Jeremy Rifkin: “Türümüzün varkalması üretim biçimlerimizi dönüştürebilmemize bağlı”

İklimdeki ısınmanın hızlanması kötümserliğe iterken, en beterden kaçınmak hâlâ mümkün. 16 Ekim’de yayımlanan yeni kitabı “Küresel Yeşil New Deal”de (The Green New Deal, Fr.: Le New Deal vert mondial, Les Liens qui libèrent, 304 sayfa, 21,80 €), ünlü Amerikalı iktisatçı Jeremy Rifkin yüzde yüz yenilenebilir enerjiyle işleyen bir toplumun birkaç yılda nasıl inşa edilebileceğini tasvir ediyor. Hükümetlerin bu geçişi daha etkin biçimde desteklemesi koşuluyla…

Rifkin ile Le Monde’dan Marie Charrel’in yaptığı ve 16 Ekim 2019’da yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

jeremy rifkin
Jeremy Rifkin

Yeni kitabınız fosil enerjiler üzerine kurulu uygarlığın 2028’e kadar çökeceğini ileri sürüyor. Neden 2028?

Altyapılarımızın bağrında, iktisatçı Joseph Schumpeter’in [1883-1950] tasvir ettiği “yaratıcı yıkım”a bağlı olan çok büyük bir dönüşümün şafağındayız. Bu dönüşümün büyüklüğünü anlayamayanlar çok, zira güneş ve rüzgâr enerjileri 2017’de dünya enerji kapasitesinin sadece %3’üydü. Fosil enerjilerle karşılaştırıldığında henüz az, ama en kuvvetli talep artışının yaşandığı ve git gide daha fazla yatırımcıyı çeken bir alan bu.

Sonuç: Bu sektör büyüye büyüye geçişin iyiden iyiye tetikleneceği taşma noktasına ulaşacak ve yatırımcıların akın akın terk edeceği fosil uygarlığının çöküşüne damgasını vuracak.

Bir İngiliz think tank’ı olan Carbon Tracker Initiative’e göre, elektrik üretiminin %14’ü güneş ve rüzgârdan sağlandığı vakit taşma noktasına varılacak. Avrupa şimdiden bu noktada. Dünya ölçeğinde ise 2028 civarında ulaşacağız.

Mükemmellikten uzak olan piyasaların bu enerji geçişinin taşıyıcısı olacaklarını düşünmek fazla iyimserlik olmuyor mu?

Bir gün bunu söyleyeceğimi düşünmezdim, ama bu durumda, piyasaların gerçekten enerji geçişinin müttefikleri olacağı kanaatindeyim.

Asıl mesele, bu “küresel yeşil new deal” için gerekli yatırımları finanse edecek paranın nereden geleceğini bilmektir. Kaynak büyük ölçüde dünyadaki milyonlarca çalışanın emekli tasarruf fonlarını idare eden emeklilik sistemlerinden gelecektir. Bugün 37 trilyon avroluk bir ağırlıkları var; sadece Amerikalılar bunun 22,3 trilyonuna tekabül ediyor.  

Üstelik bu uzun vade yatırımcıları şimdiden fosil enerjilerden yüz çevirip yenilenebilir enerjilere para yatırmaya başladılar. Güçlü bir finansman ve dönüşüm kaldıracı bu.

Lobilerin direncini azımsamış olmuyor musunuz? Üstelik, Amerikan Başkanı Donald Trump gibi iklimin bozulduğuna inanmayan devlet başkanları da varken.

Hakikaten önemli bir konu bu. Bilgi teknolojileri ve ulaşım gibi bazı sanayiler fosil enerjilerden yüz çevirmeye başladılar. Ama ecza ya da kimya gibi dolaylı yoldan bu enerjilere bağımlı olan birçok başka sanayi, “dondurulan varlıklar”a, yani aşırı hızlı bir biçimde miadı dolacak varlıklara (yüz üstü bırakılmaya mahkûm boru hatları, stoklama merkezleri, eski nesil servis istasyonları…) bağlı olarak muazzam kayıplara uğrama riskiyle karşı karşıyalar.

2015’te,  Citigroup Bankası bu “dondurulan varlıklar”ın tutarının 100 trilyon dolar (90,9 trilyon avro) olduğunu tahmin ettiğini açıkladı. Bu potansiyel kayıplar dirençlere yol açacaktır.

Fosil uygarlığının çöküşünün kaçınılmaz veçhelerinden biri olacaktır bu. Bütün mesele, çöküşten önce enerji geçişini inşa etmek maksadıyla yeşil “new deal”i hemen başlatmaktır. Aksi takdirde uçuruma yuvarlanacağız.

Size göre vuku bulmakta olan üçüncü sanayi devrimi bu yeni enerji modelini ne bakımdan kolaylaştıracak?

Bu devrim iletişim, hareketlilik ve enerji üretiminde şimdiden yaşanıyor ve kapitalizmi derinlemesine dönüştürecek. Güneş ve rüzgâr enerjisi sayesinde, bir bina ya da bir semt ölçeğinde elektrik üretmek artık mümkün.. Üçboyutlu  yazıcılar üretimi dönüştürecek ve üretim çok daha ademimerkezîleşecek.. Bigdata ve bağlantılı nesneler o andaki enerji gereksinimlerini bilmeyi ve bunları paylaştırmayı olanaklı kılacaklar.

Şirketlerin iş modeli evrilmek zorunda kalacak. Böylelikle, elektrik şirketlerinin rolü artık akım tedariki olmayacak, başka yere taşınmış üretim birimleriyle tüketiciler arasındaki elektrik alışverişini olanaklı kılan bilgileri ve veri akışlarını idare etmek olacak. Bazıları bunu yapmaya başlıyorlar.

Böyle altyapıları kurmak kaydadeğer yatırımlar gerektirecek. Bunun finansmanı için sadece piyasaya güvenilebilir mi?

Hayır; altyapıların da kamu alanına ait olması temel önemindedir. Bugün, Avrupa’daki yüzlerce pilot kentte ve bu kentlerin mahallelerinde, enerji özerkliğini destekleyen teknolojilerden biri test edilmektedir.

Uzun vade yatırımcılarını çekebilen bir üst ölçeğe nasıl geçilir? Burada devletler, yatırım yapmak için düşük faizlerden yararlanarak, ya da bütçelerinin bir kısmını böyle projelere yönlendirerek bir rol oynayabilir.

Fransa’da, hükümet ulusal bir yeşil bankacılık sistemine dayanabilir. Bunlar, mesela emekli fonları tarafından satın alınabilecek ve bölgelerin kılavuzluğunda bu altyapılara mali kaynak sağlamaya yönelik yeşil tahviller sürebilir piyasaya.

Ulusal düzeyde bir kılavuzluk daha isabetli olmaz mı?

Usûl çerçevesini ve bu geçişte bölgelere yardımcı olacak teşvikleri devletin tespit etmesi gerekecektir. Ama ihtiyaçların tespitini mümkün kılan daha iyi bir saha bilgisi bölgelerde vardır. Yıllardır ekibimle, bölge konseyiyle ve ticaret odasıyla Hauts-de-France’ta yürüttüğümüz tecrübeden çıkarttığımız derslerden biri, ekolojik ve toplumsal geçişin ancak bütün yerel aktörler –seçilmişler, şirketler, dernekler, yurttaşlar– işin ucundan tutarlarsa işleyebildiğidir. Projelerin tertibatına göre düzenli biçimde akıl danışılan emsal meclislerinde (assembléede pairs) bir araya getirdik onları.

Bizi bekleyen iklim felaketlerine karşı, her bölgenin, ulusal felaket durumunda –hatta elektrik şebekesinin tamamına bir siber saldırı durumunda– kendi elektrik tedarikini sağlayabilmek maksadıyla dayanıklılığını geliştirmesi gerekecektir. Böyle bir dayanıklılık ademimerkezî bir enerji üretimiyle kolaylaştırılacaktır. Devletin ise bir koordinatör rolü oynaması gerekecektir. Böyle bir modelin Almanya gibi federal ülkelerde yerleştirilmesi daha kolay olacaktır. Fransa gibi merkeze dayalı uluslarda ise zor olacaktır.

İklimdeki değişmenin hızı karşısında, şimdiden çok geç olduğunu söyleyemez miyiz?

ABD’de, birinci sanayi devriminin temel altyapısını –esas olarak demiryolunu– inşa etmek için 1860 ile 1890 arasındaki otuz yıl gerekmiştir. Sonra da ikinci altyapıyı –özellikle elektrik şebekesini– kurmak için 1908 ile 1933 arasındaki yirmi beş yıl gerekmiştir.  Hemen şimdiden girişirsek, üçüncü sanayi devrimi için elzem olan altyapıyı da bu kadar çabuk kurabiliriz.

Jeopolitik gerilimlerin artışı bu önceliklerin ikinci plana atılması tehlikesine yol açmıyor mu?

Her sabah bu endişeyle uyanıyorum. Ama seçme şansımız yok: Üretim biçimlerimizi hemen şimdi başlayarak köklü bir şekilde dönüştürmezsek, türümüzün varkalması tehlikede.

Greta Thunberg’in [İsveçli çevre militanı] etrafında doğan Gençler Hareketi [Fridays for Future] bana umut veriyor: Gezegen çapında ilk başkaldırı bu.

Bu kuşak, her bir fiilimizin, özellikle de tüketimimizin, yerkürenin artakalan kısmında bir aksi tesiri olduğunun bilincine varan ilk kuşak. Güçlü bir şey bu. Ama soruyorum kendime: Bu hareket, kâhincilik ve protestoculuktan failliğe nasıl geçecek? Umudum, güçlerini enerji geçişinin inşasına bölgesel düzeyde yardımcı olacak emsal meclislerine sarfetmesidir.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar