Sabun Köpüğü (15): Var

Pazar akşamı 18.30… açık havada bir televizyon ekranına kilitlenerek seçim sonuçlarını bekleyen biri var. 

‘Çok çay içtiniz size bir limonata getireceğim’ diyen bir garson??? O da var elbette.

18.35 Limonata gelir. İçine bir de portakal kabuğu koydum der garson. Karşısındaki kadının elinde bir kitap vardır. Kitaba bakar ve gülümser.

18.40. Kadın düşünür. “The Keep” (Kale) Jennifer Egan’ın üçüncü romanıdır.  Egan, zamanında bu son romanıyla New York Times’ın kitap eki de  dahil olmak üzere Amerika’nın prestijli dergilerine kapak olmuş ve yapıtı hakkında çok konuşulmuştur. 

O zamanlar okumuştur onu kadın. Peki niye bir daha elinde gezdirmektedir…. Burası muammadır işte. Vardır bir hikmeti!

18.45 Eski notlarına bakar kadın.  Yazar, “The Keep”de, bir gotik fanteziyle karşımıza çıkmıştır . Aslında gotik roman türü ve bu romanla kendine yol açan egzotizm Amerikan edebiyatının çokça kullandığı bir türdür. Irka dayalı kimliklerin, insan varlığının çeşitliliği ve bu çeşitliliğin getirdiği farklı yaşam biçimlerinin var olduğu fikri, o coğrafyanın sıkça rastladığımız temalarından biridir. Amerikan edebiyatçısı ve eleştirmeni Malcolm Bradbury’nin “The Modern American Novel” adlı kitabında yazdıklarına göre 70’li yıllardan 90’lı yıllara sokaktan kağıda taşınan edebiyat esintilerinde sınıfsal ve ırksal farklılıkları, cinsiyet bölünmelerini, bir etnik grubun başka bir etnik gruba göre standartlaştırdıklarını ve insanın öykülenmesindeki çeşitliliğin ifşasını görmek mümkündür. Bradbury, Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra gelinen noktanın gerçekçiliğe daha yakın bir içeriği işaret ettiğini söylerken edebi biçime dayalı radikal arayışın azalmasına da dikkat çekiyor. 

Bradbury’nin kitabındaki yorumlar 11 Eylül ve sonrasına yetişmemiş olsa da Amerikan edebiyatını kurgu, içerik ve kullanılan dil anlamında bir soru işaretinin beklediğini tahmin ederiz. Bu açıdan bakıldığında “The Keep” sadece formdaki arayışı ile bile 21. yüzyılda kendine yeniden yol açabilecek bir edebiyatın  öncülerinden biri olabilir. Korkunun temalaştığı daha nice öykü bizi beklemektedir. Kısaca polisiye, bilimkurgu ve gotik romanlarının daha da bollaşacağı aşikar.

18.50 Korkunun eşlik ettiği Egan’ın “The Keep” kurgusu, benlik ve tarihin kesinleştirdiği  ne varsa hemen hepsiyle yeniden buluşturur bizleri. Yaşamla kurgu arasında kurulmuş içli dışlı gotik bir anlaşmadır bu. Gerçeği hayale dönüştürmüş bir kurgu, bağımsız bir üst-metin ve üstü örtülü de olsa tarihsel bir farkındalığın reddi.

Baş kahramanlarından biri olan Howard, Doğu Avrupa’da satın almış olduğu Ortaçağa ait olan şatoyu yenileme aşamasında, kuzeni Danny’ye hayalgücünün ona bir yaşam sunduğunu söyler. Ona göre Ortaçağlardaki insanların günümüzdekilerden farkı gördükleri düşler ve bu düşlerin içinde saklı olan cadı, melek ve hayaletlerdir. “ Çağımızda İnsanlar sıkılıyor” der Howard Danny’ye. Hatta dahasını da söyler: “Hepsi ölü!” Bunu anlamak için bir alışveriş merkezine gitmesini ve oradaki insanların yüzlerine bakmasını öğütler Danny’ye. 

“Ne kayıp-Gerçekten neye ihtiyaç duyuyorlar-Bundan sonraki adım ne” sorularının bir tek adresi vardır Howard’ın kafasında: Düşgücü. Hayal et! Ancak bu noktada, kitabın ters sarmallanan kurgusunu izleyerek Egan’ın ve Egan’ın  anlatıcısının Howard’ı da köşeye sıkıştıracağını biliriz. Şatonun zindan biçimindeki kalesinde yaşamakta olan ve bu kale-zindanı “ta kendisi” olarak tanımlayan yaşlı baronesin Danny’ye vereceği bir sır vardır. Kalenin altındaki asıl zindan… 

Bütün şatonun, bütün bilinmezleriyle orada saklı olduğunu öğreniriz baronesten; o noktada hiçbir şeyin hayal edildiği gibi olmadığını söylemektedir bize bu 90’lık kadın. Neler görmiş neler geçirmiştir… Korkular, fanteziler ve tabularla örülü toplumların hayallerinin eleştirisidir de bu aynı zamanda. Ama hepsi değil… İşin içine hastalıklı bir dostluğun temsili olan Howard ve Danny kadar bu ikilinin geçmişlerini, her ikisi için dehlizlerin ne anlama geldiğini, şatoyu, şatoyu restore edecek gençleri, Howard’ın karısı ve çocuğunu, kaleyi, kaledeki zindanı, baronesi ve belki de Anglo-Amerikan kültürünü topyekûn eleştiren bir perspektif daha mevcuttur kitapta. 

19.00

Limonata biter. Ekranda az sonra cümlesi belirir… Mailler yağar, Whatsapp mesajları da…

Kale adlı kitapta asıl öykü, sabaha karşı 2’de binbir zorlukla yeriyurdu belirsiz bir şatoya varan Danny değildir. Onun Howard’la bir türlü hesaplaşamadığı geçmişi de değil. İşin ilginci Barones de değidlir. Howard da değildir…Asıl öykü , tüm bu olup bitenleri Ray adlı bir tutuklunun anlatmasıdır. Cezaevindeki bir yazı atölyesine devam etmektedir. Bir “hiç kimsedir”. Ne yazık ki kitabın sonunda, tıpkı anlattığı kahramanlar gibi kendini aşabilecek bir olgunluğa erişemeyecektir. 

Umut var mı, çıkış var mı her şey iyi olacak mı sorularına gelecek olursak…

“The Keep”, bir umut silsilesi sunmayacaktır okurlara.  

İşin gerçeği asıl umut Egan’ın bu uzlaşmaz tavrıdır. Umut görebilmek , anlayabilmek, fark edebilmek, tüm korkutucu geçmişe rağmen ve tüm korkutucu geleceüe rağmen görebilmek, anlayabilmek, fark edebilmek…

Zaten belleklerimizdeki zindanların tek umudu da bu değil midir paranoyalarımızdan arınmak için? 

19.15  seçim sonuçları geldi… Kadın o akşam sosyal medyadaki sayfasına, kimsenin pek tınlamayacağı bir şey yazdı. 

Bu ülkeyi birbiriyle barıştır Başkan; kendinden korkan insanların nasıl barıştırılacağını az çok tahmin ediyordu.

Sonra bir şey daha yazdı:

Çoğul demokrasinin, sosyal demokrat olduğunu düşünenler de dahil olmak üzere hepimize her alanda ne kadar gerekli olduğunu kanıtla lütfen. 

Yolun açık olsun Başkan. Hepimizin.

19.30: Sabun köpüğü ışıldadı. Bayraklarla önünden geçenlere baktı kadın. Yurttaş olma fikrini düşündü. 

Her şeyin daha güzel olabileceği bir yer var mı hâlâ? diye geçirdi zihninden.

Var olsun istedi.

Var dedi. Yani belki… Olmalı dedi. Çok daha güzel bir yer olmalı.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar