İlk duruşma 24 Haziran’da: Gezi iddianamesinde FETÖ izleri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gezi iddianamesinin neredeyse tamamı, sanıkların telefon görüşmeleri, fiziki ve teknik takip kayıtları, mesajlaşma kayıtları ve sosyal medya paylaşımlarından oluşuyor. Dosya, 2014 yılında hazırlanan ilk Gezi soruşturmasına çok benziyor. Bu kayıtlarla, fiziki ve teknik takiplerin hepsi, FETÖ’cü oldukları iddiasıyla kamudan tasfiye edilen Emniyet ve yargı mensuplarınca yapıldı.

Dosyada FETÖ izleri

657 sayfalık iddianamede 486 tane telefon görüşmesi ve mesajlaşma tapesi bulunuyor. Bu tapelerin tarih aralığı 30 Mayıs 2013-26 Şubat 2014. Yani FETÖ’cü Emniyet ve yargı mensuplarının halen görevde olduğu tarih aralığı. Bu soruşturmayı FETÖ’den ihraç edilen savcı Muammer Akkaş başlattı. Akkaş halen firari.

Akkaş aynı zamanda, 17-25 Aralık sürecine de adı karışanlardan biri. Akkaş, 25 Aralık soruşturmasını başlattıktan sonra görevinden alınmıştı. İşin ilginç yanı, 17-25 Aralık soruşturmalarının bütün delilleri, FETÖ’cü emniyet ve yargı mensupları tarafından elde edildiği ve hukuksuz olduğu gerekçesiyle imha edildi. Ancak, Gezi soruşturmasını yapan aynı ekip olmasına karşın, bu soruşturmaya dayanak olan deliller korundu. Aradan altı yıl geçti ve dosya raftan indi.

“FETÖ etkisinden arındırılmış iddianame”

Yeni iddianamede ilgi çekici bir vurgu var. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bu dosyanın FETÖ etkisinden arındırıldığını belirtti. Ancak, dosyada tanık olarak ifadelerine başvurulanlar arasında çok sayıda FETÖ’den ihraç edilen polis memuru var. Bunlardan biri de Yunus Dolar. Dolar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’nin eski müdürüydü. Bir başka polis memuru da Dolar’ın yardımcısı Hasan Gül.

İddianame, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İlk duruşma 24 Haziran 2019’da yapılacak. Toplam 16 kişi için, hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs ettikleri iddiasıyla, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Bu isimler, Osman Kavala, Ali Hakan Altınay, Ayşe Mücella Yapıcı, Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Çiğdem Mater Utku, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi, Memet Ali Alabora, Mine Özerden, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Aksakoğlu ve Yiğit Ali Ekmekci.

İddianameden öne çıkanlar

İletişimleri kayda geçirilen kişiler, konuşmalarının dinlendiğinin farkında. Örneğin, Mücella Yapıcı bir konuşmasında “Yine hayır yine beni polis dinliyor sesim dönüyor ya polis arkadaşlar” diyor.

Sanıkların konuştuğu kişiler arasında kamuoyunca tanınan farklı kesimlerden isimler var. Bu kişilere ek olarak sanıkların Doğan Gazetecilik, Doğuş Yayın Grubu, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ile telefon görüşmeleri de şüpheli görülmüş. İddianamede bazı telefon konuşmalarının Türkçe olmadığı anlaşılıyor. Görüşmeyi dinleyen polisin anlayabildiği kadarını yazdığı belli oluyor, çünkü tamamlanamamış cümleler var.

İddianamede fiziki takiplere ilişkin fotoğraflar da yer alıyor. Şüpheli görüldüğü için takip edilen görüşmelerin çoğunluğu Taksim Meydanı’ndaki kafelerde gerçekleşmiş.

İddianamede, Açık Toplum Vakfı’nın hesaplarının incelendiği MASAK raporu da yer alıyor. Raporun tarihi yazılı değil. Raporda, 2005-2016 yılları arasında şüpheli görülen mal ve hizmet satışı yapılan kişi veya unvanlara ilişkin bir liste yer alıyor. Listede dikkat çekici bir kuruluş var: İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı.

İstanbul, Avrupa Konseyi tarafından 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmişti. Ajans da taşınacak unvanla ilgili gerçekleşecek etkinliklere hazırlanmak üzere kamu kurumları ve sivil kuruluşların sürdürdükleri çalışmaları koordine etmek amacıyla kuruldu. Yasa ile kurulan Ajans, devlet, sivil toplum örgütü ve özel sektör temsilcilerinin bir araya geldiği bir organizasyondu. Ajansın Koordinasyon Kurulu Başkanı dönemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’ydı. Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve İstanbul Büyükşehir Eski Belediye Başkanı Kadir Topbaş da etkin olarak çalıştı.

Raporda, Kavala’nın 2 Haziran 2016’da ismi Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’nın FETÖ/PDY kapsamında yürüttüğü bir soruşturmada geçen B.S.’ye araç kiralama bedeli olarak 2 bin TL gönderdiği kaydedildi. B.S.’nin şüpheli olup olmadığına ilişkin herhangi bir bilgi yer almıyor. Bu işlem, Kavala’ya yöneltilen FETÖ suçlamasının dayanaklarından biri.

Polis şiddetiyle ölenlere yer verilmedi

İddianamede, Gezi Parkı eylemleri sırasında 280 işyeri, 259 özel araç, 103 polis aracı, bir konut, bir polis merkezi, beş kamu binası, bir CHP teşkilat binası, 11 AKP teşkilat binasında hasar meydana geldiği belirtildi. Bunlara ek olarak, çok sayıda MOBESE kamerası, sinyalizasyon sistemi, aydınlatma direği, otobüs durağı, reklam panosu, trafik levhası, park ve peyzaj düzenlemesi, çöp konteyneri ile polis noktasında önemli zararların meydana geldiği anlatıldı. Buna karşın Gezi Parkı eylemleri sırasında polis şiddeti nedeniyle yaşamını yitiren ve yaralanan kişilere yer verilmedi.

Arap Baharı iddiası

İddianamede, Gezi Parkı eylemlerinin hükümete yönelen kalkışma hareketine dönüştürülme süreci ve planında ilk adımın Ekim 2011’de New York’taki Wall Street eylemlerinin başladığı dönemde atıldığı savunuldu. Savcı Yakup Ali Kahveci, o dönemde “Ayaklan İstanbul/Occupy İstanbul” isimli Facebook sayfasının oluşturulduğu ve sayfa üyelerine bu tarihten itibaren çeşitli aralıklarla eylem çağrılarının yapıldığı belirtildi. Memet Ali Alabora, Pınar Öğün ve Handan Meltem Arıkan’ın Arap Baharı’nın eninde sonunda Türkiye’de de olmasını arzu ettiklerini dile getirdikleri iddia edildi.

27 Mayıs benzetmesi

Savcı, Gezi Parkı eylemlerinin başladığı süreçte yaşanan gelişmeleri 27 Mayıs 1960 darbesi öncesinde yaşanan gelişmelere benzetti ve “Halkın oylarıyla işbaşına gelmiş olan hükümet tıpkı 27 Mayıs darbesi öncesinde olduğu gibi sokak hareketleriyle baskı altına alınmak ve devrilmek istenmiştir” dedi. Savcı, “kalkışma” diye tanımladığı Gezi Parkı eylemlerinin asıl sebebinin AKP’nin izlediği iç ve dış politikalar ve Türkiye’de inşa edilmeye çalışılan büyük altyapı atılımları ve projeleri olduğunu savundu.

“Şiddetsiz eylemler” suç olarak nitelendirildi

İddianamede, Gezi Parkı eylemleri sırasında başvurulan şiddetsiz eylemlere de yer verildi. Renkli kıyafetler giymek, yeryüzü iftarları, protesto için soyunmak, duvar yazıları, tencere ve tavalarla ses çıkarmak, polis memurlarıyla alay etmek, polislere çiçek dağıtmak, eylemlerde yaşamını yitirenlerin cenaze törenleri, DİSK ve KESK’in grevi, Roger Waters’ın The Wall konseri bu eylemlere örnek olarak gösterildi.

Osman Kavala

İddianamede, Kavala’nın 2012’de Belçika, Almanya ve ABD’ye gittiği, Türkiye’ye dönüşünde Memet Ali Alabora, Pınar Öğün, Defne Anter ve yazar Handan Meltem Arıkan’ın Mi Minör oyununun provalarına başladığı anlatıldı.

Savcılık, Kavala’nın bu olaylarda organizatör ve finansör olduğunu, Alabora’nın da aralarında bulunduğu kişileri yönlendirdiğini savundu ve bu tiyatro oyunuyla Gezi Parkı eylemlerinin provasının yapıldığını öne sürdü. Öte yandan Kavala’nın, belgesel, film çekimi, sergi hazırlanması, Avrupalı milletvekilleriyle görüşmesi, biber gazının Türkiye’ye ihracının yasaklaması için çalışmalar yapması, medya kuruluşu kurulması gibi faaliyetlerle finans desteği sağladığı savunuldu.

Memet Ali Alabora

Taksim Dayanışması’na “etki ajanlığı” suçlaması

İddianamede, Taksim Dayanışması’nın olayları organize ettiği, “birtakım kışkırtıcı faaliyet ve etkinlik içerisinde yer aldığı”, bu şekilde halkı suç işlemeye teşvik ve tahrik ettiği savunuldu. Dayanışma üyelerinin olayların büyümesinde aktif rol aldığını iddia eden Savcılık, bu şekilde “etki ajanlığı” yapıldığını öne sürdü.

Taksim Dayanışması üyesi 26 kişi daha önce Gezi eylemleri sebebiyle yargılanmış ve Nisan 2015’te beraat etmişti.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus