Thomas Piketty: “Marx, şu Rusya’nın hazin halini görse ne düşünürdü acaba?”

Tüm dünyada büyük yankı uyandıran “Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital”in yazarı Fransız ekonomist, Sosyal Bilimlerde Yüksek Araştırmalar Okulu [EHESS] ve Ecole d’économie de Paris’de araştırma yöneticisi Thomas Piketty’nin 7 Nisan 2018’de Le Monde’da çıkan yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

Thomas Piketty

Önümüzdeki ay Karl Marx 200 yaşında olacak. Sovyetler döneminde “Marksizm-Leninizm”in bayraktarlığını yapan ülkenin, şu Rusya’nın hazin halini görse ne düşünürdü acaba?
Ölümünden uzun zaman sonra ortaya çıkmış bir rejim karşısında her türlü sorumluluğu reddederdi kuşkusuz. Marx toprağı işleme vergisinin (cens) baskısı altında olan ve özel mülkiyetin kutsallaştırıldığı bir dünyada büyüdü; o dünyada mal-mülklerine halel getirilirse köle sahipleri bile cömertçe tazmin edilmek zorundaydı (Tocqueville gibi “liberaller” için bu normaldi).
Sosyal-demokrasinin başarılarını ve 20. yüzyıldaki sosyal devleti öngörmek zordu onun için. Marx, 1848 devrimleri sırasında 30 yaşındaydı ve 1883’te, Keynes doğduğunda öldü. İkisi de zamanlarının keskin vakanüvisleri oldular; tek işleri geleceği öngörmek olan teorisyenler yerine konmaları bir haksızlıktı kuşkusuz.

“Hırsızlar toplumu”

Bolşevikler 1917’de iktidarı aldıklarında, eylem planlarının iddia ettikleri “bilimsellik”ten uzak olduğu da bir gerçektir. Özel mülkiyet kaldırılacaktır, tamam. Fakat üretim ilişkileri nasıl örgütlenecektir? Ve yeni efendiler kim olacaktır? Devâsâ devlet aygıtının ve planlamasının bağrında kararlar hangi mekanizmalarla alınacak ve zenginlikler hangi mekanizmalarla paylaştırılacaktır?
Çözüm bulunamadığında, aşırı kişiselleştirmeye kapanılır; sonuç alınamadığında da çabucak günah keçileri bulunur, onlar içeri atılır ve önüne gelen tasfiye edilir.

download

Stalin 1953’te öldüğünde, nüfusun yüzde 4’ü hapistedir; bunların yarıdan fazlası “sosyalist mülkiyetten hırsızlık” yüzünden içeridedir; diğerleri ise günlük geçimini sağlamak için başka ufak çalma-çırpmalardandır. Juliette Cadiot tarafından tasvir edilen “hırsızlar toplumu”dur bu; özgürleştirici olmak isteyen bir rejimin dramatik başarısızlığını göstermektedir. Böyle bir kapatılma düzeyini aşmak için, günümüzdeki Amerikan siyah erkek nüfusu ele almak gerekir (yetişkin erkeklerin yüzde 5’i hapistedir).
Altyapılara, eğitime ve sağlığa Sovyet yatırımları elbette muayyen bir telafi olanağı vermektedir: Kişi başına ulusal gelir, devrimden önce Batı Avrupa düzeyinin yüzde 30 ila 40’ı civarında durağanlaşmıştır; 1950’li yıllarda yüzde 60’ı aşan bir sıçrama yapar. Ama 1960-1970 yıllarında ara tekrar açılır, hatta ortalama ömür azalmaya başlar (barış zamanında benzeri görülmemiş bir hâdisedir bu). Rejim içe doğru çöküşün kıyısındadır.
Sovyetler Birliği’nin (SSCB) ve üretim aygıtının parçalanması, 1992-1995 yıllarında yaşam düzeyinde bir düşüşe yol açar. Kişi başına gelir 2000’den itibaren artar ve satın alma gücü paritesi bakımından 2018’de Batı Avrupa düzeyinin yüzde 70’i civarına yerleşir (ama cari döviz kuru kullanılırsa, rublenin zayıflığı hesaba katıldığında, iki misli azdır). Maalesef, kısa süre önce Filip Novokmet ile Gabriel Zucman’ın gerçekleştirdikleri bir araştırmanın gösterdiği gibi, eşitsizlikler resmî istatistiklerin ileri sürdüğünden çok daha hızlı artmıştır.

Sınırsız bir hırsızlar iktidarı sapması

Daha genel olarak, Sovyetler’in yıkılması her tür yeniden dağıtım iddiasından vazgeçilmesine yol açmıştır. 2001’den beri, 1000 ruble de kazansanız, 100 milyar ruble de kazansanız, gelir vergisi oranı yüzde 13’tür.
Müterakki verginin yok edilmesinde Reagan ve Trump bile bu kadar ileriye vardırmamıştır işi. Rusya’da miras üzerine hiçbir vergi bulunmamaktadır; Çin Halk Cumhuriyeti’nde de. Asya’da servetinizi aktarmak istiyorsanız, Taiwan, Güney Kore ya da en yüksek miraslara vergi oranının kısa süre önce yüzde 50’den 55’e çıkarıldığı Japonya gibi kapitalist ülkelerde değil, eski komünist ülkelerde ölmek evlâdır.
Ama Çin’in sermaye çıkışları ve özel birikimler üzerinde muayyen bir denetimi koruyabilmiş olduğu noktada, Putin Rusyası sınırsız bir hırsızlar iktidarı sapmasıyla kendini göstermektedir. 1993 ile 2008 arasında devâsâ fazlalar gerçekleştirmiştir: Yirmi beş sene boyunca yılda GSYİH’nin (gayrisafi yurtiçi hasıla) ortalama yüzde 10 civarı, yani GSYİH’nin yüzde 250’si gibi bir toplam (ulusal üretimin iki buçuk yılı). Normalde bunun aynı cüssede finans rezervi birikimine yol açması gerekirdi: Kaldı ki seçmenlerinin gözetimi altındaki Norveç’in biriktirmiş olduğu egemen kamu fonunun cüssesi de hemen hemen budur. Fakat Rus resmî rezervleri on misli azdır: Olsa olsa, GSYİH’nin yüzde 25’i.
Para nereye gitmiştir? Bizim tahminlerimize göre, zengin Rusların sadece vergi cennetlerindeki offshore varlıkları bir yıllık GSYİH’den fazladır; yani Rus ailelerinin ellerindeki resmî finans varlıklarının tamamına eşdeğerdir. Başka türlü söylersek –küresel ısınmanın sınırlandırılması için yeraltında kalmalarının daha hayırlı olacağını da bu arada belirtmemiz gereken– ülkenin doğal zenginlikleri, bir azınlığa muazzam Rus ve uluslararası finans varlıklarını ellerinde tutma olanağı veren, şeffaflıktan yoksun yapıları beslemek için yoğun biçimde ihraç edilmiştir.

Marx
Karl Marx

Bu zenginler Londra, Monaco ve Moskova arasında mekik dokumaktadır; bazıları Rusya’dan hiç ayrılmamıştır ve ülkelerini offshore kurumlar üzerinden elde tutmaktadır; çok sayıda Batılı aracı ve şirket de bu arada kocaman parçalar koparmışlardır ve bugün de spor ya da medya üzerinden bunu sürdürmektedirler (bazen buna filantropi/insanseverlik adı verilmektedir). İç edilen miktarın büyüklüğünün tarihte bir benzeri yoktur.
Avrupa, ticarî yaptırımlar uygulamaktan ziyade, bu varlıklara yüklenip Rus kamuoyunu muhatap alsa daha iyi ederdi. Post-komünizm bugün hiper-kapitalizmin en beter müttefiki haline gelmiştir: Marx olsa tarihin alaycılığını takdir ederdi belki, fakat bu yüzden kendimizi buna uydurmamız da gerekmiyor.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar