CHP, İnfaz Yasası’nın esas yönünden iptali için AYM’ye başvurdu: “Mahpuslar arasında ayrımcılık yapıldı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) İnfaz Yasası’nın esas yönünden iptali için başvuru yaptı.

Anayasa Mahkemesi önünde açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “İnsanların düşüncelerini söylediği için tutuklanmasını ve hükümlenmesini, bunların terörle ilişkilendirilmesini doğru bulmuyoruz” dedi.

İnfaz Yasası’nı esastan Anayasa Mahkemesi’ne taşıyan CHP, siyasi suçlular için salgına karşı acil tahliye talebinde bulundu. Başvuruda, adli suçları kapsama alıp, siyasi suçları kapsam dışında bırakan infaz paketinin anayasanın yaşam hakkı ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu vurgulandı.

CHP İstanbul Milletvekili ve Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu, tarafından kaleme alınan 100 sayfalık itiraz dilekçesinde, 69 maddelik paketin 17 maddesinin anayasaya aykırı olduğu tespiti yapıldı.

Paketin özel bir af kanunu niteliğinde olduğu tespiti yapılan başvuruda, adli suçlular kapsama alınırken, siyasi suçluların kapsam dışına alınmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtildi. Özel af düzenlemesinin koronavirüs salgınına karşı bir önlem niteliğinde çıkarılmasına karşın, bazı mahkûmları kapsama alınamasının cezaevlerindeki mahpusların yaşam hakkını tehdit ettiği itirazında bulunuldu. Başvuruda, acil tahliye talebi öne çıktı.

CHP’nin itiraz dilekçesinden öne çıkan satır başları şöyle:

İnfaz indirimi, “özel af kanunu” niteliğinde

Başvuru dilekçesinde, sözkonusu infaz paketinin bir “özel af kanunu” niteliğinde olduğu tespiti yapıldı. İnfaz paketinin yürürlüğe girmesinin ardından, cezaevlerindeki mahpuslarının yarısının tahliye edildiğine dikkat çekilen başvuruda, paketin bu sonuçlarına dikkat çekilerek, “İndirimden çok, özel af niteliğindedir” denildi. Başvuruda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin af yetkisini düzenleyen anayasanın 87. maddesinde, “TBMM üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilamına karar verir” hükmüne karşın, teklifin kabulünde nitelikli çoğunluk aranmadığı belirtildi. CHP’nin bu tespiti, 6 Mayıs’ta yaptığı usul itirazının da temelini oluşturuyordu.

Koronavirüse karşı mahpuslar arasında ayrımcılık yapıldı

Başvuru dilekçesinde, infaz paketinin koronavirüs salgınına karşı tedbir niteliğinde olup olmadığı da tartışıldı. Teklifin ilk görüşmelerinin yapıldığı TBMM Adalet Komisyonu’nda, açık cezaevlerinde kalan mahkûmların adalet bakanının yetkisiyle izinli olacaklarına ilişkin Ceza İnfaz Kanunu’na eklenen geçici 9. maddeye dikkat çekildi. Bu maddede, mahpusların izin nedenlerine koronavirüs salgını gerekçe gösteriliyordu, buradan yola çıkılarak kanunun çıkış noktasının da salgın olduğu tespiti yapıldı.

Koronavirüs salgınının tüm mahpusların hayatlarını tehdit ettiği belirtilerek, “Hükümlüler arasında ayrım yapılmaktadır” denildi. Başvuruda, devletin böyle bir risk karşısında tüm mahpusların yaşam ve sağlık haklarını korumaya yönelik pozitif yükümlülüğü bulunduğu belirtildi. Buna karşılık, devletin sözkonusu infaz paketiyle, bu yükümlülüğünü siyaseten araçsallaştırdığı vurgusu dikkat çekti.

İnfazda eşitlik ilkesi

Yürürlükteki kanunla, bazı suçların infaz hesabı yarı oranında hesaplanırken, bazı suçların cezalarının infazı ise dörtte üç olarak belirlendi. CHP’nin başvurusunda, infaz hesabındaki bu eşitsizliğin anayasanın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine aykırı olduğu belirtildi. AYM’nin daha önce infazda eşitliğe ilişkin verdiği kararlar da dilekçede dayanak gösterildi.

Yüksek Mahkeme, daha önceki kararında infazda eşitlik ilkesine dair, “Aynı miktar cezayı alan iki hükümlüden birinin sırf suçunun türü nedeniyle daha uzun süre cezasını infaz ettikten sonra şartla salıverilmesi, cezaların farklı çektirilmesi sonucunu doğurur ve bu iki mahkum arasında eşitsizliğe neden olur” yorumunu yapmıştı.

Tutuklu ve hükümlü ayrımı

Yürürlükteki infaz paketi ile 105 bin hükümlü tahliye edilirken, suçluluğu henüz tespit edilmemiş 80 bini aşkın tutuklu ise cezaevinde kaldı. Paketin içeriğinde tutuklular açısından hiçbir düzenlemeye yer verilmemesi, CHP’nin itiraz başvurusunda da yer aldı.

Tutuklamanın bir istisna olarak uygulanması gerekirken, yargı sistemi üzerindeki siyasal baskılar nedeniyle artık bir cezalandırma yöntemine dönüştüğü ifade edilen başvuruda, koronavirüs salgını nedeniyle duruşmaların görülmemesinin tutuklular için daha ağır bir durumu da beraberinde getirdiğine dikkat çekildi:

“Hükümlüler, yani suç işlediği kanıtlanmış olup cezasını çekenler için koronavirüsden dolayı özel düzenleme çıkaran TBMM, suçsuzluk/masumiyet karinesi altında tutuklu yargılanan şüphelilerle ve sanıklarla ilgili geçici bir adli kontrol hükmü kanunlaştırmalıdır. Tutuklama ile adli kontrol tedbirlerinin aynı şartları taşıdığı dikkate alındığında, mevcut sağlık şartlarına göre tutukluların kapalı ceza infaz kurumlarında tutulmaya devam edilmesi, ‘ölçülülük’ ilkesine uygun olmadığı gibi ‘ayrımcılık yasağı’ ilkesini de ihlal etmektedir.”

“Siyasi suçların kapsam dışı bırakılması yasanın ruhuna aykırı”

İnfaz paketinin şüphesiz en dikkat çekici tarafı, adli suçluları kapsama alırken, siyasi suçları kapsam dışı bırakması oldu. CHP’nin esas yönünden başvurusunda da sözkonusu düzenlemenin, bir af niteliği olarak ele alınması halinde, düzenlemenin siyasi suçları dışarıda bırakmasının yasanın ruhuna aykırı olduğu belirtildi:

“Af kanunları, siyasal suçlar için yapılır. Af kanunları ile siyasal suçlar içinde derin bir bağlantı vardır. Bir ülke savaşa girince, devrim veya ihtilal gibi büyük değişimler sonrası çıkarılır. Siyasi suçları içinde bulunduran ve bunun yanı sıra, adli suçlara da yer veren düzenlemedir. Bu düzenleme ile siyasal suçlar affedilmiyor. Hatta koşullu salıvermeye ilişkin getirilen düzenlemeler de uygulanmıyor. Bu düzenleme eşitlik ilkesine aykırıdır.

Soma ve Aladağ sorumluları dışarıda, Kavala içeride

Dilekçede, infaz paketi ile Soma ve Aladağ cinayetlerinin faillerinin indirimlerden yararlanması karşısında Osman Kavala gibi çok sayıda düşünce suçlusunun cezaevinde kaldığına dikkat çekildi:

“Osman Kavala dosyasında olduğu gibi hakkında hiçbir mahkûmiyet kararı olmayan insanlar haklarında verilen beraat kararlarına rağmen hürriyetinden yoksun bırakılırken; yapılan düzenleme toplum vicdanını ve adaletin tecellisine hizmet etmeyecektir. Bu paketler, belli siyasi gruplara yakın suç örgütlerine yönelik infaz indirimlerini perdeleme girişiminden öteye gidememektedir.

CHP’nin ihlal tespit ettiği diğer maddeler şöyle:

İnfaz hâkimlerinin yetkilerinin genişletilmesi

CHP’nin AYM’ye yaptığı başvuruda, yürürlükteki yasanın 17 maddesine itirazda bulunuldu. Yasa ile birlikte infaz hâkimlerinin yetkilerini artıran, dosyaya bakan hâkimlerin karar mekanizmalarını infaz hâkimlerine devreden düzenlemeye de itirazda bulunuldu.

Mahpusların telefon görüşmelerine kısıtlama

İnfaz paketi ile birlikte, mahpusların telefon haklarına da kısıtlama getirildi. Mahkûmun, kurum idaresine bildirilen telefon numarası aracılığıyla ya da yönlendirme yapmak suretiyle görüşme hakkı olmayan kişilerle görüşmesi yasaklandı.

Bu önlem, HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde düzenlediği tele mitinglere yönelik bir yasak olarak yorumlanmıştı. CHP, bu maddeye de “Hürriyeti kısıtlanmış kişilere uygulanacak yaptırımların ağırlaştırılması, anayasaya aykırıdır” diyerek, itirazda bulundu.

Cezaevlerinde yasaklı olan yayınlar

İnfaz paketiyle cezaevine giren süreli yayınlar için Basın İlan Kurumu’ndan ilan alma şartı da getirilmişti. Bu haliyle BirGün ve Evrensel gazetelerine cezaevi yasağı getiren madde de itiraz konusu yapıldı. Başvuruda, AYM’nin, yayınların mahkûmlara ulaştırılmamasına ilişkin olarak yapılan bireysel başvurularda, bu durumun ifade özgürlüğünü ihlal ettiği tespitini yaptığı kararları anımsatıldı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus