış bedenleriyle doluydu. Kız kardeşimle birlikte çocuklarımızı cesetlerin arasında aramaya başladık. Kendi çocuklarımızdan bir iz bulabilmek umuduyla parçalanmış bedenleri kaldırıp tek tek kontrol etmek zorunda kaldık.”
Anne Homa için en uzun gün
Anne Homa çocuklarını kaos ve çığlıkların içinde aramaya devam ederken bir kurtarma görevlisi yanına geldi. Elinde kızının okul çantası vardı. Homa görevliye hem dehşet hem de umutla “Bu kızımın çantası! Kızım nerede?” diye bağırdı. “Belki hastanededir” cevabını aldıktan sonra oraya gitti Homa. Acil servisi, yoğun bakımı dolaştı ama çocuklarını bulamadı. Sonra morga gitti. Küçük çocukların parçalanmış bedenlere tek tek baktı. Hala çocuklarını bulamamıştı.
Homa saatler sonra oğlu Ahmet’in cesedinin bulunduğu haberini aldı:
“Saat 17.00 civarında kız kardeşim ve eşi mezarlığın yanındaki başka bir morga gittiler. Orada oğlum Ahmet’in cansız bedenini buldular. Ama bunu bana söylemediler. Bunun yerine eşimi aradılar. Onun bir duvara yaslanıp yüksek sesle ağlamaya başladığını gördüm. Eşim sürekli ‘Ahmet! Ahmet!’ diye bağırıyordu.”
Homa için en uzun gün, gece yarısına doğru sonra erdi. Hoda bulunmuştu:
“Gece saat 23.00’te Hoda yoğun bakımda yeniden bilincini kazandı. Sağlık çalışanlarına, ‘Benim adım Hoda. Beşinci sınıf öğrencisiyim’ dedi. Kimliğini söyledikten sonra adı hastane sistemine işlendi. Adını gördüğümde sevinçten çığlık attım. Hoda’nın yüzü, başı, kolları ve bacakları yanmıştı. Göğsünde kırıklar vardı. O gece sonunda onu görmeme izin verildiğinde beni görünce gülümsedi.”

Fotoğraf: Medyascope.
“Trump’ın ölmesini istiyorum”
Hoda dört ameliyat geçirdi. Kopan yüzük parmağı yerine dikildi. Yanıklar iyileşmeye devam etmesine rağmen, izleri o günü hatırlatmaya devam ediyor. 13 yaşındaki kız sık sık ağlıyor, geceleri çığlıklar içinde uyanıyor.
Hoda bugün kardeşini özlüyor ve öfke dolu.
“Kardeşimi herkesten çok özlüyorum. Her zaman Ahmet ile oynardım. Onu çok seviyordum. Trump’ın ölmesini istiyorum çünkü kardeşimi o öldürdü. Arkadaşlarımı da çok özlüyorum. Saldırıdan sonra çok yalnız kaldım. Yaralandım ve yandım. Geceleri derim hâlâ kaşınıyor ve ağlıyorum. Bir daha okula gitmek istemiyorum. Artık okuldan nefret ediyorum. Savaştan nefret ediyorum. Amerika’dan ve İsrail’den nefret ediyorum. Ama savaşın bir an önce bitmesini istiyorum ki başka kimse ölmesin Enkaz altında kalmak, patlamayı duymak ve bedeninin yanışını hissetmek çok acı verici. Bizim okulumuz sıradan bir okuldu. Orada askeri bir üs yoktu. Amerika çocukları öldürdü.”


Anne Homa da kızının duygularını paylaştığını belirtti, sorumluların cezalandırılmasını istedi:
“Bir okulun hedef alınmasının hiçbir gerekçesi olamaz; okul bir askeri tesisin yakınında olsa bile. Bu saldırının sorumluları cezalandırılmalıdır. 156 masum öğrencinin öldürülmesinin ve parçalanmasının laneti Trump ve Netanyahu’nun üzerinde sonsuza kadar kalacaktır. Ama biz barışı destekliyoruz. Masum insanlar ölmemeli. Biz yüzyıllardır bu topraklarda, Basra Körfezi kıyısında yaşıyoruz. Burası bizim evimiz ve atalarımızın da eviydi. Amerika, binlerce kilometre öteden gelip neden bir okulu bombaladığını ve çocukları öldürdüğünü açıklamak zorundadır.”








