İSTANBUL (Medyascope) – Zeytin Dalı’nda bu hafta Müge İplikçi’nin konuğu yazar Hande Ortaç, “Sus” adlı romanını anlattı. Programda, İstanbul’un şiddet üreten yapısı, erkeklik kurgusu, dijital zorbalık, medya-siyaset ilişkisi ve kadın karakter Sinem üzerinden Türkiye’nin güncel toplumsal meseleleri ele alındı.
Zeytin Dalı’nda bu hafta yazar Hande Ortaç “Sus” adlı romanını Müge İplikçi’ye anlattı. Ortaç, kitabını yazmasındaki ana motivasyonun günümüzdeki adaletsizlikler, keyfi kararlar, siyasi davalar ve artan şiddet olduğunu söyledi.
Ortaç kitabında, adaletin olmadığı yerde insanların güçle iktidar kurma çabalarını ve toplumsal mafyalaşmayı ele aldığını anlattı. Romanın bir diğer ana temalarından biri olan İstanbul hakkında Ortaç, “İstanbul gibi bir metropol ve bu kadar büyük bir kent, şiddetin her katmanını içeriyor. O yüzden de kente baktığımızda zaten hem adaletsizlikleri hem de bu adaletsizliklerden doğan şiddeti rahatlıkla görebiliyoruz” dedi.
Ortaç, kitaba adını veren “susma” fiilinin bir yandan karakterlerin kendileriyle ilgili sırları ifşa etmesi, diğer taraftan da çok sesli dünyada asıl duyulması gereken fısıltıların duyulması için bir çağrı anlamına geldiğini söyledi.
Umut ve direniş
Hande Ortaç, romanın karanlık havasına rağmen adalet arayışında bir “umut ışığı” olduğunu vurguladı. Ortaç, romandaki genç kadın karakterler medya ve karakol gibi adaleti tesis etmesi gereken kurumlarda sistemi içeriden dönüştürebilecek kişiler olarak konumlandığını söyledi. Hande Ortaç, yeni bir kamusal alan olarak sosyal medyanın adalet arayışının örgütlenebileceği bir platform olduğuna dikkat çekti:
“Yeni direnişler ve direniş mekanizmalarını medyada bulabiliriz diyerek buna da işaret etmeye çalıştım. Dünya olarak umutsuz, karanlık dönemlerden geçiyoruz ama bu çatlaklar bir ışığın içeri girmesini sağlayacak gibi hissediyorum.”
Martı metaforu
Hande Ortaç, “Sus” romanındaki “martı” metaforunun İstanbul’u temsil ettiğini söyledi. Ortaç, martıların hem güzel hem de yırtıcı doğasının İstanbul’un güzelliklerinin ardındaki katmanlı şiddeti ve adaletsizliği temsil ettiğini belirtti.
“Martı’nın İstanbul’u güzel temsil ettiğini düşünüyorum. Genel bir açıdan Martı’nın gözünden İstanbul’a yaklaşıyoruz ve hikayeye giriyoruz. Hikayeden yine Martı ile çıkıyoruz” diyen Ortaç, metropolün her şeyi kapsayan yapısını göstermeyi amaçladığını aktardı.
Kitap tanıtım bülteni
Bir av partisinin en masumu avın ta kendisi değil midir? Avcı silah kuşanır. Ganimetinin doğal ortamına sızar. Ona hissettirmeden yaklaşmak, onu iyice görmek, aman ha görünmemek için kamuflajını kuşanır mutlak sessizlik ister. Duyulmaması mühimdir. Etrafındaki her şeyi susturur. Şşt! Av başladı bile. Kulaklarımız sağır olana kadar susalım.”
İstanbul’un beton blokları arasında iki yabancı; iki ayrı hayat. Bir yanda sahte kimliklerin ardına saklanıp internet âleminde vatan savunması yapan bir trol. Diğer yanda toplumun üçüncü sayfa haberi olarak gördüğü hamile bir kadın. Yolları bir apartman dairesinde kesişiyor. Hem suç ortağı oluyorlar, hem de düşman.
Hande Ortaç, Sus’ta dijital zorbalığın karanlık ve hınç dolu odalarından kadınların görünmez kılınan hayatlarına sarsıcı bir köprü kurarken, günümüz Türkiyesi’nin nefes alış verişini, klavye tıkırtılarını her satırda hissettiriyor.







