Rusya ile Çin: Yeni soğuk savaşın sıkı dostları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Foreign Policy’de Chris Miller imzasıyla yer alan yorum yazısından alıntıdır.

Çin kuvvetleri, Rusya ile Uzakdoğu’daki sınırlarını belirleyen Ussui Nehri ve Zhenbao Adası’na saldıralı tam 50 sene oluyor. Bu saldırı daha şiddetli çatışmaların yolunu açarken yüzlerce kişinin de ölümüne neden olmuştu.

1969 yılında meydana gelen çatışmalar kısa zaman içinde sona erse de bu ufak çatışma bile Soğuk Savaşta ciddi bir kırılma yaratmıştı. Yaşanan bu çatışmanın ardından iki ülke de birbirlerine karşı koymak için ABD ile ilişkilerini geliştirme kararı almışlardı. Washington’da yenen bir öğle yemeğinde bir Sovyet diplomat ABD’li bir yetkiliye Çin’in küçük nükleer cephanesini yok edecek bir saldırı girişiminde bulundukları takdirde ABD’nin muhtemel reaksiyonunun ne olacağını bile sormuştu. Kültür Devriminin baş döndürücü etkisini yaşamakta olan Çin de bu tehdide karşı ABD ile nasıl daha yakın ilişkiler geliştirebileceği üzerinde düşünmeye başlamıştı.

50 sene sonra ise tam tersi bir durum ile karşı karşıyayız. Çin ve Rusya sınır problemlerini çözdüler ve iki yakın ülke haline geldiler. Bu iki ülkenin mutabık kaldıkları en önemli mesele ise hem coğrafi hem de ideolojik düşman olarak görülen ABD’ye karşı olmak. Pek çok farklı sebepten dolayı bu iki ülkenin dostluğu sanıldığından daha uzun süreli olabilir.

İki ülke 1689’da ilk büyük diplomatik temaslarını kurdukları günden beri sık sık karşı karşıya gelmişti. 1850’li yılların sonlarında Rusya, Çin’in kuzeyinde ciddi büyüklükte bir alanı, 1871’de Sincan’ı ve 1900’de de Mançurya bölgesini ele geçirmişti. 21. yüzyılda da iki ülke arasında çok sayıda çatışma yaşanmıştı.

Ancak bugün iki ülke Kore Savaşından beri ilk kez böylesine sıkı bir işbirliği halindeler: Batı’nın önceliklerine karşı Birleşmiş Milletler toplantılarında birlikte hareket ediyorlar. S-400 de dâhil Rusya Çin’e pek çok savunma sistemi ve silah satıyor, Orta Asya’daki otoriter yönetimleri destekliyorlar. Vostok’ta, Baltık Denizinde ve Güney Çin Denizinde ortak askerî harekâtlar düzenliyorlar.

ABD’nin, bu yakınlaşmanın uzun vadeli olup olmadığıyla ilgili şüpheleri var. Elbette ikili ilişkilerde çok sayıda fay hattı mevcut. Örneğin Çin, Kuşak Yol Projesi vasıtasıyla Rusya’nın kendi arka bahçesi olarak gördüğü Orta Asya bölgesinde nüfuzunu artırma peşinde. Bunun yanında önceden ilişkide daha güçlü durumda bulunan ülke Rusya iken günümüzde -Rusya kabul etmese de- artık Çin daha güçlü bir pozisyonda.

Rusya ve Çin ilişkilerinin geçmişi ani dalgalanmalardan oluşuyor. 1940’lı ve 50’li yıllarda iki ülke arasındaki ilişkiler son derece iyi iken Çin, SSCB’yi emperyalist olmak ile ve sosyalizmin ilkelerine ihanet etmekle suçlamıştı. Rusya 1960 yılına kadar eğittiği Çin ordusuna karşı on yıl sonra savaşmak durumunda kalmıştı. Dolayısıyla uzun dönemden ne kastedildiği de son derece önemli.

Yine de belirtmek lazım ki Rusya ve Çin sık sık çatışmaya girmiş olsalar da genellikle barış halindeydiler. Pek çok analist iki ülke arasındaki yakın ilişkilerin kısa vadede çözüleceğini söylese de ortaya atılan iddialar nispeten mesnetsiz kalıyor. Örneğin Çin’den Sibirya’ya bir göç başlayabileceği söyleniyor ama bununla ilgili yeterli bulgu bulunmuyor. Çin’in kaynak talep etme konusunda aç gözlü davranma potansiyelinin bulunmasının Rusya’yı tedirgin edebileceği söyleniyor; ancak Çin zaten hâlihazırda Rusya’dan istediği pek çok kaynağı, örneğin bazı mineralleri, makul fiyatlardan satın alabiliyor. Rusya ise dünyanın en büyük ve hızlı büyüyen pazarına açılmış oluyor. İki ülkenin de bu ticareti sonlandırmak istemelerinin rasyonel sebepleri bulunmuyor.

Orta Asya’daki rekabetleri de zorunlu olarak çatışma getirmek durumunda değil. Her ne kadar iki ülkenin de Orta Asya projeksiyonları uzun vadeli ve birbirleriyle çatışan halde olsa da büyük ölçüde politik istikrarın korunması konusunda aralarında oluşan konsensüs sayesinde farklılaşan çıkarlarını çatışmaya çevirmeden yönetmeyi başarabiliyorlar. Ancak ani ve beklenmedik bir değişim, örneğin Kazakistan’ın yaşlanan devlet başkanı yerine gelebilecek isim, bir tartışmaya mahal verebilir. Bunun dışında iki ülke de ani ve radikal değişiklikler istemedikleri için bir şekilde işbirliği halinde bölgeyi yönetebiliyorlar.

Rusya-Çin ilişkilerindeki pek çok dönüşüm dış politikadan ziyade iç politika yüzünden meydana geldi. 1960’lardaki çatışmalarda ideolojik anlaşmazlıklar ön plandaydı. Mao, Kültür Devrimi’nin uygulanmasında vites arttırırken yabancı bir düşman aramaktaydı. 1800’lü yıllarda da Rusya Çin’in topraklarına girerken veya geri çekilirken hep ya bir çar ölmüş ya da üst düzeydeki birileri azledilmişti.

Bugün de ikili ilişkilerdeki temel unsur iç politikalar. İki ülkenin liderleri de kendi içlerindeki otoriter istikrarı vaat etmede çıtayı epey yukarı çektiler. Ülkelerini de ABD’nin karşısında konumlandırdılar. İki ülkenin yönetiliş tarzları ve siyasî sistemleri arasındaki benzerlik dostluk kurmalarını daha kolay hale getirirken dünyanın süper gücüne karşı giriştikleri mücadele de bu dostluğu zorunlu kılıyor.

Peki bu ABD’yi kaygılandırmalı mı? Elbette dış politikasını daha kolay hale getirmiyor. Rusya ve Çin ikili olarak, Venezüela veya başka krizlerde, ABD’ye karşı çıkmak için uluslararası organizasyonlarda ABD’yi zora sokacak eylemleri üstlenme misyonu yüklenmiş durumdalar. ABD ise bu durumda öncelikli olarak aktif davranmamayı seçip iki ülkeden birisinin ilişkilerde bir gerginliğe sebep olmasını bekleyecektir.

Ancak bunun için uzun zaman beklemek zorunda kalabilirler. Şi Cinping ve Vladimir Putin kendi ilişkilerine de büyük yatırım yaptılar. İlişkilerin geçmişteki seyrine bakarsak iç dinamiklerin ne kadar önemli olduğunu görürüz ve iki ülkenin lideri de sanki hayatları boyunca başkan olarak kalmayı sürdürecekler gibi duruyor. Şu an keskin virajlar almak için doğru bir zaman değil. Şi ve Putin iki ülkenin dostluğunun garantörü konumundalar. Dahası, iki lider de ilişkilerin seyrini değiştirmek veya koltuklarını bırakmak istemiyorlar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus