Prof. Daron Acemoğlu ile söyleşi: “Hâlâ kriz ekonomisi içindeyiz”

Yayına hazırlayan: Okan Yücel

Medyascope özel yayınına katılan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Ekonomi Profesörü ve Bilim Akademisi üyesi Prof. Daron Acemoğlu, Okan Yücel’in sorularını yanıtladı. Acemoğlu, hem Türkiye ekonomisinin durumunu hem de küresel ekonomik sistemin içinde bulunduğu durgunluğu değerlendirdi.

Acemoğlu, Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşlarının henüz dünya genelindeki ekonomik durgunlukta ciddi bir pay sahibi olmadığını belirtirken buna rağmen Çin’in demokratik olmayan ülkeler için ekonomik büyüme açısından bir model haline geldiğini söyledi. Demokrasi ile yargı ve siyaset kurumlarının önemini de vurgulayan Acemoğlu, bu faktörler ile sürdürülebilir ve yüksek kaliteli ekonomik büyüme arasında ciddi bir ilişki olduğunu vurguladı. Daron Acemoğlu, Türkiye’nin içinde bulunduğu güncel ekonomik koşulları da değerlendirerek sorunların esas nedenleriyle uğraşılmadığını söyledi ve “Hâlâ kriz ekonomisi içindeyiz” dedi.

Prof. Daron Acemoğlu ile Söyleşi:

Medyascope.TV özel yayınından herkese merhaba, bugünkü yayını Bilkent Üniversitesi’nden gerçekleştiriyoruz. Bilkent Üniversitesi’nin bu yıl düzenlediği ekonomi çalıştayının konuşmacılarından bir tanesi de dünyaca ünlü ekonomist Prof. Dr. Daron Acemoğlu’ydu. Biz de kendisiyle bir söyleşi gerçekleştireceğiz. Hem Türkiye’nin hem de uluslararası sistemin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal konumu anlamlandırmaya çalışacağız.

-Hocam öncelikle çok teşekkürler yayınımıza konuk olduğunuz için.

Çok teşekkürler, ben size teşekkür ederim.

-Hocam, ilk aşamada şunu sormak istiyorum: bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik durumu nasıl değerlendirirsiniz genel olarak?

Şu anda biz hâlâ kriz ekonomisi içindeyiz. Yani, son bir sene içinde hissedilen ekonomik çalkantılar sona ermiş değil ve bunun da etkileri hem siyasete hem ekonomiye yansıyor ve yansımaya devam edecek. Şu ana kadar ekonominin problemlerinin asıl, ana nedenleriyle uğraşılmadı ve bunlar kısa dönemde şirketlerin, özellikle şirketlerin, bir ölçüde de bankaların ama özellikle şirketlerin bilançolarındaki problemler ve bu şirketlerin nasıl geleceğe doğru yatırıma başlamalarının sağlanacağı. Daha da derin olarak Türkiye’deki kurumsal, yargısal ve yapısal problemlerin giderek artması ve bunlara çözüm giderilmemesi.

Konuşmalarınızda kaliteli bir büyüme için kurumların ve demokrasinin önemine çok fazla vurgu yapıyorsunuz. Aslında Türkiye’nin 2002-2006 yılları arasındaki ekonomik büyümesinin kaliteli olduğunu söylüyorsunuz. Üretkenliğe, istihdam artışına çok fazla vurgu yapıyorsunuz. Ondan sonra bir kırılma oldu ve sizin deyiminizle aslında daha kredi üzerinden tüketime dayalı, inşaat sektörünün büyümesine dayalı bir ekonomik büyüme modeli yerleşti. Bunun sebebi aslında uluslararası koşulların değişmesi miydi yoksa Türkiye’nin tamamen kendi politik tercihinden dolayı mı böyle oldu ve bugünkü krizin köklerini o kırılmada mı aramak lazım?

Çok sağ olun bu soruyu sorduğunuz için çünkü şu anki Türkiye’nin durumunu anlamak için çok önemli. Bence tabi ki dışarıdan gelen faktörlerin de bir etkisi var ama en önemlisi Türkiye’nin içinden gelen bir değişme. Bunun da temeli aslında sizin de dediğiniz gibi kurumlarda yatıyor. Türkiye’nin verimliliğinin artışına bakarsanız 2002-2006 arasında bu çok güzel olan bir artış nereden geliyor? O süreç içine Türkiye’de birçok işadamı güvenli bir şekilde yatırım yapmaya başlıyor, dışarıdan teknoloji getirmeye başlıyor, yabancı sermaye buraya geliyor ve bize teknolojinin iyi şekilde gelmesini sağlıyor ve bunlar 2006’dan sonra tamamen duruyor; çünkü ekonomik kurumlarda ve onların arkasında siyasî kurumlarda ondan önce gördüğümüz iyileşme tam tersine dönüyor. Bu durum büyümeyi tamamen durdurmasa da büyümenin kalitesini düşürüyor; ama düşük kaliteli büyüme: Üretkenlik çıkartmayan, aynı zamanda işsizliği düşürmeyen, aynı zamanda kredi, inşaat sektörüne bağlı, yatırıma ve teknolojiye bağlı olmayan bir büyüme çok üzün süre götürülemez. Bunu ne kadar uzun götürmeye çalışırsanız, bankaların, şirketlerin bilançolarında daha fazla problem olmaya başlar çünkü kredi var ama onu karşılayacak üretkenlik yok. Dış dengelerde, cari açık gibi olan dengelerde bir bozulma olur ve en önemlisi üretkenliği arttıramadığımız için önümüz tıkanır. Şu anki içinde bulunduğumuz ekonomik problemler birden bire bir gün içinde ortaya çıkan şeyler değil. Son 8-9 yıl içinde bunların yavaş yavaş giderek arttığını görüyorduk. Sonunda bir noktaya geldi ki artık ekonomi gidemiyor. Bu da yapısal alandaki reformların önemini bizim için vurguluyor.

Bazı kurumlarda gerileme olduğu zaman veya bir çürüme yaşandığı zaman bunları telafi etmek de zaman alabiliyor.

Çok tabi çünkü bu siyasî bir olay ve normal olarak siyaset hemen bir gün içinde değişmiyor. Bazı kararlar var, başta bazı güçlü kuvvetler var ve onların ya kararlarını değiştirmesi gerekiyor ya da demokratik süreç içinde yeni hükümetlerin gelmesi gerekiyor. Bu konuda bir sürü sinyaller var son üç senedir sürekli hem yurt dışından, IMF’den hem yurt içinden sesler bunun değiştirilmesi gerektiğini söylüyor ama bu kolay olan bir şey tabi ki.

Aslında bugün uluslararası sisteme baktığımı zaman, Amerika’nın büyümesinin de geçmiş yıllara göre az kaliteli olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şey Avrupa için de geçerli. Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu bu ekonomik durgunluk aslında uluslar arası sistemdeki genel yapının bir uzantısı mı yoksa Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinin de bunda ciddi bir rolü var mı?

Tabi bunların hepsi birbirleriyle bağlantılı. Yani Amerika’ya bakarsanız üretkenlik artışı Amerika’da da düşmüş durumda. Bu, teknolojilerin ve küreselleşmenin getirdiği zorluklarla ilgili. Bunun Türkiye üzerinde de etkisi var; ama Amerika’da gördüğümüz Türkiye’deki gibi sıfır üretkenlik artışı değil. Çok ani bir duruş değil. Ayrıca, Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Türkiye’yi Amerika veya gelişmiş ülkelerle değil, Güney Kore gibi ülkelerde kıyaslamamız lâzım. Onlardaki büyüme artışı bizdeki kadar düşmedi. Bu nedenden dolayı aslında Türkiye’nin kendi içindeki problemlerden dolayı buraya geldiğini görüyoruz. Tam tersine aslında Türkiye son on sene içinde yurtdışındaki faktörlerden biraz yararlandı çünkü çok düşük faizli ve çok hevesli bir sermayenin Türkiye’ye gelmesi aslında Türk ekonomisine pozitif bir etkide bulundu ama aynı zamanda bizim daha derin olan problemlerimizle karşılaşmamızı önledi.

Aslında siz demokrasi ile kaliteli ve sürdürülebilir ekonomik büyüme arasında çok güçlü bir bağlantı olduğunu düşünüyorsunuz. Bugün geldiğimiz noktada pek çok yerde demokrasi karşıtı eylemlerin de hareketlerin de güç kazandığını görüyoruz. Veya popülist liderlerin iktidara geldiğini görüyoruz. Siz bu bağlamda, küresel ekonomi içinde, demokrasi ve kaliteli ekonomik büyümenin bağlantısının en azından kısa vadede nasıl bir aşama kaydedeceğini düşünüyorsunuz?

Demokrasi ve büyüme konusunda çok tezler savunuluyor. Gazetelerde demokrasi karşıtı demokrasi yanlısı bir sürü yazılar yazılıyor ama aslında bunu dikkatli olarak irdelemek lazım. İrdelediğimiz zaman iki tane olay var: Birincisi, verilere bakarsanız gerçekten demokrasinin özellikle yüksek kaliteli, verimliliğe bağlı büyümeye çok büyük bir pozitif etkisi var; ama aynı zamanda demokrasi kolay bir şey değil. Pozitif etkisi olsa da demokrasiler çok kırılgan ve kuvvetli bir şekilde düşme, ortadan kalkma ya da siyasî olarak zayıflama riskleri var. Şu anda da zaten küresel açıdan da demokraside bir zayıflama var. Bir tek Türkiye’de değil, Hindistan’da, Filipinler’de, Brezilya’da, Macaristan’da, demokrasiyi tamamen ters çevirmek değil ama demokrasinin önemli sütunlarını zayıflatan şeyler var. Örneğin, bağımsız medya ve insan haklarına ve çoğulculuğa olan saygı. Bunlar ve tek adam sistemleri ortaya çıktığı zaman demokrasi tamamen çökmüyor ama baya zayıflıyor ve baya zayıfladıkça da bunun kurumsal sonuçları oluyor. Bu da verimliliği düşüren ve yüksek kaliteli büyümeyi zorlaştıran şeyler.

Peki, bu noktada, Çin ve ABD arasında yaşanan ticaret savaşını nasıl konumlandırabiliriz? Bu demokratik gerilemede bunun bir etkisi var mıdır veya küresel ekonomik durgunlukta bunun etkisi ne kadardır?

Bence şu anki ticaret savaşının büyük bir önemi yok; ama tabi ki Çin’in bir etkisi var. Çin demokratik olmayan ülkelere bir model haline geliyor. Ondan yardım alıyorlar, ondan destek alıyorlar, demokrasiyi bir tarafa bırakırsak biz de Çin gibi olabiliriz diyorlar. Ticarî savaşın ne önemi olacak onu daha göremiyoruz. Avrupa’ya ve Amerika’ya bir etkisi var. Amerika’ya özellikle etkisi yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Türkiye için tabi biraz daha komplike çünkü ekonominin durulması Türkiye için kötü olur ama aynı zamanda Çin ihracat edemezse o ihracatın bir bölümü de Türkiye’ye gelebilir.

Geçen sene yine bir Medyascope yayınında aslında Türkiye’nin yine içinde bulunduğu bir ekonomik durgunluk döneminden geçiyorduk ve çok keskin bir kur artışı olmuştu. Bunun aslında bir sistemik kriz olmadığını, buna durgunluk diyebileceğimizi söylemiştiniz. Bir sene daha belki negatif büyümenin ardından Türkiye düzlüğe çıkabilir demiştiniz. Şu an tam bir sene geçti. Geldiğimiz noktada herhangi bir farklılık görüyor musunuz?

Belki de orada yeterince doğru söyleyemedim. Eğer doğru politikalar izlenirse bir senede düzlüğe çıkabiliriz dedim.

O politikalar gerçekleşmedi herhalde?

Hayır, gerçekleşmedi kesinlikle. O zaman da düşünmüyordum şimdi de düşünmüyorum ki yanlış politikalarla bir sene içinde düzlüğe çıkabiliriz. Hatta daha günler bizim önümüzde.

Son olarak da yazdığınız ve yakında piyasaya çıkacak kitap ile ilgili bir soru sormak istiyorum. James A. Robinson ile birlikte yazdınız yine. “Why Nations Fail?” kitabı çok ses getirmişti. Türkçeye de “Ulusların Düşüşü” adıyla çevrildi. Şimdi bunun ikincisi çıkacak galiba, Eylül ayında ABD’de ve Avrupa’da piyasalarda olacak. İlk kitapta aslında çok geniş kapsamlı bir tarih anlatımı görmüştük. Sömürgecilik tarihinden, kapsayıcı kurumlardan, inovasyonlardan bahseden çok kapsamlı bir kitaptı. Bu yeni çıkacak kitap da bu şekilde mi olacak?

Aynı şekilde olacak. Hatta biraz daha tarihin geçmişinden başlıyor; ama bizim şu anda açıklamaya çalıştığımız şey yalnızca bir ekonomi değil, aynı zamanda özgürlüğü savunan ve koruyan kurumların nasıl çıktığı ve niye özgürlüğün çok zor bir denge olduğu. Yani kitabın ismi de – Türkçeye nasıl çevirecekler bilmiyorum.- “Dar Koridor”. Bunun nedeni de dar bir koridor içinde özgürlük gelişebiliyor ve bu koridordan çıkması çok olası ve aynı zamanda o koridorun dışında olan yerlerde özgürlüğü öldüren çok daha kuvvetli güçler var. Bu güçleri tarihten nasıl anlıyoruz, nasıl bugüne uyguluyoruz bunları açıklamaya çalışıyoruz.

Peki hocam çok teşekkürler yayınımıza katıldığınız için.

Ben teşekkür ederim.

Bugün Medyascope.TV özel yayının konuğu Prof. Daron Acemoğlu’ydu. Kendisiyle hem Türkiye’nin hem uluslararası sistemin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasî durumu sizler için sizler için anlamlandırmaya çalıştık. Bu yayının çekiminde bizlere Batu Bozkürk yardımcı oldu. Bu özel yayını izlediğiniz için teşekkürler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar