Açık Oturum (193): Belediyelerde neden israf var, nasıl önlenir?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Açık Oturum’da Edgar Şar konukları Kadıköy eski Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Fikret Toksöz ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Tarık Balyalı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde gündeme gelen savurganlık örnekleri ve yerel yönetimlerde israfla mücadelede alınabilecek önlemler üzerine söyleşti.

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal


Şar: İyi akşamlar. Medyascope.tv 193. Açık Oturum’undan hepinize merhaba. Bugün önemli bir konuyu tartışmak için bu Açık Oturum’u yapıyoruz. Açık Oturum’larda sizlerin görmeye alışık olduğu Sedat Pişirici şehir dışında olduğu için, bugünkü Açık Oturum’u İrfan Bozan yapacaktı. Ancak kendisi hastalanınca, bayrağı 1 haftalığına ben devralmak durumunda kaldım. Konumuz da çok önemli olduğu için, bu konuyu mutlaka Açık Oturum’da gündeme getirmek istedik. Konu başlığımız ‘’Belediyelerde neden israf var, nasıl önlenir?’’ Bu, sadece Ekrem İmamoğlu’nun şu anda yürütmüş olduğu kampanyasında ele aldığı bir konu olmasından ötürü değil, aynı zamanda, ekonomik krizde olduğumuz için tüm kamu harcamalarında ve devlet kurumlarında sorulması gereken bir soru olarak önümüze geliyor. Konuklarım da bu konuda sorulara cevap verebilecek en tecrübeli kişiler. Önce stüsyodaki konuklarımı tanıtayım: Sağ tarafımda eski Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu. Hoş geldiniz.

Nuhoğlu: Hoş bulduk.

Şar: Sol tarafımda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi Üyesi CHP Grup Sözcüsü Tarık Balyalı. Kendisini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin canlı yayınlarından tanıyorsunuz. Hoş geldiniz.

Balyalı: Teşekkür ederim, hoş bulduk.

Şar: İleriki dakikalarda da, Skype bağlantısıyla Fikret Toksöz yayınımıza bağlanacak. O da bu konularda akla ilk gelen isimlerden birisi. Henüz kendisiyle bağlantı kurabilmiş değiliz. Şimdi zaman kaybetmeden stüdyodaki konuklarımızla başlayalım. 

Tarık Bey sizinle başlayalım. En çok tartışılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi olduğu için, bu konuyla başlıyoruz. Eskiden yolsuzluk gündeme geldiği zaman çok fazla itibar edilmezdi. Yolsuzluk iddiaları seçmen davranışını çok etkilemezdi. Ama şu anda özellikle İstanbul’da seçimler olduğu için, aynı zamanda ekonomik krizi de yaşadığımız için, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili olarak Ekrem İmamoğlu’nun dile getirdiği israf konusu çok tartışılıyor. Nedir? Bu konuda bize kısa bir fikir verebilir misiniz?

Balyalı: Şöyle başlayayım: Soğanın 10 TL’ye yükseldiği bir ülkede, Büyükşehir Belediyesi bütçesinin yanlış şekilde harcanması, bu ülkede, bu şehirde yaşayan herkesiz zoruna gidiyor. Ülke ciddi bir ekonomik krizden geçiyor. Ve herkes şunun farkında; bu ekonomik krizin temellerinden biri de, belediyelerin ve hükümetin ağır derecede yaptığı israftan kaynaklanıyor. Olur olmaz her şeye ‘’Mega Proje’’ adı altında harcanan devasa çılgın paralar, geçmediğimiz otoyol ve köprülere, hasta olarak gitmediğimiz hastanelere ödediğimiz olağanüstü paralar nedeniyle her tarafta inanılmaz bir israf var. Elbette ki ülkeye yatırım yapılmalı, buna kimse karşı çıkmaz. Ama yatırımların doğru bir şekilde yapılması gerekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi çok uzun zamandır hatalı yatırımlarla, yüksek borçlanmalarla hatta yüksek fiyatlı oluşan ihalelerle anılan bir belediye haline geldi. Büyükşehir Belediyesinin belli şirketlerinin sürekli olarak zarar etmesi ya da çok sembolik kârlar elde etmesi, artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Ben 2 dönemdir İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Denetim Komisyonu üyeliği yapıyorum. Denetim Komisyonu Meclis adına belediyenin mali hesaplarını denetler. Zaten mesleğim Mali Müşavirlik. Bu işlerle ilgili olarak çalışmalarım da var. 2016 ve 2018’de bizzat komisyon içinde bulundum. 2015 ve 2017’de de arkadaşlara yardımcı olarak komisyonlarda elimden gelen çabayı sarf ettim. Bütün bu israf kalemlerinin hepsini gördük. İstanbul öyle şeyler yaşadı ki ‘’Çılgın Proje’’ adı altında inanılmaz paralar harcandı. Herkesin bildiği şeylerden bahsedeyim; mesela Kabataş’ta bir ‘’Martı Projesi’’ vardı. Bu projede en son bizim gördüğümüz şey Kabataş’ta sadece betondan 4 tane iskele yapıldı. Paranın ve betonun denize gömülmesinden başka bir şey olmadı. 

Buradan bakıldığında, özellikle hatalı yatırım kararları ve yüksek borçlanmalarla birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi de mali bir darboğaza girdi. İsraf meselesinin konuşulması biraz da Büyükşehir Belediyesi’nin son dönemde borçlarının çok fazla dile getirilmesinden kaynaklı oldu. 31 Aralık 2018 itibariyle Büyükşehir Belediyesi’nin borçları 27 milyar TL. Eski parayla 27 katrilyon Lira civarında. Gelirinden fazla borcu var. 2018 sonu itibariyle 18,5 milyar geliri varken, 27 milyar TL borcu olması olağanüstü bir durumdur. Bu her zaman böyle değildi. Mesela 2014’te biz göreve başladığımızda, Büyükşehir Belediyesi’nin borcu sadece 6 milyar TL idi. Hadi o kadar geriye gitmeyelim; sene önce, 2016 yılının sonunda bilançolarda Büyükşehir Belediyesi’nin borcu sadece 13 milyar TL idi. 2 sene içerisinde %100’den fazla artış olağanüstü bir artış. Ben sürekli şunu söylüyorum: Elbette ki yatırımlar yapılmıştır, buna karşı değiliz. Doğru yapılan işler de vardır. Ama bu kadar yapılan iş, bu kadar yapılan harcama sonunda İstanbul’un hangi sorunu çözüldü? Ulaşım sorunu çözüldü mü? Çözülmedi, trafik bir facia. Metro sorunu çözüldü mü? Çözülmedi. Otobüsler yeterli mi, değil. Park ve bahçeler sorunu, okul sorunu, sağlık ocağı sorunu, hastane sorunu çözüldü mü? Hayır, çözülen hiçbir şey yok. Aksine daha fazla arttı. Hem inanılmaz paralar harcıyorsun, hem sorunlar artıyor, burada bir gariplik var. 

Şar: Sayın Başkan’a geçmeden önce şunu sorayım: Belediyede bu israf hangi amaçla yapılıyor? Bunun bir politik getirisi mi var? Daha çok mali getiri sağlamak için mi? Yolsuzluk gibi olsa anlayacağız, onun başka şeyleri olabilir. Ama bu israfın amacı nedir?

Balyalı: Yolsuzluk dediğimiz şey aslında şekil değiştirdi. Bu yapılanların hepsi yasal yolsuzluklar. Özellikle ihalelerde kanuna aykırı bir tek şey bulamazsınız. Çünkü 200 küsur kere değişmiş Kamu İhale Kanunu, artık ihaleyi istediğinize verebilmek üzerine dizayn edilmiş durumda. Hiçbir ihale dosyasında yolsuzluk bulamazsınız. Ama biraz araştırıp içeriğine baktığınızda, o ihalenin adrese teslim olduğunu görürsünüz. Yani, özellikle birisine verilmek üzere ihalenin kurgulandığını görürsünüz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde böyle çok sayıda ihale var. Ben bunları Denetim Komisyonu’nun hazırladığı bir raporla muhalefet şerhi olarak 2 seneden beri yazıyorum. Bunlar resmi rapor haline geldi ve Belediye Meclisi’nde okundu. Herkesin bilgisi dahilinde olan şeyler. Kamuoyunda da konuşuldu. Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun verdiği bir örnekten yola çıkarak söyleyeyim; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde son 6 yılda sadece 1 müdürlükte, yapılmayan fikir projelerine verilen para 266 milyon TL. Bu projelerin müelliflerine para verilmiş, proje alınmış ama yapılmamış. Yani size hizmet, bize yatırım olarak gelmemiş. İstanbulluya gelmemiş. Bunun karşılığında 266 milyon TL ödüyorsunuz. Kimin parasını kime ödüyorsunuz? Buradan başlayarak israf üzerine bir sürü şey söyleyebiliriz. Mesela Sayın Başkanımız açıkladı; son 3 yılda web siteleri için harcanan para 60 milyon TL. Sizin de bir internet siteniz var. Maliyetleri herkes aşağı yukarı biliyor. Türkiye’deki 80 il belediyesinin belki de tamamının web sitesinin yapılacağı paraya, İstanbul Belediyesi son 3 yılda 80 milyon, eski parayla 80 trilyon para harcadı. Bunlar israf değildir de nedir? Kiralık arabalar mevzusu var mesela, onlar daha da uzun ve mühim meseleler. Özellikle İstanbul’da çok ciddi bir kiralık araba saltanatı var.Bunların hepsi makam arabası değil tabii. Elimde performans raporu var. Buradaki resmi rakamlara göre, İBB’de sadece 2019 yılında 1717 adet binek aracı var. Ben ısrarla ‘’1717 adet binek aracı var’’ diyorum, AKP’liler ve Büyükşehir Belediyesi içindekiler ‘’Onun içerisinde cenaze araçları da var ‘’açıklamasını yapıyorlar. Hayır, öyle değil. İhale belgesini de yanımda getirdim; 2019 yılı için, 2432 adet kamyon, kamyonet kiralanmış. İBB’de toplam kiralanan araç sayısı 5000 civarında.

Şar: Bunların hepsinin gereksiz olduğunu söyleyebilir miyiz?

Balyalı:Hepsi değil, bir kısmı gerekli. İş için kullanılanlar var. Bir kısmı makam aracı. Otobüs, minibüs var, kamyon, kamyonet, cenaze aracı var. Bunlar 5000 aracın içinde. Ama 1712 adet kiralık binek araç var ve bunların bir kısmı makam arabası. Ben Meclis’te aynen şunu söylemiştim: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 1 Genel Sekreter, 7 Genel Sekreter Yardımcısı, 29 Daire Başkanı, 100 de müdür var. Bunların hepsine araba verdiniz, tamam, kabul ettik. Bunlardan başka 400 küsur da şef var, hadi onlara da araba verdiniz diyelim. Üst yönetim oldu 643 kişi. Bunun dışında, Emniyete, Valiliğe verilen arabalar var. Günübirlik işler için kullanılan arabalar var, hadi onlar da 200-250 olsun. Toplamı 1000’e tamamlayalım, 1717 kiralık araç var. Geri kalan 717 araç nerede? Nereye gitti bu arabalar? Üstelik bu sadece İBB’nin kiraladığı araç sayısı. İSKİ ayrı araç kiralıyor. İETT ayrı araç kiralıyor. Yani şirketler de ayrı ayrı araç kiralıyor. Kiralanmış binlerce araç var. Büyükşehir Belediyesi’nde gerçekten büyük bir kiralık araç saltanatı var. 

Şar: Şirketler konusuna ayrıca gireceğiz. Şimdi Sayın Başkana, Aykurt Nuhoğlu’na dönelim. Siz İstanbul’un önemli ve büyük ilçelerinden biri olan Kadıköy’ü yönettiniz. Bir belediye başkanı olarak sizi israf yapmamak üzere sınırlayan mekanizmalar var mı?

Nuhoğlu: Önce bütçe nedir ona bakmak lazım; 1 yıllık ihtiyaçlarınızı, harcamalarınızı hesaplıyorsunuz ve bir bütçe oluşturuyorsunuz. O bütçeye uyarak, harcamalarınızı yapıp, ‘’İnsanların ihtiyaçlarını karşılayacağım’’ diyorsunuz. Yönetime geldiğiniz zaman bir stratejik plan oluşturuyorsunuz. Bu stratejik planı oluştururken vatandaşlara gidiyorsunuz; onların düşüncelerini, ihtiyaçlarını alıp ona göre bunu rakamlandırıyorsunuz ve belediye meclisinden geçirerek bunu uyguluyorsunuz. Bütün bu süreçte, israf nedir, nereden geliyor ona bakalım. Size bu paraları vatandaşlar veriyor yani vergilerden geliyor. Diyelim, bir emekli, Emlak vergisi için 500TL, 700TL vererek, size ‘’Benim adıma benim ihtiyaçlarımı karşıla’’ diyor. Bir emekli marketten alışveriş yaparken alacağı malın en ucuzunu bulabiliyorken, siz belediye olarak satın aldığınız şeyleri hiç fiyatlarına bakmadan, birilerine hatır-gönül amacıyla para kazandırmak için bunların önünü açarsanız, belirli bir dönem sonra, bu oluşturulan bütçedeki rakamların tamamı hayali olur ve borçlanmaya başlarsınız. Siz sürdürülebilir bir bütçeyi değil de, ‘’İstediğimi alır, istediğim şekilde harcarım’’ mantığıyla hareket ettiğinizde, biraz önce bahsedilen 27 milyar TL gibi bir borç karşınıza çıkar. 

Mesela biz Kadıköy Belediyesi olarak 5 yıl içerisinde hiç banka kredisi kullanmadık. ‘’Belediyenin borcu olmaz mı?’’ diye bize kızdılar. Kamu arazilerini sattırmadık, satın aldık. Bu da ters geldi. Mesela, bir Gençlik Sanat Merkezi, Sinematek yapmamız gerekiyordu, bunun için de ihtiyacımız vardı, yapabildik. Aynı bütçeyle, bir sürü projeyi hayata geçirebildik. Bu projeleri yapmak için paraya ihtiyacımız olsaydı, borçlanabilirdik. Ama bizim bütçemiz iyi kullanıldığı için bütün projeleri hayata geçirebildik. 

Gelelim İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne. Bildiğim kadarıyla Büyükşehir Belediyesi’nin 30’a yakın iştirak şirketi var. Bunların toplam cirosu 24 milyar TL civarında. İGDAŞ veya AĞAÇ ve PEYZAŞ AŞ gibi belediyeye hizmet satan veya belediyeden ihale alan firmalar var. 4730 sayılı yasa geçtiği zaman, belediye iştiraklerinin belediyeden iş alması yasaktır. Çünkü sistem içerisinde en çok yolsuzluk bu şekilde oluyor. Diyelim, siz 300 bin TL’lik bir ihale yapıyorsunuz ve bunu sıfır tenzilatla belediyenin bir şirketine veriyorsunuz. Normal şartlarda bir ihale yapsanız %35- %40 tenzilat olacak. 300 bin TL’lik bir işten, belediyenin kasasına 120 bin TL kalacak. Siz bu 120 bin TL’yi fazladan bu firmaya verdiğiniz zaman istihdam mı sağlıyorsunuz? Bence sağlamıyorsunuz. Kasaya giren 120 bin TL ile metro yaptığınız zaman daha fazla istihdam sağlayacaksınız. 24 milyon TL gibi yaratılan bir para harcamasının belediye bütçesinde yaratacağı sıkıntıları düşünün. Bu mantık silsilesi içerisinde, gereksiz istihdamdan, gereksiz satın almaya kadar bir yığın kalem var. Mesela Kültür AŞ. Şu anda bütçesini net hatırlamıyorum. İstanbul’da 1900’lü yıllarda, 100’e yakın salon vardı. Bildiğim kadarıyla Büyükşehir Belediyesi yeni tiyatrolar, yeni salonlar yapmadı. Kültüre sanata para harcamadı. Ben şöyle bir örnek vereyim: Kadıköy Belediyesi olarak biz Haydarpaşa Garı’nda kitap fuarı düzenledik ve çok az bir bütçeyle yaptık bunu. Büyükşehir Belediyesi’nin Beyazıt’ta düzenlediği kitap fuarının harcamalarına bakmak lazım. Her hizmeti satın alarak, üstelik pahalı bir şekilde satın alarak insanların ihtiyaçlarını karşılayamazsınız.

Şar: Peki buna karşı hiçbir hukuki mekanizma yok mu? Sizin yönettiğiniz dönem için de soruyorum bunu. Mesela, Sayıştay’ın belediye harcamalarını denetleme yetkisi var mı? Varsa bile pratikte nasıl uygulanıyor.

Nuhoğlu: Sayıştay denetliyor. Ama bir kere, niyet olarak kendinizin buna inanması lazım. Mesela ben ilk belediye başkanı olup koltuğa oturduğumda ‘’500 torba çimento alacağız’’dediler. ‘’Tamam alın ama benden onay almak istiyorsanız, 3 adet teklif koyun yanına, ben bilip göreyim’’ dedim. Yönetici satın alınacak şeylerin rakamlarını önceden görürse, internetten girip bakabilir de. Tasarruf buradan başlıyor. 500 torba çimentoyu piyasadan pahalı almaya başladığın anda, yıl içerisinde 100 milyon TL ciro yapıyorsan, 35 milyon TL’ye düşüyor bu para. Bardaktan, çanağa kadar. Siz evinize hizmet satın alırken nasıl dikkat ediyorsanız, belediyelerde de aynı şekilde dikkat edeceksiniz. Tasarruf derken yanlış anlaşılmasın, vatandaşın ihtiyacından kısmayacaksınız. 

Şar: Malzemeden çalarak değil yani. 

Nuhoğlu: Tabii. Vatandaşın ihtiyacını karşılayacaksınız. Satın alacağınız şeyin piyasadaki değeri neyse o değerden satın alacaksınız. Mantığı bu. Ve gerçek ihtiyaçlara göre ihale yapacaksınız. Vatandaşın ihtiyacı yoksa o ihaleyi yapmayacaksınız. 1/100000, 1/5000’lik plan diyoruz mesela, 3. Köprü ve 3.Havaalanı planlarda yoktu. Bu planlarda öngörmeyip, bunlarla ilgili bir bütçe ayarlamazsanız, gelecekte, önünüze çıkacak tabloları karşılama şansınız yok. 

Şar: Peki. Fikret Toksöz Hocamın bağlantısı hazır mı?

Toksöz: Skype bağlantısını gerçekleştiremediğimiz için telefonla bağlanabiliyorum. 

Şar: Tamam Hocam, yeter ki sesinizi duyalım. Size şunu sormak istiyorum: Siz bu işin uzmanısınız. Dünyadaki belediyeleri de göz önünde bulundurduğumuzda, 21. yüzyılda belediyelerde israfa karşı nasıl önlemler alınıyor? Tarık Bey biraz önce bunu ‘’yasal yolsuzluk’’ olarak adlandırdı. Soruyu biraz daha ayrıntılandırarak sorayım: Önemli olan, bu israflara karşı adımlar atılması mıdır? Yoksa Aykurt Başkanın dediği gibi kişinin içinde mi olacak? Kişilere kalmış bir şey midir? Nedir bunu engellemenin yolu?

Toksöz: Bu temel soru, Batı Avrupa’da ve ABD’de de çok sorulan sorulardan bir tanesi. Elbette ki insanın ahlâkı çok önemli. Ancak onun ahlâklı davranışının sürdürülebilir olması için başka şeyler var. Batı’da bu işlerin az olmasının birkaç nedeni var; bir tanesi yapısal sorun. Bizim seçim sistemimizde, belediye meclisinin partiler tarafından tayin edilmiş olması, belediye meclis üyelerinin kendilerini vatandaşa değil, partiye karşı sorumlu hissetmesine neden oluyor. Vatandaşla hiç konuşmuyorlar. Bizim daha önce 10 büyükşehirde belediye meclisi üyeleriyle yüz yüze yaptığımız bir araştırma var. Bunu Bilgi Üniversitesi kitap olarak da yayınladı. Belediye meclis üyelerine ‘’Görevinizi yaparken Sivil Toplum Örgütleri ile ne kadar toplantı yaptınız, ne kadar çalışma yaptınız?’’ diye sorduk. Aldığımız cevaplardan gördüğümüz şey, çok az. Hemen hemen hiç yapmıyorlar.  Başka bir araştırmada, İstanbul’daki ilçe belediyelerine ‘’Örneğin, belediye mahallenizdeki herhangi bir yeşil alanı imara açarken fikriniz soruldu mu?’’ diye sorduk. Sıfır. Kimsenin fikri alınmış değil. Burada mesele şu: Öncelikle belediyelerin seçim sisteminin değişmesi lazım. Belediye meclis üyeleri, dar bölgede mahalle bazında, vatandaş tarafından tek tek seçilmeli. Muhtarlık seçimine baktığınızda, örneğin, bizim mahalledeki muhtar adayları, bir şekilde benimle konuşmaya çalışıp, benim oyuma talip oldular. Ya evime geldiler ya da broşür bıraktılar. Ama belediye meclis üyelerini hiç görmedik. Kimin seçildiğini bilmiyorum. Ben Beşiktaş ilçesinde yaşıyorum, kim seçildi hiç haberim yok. Hiçbir temasım da olmuyor. Ki 40 senedir belediye meseleleri ile uğraşıyorum, 30 senedir de İstanbul’da bu işlerle uğraşıyorum, kendi bölgemdeki hiçbir belediye meclis üyesini tanımıyorum. Tabii bu, bir oligarşik yapıyı ister istemez şuna getiriyor; belediye meclisi halk tarafından seçilmediği için, belediye meclisi üyeleri belediyeyi denetlemiyorlar. Birinci neden bu. Yapısal bir sorun var, bunun mutlaka değişmesi lazım. Mahalle bazında seçilmiş olsa, belki parti aidiyeti de olmayacak. Nasıl muhtarlıkta bağımsız kişiler aday oldu ve seçildiyse, burada da aynı şey olabilir. Hatta tek tek aday olsalar, kadınların seçilmesi daha çok mümkün olacak. Ama bu da mümkün değil. 

İkincisi, bütün Batı ülkelerinde mesele 2 kavramın etrafında dolaşıyor; katılımcılık ve şeffaflık. Sayın İmamoğlu da başından beri ‘’Ben İstanbul Belediye Başkanı olursam şeffaf olacağım’’ diyor. Sadece bu sözü vermek bile yeterli. Şeffaf olunduğu zaman pek çok şey açığa çıkabilir. Ama biz belediyelerde şeffaflığı hiç görmüyoruz. Bu nedenle gizli kapaklı birçok iş yapılabiliyor. Hem bu seçim kampanyasında görülen, hem son yerel seçimde ortaya çıkan konulardan biri, şeffaflık ve katılımcılıktı. ‘’Kanunu değiştirelim’’ diyorlar ama bu kanunla filan olmuyor. Zaten Türkiye’de devlet hukuk devleti değil, kanun devleti. Bu kadar çok kanun olmasına rağmen her şey yapılıyor. Mesele kanun meselesi değil, demokratik bir kurgu gerekiyor. Belediye meclisinin kararlarda hiçbir ağırlığı olmadığı için, belediye, başkan ve oradaki kendisine yakın memurlar tarafından idare ediliyor. Böyle olduğu için de kimse hesap sormuyor. Memurlar da -dünyanın her tarafında böyledir- fazla yetki verdiğiniz zaman, hepsi lüks içinde yaşamak ister. Bunu da bizim belediyelerimizde görüyoruz; oturdukları masalardan, kullandıkları arabalara kadar her yerde görüyoruz. Bu yapısal meseleyi çözmemiz lazım. Tabii, vatandaşın da, sivil toplumun da buna göre örgütlü olması lazım. Fakat sistem o kadar zor ki anlamak için gerçekten uzman olmak lazım. Biz son yıllarda İstanbul içinde araştırmalar yaptık. Bütün bu araştırmalarda, belediyelerin harcamalarının nasıl yapıldığını hakikaten kontrol etmek mümkün değil. Çok teknik hale geldi. Daha çok uzmanlık gerekiyor. Yerel yönetim kanunları çıkarılırken bir takım müesseseler de getirildi, getirilmedi değil. Mesela belediye meclisinin seçtiği ve muhalefetin de içinde olduğu bir Denetim Komisyonu var. Bu komisyonlar da çalışmıyor. İç Denetçi var ama o da işe yaramıyor. Elimizde sadece Sayıştay var. Ama Sayıştay’ın yaptığı çalışmalarla ilgili eleştiriler var; ‘’Muhalif belediyelere çok gidiyorlar, diğer belediyeleri az denetliyor’’ diyorlar. Buna rağmen, Sayın İmamoğlu’nun da açıkladığı gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaptı harcamalarda Sayıştay pek çok usulsüzlük tespit ediyor. 

İsrafı ortaya koyan şeylerden biri de belediyenin çalışmasından kaynaklanıyor. Burada Belediye Varlık Yönetimi diye bir şey yok. Belediyeler, kendi taşınmaz malları veya taşınır malları hakkında çok bilgi sahibi değiller. O taşınmaz malları kim kullanıyor, kime verilmiş, kira alınıyor mu, alınmıyor mu? Sayın Balyalı’nın örnek verdiği gibi 1700 aracı kim kullanıyor? Hiçbiri belli değil. Asıl yolsuzluklar burada. Varlık Yönetimi’nde, belediyenin taşınır mallarının kimin elinde olduğu, ne kadar kira alındığı belli değil. Bunlar doğru dürüst tespit edilmiyor. Bir de, bizim sistemimizde vatandaş da çok fazla oralı olmuyor. Çünkü İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’deki ortalaması, %70’i merkezi yönetimden ayrılan paylardan geliyor. Yani vatandaşın cebinden doğrudan belediyeye giden bir vergi yok. 

Şar: Hocam, tam da o konuyla ilgili bir şey soracağım. Telefonda olduğunuz için de sizi bütün bir program boyunca tutmak istemiyorum ama mümkün olduğunca da sizden yararlanalım. Size bir soru daha sorup sonra stüdyodaki konuklarıma döneyim. Az önce ‘’Katılımcılık’’ dediniz. Bu, bu aralar çok gündemde. Sadece yerel yönetimler için değil, ulusal düzeyde yönetimde de bu katılımcılık meselesi, dünyanın değişik yerlerinde de çok tartışılıyor. Biz de yerel yönetim seçimini yeni geride bıraktık. Orada da çok konuşuldu ve çeşitli vaatler verildi. Sahada yaptığınız araştırmalara baktığınız zaman, vatandaşta gerçek anlamda bir katılımcılık talebi görüyor musunuz? Ya da böyle imkânlar, mekanizmalar geliştirilse, en azından bir yerel yönetim düzeyinde ne kadar katılımcılık sağlanabilir?

Toksöz: Ben vatandaşın bu olgunlukta olduğunu düşünüyorum. Bunu da şuradan görüyorum: Ben Türkiye’de BİMER (Başbakanlık İletişim Merkezi) ve belediyelere yapılan şikâyetler üzerine bir araştırma yaptım. Bizim vatandaşımız şikâyet etme konusuna karşı değil. Tam katılımı olmamakla beraber, şikâyet yoluyla katılıyor. Örneğin, özellikle çevre ile ilgili konularda bunu çok görüyoruz.  Çevre konularındaki usulsüzlüklere maalesef belediyeler ceza yazamıyor. Ama bu ALO hatları kurulduktan sonra Çevre Bakanlığı’na yapılan şikâyetlerde büyük artış olmuş. Bakanlığın faaliyet raporuna baktığınız zaman, vatandaş şikâyetine bağlı olarak, çevreye olumsuz katkı yapan kişi ya da kurumlara büyük çapta cezalar yazılmaya başladığını görüyorsunuz. Hâlbuki bu, Çevre Bakanlığının kendi görevi, gidip oraları kendisinin kontrol etmesi gerekiyor. Kontrol ettiği halde göz yumuyor. Fakat vatandaş şikâyet ettiği zaman, mecburen gidip ceza yazıyor. Vatandaş sonucunu görebilirse denetime katılmaya hazır. Tabii İstanbul gibi çok büyük bir kentte bunu sağlamak oldukça zor. Ama ilçe belediyelerinde bu biraz daha kolay. Mesela, belediyelerde stratejik plan yapılırken, meclis, üniversiteler, uzmanlar çok katılmıyor. Katılıyormuş gibi yapılıyor. Kendi yandaşından oluşan Kent Konseyleri kuruyor veya kendi yandaşlarını davet ederek onlarla konuşuyor. Bunu aşmak çok zor. Burada esas olan mesele vatandaşın katılımını zorunlu hale getirecek bir şey lazım. Batı’da özellikle Amerika’da İdari Usul Kanunları var. İdari Usul Kanunu’na göre, herhangi bir konuda kamu yönetimi bir karar veya eylem yapmak istediği zaman, vatandaşın fikrini almak zorunda. Bunu yapmadığı zaman, idari işlem veya eylem oluşmamış sayılıyor ve mahkemeler hepsini iptal ediyor. Bizde bu iş böyle değil. Bizde katılımla ‘’katılabilir,’’ ‘’çağrılabilir,’’ ‘’edilebilir’’ deniliyor. Yani göstermelik bir katılım sağlanmak isteniyor. Burada, gerçek anlamda bir katılı sağlayacak bir değişikliğe ihtiyaç var. Herhalde bu kadar açıklama yeterlidir diye düşünüyorum.

Şar: Hocam çok teşekkür ederiz. Sizi yakın zamanda stüdyomuzda da ağırlamak isteriz. 

Toksöz: İnşallah. Ben teşekkür ederim, iyi akşamlar.

Şar: Çok sağ olun katkı verdiğiniz için. Şimdi stüdyoyla devam edelim. Tarık Bey size tekrar sorayım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin birçok şirketi var. Zaten bu iştirak şirketlerin aslında belediyenin büyük bütçesinde önemli bir pay sahibi olduğunu da biliyoruz. Bunlar denetleniyor mu? Özellikle israf meseleleri şirketler üzerinden daha mı rahat yapılabiliyor? Bununla ilgili ne dersiniz?

Balyalı: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin konsolide bütçesi 60 milyar TL. Yani Büyükşehir Belediyesi, İSKİ, İETT ve şirketler olarak. Büyükşehir Belediyesi’nin sadece kendine ait olan bütçesi 23 milyar 800 milyon TL. İştiraklerin bugün itibariyle bütçesi, Büyükşehir Belediyesi’nin kendi bütçesinden daha fazla. Büyükşehir Belediyesi’nin 30 şirketi var ve bunların bazıları Türkiye’de ilk 500 içinde. Mesela İGDAŞ Türkiye’nin en büyük 29. şirketi ve 8-9 milyar civarında bir bütçesi var. Yine kamuoyunun yakından tanıdığı İSPARK, KİPTAŞ, Ağaç AŞ, Kültür AŞ gibi çok ciddi cirolara sahip olan şirketler var. Ama ne yazık ki bunlar belediye meclisinde denetlenmiyor. Aslında yasal bir engel olmamasına rağmen, bırakın belediye meclisini, herhangi birisinin bu şirketleri denetlemesi fiiliyatta mümkün değil ne yazık ki. 

Şar: Nasıl yani? Kimse denetleyemiyor mu? Sayıştaş da mı denetleyemiyor?

Balyalı:Sayıştay denetleyebilir. Ama Sayıştay zaten mevcut belediyeleri denetlemekte yetersiz, iştirakleri nasıl denetlesin.

Şar: Nasıl bir yetersizlik?

Balyalı:Sayısal yetersizlik. 

Şar: Siyasi tercih de mi var?

Balyalı: Elbette siyasi tercih de var. Sayıştay’ın 2017 raporlarına ilişkin olarak Büyükşehir Belediyesi’nde bir takım yolsuzluklar ortaya çıktıktan sonra oradaki daire başkanlarının, müfettişlerin başına gelenleri gördüğünüzde, nasıl bir siyasi meseleyle karşı karşıya olduğumuz daha net anlaşılır. O günlerde, bir cesaretle bu Sayıştay raporunu yazanların hepsi görevden alındı, neredeyse hiç kimse kalmadı. Hatta İstanbul’daki belediyelerin denetiminden sorumlu olan başkan bile görevden alındı ki bu iş başka bir noktaya geldi. Özellikle İstanbul’da her yıl Büyükşehir Belediyesi’nin 1 veya 2 iştiraki denetleniyor. Ama bugüne kadar hiç denetlenmeyen İSPARK gibi belediye iştirakleri de var.

Şar: İSPARK demişken, bunun da altını çizelim; ‘’İSPARK zarar ediyor’’ diye gündeme geldi. İSPARK’ın zarar etmesi de çok anlamlı gelmiyor çünkü zaten zarar edecekse toptan kaldırılsın diye düşünülüyor. Normalde belediyeye gelir getirmesi gereken bir şirket. Herhalde orada istihdam fazlası yaratılıyor. 

Balyalı: Orada bir sürü şey var. Aslında sosyal faydaları olan bir şirket. Sokakların değnekçilerden, otopark mafyasından kurtarılması konusunda önemli işler yaptı İSPARK. Ama son yıllarda geldiğimiz noktada sadece yolsuzluklarla anılır hale geldi. 2, 2,5 sene önce kadar yine bizim ortaya çıkarttığımız İSPARK yolsuzluğunda bugün sadece 25 civarında insan yargılanıyor. Dönemin Belediye Başkanı Kadir Topbaş da sorumluluğunu yerine getirmediği için yargılanmasına karar verildi. İSPARK son 5 yılda 1,3 milyar TL’lik ciro yapmış olmasına rağmen, İSPARK’ın kendi ifadesiyle sadece 24 milyon TL kâr etmiş olan bir şirket. Bu da yaklaşık %2 civarında ediyor. İSPARK’ın yaptığı tek şey İstanbul’daki sokak ve caddeleri kiraya vermek. Birkaç cep otogarı ve kapalı otopark dışında hiç ciddi bir yatırımı olmayan bir şirketin zarar etmiş olması ya da bu kadar az kâr etmiş olması mantıklı değil. Bu hiçbir yönetim anlayışıyla bağdaşmaz. 1,3 milyar TL ciro yapacaksınız. İşçilikten başka bir gideriniz olmayacak ve siz çok komik kârlar elde edeceksiniz. Mesela 2018 yılında 351 milyon TL ciro yapıp, 1 milyon TL kâr etmiş. %3 civarında. 351 milyon TL ciro yapıp, 1 milyon TL kâr etmiş İSPARK kâr etse ne olur, etmese ne olur. Son 5 yılda 1,3 milyar TL ciro yapan İSPARK %10 kâr etmiş olsa, 130 milyon TL yapardı. %5 kâr etse 65 milyon TL yapardı. ‘’24 milyon TL kârımız var’’ deniyor, onun da ne kadarı gerçek, ayrıca tartışılır. Tabii ki bunun yolsuzluk boyutu var. Usulsüzlükler var. Bunun dışında fazla istihdam var. Ama belediye şirketleri ağırlıklı olarak siyasetin finansmanında kullanılır hale geldi ve siyasetin kara deliği haline dönüştü. Mevcut iktidarlar belediye şirketlerini hiçbir şekilde denetime açmak istemiyor. Bunu da mahalli idarelerin ‘’Belediye Meclisi denetleyemez’’ genelgesine bağlı olarak ‘’Belediye Meclis üyelerinin hakkı yoktur’’ diyerek denetime açmak istemiyor.  

Şar: İştiraklerde mi yok?

Balyalı:Evet, iştiraklerle ilgili söylüyor. 

Şar: Siz hiç konuşuyor musunuz, belediye meclisinde gündeme geliyor mu bu konu?

Balyalı: Şimdi onu anlatacaktım. Ben 3 sene kadar önce, İSPARK’la ilgili bir soru önergesi verdiğimde, -normalde, bizim muhalefette olduğumuz dönemde verdiğimiz önergelere cevap verilmezdi- 1 ay içinde tarihin en hızlı cevabı geldi bana. Aynen şöyle yazıyordu: ‘’Belediye meclis üyelerinin belediye iştiraklerini denetleme yetkisi olmadığına göre, belediye iştirakleri hakkında soru sorma yetkisi de yoktur.’’ Onları mahkemeye verdikten sonra takır takır cevaplar gelmeye başladı, o ayrı. Özellikle geçmiş dönem AK Parti yönetiminin belediye iştiraklerinin denetlenmesi konusuna bakışı bu; ‘’Sayıştay dışında hiç kimse denetleyemez. Sayıştay da denetlerse ancak 1-2 tane denetler’’ noktasındaydı. Hiçbir şekilde müdahale ettirmiyordu. Bu konuda vermiş olduğumuz soru önergelerini cevapsız bıraktılar. İSPARK’la ilgili, KİPTAŞ’la ilgili ve diğer bütün şirketlerle ilgili verdiğimiz bütün önergeler boşa çıktı. Yine belediyenin Denetim Komisyonu’nda, Büyükşehir Belediyesi’nin, İSKİ’nin ve İETT’nin hesaplarını denetlerken, bütün ihalelerine bakabilirken, belediyenin hiçbir iştirakinin denetimine izin verilmedi. 2 AK Parti ve 1 CHP’li üyeden oluşan Denetim Komisyonu çoğunluğa göre çalıştığı için, orada sözümüzün geçmesi de çok mümkün olmuyordu. Özellikle geçtiğimiz 5 yıl içerisinde AK Parti, belediye iştiraklerini İstanbul siyasetinin finansmanında çok açık bir biçimde kullandı. Buralarda inanılmaz kadrolaşmalar oluştu ve bizim gördüğümüz kadarıyla, israfın en büyüğü burada meydana geldi. Milyarlarca liralık israf söz konusu. İstanbul’u vermek istememelerinin altında yatan sebeplerden bir tanesi de, iştirakler, iştiraklerin durumu, belediyenin mali durumu ve buralarda oluşan finansman araçlarıyla ilgili olduğunu biliyoruz. Zaten bunları da söylüyoruz. Geçmiş dönemde Belediye Meclisi’nde bunlar hep gündeme geliyordu ama hiçbir zaman bu konuda net bir cevap alamadık. 

Şar: Olur da Ekrem İmamoğlu tekrar seçilirse, siz bu konuda nasıl önlemler alacaksınız? Vatandaş, Ekrem Beyin başkanlığında aynı şeylerin olmayacağını nereden bilecek? Çünkü anladığım kadarıyla yapısal problemler var. 

Balyalı: Bu dönemde Belediye Meclisi’nde olan her şeyi biliyor musunuz?

Şar: Şu anda evet.

Balyalı:Neden? Çünkü Ekrem Başkan canlı yayınlarla yeni bir dönem başlattı. Geçtiğimiz dönemlerde bunlar yoktu. İmkân vardı ama yapmıyorlardı. Bir anlayış değişikliğine ihtiyaç vardı. Ekrem Başkan bu anlayış değişikliğini yaptı ve şimdi belediye meclisinde ne oluyorsa herkes görüyor. Onun döneminde de mutlaka böyle olacaktır. 

Şar: Peki, onu ayrıntılı konuşuruz. Şimdi Sayın Nuhoğlu’na döneyim. Siz 31 Mart seçimi için aday gösterilmediniz ama şöyle bir konu var:  Eğer ekonomik kriz yoksa israf ya da yolsuzluk iddiaları vatandaşın kulağına pek girmiyor. Sizce böyle bir talep var mı vatandaşta? Mesela, siz israf yapıp vatandaşa bir sürü eser gösterseniz, israf yapmayıp hiçbir eser gösterememenizden daha iyi gözükmeyecektir. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Nuhoğlu: Vatandaş kendi parasının israf edilmesini kesinlikle istemez. Biz, 2014-2019 yılları arasında kullandığımız bütçeye denk bir bütçe halinde vatandaşların ihtiyaçlarını karşıladık. Fiziki anlamda 50’nin üzerinde, sosyal anlamda da yüzlerce projeyi hayata geçirdik. On binlerce insan bu projelerden faydalandı. Bunun bir anlamı var; demek ki doğru uyulama yaptığınız zaman sonuç alıyorsunuz. Belediye Meclis üyeleri kendi yetkilerini kullandıkları zaman gayet başarılı oluyorlar. Kadıköy Belediye Meclis’i üyelerinden bir şikâyetimiz yoktu; kendi seçimlerini yaptılar, komisyonlarını kurdular, bütçeyi geçirdiler. Faaliyetlere ilişkin kararlarını verdiler, projeleri onayladılar. Siz sistemin önünü açarsanız, sistem çalışır.

Belediyenin görevi nedir? Bölgede yaşayan insanların eksik gördükleri ihtiyaçlarının tüm yaşam boyu desteklenmesi. Desteğe ihtiyacı olanın desteklendiği bir yapı. Temel hizmetleri de yapıyorsunuz, Merkezi iktidar artık yerel hizmetleri karşılayamıyor. Şu anda eğitimden sağlığa kadar, halkın ihtiyacı olan çok sayıda proje var. Siz bunu yerelde karşılamak zorundasınız. ‘’Bu benim yasal görevim’’ demenin ötesinde, sosyal anlamda tüm yaşamla ilgili ihtiyaçları karşılayacaksınız. Bunu da bir bütçeyle yapacaksınız. Açık, şeffaf ve denk bir bütçe oluşturduğunuz zaman yapabilirsiniz. Yasalar buna izin veriyor. Açık ihale yapacaksınız. Açık ihale, bir malın, piyasada teklif veren en ucuz rakamla alınmasını sağlamaktır. Çok zor değil. Niyetiniz yasalara uymaksa…

Şar: Ama önemli olan, niyet bu değilse, ne gibi mekanizmalar var?

Nuhoğlu: Niyetiniz bu değilse… Mesela Belediye Meclis üyelerinin seçilmesi konusu; ‘’Mahallelerden mi seçilsin, ön seçimle mi seçilsin, genel başkanlar MYK üyelerini mi atasın?’’ gibi sorular, siz demokrasiden yanaysanız, demokratik süreçleri gerçekten işletmek istiyorsanız, bunun çözümü çok basit. Ön seçim yaparsınız. Siyasal partilerin tamamı ve mahallelerde yaşayan insanlar, kendi liderlerini seçerler. Belediye meclis üyelerini seçerler, belediye başkanlarını seçerler, milletvekillerini seçerler. O seçimlerden asla kötü sonuçlar çıkmaz. Ön seçim konusunda veya daha genişletilmiş, halkın katıldığı ön seçim konusunda demokratik süreci işleteceksiniz. 

Şar: Siz 5 yıl boyunca, siyasal bilinç açısından,  İstanbul’un, belki de Türkiye’nin marka olan ilçelerinden birinde belediye başkanlığı yaptınız. Fikret Hocaya sorduğum soruyu size de sorabilirim. Mevcut katılım mekanizmalarının halkta bir karşılığı var mı? Mesela Kent Konseyleri.

Nuhoğlu: Evet. Biz Kent Konseylerine hiç dokunmadık. Konseyin Genel Sekreteri İkbal Hanım, Başkanı şu anda Mimarlar Odası’nın İstanbul Şube Başkanı. Kadıköy Kent Konseyi, belki de Türkiye’de en demokratik süreçle işleyen kent konseyidir. 

Şar: Kent Konseyi ‘’Sayın Başkan, şunu yapma, bunu yap’’ diyebiliyor mu mesela? Ne yapabiliyor?

Nuhoğlu: Yasanın kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde her şeyi söyleyebilir, tartışabilir. Sadece onlar değil tabii. Mesela stratejik planda 1000’in üzerinde insanla toplantılar yapıldı; Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar gibi üniversitelerle protokoller yapıldı. Biz insanları sürece kattığımız zaman doğru projeleri hayata geçirebildik. Sanatçılarla da toplantılar yapıldı, onlar da hayatın içerisine katıldılar. Değişik zamanlarda çok sayıda toplantılar yapıldı. Yani biz herkesi bir şekilde bu yönetim sürecine kattık. Onun gücü bizim başarımızın temelini oluşturdu. Sağlıklı bütçeyi ihtiyaçlara göre oluşturduk. Doğru ihtiyaçları belirlediğiniz zaman doğru projeler yapabiliyorsunuz. Bir sürü kamu arazisi satın aldık. Yani sadece Kadıköy Belediyesi’nin mi bu kadar çok parası var? Diğer belediyelerin de parası var. Siz gerçekten doğru niyet ederseniz, mevcut yasalarla insanları sürece katarsınız. Belediye Meclis üyeliği çok önemli bir yapı. Sonuçta Meclis. Kadıköy’de yaşayan 450 bin kişi adına karar verecek en önemli organ. Bu organı güçlü kılarsanız o kendi görevini yapar zaten. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ni düşünün. TBMM’den sonra 2. büyük Meclis.  3. Köprüden, 3. Havalimanından haberi olmadı. 16 milyonluk bir kente 3. Havaalanını yapıyorsunuz ama…

Şar: Haberi olmadı derken?

Nuhoğlu:İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin haberi olmadı. 

Şar: Bütçede olmadığı için mi?

Balyalı:Hayır. Planlamayla ilgili. 

Nuhoğlu:Dönemin Başbakanı Erdoğan, Çevre Bakanlığı’yla karar verdiler. Helikopterle İstanbul’un üzerinden geçerken ‘’Havaalanı burada yapılsın’’ dedi. Plan değişiklikleri Ankara’dan yapılıyor. İstanbul’da 16 milyonun temsil edildiği bir büyük meclis var, bir büyükşehir belediye başkanı var, 39 tane ilçe başkanı var. Hepsini yok sayıp ‘’Ben bu şekilde yaptım’’ diyorsun. 

Şar: Yasal olarak buna bir engel var mı?

Nuhoğlu:Yasal olarak engelleyen bir mekanizma yok. Çünkü çoğunluk sağladıkları zaman ‘’Yetki Ankara’nındır’’ deyip yapılıyor. Ama ondan sonra faturayı kim ödüyor? Bildiğim kadarıyla 400 milyar doların üzerinde borç var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mevcutta 27 milyar borcu var. Onun dışında, bütün bu sürecin devamının olması gerekiyor; sonuçta bu yönetimler gidecek ama 100 yıl, 150 yıl sonra İstanbul’da insanlar yaşayacak. Siz bir ülkenin, bir kentin geleceğini satamazsınız. Kent arazilerini, kamu arazilerini satmamalısınız. Kamusal bir bilinç, bir anlayış oluşturmalısınız. İnsanlarla, çalışanlarla, belediye meclis üyeleriyle, halkla, vatandaşla konuşmalısınız. Siz bu anlayışı oluşturabilirseniz yolsuzluğu önleyebilirsiniz. Türkiye yolsuzlukta, Meksika’dan sonra 2. sırada. Siyasetin bu kadar olumsuz olmasının temel nedeni, yolsuzluklardan kazanılan paralar. Zaten o sisteme karşı çıktığınız zaman, birdenbire herkes akrep gibi karşınıza çıkıyor. Türkiye’de havuz medyası niye var? Hepsi tek elde toplandı. Şu dönemde iyi bir şey yaptığınız zaman bunun hiçbir televizyonda yayınlanma şansı yok. 

Şar: Peki, şimdi bir soru daha soracağım size, önemli bir soru bu. Eminim herkesin aklında bu soru vardır. İsraf, -Tarık Bey buna ‘’yasal yolsuzluk’’ dedi- bir takım gereksiz istihdamlar yaratmak, kamuoyunda ‘’bankamatik memurlar’’ olarak bilinen bir takım yandaş kişilere istihdam sağlayıp, onların gelecekteki desteğini garanti altına almak için yapılıyor ve Türkiye’nin her yerinde bu var. Siyasi iktidar, elindeki belediyelerle -ki en büyük belediyeler 31 Mart seçimine kadar iktidarın elindeydi- bunları yaptı. Peki, muhalefete bakalım. Siz muhalefet partisinin bir üyesi olarak, 5 yıl boyunca Kadıköy’ü yönettiniz. Muhalefet partilerine üye belediye başkanları da bunu yapıyor mu? ‘’Ben de CHP’lilere belediyeyi açtım’’ diyor mu?. Böyle bir algı var çünkü.

Nuhoğlu: Ben size ancak Kadıköy Belediyesi’ni anlatabilirim.

Şar: Ben size onu soruyorum zaten.

Nuhoğlu: Türkiye’de çok iyi çalışan belediyeler var.‘’Bunların hepsi kötü’’ demek haksızlık olur. İyi çalışanların öne çıkabildiği bir sistem oluşturmak lazım. Liyakat denen bir şey var. Siz gerçekten halkın ihtiyaçlarının çözüldüğü bir sistem oluşturmak istiyorsanız, somut, net, yerinde ihtiyacın görüldüğü, mutlu insanların yaşadığı bir kent yaratmak istiyorsanız, bunu yaratanların gösterilmesini bir şekilde sağlamak zorundasınız. Yani ışığı o tarafa tutacaksınız.  Algıyla beraber yaşam iyi gitmiyor. Sosyal medya, görsel, reklam, PR gibi bir yapı var dünyada artık. Popüler kültür diye bir şey çıktı. Bunun ölçüsü nedir? Diyelim ki bir sosyal yaşam merkezi yaptınız, bir Alzheimer gündüz bakım merkezi yaptınız, çocuk yuvaları yaptınız, karikatür evi, gençlik sanat evleri, havuzlar, spor salonları, parklar açtınız. Ama bunların gerçek ölçülerinin medya tarafından tartışılıp konuşulması lazım. İhtiyaçların tartışılması lazım. Yaşam, insanların konuşup tartışmasıyla gelişir, güzelleşir. Şeffaflığın temelinde yatan şey medya. Size rakamları ne kadar verirlerse versinler, bunu medyada, ‘’gerçek mi, değil mi?’’ diye tartışıp halkı bilinçlendirmediğiniz zaman, halkın duyma şansı yok. Aslında halk duyarlı ve ilgili. Biz Kadıköy’de 5 yıl içerisinde vatandaşlarla ilişkilerimizde hiçbir sorun yaşamadık. Belki bir sürü eksik, hatalı işler yapmış olabiliriz. Ama sonuçta vatandaş şuna bakıyor: ‘’Siz iyi niyetle benim ihtiyaçlarımı karşılıyor musunuz, beni dinliyor musunuz, benim sorunlarımı konuşuyor musunuz?’’ Bunu hissettiği an sizinle birlikte yürüyor. İşte o zaman büyük bir güç elde ediyorsunuz. Akademisyeni de, derneği de, sendikası da size destek veriyor. Yaşayan her kesimden destek alıyorsunuz. 

Şar: Tarık Bey benzer bir soruyu size sormak istiyorum. Şöyle bir algı da olabilir vatandaşta. Varsayalım ki, 23 Haziran’da Ekrem İmamoğlu kazandı. Veya İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’deki diğer bütün önemli metropollerde olduğu gibi CHP’nin eline geçti. Yapısal sorunlar çözülmeyeceği için… Nedir bunlar?   Mesela 2014 yerel yönetim yasasıyla Büyükşehir belediye başkanlarına çok büyük yetki verildi. Bu yetkileri şimdiye kadar kullanan Büyükşehir başkanları yerine, bu sefer CHP’li Ekrem İmamoğlu kullanacak. Ama şeffaflık konusunda yasal olarak bu kadar boşluk varken insanlar nasıl güvenecekler? Tamam, Belediye Meclis toplantıları canlı yayınlanıyor ama bu konuda sunabileceğiniz başka neler var? Ne yapacak?

Balyalı: Belediye Kanunu aslında ‘’Güçlü başkan, zayıf Meclis’’ anlayışı üzerine kurulmuş durumda. O yüzden başkanlar istediklerini yapabilecek durumdalar. Biraz önce ‘’Yasal yolsuzluk’’ diye bahsetmiştim.  Buralarda da başkanların elinde her türlü yasal imkân var ve bazı başkanlar bir takım güç zehirlenmesine uğrayıp, bunları sonuna kadar kullanmayı tercih ediyor. Ama Ekrem Başkan, özellikle tarzı itibariyle belediyeciliği şeffaf yapmayı tercih eden bir insan. Bunun dışında, özellikle İstanbul’da belediye meclisinin AK Parti çoğunluğunda olmasından kaynaklı, biz, meseleyi olabildiğince şeffaf, herkesin gözü önünde olmasını istiyoruz.

Şar: Yani ‘’Çoğunluk onlarda olduğu için şeffaflık işimize gelir’’ mi diyorsunuz?

Balyalı: Evet. Ve İstanbul halkı belediyede ne olup bitiğini kendi gözleriyle görür, sonucunu kendisi değerlendirir. O yüzden zaten bizim anlayış olarak her şeyin şeffaf olmasına ihtiyacımız var. Belediye Meclisi de şeffaf olacak, ihaleler de şeffaf olacak, diğer iş ve işlemler de şeffaf olacak. Belediye Meclisi’ni bilgi verme noktasında hızla çalıştıracağız. Mesela geçen dönem bizim verdiğimiz soru önergelerinin nerdeyse hiçbirine cevap vermeyen bir belediye yönetimi vardı. Muhalefet olarak 1500 soru önergesi verdik, 500 tanesine ya cevap verildi ya da hiç verilmedi. Biz bu şekilde davranmayacağız. Özellikle muhalefetin, AK Parti’nin vermiş olduğu soru önergelerine çok hızlı cevap vermek niyeti içerisindeyiz. Yani herkes her şeyi görsün istiyoruz. Bunlar hem canlı yayınlarla, hem de belediyenin internet sitesi aracılığıyla herkese ulaştırılsın istiyoruz. Bu konuda medyadan, sosyal medyadan daha fazla yararlanmak gerektiğini düşünüyoruz. Bunlar olursa, insanların ilgisinin daha fazla artacağını, daha fazla merak edeceklerini, daha fazla ihtiyaç duyacaklarını düşünüyoruz. O merakla birlikte, katılım daha üst noktaya çıkacaktır. Zaten ondan sonra zaman içerisinde arkasının geleceğini düşünüyorum.

Şar: Peki katılımcılıkla ilgili başka planlarınız var mı? Çünkü şöyle bir mesele var: Varsayalım ki 23 Haziran’da başkan Binali Yıldırım seçildi. Bu sefer, CHP olarak sizin Büyükşehir Belediye Meclisi’nde hiçbir söz hakkınız olmayacak mı yine? Böyle mi düşünüyorsunuz?

Balyalı: Söz hakkımız elbette oluyor. Ama sözümüzü duyurmak konusunda geçen 5 yıllık dönemde ciddi olarak zorlandık. Ekrem Başkanın mazbatasının iptal edilmesinden sonra, oluşan olağanüstü ilgi sonucunda canlı yayınları devam ettirme kararı aldı Büyükşehir Belediyesi. Ama bu ne kadar sürer bilmiyoruz. 

Geçtiğimiz 25 yıl süre içerisinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde olan hiçbir şeyin hiç kimse tarafından bilinmemesinin tek sebebi, o günkü yönetim anlayışının tercihleri yüzündendi. AK Parti’nin yönetim anlayışı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ne olup bittiğinin görülmesini istemiyordu. Onlar görülmüş olsaydı, bugün İstanbul’da gördüğümüz bu kuleler, gökdelenler, rezidansların hiçbiri olmayacaktı. İmara açılan yeşil alanlar, okul alanları, sağlık alanları, park alanlarının hiçbiri imara açılmayacak, hepsi yerinde kalacaktı. İstanbul’daki bu imar kirliliği yaşanmayacaktı. Bütün bunlar bu karanlıktan kaynaklandığı için oldu ve bu tercih edildi; insanlar bunları görmesin, duymasın istendi. Aykurt Başkanın az önce söylediği gibi, havuz medyası niye var? Niye kendi kontrollerinde olan bir medya oluşturmak istediler? İnsanlar bunları görmesin, sorgulamasın, herkes, onların kontrolünde olan bir medyada neyi yayınlarlarsa onu bilsin anlayışıyla davrandılar. Bu bir tercihti. Ama bizim tercihimiz bu değil. Biz, herkesin her şeyi bilmesi, doğruları öğrenmesi ve süreçlere katılmasıyla bu karanlıktan çıkabileceğimize inanıyoruz. Bu yüzden biz olabildiği kadar her şeyi şeffaf ve halkla paylaşarak yapmak tercihindeyiz. Önümüzdeki süreçte bütün bu meseleleri böyle götüreceğiz.

Nuhoğlu:Ben bir şey eklemek istiyorum. 23 Haziran’ın şöyle bir önemi var: 23 Haziran’da Ekrem İmamoğlu’nun başkan olması demek, aslında Türkiye’nin yolunun değişmesi anlamına geliyor. 2002’den beri devam eden AK Parti iktidarının, baskıcı, düşünceden yoksun anlayışının yerine, demokratik, modern, çağdaş, düşünen insanların olduğu bir ülke hayalinin güçlendiği bir yapıya dönecek. Türkiye artık kendini aşmak istiyor. Türkiye’nin gençleri, kadınları, çocukları hayatın her alanında gelişmek istiyor. Bu iktidar döneminde İstanbul’da kültür, sanat, spor ve daha bir sürü alanda hiçbir gelişme sağlayamadık. Sadece bina yapıldı, konut yapıldı, yollar yapıldı. Hayat sadece ulaşım ve binalar arasında değil. Şu anda İstanbul’da trafikte bekleme süresi 1,5 saatin üzerinde. AK Parti’nin iktidara geldiği dönemden bu yana nüfus artışı 2 kat arttı. Ama salonları, tiyatrosu, kültürü, edebiyatı, şiiri artmadı. Yeni şeyler yazılmadı, yeni hikâyeler olmadı. Siz bir kentin ekonomisini güçlendirmek istiyorsanız, insanların o kente çok fazla gelmesi lazım. Turizme açık olması lazım. Kentin bir ticaret merkezine, kültür merkezine bir turizm merkezine dönüşmesi lazım. Canlı ve yaşayan bir şehir olması lazım. İşte bütün bunların başlangıcı olacak 23 Haziran. Ve Türkiye, ihtiyacı olan, hakkı olan çağdaşlığa ve modernliğe kavuşacak. 

Şar: Peki. Çok teşekkür ediyoruz sizlere, bu Açık Oturum’da bize eşlik ettiğiniz için. 

Nuhoğlu- Balyalı: Biz teşekkür ederiz.

Şar: Herhalde bu konuyu gerektiği ölçüde ele aldık diye düşünüyorum. Zaten belli sınırlamalar var. İsraf, kimsenin istemeyeceği bir şey. Yasalar yolsuzluğa karşı belki önlem alabiliyor ama israfa karşı tam alamıyor. Pratikte nasıl önlenebilir, biraz bunları konuşmak istedik. Bu programın da sonunda ortaya çıktığı üzere, Türkiye’nin de gündemi 23 Haziran seçimi. O seçimin sonuçlarına göre de bu konuları daha çok uzun zaman konuşacağız gibi geliyor. Tekrar çok teşekkürler.

Sevgili Medyascope.tv izleyicileri, bu akşam Açık Oturum’da sizlerle değerli konuklarım Aykurt Nuhoğlu, Tarık Balyalı ve Fikret Toksöz’le ‘’Belediyelerde neden israf var ve bu nasıl önlenir?’’ konusunu konuştuk. Yapısal meseleler olduğunu gördük. Daha çözülmesi gereken birçok mesele olduğunu gördük.  Ve en sonunda, bunu bir siyasi kültür haline getirip, bunların yasallaştırılması gerektiğini de gördük. Bu konuda atılacak daha çok adım var. Ve bu konuda yapılacak çok program var. Sizler, bizi izleyin, bizler de program yapmaya devam edelim. Hepinize iyi akşamlar, görüşmek üzere. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus