Kitap kafeler, fanzinler ve nargile: Dindar gençliğin dönüşen sosyal hayatı

1950’lerden bu yana gerek sol camiada, gerekse İslami camiada, bir araya gelen bir grup genç dünyayı değiştireceklerine inanır, bir amaç üzere toplanır, dergi-fanzin gibi yayınlar çıkarır, politika ve edebiyat alanlarında tartışmalar yapar. Bu, uzun yıllar süregeldi, yıllar içerisinde bir genç kuşaktan diğerine aktarıldı.

Geçmişteki mütedeyyin genç gruplar iktidar eleştirisi de yapan, muhalif bir yönü olan gruplardı. Zira o yıllarda iktidar kendi siyasi yaklaşımlarına ters geliyordu.  

Peki mütedeyyin camiadaki gençler bugün ne durumda? Nerelerde oturuyor, sosyalleşiyorlar? Eskisi gibi “entelektüel” denebilecek toplantıları, bir yayın üretme çabaları var mı? 17 yıllık AKP iktidarı pek çok gencin hemen hemen hatırladığı tek siyasi dönem. Bu açıdan genç olmanın verdiği muhalif duruş nereye, kime yönelmiş durumda?

Mütedeyyin mekanlar, “yeni İslamcılar”

Özellikle mütedeyyin camianın gittiği mekanlara giderek bu soruların cevabını bulmaya çalışıyorum. İlk olarak Üsküdar’daki kafeleri gezerek başlıyorum araştırmaya.

Pek çok kafe diğeriyle benzer dekor, müzik gibi özellikler taşıyor. Loş, sarı ışık, fonda çoğunlukla tasavvuf müziği… Koltuklar, kitaplıklar, kahve fincanları retro bir evde oturuyormuş hissi vermek üzere dizayn edilmiş. Menülerde “Ecnebi kahveleri” gibi ilginç kategoriler mevcut.

Bazı kafeler sosyal medya hesabınızda kafenin ismini etiketleyerek paylaşım yaptığınızda kitap hediye ediyor üstelik.

Başka bir kafede sık sık şiir dinletileri, yazar-okur buluşmaları, seminerler, söyleşiler düzenleniyor.

Bazı köşelerde kitap okuyan insanlara rastlayabiliyorsunuz, nargile hemen hemen her kafede mevcut ve gençler arasında oldukça da talep görüyor.

“Buralarda gençlerin katıldığı toplantılar yapılıyor mu?” sorusunun cevabını bir kafenin çalışanından almaya çalışıyorum. Çoğunlukla arkadaşlarıyla kahve içmeye gelenler olduğunu fakat okul döneminde az da olsa yapıldığını öğreniyorum.

“Muhalif gerilimi geride bırakıp huzura erişen mahallenin gençleri” 

Ahmet Vehbi Şafak, geçmişte mütedeyyin gençlerin muhalefet edeceği unsurlar olduğunu, bunun onları heyecanlı ve diri tuttuğunu, dolayısıyla daha fazla fikir yayını olduğundan bahsediyor.

Şafak, kendisi de bu İslami camianın içerisinde yer almış bir isim. Üniversite yıllarında arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları fanzini konuşuyoruz kendisiyle.

Fanzinin okuldaki fotokopi makinasıyla basıldığını, sayfaların yapıştırılarak bir araya getirildiğini anlatıyor Şafak.

Fanzin, Şafak’ın deyimiyle okuldaki dedikoduları içeriyor. Bunun yanı sıra, fanzinde YÖĶ protestoları, basın açıklamaları gibi olayların da haberleri yer alıyor. 

Şafak, “İslâmî camianın belli muhalefet edeceği konular vardı, başörtüsü gibi. Dolayısıyla bir gerilim vardı” diyor.

Bu noktada kendisine Üsküdar’da gezdiğim mekanları anlatıyorum ve “Acaba bu gerilimin bitişiyle birlikte hepsi olmasa da birtakım mütedeyyin gençler ‘huzura mı erişti?’” sorusunu soruyorum.

Bunun tam da bu şekilde olduğunu söylüyor Şafak, bu yüzden şu anda fikirsel yayınlardan ziyade edebiyat ağırlıklı yayınların bu camia içinde daha yaygın olduğunu düşünüyor. 

Üsküdar kafelerine değinmişken HUQQA’yı da soruyorum Şafak’a. “Üsküdar’daki kafelerde oturanlara sorarsanız HUQQA’dakileri, size oraya gidenlerin dejenere olduklarını söylerler” diyor. 

Önceleri Fatih At Pazarı‘nda toplanan gençlerin birtakım soruları ve sorunları olduğunu, ülke gündemine dair fikirleri olduğunu söyleyen Şafak, bu tarz lüks mekanların müdavimi olan gençlerin iyiden iyiye apolitize olduğunu belirtiyor.

“Çıkardığımız dergideki insanların siyasi görüşünü bile bilmiyorum, bizi bir arada tutan şey yalnızca edebiyat”

Şafak’ın ardından halihazırda bu fanzin işlerinin nasıl yürüdüğünü öğrenmek üzere Rumeysa Genç ile konuşuyorum. Rumeysa, Palto adlı bir öykü dergisine katkı sunan gençlerden biri.

25 yaşındaki Rumeysa, Fars Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun. Rumeysa’ya ilk olarak bu kafeler hakkında ne düşündüğünü soruyorum. Bu tarz edebiyat işleri için adeta biçilmiş kaftan gibi görünen bu kafelere uğruyorlar mı acaba?

Rumeysa’ya göre bu kafeler sahte bir şeyi yansıtıyor ve ruhsuz. “Tüm ambiyans, tüketim kültürünü biraz daha yaygınlaştırıyor” diyor ve bu kafelerin amacının da bu olduğunu düşünüyor.

Arkadaşlarıyla buluştuğunda da bu tarz yerleri tercih etmediğini söyleyen Rumeysa’ya hangi mekanlara gittiğini ve çıkarılan derginin toplantısının nasıl bir ortamda yapıldığını soruyorum.

Rumeysa, arkadaşlarıyla buluşmak için çay bahçeleri, çay ocakları gibi yerleri tercih ediyor. Dergi toplantıları ise bambaşka bir mecradan, internet üzerinden, mail yoluyla yapılıyor.

Katkı sunanların çoğu sosyal medya üzerinden tanışıp, bu dergi etrafında toplanmış kişiler.

Bunu duyduğumda, “İşte en büyük dönüşüm bu!” diyorum.

Rumeysa da Palto dergisi ekibiyle sosyal medya üzerinden tanışmış. Bu toplantıların yüz yüze olamama sebebi ekipteki hekesin farklı şehirlerde yaşıyor olmasından kaynaklanıyor.

Bu noktada sosyal medyanın edebiyat üretmede olduğu kadar çevre edinmede de iyi bir araç olduğunu anlatıyor Rumeysa:

“Çevrenizdeki insanları çoğu kez seçemiyorsunuz. Örneğin benim çevremde benim gibi olan, edebiyat seven, ‘Şu dergide şu yazmış’, ‘Bu yazar bunu demiş’ gibi kaygıları olan insanlar pek yok. Sosyal medya ise şöyle bir mecra, siz kendinize bir etiket ediniyorsunuz, kendinizi orada istediğiniz gibi ifade ediyorsunuz ve ona göre insanlar oluşuyor çevrenizde. Sizinle aynı şeyi düşünen, amaçlayan insanlara ulaşmak çok daha kolay.”

Rumeysa’ya yazıların politik yanının olup olmadığını da soruyorum.

Pek çok Palto yazarının ve çalışanlarının siyasi duruşunu bilmediğini söyleyen Rumeysa, “Belki tanısam asla yan yana duracağım insanlar değillerdir, belki bazı görüşler bana çok terstir ama bunların hiçbirini bilmiyorum ve ilgilenmiyorum. Her birimizin ortak noktası ve amacı edebiyat üretmek” diyor.

Üsküdar’daki Romantik İslam, Kuruçeşme’de yerini Boğaz manzaralı Siyasal İslam’a bırakıyor…

Üsküdar’daki kafelerin ardından özellikle alkolsüz olması sebebiyle muhafazakârların çokça tercih ettiği HUQQA‘ya gittim. HUQQA, gittiğim diğer kafeden farklı olarak, çok daha lüks ve üst düzey gelir sahiplerine hitap eden bir mekan.

Pazartesi gecesi 10 civarında gittiğim mekana kapıda duran güvenlik görevlilerini geçerek giriyorum. İnsanların oturduğu bölüme giderek nargile dumanlarının kapladığı alanda masa aramaya başlıyorum. Fakat boş masa yok. Orada bulunan görevliye önce hangi alanda sigara içildiğini sorduğumda aldığım cevap, “Burada her yerde sigara içilebiliyor” oluyor. Kafenin çok büyük bir kısmı kapalı alan ve bu kadar popüler ve büyük bir kafede sigara içme yasağının delinebiliyor olması şaşırtıcı. 

Masalara göz gezdirerek “Boş yer de yok galiba” diyorum. Hayatımda ilk defa geldiğim bu mekanın raconunu bilmiyorum. Kapıya isim yazdırmam gerektiği uyarısı ile yeniden girişe yönlendiriliyorum, gerisin geri.

Karşılamaya ismimi yazdırmaya gittiğimde tüm masaların dolu olduğu bir kere daha teyit ediliyor ve önümde 25 kişinin boş masa beklediği söyleniyor, münferit ya da gruplar halinde. Pazartesi gecesi için devasa büyüklükte olan bir mekanda gerçekten iyi bir müşteri sayısı. 

Küçük bir kafe gibi dizayn edilmiş olan bekleme salonuna geçiyorum, salon kalabalık ve kalabalıklaşmaya devam ediyor, çoğunluğu yabancı, yabancıların çoğunluğu da Müslüman Ortadoğu ülkelerinden gelen turistler. Ara ara içerideki masalar boşaldıkça çalışanlardan biri geliyor ve masa sırası gelenlerin ismini okuyor, teşrifatçı tıpkı bir mübaşir gibi görevini layıkıyla yapıyor. 

Bekleme salonunda iki genç kadının bulunduğu bir masaya oturuyorum. Biri lise öğrencisi diğeri ise liseyi yeni bitirmiş ve üniversite sınavına hazırlanıyor. Müşteri profilini anlamaya çalıştığım için onlara buraya sık gelip gelmediklerini soruyorum. Bir tanıdıkları burada çalışıyor, bundan dolayı zaman zaman geliyorlar, masa sırası beklemiyorlar vesaire…

Benim en çok merak ettiğim konu buraya gelen muhafazakâr gençlerin profili. Üsküdar’dakilerden farkı ne ki buranın? Burada da fanzin, dergi toplantıları, entelektüel tartışmalar var mı? 

Çalışan, öncelikle buraya gelenlerin birçoğunun turist olduğunu, cuma ve cumartesi günleri yoğun olarak genç insanların geldiğini söylüyor ve devam ediyor:

“Burada bahsettiğin gibi haber yapacak kimseyi bulamazsın. Bol bol Youtuber gelir, evlenme programlarından ünlü olanlar gelir. Bahsettiğin anlamda kişiler, yani gençler cuma ve cumartesi gelirler genellikle ve hepsi baba parası yiyen, çok şımarık tipler olur. İstisnasız söylüyorum, bahsettiğin gibi edebiyat konuşayım, politika konuşayım diyen kimseyi görmedim.”

Tam çıkacaktım ki kafenin karşılamasında yazıldığım listede gözüme çarpan “VİP” yazısı geldi aklıma. Dönüp çalışana, “VİP müşterileriniz mi var, ne gibi ayrıcalıkları var?” diye soruyorum ve şu cevabı alıyorum:

“Üst katta VİP odalar var. Emin değilim ama üç saat oturmak için 700-800 lira civarı bir para ödüyorlar.”

Masada duran Siyasal İslam

Bu, dünyayı değiştireceğine inanan entelektüel ve mütedeyyin gençlerin hikayelerini Selçuk Orhan‘ın “40 Hadis”, Mustafa Kutlu‘nun “Ya Tahammül Ya Sefer” adlı kitaplarından da okumuştum. Özellikle Kutlu’nun kitabındaki bir hikayeyi anımsattı bu durum bana.

Hikayede bir dava, o dava etrafında toplanmış gençler, öğretim üyeleri gibi pek çok kişi bulunuyor. Zamanla öğrenciler mezun oluyor, diğerleri de benzer şekilde o davadan uzaklaşıyorlar. Davadan geriye yalnızca bir masa kalıyor. Özellikle HUQQA’da tam da bunu yaşamış gibiydim.

Her şey gibi Siyasal İslam da, bu gruba mensup kişilerin gelir durumları da, tüketim alışkanlıkları da değişiyor. İktidarın da sermaye yapısının değişimine, el değiştirmesine yaptığı katkı “Siyasal İslamcı” profiline sınıf atlatıyor. Üsküdar’daki kafede sezinlenmeyen bu değişim, nargile Boğaz’a nazır tüttürülürken daha net görülüyor, somutlaşıyor.

Romantik İslamcılar’ın bir kısmı, artık sınıf atlayan muhafazakâr gruplardan ayrışıyor. Fakat ekonomik ve siyasi sistem her iki grup için de, tıpkı toplumun başka kesimlerinin de başına geldiği gibi tüketim kültürünü pompalamaya devam ediyor. Sosyal medya da bu dönüşüme büyük oranda eşlik ediyor. Sosyal medya, kimi zaman Rumeysa’nın anlattığı gibi gençleri bir araya getirmeye yararken kimi zaman da gidilen mekanlardan yer bildirimleri yapmaya, yediğini içtiğini, yüksek hayat standardını düşman çatlatırcasına göstermeye yarıyor.

Yukarıdaki Mustafa Kutlu’nun hikayesine tam burada geri dönmek gerekiyor: Dün belki de ortada bir amaç bir dava, bir kültür vardı. Bugüne gelindiğinde ise ortada gerçekten yalnızca bir masa var ve masadaki Siyasal İslam, uzay üssüne benzeyen bir nargile ile bir ananas görünümünde.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar