38. yılında YÖK – Prof.Dr. Burhan Şenatalar: “Kimse ‘12 Eylül’ün YÖK’ü değiliz’ demesin”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kuruluşunun 38. yılında eski YÖK üyesi Burhan Şenatalar ile üniversitelerin özerkliğini, akademik eğitimde nitelik sorunlarını ve YÖK’ün bugününü konuştuk.

“12 Eylül üniversiteleri bir yere kadar bağımlı hale getirmişti, bugün durum çok daha kötü”

Eski YÖK üyesi ve eski Öğretim Elemanları Derneği Başkanı Burhan Şenatalar, üniversitelerin 12 Eylül döneminde belli bir ölçüde kısıtlandığını ancak bugün durumun çok daha kötü olduğunu söyledi. Rektör atamalarının üniversitelerin özgürlükçü yapısına aykırı olduğunu vurgulayan Şenatalar, “15 Temmuz sonrasında yaşanan KHK tasfiyesi akademiye vurulmuş en büyük darbedir” dedi.

“Kimse ‘12 Eylül’ün YÖK’ü değiliz’ demesin”

YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın “Yükseköğretim Kalite Kurulu” oluşturulması ve kontenjan planlamalarında üniversitelerin inisiyatifinin artırılması gibi uygulamaları, üniversitelerin özerkliğine katkıda bulunan uygulamalar olarak yansıtmasını eleştiren Şenatalar, “Bugün kimse ‘12 Eylül’ün YÖK’ü değiliz’ demesin, üniversitelerde özgürlük ortamı tamamen ortadan kalkmış durumda” diye konuştu.

YÖK’ün kuruluşu ve işlevi                                                                                

YÖK, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası cunta yönetimi tarafından “anarşinin kaynağı” olarak görülen üniversiteleri hiyerarşik bir düzene bağlamak amacıyla kuruldu. Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın başkanlığında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’yla, 6 Kasım 1981 tarihinde kurulan YÖK, “YÖK Kanunu” parlamentodan geçmeden, 1982 Anayasası’yla güvenceye alındı ve uygulamaya konuldu. Ancak kanun, 38 yıl boyunca her doğum gününde protestolarla anıldı. Öğretim üyeleri ve öğrenciler her yıl YÖK’e karşı söylem ve eylemde bulundu.

Bütün üniversiteleri aynı şablon içine alan Yükseköğretim Kanunu’nun temel özellikleri:

-Bütün yetkiler YÖK’te ve başkanında toplandı. Üniversitelerde akademik kurulların etkisi azaltılırken rektörler aşırı yetkiyle donatıldı.

– Yöneticilerin göreve gelmesinde seçim yöntemi terk edildi, atamaya geçildi. 1992’ye kadar rektörleri, YÖK’ün önerdiği üç aday arasından cumhurbaşkanı atadı. Dekan atamaları da rektörlerin önerdiği üç aday arasından, YÖK tarafından yapıldı. 1992’den itibaren öğretim üyelerine altı rektör adayını belirleme hakkı verildi. YÖK Genel Kurulu’nda adaylar üçe indirilerek cumhurbaşkanına sunulmaya başlandı. Ancak YÖK, her zaman en çok oyu alan öğretim üyelerini, cumhurbaşkanına sunmadı. Bu uygulama, son rektörler krizinde olduğu gibi cumhurbaşkanlığı makamının üniversitelerle olan ilişkisini tartışmaya açtı.

 – YÖK Kanunu, yıllar içerisinde çok sayıda değişikliğe uğradı. Ancak bu değişikliklerin hiçbiri öze dönük değildi. Sadece bir koordinasyon kurulu olarak kalması istenen YÖK, aşırı merkeziyetçi özelliğini korudu.

– Öğretim üyesi yönünden kan kaybeden üniversiteler, bir de kaynak yetmezliğiyle darbe yedi. Üniversitelerde rekabet kırıldı. Çağdaş düzeyde bilimsel araştırma yapılamaz oldu.

– Öğretim üyelerinin karar süreçlerine katılamadığı üniversitelerde doğal olarak öğrenciler de bu sürecin dışında kaldı.

– YÖK, siyasi partilerin seçim programları ile hükümet programlarının da değişmeyen vaatlerinden biri. Oy toplamak için YÖK’ü değiştirme ya da kaldırma sözü veren siyasi partiler, taslaklar hazırlamalarına rağmen bunu gerçekleştiremedi.

Burhan Şenatalar ile yaptığımız söyleşinin tamamı için:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus