Piketty’nin yeni kitabı “Kapital ve İdeoloji”yi anlamak için 5 grafik

Fransız gazeteciler Clara Dealberto ve Benjamin Monnet’nin Libération gazetesinde 11 Eylül’de yaınlanan “Cinq graphiques pour aborder le nouveau livre de Thomas Piketty” başlıklı yazısını Barış Can Kaştaş’ın çevirisiyle sunuyoruz:

Thomas Piketty, kitabı “Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital”in dünya genelinde elde ettiği sükseden altı yıl sonra “Kapital ve İdeoloji” isimli yeni kitabıını yayınlıyor. Ekonomist, bu kitapla dünyada tarih boyunca eşitsizliklerin var olduğu düzenleri inceleyip, bu düzenlerin siyasi gerekçelerinden alternatiflere birçok konuda disiplinlerarası detaylı analizlerini sunuyor. 1200 sayfalık kitaptan dikkat çeken beş fikri size sunduk.

Fransız Devrimi, ülkenin tarihinde bir dönüm noktası mıydı? Elbette, ancak düşündüğümüz kadar değil. 1789 yılı, üç sınıfa ayrılmış bir toplumun sona ermesiyle bir mülk sahipleri toplumuna geçişin gerçekleştiği nokta. Thomas Piketty, mülkiyetçi ideolojinin bu durumda “toplumsal ve siyasi istikrar vaadiyle beraber herkese açık olduğu varsayılan mülkiyet hakkı sayesinde bireysel özgürleşme vaadinin” desteğiyle geliştiğini yazıyor.

Devrim, Fransa’da özel mülkiyetin yeniden dağıtılması alanında bir dönüm noktası yaratmadı. 1800’e kadar en zengin yüzde 1’lik kesimin özel mülkiyetteki toplam payı azalmış olsa da, bu oran daha sonra (en zengin yüzde 10’luk kesimin oranıyla beraber) tekrar yükselmeye başladı.

Uzun vadede eşitsizliklerin azaldığı doğru olsa da, bu değişim en fakir yüzde 50’lik kesime fayda sağlayacak bir şekilde gerçekleşmiyor. Tam tersine bu kesimin mülkiyette payı sefil miktarlarda kalıyor.

Öte yandan sömürgeciliğe maruz kalmış toplumlar tarihte en yüksek eşitsizliğe sahip düzenler arasında kalıyorlar. 1950 yılından verileri gösteren bu grafikte, üç eski kolonide üst yüzde birin (en zengin yüzde 1’lik kesim) toplam gelirlerde oranı oldukça yüksek. Bu rakam Fransa ya da Birleşik Krallık gibi iki eski sömürgeci ülkenin oranlarının neredeyse üç katı.

70 yıl öncesinden bu rakamlar, günümüzdeki kimi toplumlardaki oranlardan çok uzak değiller: 2018’de Ortadoğu’da en zengin yüzde 1’lik kesim bütün gelirin yüzde 30,2’sine sahip.

Bu siyasi düzenlerin analizi, 20. yüzyılda kalıcı bir artan oranlı vergi sisteminin ortaya çıktığını kanıtlıyor. Fransa, 1914 yılında artan oranlı gelir vergisini uygulamaya başlayan son ülkelerden biri olmuştu. Bu sistem, Danimarka’da 1870, Japonya’da 1891 ve Birleşik Krallık’ta 1909 yılında çoktan uygulamadaydı.

Bu grafikler bazı ülkelerde en zengin kesime konan vergilerin kapsamını gösterir nitelikte. 1932 ile 1980 yılları arasında, Birleşik Krallık’ta en yüksek gelirlere uygulanan vergi oranı ortalama yüzde 89 civarındayken, büyük miraslardan alınan vergi oranı ise ortalama yüzde 72’ydi.

1950 ile 1980 yılları arasındaki dönem, sosyal demokrasi ve sosyal devletin altın çağı olarak görülmekte. Bu dönemde, birçoğu Avrupa’daki ülkeler olmak üzere çoğu yerde eşitsizliklerin kayda değer bir miktarda azaldığını söyleyebiliriz. Ancak bu tarihten sonra Thomas Piketty’ye göre neomülkiyetçi ideoloji hakimiyeti ele geçiriyor. Bu yeni döneme “mülkiyetin tekrar kuvvetli bir şekilde bir elde toplanması ve mali opaklık” damgasını vuruyor.

Özel mülkiyetin şiddetli bir şekilde tek elde toplanması günümüzde devam ettiği gibi toplumun neredeyse yarısını mülk sahipliğinden ekarte ediyor. Şu halde Avrupa’da en fakir yüzde 50’lik kesimin toplam mülkiyetteki oranı 1913’te yüzde 1’den 2018’de ancak yüzde 5’e yükseldi. Aynı zamanda bir “mülkiyetli orta sınıf”ın ortaya çıkmasına da şahit olduk. Yüzde 40’lık “orta gelirliler”i oluşturan bu kesimin mülkiyet oranı 2018’de yüzde 39’a ulaştı.

Son yıllarda “sosyal demokrat” seçim ittifakının dağılmasını inceleyen yazar, bu süreçte sol partilerin seçmeninde yaşanan kaymaya odaklanıyor. Piketty, bu kaymayı şöyle özetliyor: “2. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde, sol partiler seçmen bakımından işçi sınıfını temsil eden bir parti çizgisindelerdi. Bu çizgi özellikle düşük eğitim seviyesine sahip çalışanları içermekteydi. Son 50 yılda, sol partiler yavaş yavaş okumuşların, özellikle de orta kademe yönetici ve entelektüellerin partisi haline geldiler.”

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar