İktidarın Ankara paniği

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Önce CHP’nin, İYİ Parti destekli Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş hakkında soruşturma açıldı. Ardından MHP lideri Bahçeli, Yavaş’a adaylıktan çekilme çağrısı yaptı. Peşinden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yavaş’ın adaylıkta ısrar etmesi halinde başına geleceklere razı olmasını söyledi. Nihayet Yavaş’a bir soruşturma daha açıldı. Bütün bunlar iktidar ortaklarının Yavaş’ı sandıkta yenme umudunu kabul ettiklerini gösteriyor.

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. İktidar koalisyonunun yani AKP ve MHP’nin, yani Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin ciddi bir Mansur Yavaş sorunu var. Her geçen gün bunu daha açık bir şekilde gösteriyorlar. Gerçekten bir panik hali var. Nasıl bir şey oldu? Mansur Yavaş’ın Millet İttifakı’nın, daha doğrusu CHP-İYİ Parti işbirliğinin ortak adayı ilan edilmesi biraz gecikti. Gecikmesinde İYİ Parti’nin Yavaş’ı kendi partilerinin adayı olarak göstermek istemesi etkili olmuştu; ama o yanaşmadı, CHP’den olmak istedi. Ve sonunda CHP’den aday oldu.

Bir müddet sonra Yavaş’ın geçen seçimlerde, 2014’te Melih Gökçek’e kıl payı kaybettiği, kendi iddiasına göre hile ile kaybettiği, ama kıl payı kaybettiği seçimlerden sonra, 5 yıl sonra bu sefer Ankara’yı alma ihtimalinin çok kuvvetli olduğu yolunda kamuoyu araştırmaları, söylentiler çıkmaya başladı. Ve birden Mansur Yavaş’ın avukatlık yaptığı dönemde –ki kendisi yıllardır serbest avukat olarak çalışıyor–, siyaset yapmadığı dönemlerdeki çek-senet işleri ile ilgili olarak hakkında birden soruşturma açıldı. İddianame hazırlandı. Bu da zaten tabii ki, seçime kısa bir süre önce böyle bir şeyin açılmış olması siyasî iktidarın onun önünü kesme girişimi olarak yorumlandı.

Aslında ilk başta çok da önemsenmedi, daha doğrusu olur böyle vakalar şeklinde bakıldı. Ancak Devlet Bahçeli bir konuşmasında şöyle söyledi: “Büyükşehir’e talip olan bir kişi partisini rahatlatmalı, seçimi rahatlatmalı, toplumsal gerginliği azaltmalı ve bunun için de adaylıktan çekildiğini ifade etmeli. Yani diyorum ki: Yavaş yavaş çekil.” Açıkça Bahçeli Mansur Yavaş’ın çekilmesini talep etti. Bunun önüne toplumsal gerginliği azaltmak gibi bir hedef koydu; ama bu dava ile ilgili, doğru dürüst kimsenin pek bir şey bilmediği, çok da önemsemediği dava ile ilgili herhangi bir toplumsal gerginlik falan oluşmuş değildi. Fakat iktidara yakın yayın organları ciddi bir şekilde bunu gündeme getirmeye çalıştılar.

Aynı anda yayınlanan iddialar ve Mansur Yavaş’ın yaptığı açıklama ise bir ya da iki kanal dışında kimse tarafından verilmedi. O açıklamanın ardından Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik’in cevâbî açıklaması ise yine aynı şekilde, aynı anda çok sayıda kanaldan verildi. Bununla da kalmadı. Sosyal medyada birtakım sahte isimlerle açılan hesaplarla Mansur Yavaş’a yönelik olarak çok ciddi bir kampanya da yürütülüyor. Google reklamları veriliyor. YouTube’da reklam videoları Mansur Yavaş aleyhine dönüyor. Mansur Yavaş’ı itibarsızlaştırmaya yönelik çok ciddi bir kampanya var.

Ama itibarsızlaştırmanın ötesinde, bu kampanya Mansur Yavaş’ın seçimi kaybetmesine yönelik bir kampanya olmaktan çıktı. Seçim olana kadar Mansur Yavaş’ın adaylıktan çekilmesi yolunda bir kampanyaya dönüştü. Yani onu yıpratıp rakibi Mehmet Özhaseki’nin seçilmesini sağlamaktan çok, onun son âna kadar bir şekilde yarıştan çekilmesi, pes etmesi için.

Buna en son olarak dün akşam Cumhurbaşkanı Erdoğan bir televizyon kanalında noktayı aslında koydu. Şöyle dedi: “Seçimlere girebilse dahi seçimden sonra bunun bedelini kendisi ödeyeceği gibi bedelini Ankaralılara da ödetme durumuna düşürür.”

Bu, seçilmesi halinde Mansur Yavaş’ın işinin hiç de kolay olmayacağının birinci elden –madem başkanlık sistemi ile yönetiliyoruz– Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilmesi. Yani buradan ne çıkar? Mahkemeler sonuçlanır, ceza alır, aldığı cezadan hareketle de belediye başkanlığı elinden alınır gibi yorumları peşinden getiren bir çıkış bu -ki bunu yapan kişinin zamanında belediye başkanlığının okuduğu bir şiir nedeniyle elinden alındığını biliyoruz. Ve bunu da siyasî kariyerinde çok önemli bir propaganda malzemesi olarak kullandığını da biliyoruz. Ya da bir diğer deyişle sistemin birtakım siyasetçilerin önünü mahkemeler eliyle kapatma çalışmalarının çok da fazla etkili olamayacağını, hatta kimi durumda –kendi durumunda olduğu gibi– ters tepeciğini en iyi bilen kişilerden birisi Erdoğan.

Ve bugün ne oldu? Mansur Yavaş’a yeni bir soruşturma daha başlatıldı: “Suçu yetkili makamlara bildirmemek”, Türk Ceza Kanunu’nun 278. maddesinden hareketle bir başka soruşturmaya daha konu oldu Mansur Yavaş. Buradan ne çıkar? Buradan bir kere çok açık bir şekilde Mansur Yavaş’ın normal şartlarda bu seçimi rahat bir şekilde kazanıyor olduğu çıkar. Ama Mansur Yavaş’ın bu rahat bir şekilde kazanmasının önünün kesilmesi için her türlü şeyin yapılmakta olduğu da çıkar. Ve Mansur Yavaş’ın da şu âna kadar gördüğümüz kadarıyla bunun stresini, gerginliğini taşıdığı çıkar. Mansur Yavaş’a uzun bir süre HDP’lilerin de kendisine oy vereceği düşüncesinden hareketle birtakım yıpratmalar yapılmak istendi ve bayağı da etkili oldu aslında. En son kendisinin HDP’liler konusunda yaptığı açıklama, “HDP’lilerin topluma kazandırılması gerektiği” yolundaki, en basit deyimi ile “talihsiz” açıklama da bunu gösteriyordu.

Normal şartlarda belki de Mansur Yavaş’a karşı sakin bir şekilde –diyelim ki HDP gibi bir konuda yumuşak karnı olduğu belli, oralardan belki– birtakım karşı propagandalarla yürüseler belki daha etkili olabilecekken, bu tür hukukî tehditlerle Yavaş’ın üzerine gidilmesi üzerine, Yavaş’ın oyunun daha da artma ihtimalinin olduğu kanısındayım. Bu kanıda çok da yalnız olmadığımı düşünüyorum.

Niye buna çok itiraz ediliyor? Birincisi, Bahçeli açısından baktığımız zaman Mansur Yavaş çekirdekten ülkücü birisi. Daha gençlik yıllarında ülkücü harekete girmiş. Beypazarı’nda, avukatlık yaptığı Beypazarı’nda MHP içerisinde siyaset yapmış. Belediye meclis üyesi olmuş. 99’da yüzde 51 oyla Beypazarı’nda belediye başkanı seçilmiş. 2004’te, beş yıl sonra oylarını artırarak, yüzde 54’ü alarak yine MHP’den Beypazarı Belediye Başkanı olmuş. Bu gösterdiği başarının ardından 2009’da MHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olmuş ve yüzde 27 oy almış, üçüncülükte kalmış AKP ve CHP’nin ardından. Böyle birisi. Dolayısıyla ülkücü hareketin içerisinden gelen birisi. Ancak 2014’te kendisi CHP’den aday oldu ve burada kıl payı Melih Gökçek’e kaybetti. Yani Mansur Yavaş bir anlamda MHP’nin içerisinden çıkmış, ama yolunu MHP’den ayırmış birisi. Bir bu boyutu var.

Bir diğer boyutu da tabii Ankara gibi bir yerde, MHP destekli AKP adayının kazanamayacak olması durumunda, bu tabii ki öncelikle AKP için ama aynı zamanda MHP için de çok ciddi bir siyasî darbe olacak. AKP için bunun etkisinin, siyasî etkisinin ne kadar büyük olacağını söylemeye uzun uzun gerek yok. 25 yıldır, Melih Gökçek’in seçildiği 94 Mart’ından bu yana bu il Melih Gökçek tarafından yönetildi. Bir tek kendisinin istifaya zorlandığı süreye kadar, diyelim ki 24 yıldır. Yerine de yine AKP’li bir kişi geldi. Ve 25 yılın bir birikimi var. Ve 25 yıl, çeyrek asır sonrasında Ankara’nın kaybedilmesi ihtimali var.

Ve bunun siyasî yönü ayrı, bir de tabii çok ciddi bir ekonomik yönü var. Çünkü Türkiye’nin en önemli ekonomilerinden birisini kontrol eden bir büyükşehir söz konusu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın buna kolay kolay razı olmayacağını kestirmek güç değil. Ankara dışında başka yerlerde de CHP’nin ve hatta İYİ Parti’nin adaylarının büyük şehirlerde kazanma ihtimalinden söz ediliyor. Mesela Adana’da, Bursa’da, Balıkesir’de, Manisa’da. Ama bunlarda çok büyük bir operasyon, böyle bir operasyon görmüyoruz. Ankara bu anlamda önemli. Ve Ankara aslında iktidarın, iktidar ortaklarının ellerinden geleni yapmalarına rağmen, sandığı, kendi deyimleriyle “milli irade”yi tam anlamıyla kontrol altına alamadıklarını, alamayabildiklerini gösteriyor ve bunun yarattığı bir hal var.

Aslında bu Ankara konusunda gösterilen telaş diğer yerleri de çok ciddi etkileyebilir. Ankara’daki bu telaşın sonucu, yani buradan varılacak sonuç Ankara’yı Mansur Yavaş kazanıyor olacaksa, ki hemen hemen herkes artık bu noktada birleşiyor, normal şartlarda Mansur Yavaş kazanıyor duygusu hâkim oluyor, “Öyle olmasaydı bu kadar uğraşılmazdı” deniyor. Dolayısıyla Ankara’yı kaybeden iktidarın pekâlâ başka yerleri de kaybedebileceği duygusu güçleniyor. Dolayısıyla bu strateji Ankara’yı kaybettirmenin ötesinde, ya da Ankara’daki farkı belki de açmanın ötesinde, iktidar ortaklarının diğer illerdeki durumunu da bence psikolojik olarak kötü etkiliyor.

Belli ki son güne kadar, son âna kadar Mansur Yavaş konuşacağız. Ve iktidar artık Mansur Yavaş’ı sandıkta yenmek değil de sandığa gitmemesini sağlamak için ter dökecek. Tabii buna iktidarın adayı Mehmet Özhaseki ne der bilemiyorum. Ama böyle bir durumda yapılacak olan seçimin meşruiyeti apayrı bir tartışma konusu olur. Ama bu haliyle bile, zaten bu tür baskılar, engelleme çalışmaları bile çok ciddi bir şekilde gündeme bu seçimin meşruiyeti tartışmasını getirmiş durumda. Açıkçası sonuna kadar sürecek olan bu gerilimin nasıl sonuçlanabileceğini kestiremiyorum. Normal şartlarda tabii ki pes etmeyecek, sandığa gidecek ve herhalde bu telaş onu gösteriyor, kazanacak. Ama ondan sonrasının ne olabileceğini söylemek gerçekten mümkün değil. Çünkü biliyoruz ki burası Türkiye, burada her şey pekâlâ mümkün. Olmaz denen birçok şey oldu. Ve dünkü Cumhurbaşkanı’nın açıklaması da zaten bunun işaretini hepimize verdi.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus