Ekonomi Tıkırında (14): Organize işler bunlar

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sedat Pişirici, Ekonomi Tıkırında’da, İstanbul’un bir türlü tamamlanamayan seçiminin ekonomi üzerindeki olası etkilerini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

İyi günler!

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu sabah Rusya’ya gitti. Erdoğan, İstanbul’dan Moskova’ya hareket etmeden önce havalimanında bir basın toplantısı düzenledi. Erdoğan basın toplantısına başlarken dolar kuru 5 lira 64 kuruştu. Erdoğan basın toplantısında şunları söyledi: “Bu işin seçim süreci bitti, bundan sonraki süreç yargı sürecidir. Yargı sürecinde de bu işin patronajı biliyorsunuz Yüksek Seçim Kurulu’dur (YSK). Biz burada organize bazı suçların işlendiği gördük görüyoruz” diyorlar. Erdoğan’a göre YSK organize suçlar işlendiğini görmüş seçimde. Hangi seçimde? Başta İstanbul seçiminde, dolayısıyla yerel seçimde. Erdoğan devam ediyor: “Bizler de siyasi parti olarak örgütlü bazı eylemlerin yapıldığını tespit etmiş durumdayız. Zaten YSK’ya giderken biz bu belgelerle, bilgilerle hatta televizyon kamera tespitleri var”. O zaman insanın aklına geliyor; hatta televizyon kamera tespitleri, varsa belge bilgi varsa şimdiye kadar iktidarı destekleyen medya bu belgeyi, bilgiyi, bu videoları çarşaf çarşaf program program yayınlanmaz mıydı? Erdoğan devam ediyor: “Dünyada bırakın itirazları Amerika’da yüzde 1 gibi bir sıkıntılı oy miktarı olsa bakıyorsunuz yeniden seçime gidiyor. Şimdi 10 milyonu aşkın seçmenin olduğu İstanbul’da kalkıp da 13-14 bin farklı bir seçimi kazandım havasına kimsenin girmeye de hakkı yoktur”. Erdoğan yeniden bir seçim istediğinin mesajını veriyor Rusya’ya gitmeden önce. Erdoğan’ın toplantısı bittiğinde dolar kuru 5 lira 70 kuruş olmuştu, şu anda da 5 lira 69 kuruş civarında. 

Recep Tayyip Erdoğan 31 Mart gecesi, yani yerel seçimin ardından İstanbul’da yerel seçimi izlediği Huber Köşkü’nde ayrılıp Ankara’ya gitmeden önce gazetecilerin sorularını yanıtlamış, kısa bir açıklama yapmıştı. Bu açıklamanın tamamını Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın web sitesinde bulabilirsiniz, orada duruyor. O açıklamada demişti ki Erdoğan, “Sonuçlar göstermektedir ki bu seçimlerden AK Parti olarak tıpkı 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana, hep olduğu gibi yine açık ara birinci parti olarak çıktık. Cumhur İttifakı’ndaki ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile birlikte ittifaklar bazında da birinci olduk. AK Parti ve Cumhur İttifakı açısından kazanılan ve kaybedilen belediye başkanlıkları elbette olmuştur. Her kazanç ve her kayıp milletimizin takdiridir. Bu da tabii demokrasinin bir gereğidir kabullenilmesi gereken bir gerektir. Kazandığımız yerlerde milletimizin gönlüne girdiğimizi, kaybettiğimiz yerlerde de bu konuda yeteri kadar başarılı olamadığımızı kabul edecek, buna göre hareket tarzımızı tabii ki belirleyeceğiz”. 

Erdoğan sekiz gün önce, bugün Rusya’ya hareket etmeden önce reddettiği bir yerel seçimin sonucunu nedense kabul etmiş durumdaydı. Aynı açıklamada Erdoğan, bundan sonraki 4,5 yıl boyunca Türkiye’nin önünde bir seçim olmadığını da hatırlattı, “Artık sık sık seçimlerle iç içe olmayacağız. Şimdi hep önümüze bakacağız” dedi ve şöyle devam etti: “Gündemimizde çok önemli bir reform programı var. Türkiye olarak serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden, kendi hedeflerimiz doğrultusunda oluşturduğumuz güçlü ekonomi programı dikkatle hayata geçireceğiz. Artık bizim için ekonomide reformların hayata geçirileceği büyük ve güçlü Türkiye hedefine tavizsiz şekilde odaklanacağımız uzun bir dönem var.” 

Nereden çıktı bu ekonomi reformları? Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da seçimden önce 28 Mart’ta katıldığı bir televizyon programında, 8 Nisan haftasında -yani bu hafta- büyüme, enflasyon, bankacılık başta olmak üzere tüm alanlarda atılacak adımları içeren genel çerçeveye ilişkin açıklamalarda bulunacaklarını söylemişti. Yani açıklamada bir ekonomik reformdan, reform paketinden bahsetmiyordu Berat Albayrak ama bu açıklama 31 Mart gecesi Recep Tayyip Erdoğan’ın biraz önce söylediğim Huber Köşkü’nden çıkarken yaptığı “serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden kendi hedeflerimiz doğrultusunda oluşturduğumuz güçlü ekonomi programını dikkatli hayata geçireceğiz. Ekonomide reformları hayata geçirileceği büyük bir dönem var önümüzde” açıklamasıyla kendiliğinden birleşti ve birden 8 Nisan Pazartesi günü Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ekonomik reformları açıklayacağı algısına dönüşüverdi. Gelgelelim dün, pazar günü Anadolu Ajansı bir haber yayınladı. O haberde Albayrak’ın 10 Nisan Çarşamba günü yapacağı basın toplantısında Yeni Ekonomi Programı kapsamında ortaya konulan hedefler doğrultusunda hayata geçirilecek reform paketini kamuoyuna duyuracağı açıklandı. Hükümetin ekonomik reformdan ne anladığını çarşamba günü göreceğiz. Gerçi, Erdoğan’ın bugün İstanbul seçimlerine ilişkin yaptığı açıklamalar nedeniyle çarşamba günü de herhangi bir açıklama yapılmayacağını, yapılamayacağını düşünen ekonomistler, siyasi analizler de yok değil ama Albayrak’ın reform denince bundan yapısal reform anlamadığı da aşikâr. 

Geçen hafta pazartesi günü yine bu saatte, bu programda şunları söylemiştim: Albayrak’ın geçen yıl ağustos ayında yeni ekonomi programını tanıtırken, “herkesin dilinden düşürmediği yapısal reformlar neymiş bu yapısal reformlar” diye kendince dalga geçtiği yapısal reformlar nedir? 

Genel olarak şöyle sıralanabilir: 

-Başta düşünce ve ifade özgürlüğü dahil, kişi hak ve özgürlüklerini en geniş anlamıyla güvence altına alacak demokratik bir anayasa.

-Kuvvetler ayrılığına dayalı bir yönetim sistemi.

-Seçim barajının olmadığı, herhangi bir siyasi partinin diğeri tarafından ‘terörist’ ya da ‘vatan haini’ olarak tanımlanmadığı, lider egemenliğinden kurtulmuş bir siyaset ve siyasi parti düzeni.

-Bağımsızlığı garanti altına alınmış bir yargı sistemi.

-Her alanda hukukun üstünlüğü.

-Tamamen bilimin egemen olduğu genç nesilleri ve topyekün ülkeyi geleceğe taşıyabilecek bir eğitim sistemi. 

-İthalata bağımlılıktan ve cari açık vermekten kurtulmuş katma değer üreten iç pazardan çok dış pazardan kazanan, tasarruf eğilimi güçlü ama tasarruf edebilecek kadar da kazandıran bir ekonomik düzen.

-Dışa bağımlılıktan arındırılmış bir enerji politikasının inşası.

-Yandaşa değil hak edene kârlılıktan ziyade istihdamı odaklanmış bir teşvik politikası.

-Adil bir vergi düzeni.

-Şeffaf bir kamusal harcama düzeni.

-Hesap veren bir yönetim.

-Özel sektöre düşük maliyetli kaynak sağlamak odaklı değil; vatandaşın sağlığını ve geleceğini garanti altına alma odaklı bir sağlık emeklilik ve sosyal sigorta sistemi. 

-Gelir dağılımında adalet.

-İşgücüne katılımda başta cinsiyet olmak üzere her alanda eşitlik.

-Adil ücret, adil çalışma saatleri odaklı ücretli emeği sömürmek bir çalışma hayatı düzenlemesi.

-Her vatandaşın önemli ve değerli olduğu her vatandaşın ülkenin ve zenginliklerinin aslî sahibi olduğu ön kabulüyle birbirine saygılı ve hoşgörülü bir toplumsal ilişki düzeni. 

Erdoğan bugün, 10 milyonu aşkın seçmenin olduğu İstanbul’da kalkıp da “13-14 bin farklı bir seçimi kazandım havasına kimsenin girmeye hakkı yoktur” derken, Albayrak’ın çarşamba günü az önce sıraladığım yapısal reformlardan birini açıklama ihtimali var mıdır sizce? 

Siz bu ihtimali düşünürken ben bir haber vereyim: Japon otomobil firması Honda, Türkiye’de otomobil üretimine son veriyor. Honda 1997’den beri Kocaeli fabrikasında üretim yapıyordu, 1100 tane çalışanı vardı. Firma şubat ayında, Türkiye’de Civic modelinin üretiminin sonlandırılacağını açıklamıştı ama Türkiye’deki üretimini tamamen ne yapacağı konusunda bir açıklama yapmamıştı. Şimdi durum netleşti: Honda, 2021 yılında mevcut Civic Sedan modelinin üretiminin tamamlanmasını takiben Türkiye’deki otomobil üretimini durduracağını duyurdu. 

Sebep? 

Honda Türkiye Başkanı diyor ki, “hızla değişen piyasa dinamikleri ve teknolojik gelişmelere öncülük etme ihtiyacının farkındayız. Bu durum Türkiye’deki otomobil üretim operasyonumuzu da kaçınılmaz olarak etkiliyor”. 

Sonuç? 

Resmî açıklamalara göre sayısı 4 milyon civarında olan işsiz vatandaşlarımıza yenilerinin eklenecek olması. 

Bakınız, bugün Erdoğan’ın Rusya’ya gitmeden önce basın toplantısında söylediği “organize işlerdir” bunlar. Dolayısıyla, seçimi kaybettiğini gördüğünde, “serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeyeceğiz” demek yetmez. Serbest piyasaya göre organize olmak gerekir. Türkiye’de serbest piyasanın en büyük aktörlerini aynı çatı altında toplayan örgüt TÜSİAD. TÜSİAD bundan tam 40 yıl önce, 1979’da gazetelerde yayınlanmak üzere 7 tane ilan hazırlamıştı, bunlardan dördü 13 Mayıs 1979 ile 13 Haziran 1979 tarihleri arasında yedi gazete ve bir haftalık dergide 24 kere yayınlandı. İktidarda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit başbakanlığında kurulmuş 42. hükümet vardı -o hükümet 5 Ocak 1978 ve 12 Kasım 1979 tarihleri arasında iktidarda kaldı- o hükümet “Güneş Motel Hükümeti” olarak da anılır. 

Tarihi kısaca hatırlayalım çünkü içinde İstanbul Belediyesi de var. Haziran 1977 genel seçimlerinde CHP birinci parti oluyor, 213 milletvekili çıkarıyor ama 213 milletvekili CHP’nin tek başına iktidar olmasına, tek başına bir hükümet kurmasını yetmiyor. Nitekim Ecevit’in kurduğu azınlık hükümeti 40. hükümet mecliste güvenoyu alamıyor. Ardından Süleyman Demirel liderliğinde İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti kuruluyor -Millî Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi de hükümetin ortağı- 41. hükümet bu hükümet. Ardından Aralık 1977’de bu kez yerel seçim yapılıyor, CHP yerel seçimden de birinci parti olarak çıkıyor. CHP’nin hem genel seçimden hem yerel seçimden birinci parti olarak çıkmasına rağmen iktidar olamaması parti içinde huzursuzluğu, Ecevit’e karşı muhalefeti arttırmaya başlayınca Ecevit de bir başka çözüm arıyor. Seçimin ardından İstanbul’da İstanbul Belediye Başkanı Aytekin Kotil’in organize ettiği, belediyeye ait Florya’daki Güneş Motel’de 11 Adalet Partili ve bir bağımsız milletvekili bir toplantı yapıyor. Bu toplantının ardından gelişmeler bir gensoruya, o gensoruyla İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin düşürülmesine, Ecevit’in 10 eski Adalet Partili vekile bakanlık vererek 42. hükümeti kurmasına kadar devam ediyor. 

İşte bu 42. hükümet iktidardayken TÜSİAD gazetelere ilan veriyor. Demin dedim ya yedi ilan hazırlanmış, dört tanesi bu ilanların gazetelere verilmişti. 

İlanlardan bir tanesinin adı “Gerçekçi çıkış yolu”. TÜSİAD diyor ki: 

“Dünyada orta gelirli ülkelerin başlarında gelen Türkiye şu sırada yoksul ülkelerde görülen yokluklar içindedir. Bir yandan döviz kıtlığı öte yandan enerji yetersizliği yatırımları ve mevcut sanayinin üretiminin hızla düşürmektedir. İşsiz sayısının geçen yıl 2 milyon 240 bin kişi olduğu ifade edilen ülkemizde çalışabilir her 100 kişiden 14’ü işsizdir -bugün de 13,5 kişi işsiz-. Türkiye nereye gidiyor? Bu ülkede ekonomik bunalım neden doğar, sorumluluk kimdedir? Dünyanın zengin ülkeleri arasına girebilecek potansiyele sahip yurdumuz neden yoklar içine girmiştir? Dünyanın bugünkü ekonomik gidişinde bunalım geçiren tek ülke Türkiye değildir ama bunalım karşısında kendisine yardım etmeyen tek ülke de Türkiye olmamalıdır. Enflasyonun hızı yavaşlatılmalıdır, maliyemiz doğru yöntemler kullanarak vergi kaçakçılığını asgari düzeye indirmelidir. Parlamentomuzun henüz vergilendirilmemiş kesimleri artık vergi kapsamına alınması tarihi görevdir. Zorlayıcı önlemlerle üretim artmaz, olsa olsa ekonomik yapı çarpılır”. 

Bir başka ilan “Ulus bekliyor” başlığıyla yayınlanmış:

“Ne bekler hayattan bir ulusun fertleri? Önce iş bekler, çalışmak, kazanmak ister, her alanda tercihini serbestçe yapabilmek ister. Tek iş kapısı olarak karşısında yalnız devleti bulmanın çaresizliğine düşmemek ister. Hürriyet içinde örgütlenmek, sendikasını seçmek ister. Alın teriyle kazandığı paranın ihtiyaçlarını karşılamasını ister, tasarruflarının değer kaybetmeyerek yarınlarını güvenliye almasını ister. Yuva kurmak, çocuk yetiştirmek, mal edinmek, seyahat etmek, tüketmek ister. Hürriyet içinde seçmek, seçilmek ister. Kısa vadeli politik kaygılarım hâlâ millî menfaatlerimizden üstün tutulduğunu görmenin hayal kırıklığı içindedir ulus. Çözüm; şiddetle ihtiyaç duyduğumuz dış parayı sadece siyasi ilişkilerde değil; doğru ekonomik politikaları uygulama becerisinde aramak, sanayimizin çarklarını döndürmektir. Çözüm ülkemizin ekonomik menfaatlerini kısa vadeli politik kaygılardan artık üstün tutmaktır”. 

Bir başka ilan “Yokluğu paylaşmak mı? Bolluğu sağlamak mı?” başlığıyla yayınlanmış. Orada söz edilenlerden birkaçı şöyle: 

“Artık gerçekçi olmalıyız. Bir ülke ekonomik bunalıma girerse bunu nasıl sorumlusu ekonomiyi yönetenler midir, yönetilenler mi? Devletin ekonomideki ağırlığı büyüdükçe sorumluluğu da aynı oranda büyümez mi? Ekonomik alanda tüm faaliyetler kırtasiyecilik duvarına çarparsa bir ülkenin potansiyeli değerlendirilebilir mi? Milyonlarca insan hatalı ekonomik kararların faturasını ödemek zorunda bırakılırsa bütün çabalar boşa çıkmaz mı?”

Ve son ilan: “Refahın ve hürriyetlerin düşmanı enflasyon”. Diyor ki ilanda TÜSİAD: 

“Bir ülkede fiyatlar korkutucu bir hızla yükselir ve yükselmeye devam ederse, alın teri, göz nuru dökülerek kazanılan para dünden daha çok olmasına rağmen geçim sıkıntısı artarak sürerse, sabit gelirli olmak her gün biraz daha fakirleşmek anlamına gelirse, tasarruf edilen para durduğu yerde erirse, kazançlar büyür gibi göründüğü halde gerçekte mevcut yatırımların dahi sürdürülmesine imkân vermeyecek duruma düşerse, o ülkede enflasyon var ve enflasyon sürekli artıyor demektir. Enflasyon para değerinin düşmesidir, hayat pahalılığının artmasıdır. Ekonomiyi yönetenler alacakları gerçekçi ve inandırıcı tedbirlerle gerek sendikaları gerek işveren kesimini enflasyonun yavaşlayacağına inandırmalıdır. Yoksa ‘enflasyon nasıl olsa daha da artacak’ düşüncesi enflasyon ortamını bekleyecektir. Enflasyon yenilmeyecek düşman değildir, Türkiye doğal kaynaklarıyla büyük işgücü ve sanayi potansiyeliyle enflasyonu yenicek bütün imkanlara sahiptir. Yeter ki doğru cesur ve kararlı ekonomi politikaları uygulanabilsin”. 

Bülent Ecevit’in kaderi miydi bilemem ama 1979’da TÜSİAD ilanlarıyla sarsıldı iktidarı, 4 Nisan 2001’de ise Ahmet Çakmak isimli Ankaralı esnafın fırlattığı yazar kasayla. 

Bugün gazetelerde TÜSİAD ilanları yayınlanmıyor, Ahmet Çakmaksa AKP’li oldu. Yazar kasaya gelince:

Enflasyon yüzde 20 iken; işsizlik yüzde 13,5 iken; kişi başı yıllık gelir 10 bin doların altına düşmüşken; faiz yüzde 21, iç borç 581 milyar lira, dış borç 446 milyar dolarken, yazar kasanın yeniden sahneye çıkmayacağını söylemek iyimserlik olur. 

Hal böyleyken insanın aklına Yılmaz Erdoğan’ın Organize İşler filminde Nil Karaibrahimgil’in söylediği şarkı geliyor:

Organize işler bunlar

Başımıza işler bunlar 

Senin benim dinlemez 

İstanbul’u dişler bunlar 

İyi günler efendim!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus