Ekonomi Tıkırında (45): Sarayın simidi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında‘nın 45. programında Sedat Pişirici, Merkez Bankası’nın faiz indirim kararı ve TÜİK’in Eylül 2019 işsizlik verileri ışığında, Ziraat Bankası’nın Simit Sarayı’nı kurtarma girişimini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Deniz Dursun

İyi günler, iyi haftalar. Soyadımın Pişirici olmasının nedeni, bir zamanlar ailemin bir fırın işletmesiydi. Dedem Selim, 20. yüzyılın başlarında ailesiyle birlikte Yunanistan-Serez’den, Demirhisar kasabasından, Bursa’nın İnegöl ilçesine göçüp yerleştiğinde, oturduğu evin altında bir fırın açmış. O fırında her şey pişerdi, daha çok da simit. Gece gündüz simit pişirirdi o fırın. Fırında babam da çalıştı ama daha çok dedemin vefatının ardından amcam fırını işletti. Amcamın genç yaşta bir trafik kazasında erken ölümünün ardından fırın kiralandı ama sonra fırın da üzerindeki ev de kentsel dönüşüme, modernizme, kentin büyümesine kurban gitti, yıkıldı. Yerine bir apartman yapıldı. Bayramlarda seyranlarda İstanbul’dan İnegöl’e gittiğimizde ben de fırında amcama yardımcı olurdum. Ne yapardım? Haşlanmış simitleri susama bulardım, daha sonra da pişmiş simitleri camekanın önündeki tablalara sıralardım. Benim bu işten kazancım, simitler satıldıktan sonra tablalarda kalan susamları mideye indirmek ve tabii gece gündüz fark etmeden, istediğim kadar simit yiyebilmekti. 

Bütün bunlar niye aklıma geldi? Ziraat Bankası’na bağlı Ziraat Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı’nın, Simit Sarayı şirketinin yüzde 51’ini devralmak için Rekabet Kurulu’na başvurduğu haberleri üzerine. Ziraat Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı 8 Kasım 2018’de kurulmuş, yüzde yüz sahibi Ziraat Bankası olan bir şirket. Şirketin hedefi, büyüme potansiyeli öngörülen girişimlere finans desteğiyle ortak olarak bu girişimlerin ihtiyacı olan ivmeyi yaratıp büyümelerini sağlamak. Tekrar ediyorum: Simit Sarayı’nın yüzde 51 hissesini devralmak isteyen Ziraat Bankası’nın sahibi olduğu Ziraat Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı şirketinin kuruluş hedefi, büyüme potansiyeli öngörülen girişimlere finans desteğiyle ortak olarak bu girişimlerin ihtiyacı olan ivmeyi yaratıp büyümelerini sağlamak. Yani bu şirket büyüme, büyütme hedefli bir şirket. 

Simit Sarayı 2002 yılında, 2001 krizinin yıkıntıları arasından doğdu. Kurucularından Haluk Okutur, Mecidiyeköy’deki ilk mağazalarını bir çay ve bir simitle saatlerce vakit geçirilebilecek bir yer olarak tanımlamıştı. Tam da krizin işsiz ve parasız bıraktığı insanlara göre bir yer. 2001 krizinin yıkıntılarından doğan bir başka şey ise Adalet ve Kalkınma Partisi oldu. Yıllar içinde hem Adalet ve Kalkınma Partisi hem de Simit Sarayı büyüdü. AKP seçimlerde zaferden zafere koşarken Simit Sarayı, Türkiye sınırlarının da dışına taştı, Türkiye’nin dışında 25 ülkede daha faaliyet gösterir hale geldi. New York’ta, Londra’da Simit Sarayları açmakla övündü, 11 binden fazla insana istihdam sağlamakla kıvandı. 

Aradan 17 yıl geçti. Bugün hem Simit Sarayı hem cumhurbaşkanlığı sarayı zor durumda. Simit Sarayı’nın bir özel bankaya 500 milyon dolar borcu olduğu yazılıp çiziliyor. Bu aşamada devreye giren Ziraat Bankası, şirketin yüzde 51’ine talip. Peki kaç para ödeyecek? Bir ölçü olarak belki şu söylenebilir: Temmuz 2017’de Suudi Favas Al Hoke firması (yanlış okumuş olabilirim ama bir Suudi Arabistan şirketi) Simit Sarayı’nın yüzde 10’unu satın almıştı. O zaman Suudiler’in Simit Sarayı’nın yüzde 10’una 100 milyon dolar ödediği söylenmişti. Bu doğruysa Simit Sarayı’nın o zamanki değeri en azından 1 milyar dolardı. Eh, yüzde 51’i de 510 milyon dolar ediyor. 510 milyon doları Ziraat Bankası verirse Simit Sarayı’nın bir özel bankaya olan 500 milyon dolarlık borcu ödenir. 10 milyon dolarla da Simit Sarayı’nı düze çıkarmayı düşünüyorlar demek ki. 

Şimdi Simit Sarayı şurada dursun. Türkiye İstatistik Kurumu bugün Eylül 2019’un işgücü istatistiklerini yayınladı. İşsizlik oranı yüzde 13,8, işsiz sayısı 4 milyon 566 bin. Ayrıntılara bakalım. İşsiz sayısı 2019 yılı eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre, yani Eylül 2018’e göre 817 bin kişi artmış. Aynı dönemde tarım dışı işsizlik 2,9 puan artmış, yüzde 16,4 olmuş. Genç nüfusta, 15-24 yaş arasında işsizlik 4,5 puan artmış, oran yüzde 26. İstihdam edilenlerin sayısı, yani bir işte çalıştırılanların sayısı, kayıt altında, kayıt içinde çalışanların sayısı, Eylül 2019’da bir önceki yılın aynı dönemine göre 623 bin kişi azalmış, 28 milyon 440 bin kayıt içinde çalışan vatandaşımız var. Bu dönemde tarım sektöründe çalışan sayısı 108 bin kişi azalmış, tarım dışında çalışanların sayısı 516 bin kişi azalmış. 

Her işsizlik verisi açıklandığında mutlaka işaret ediyorum; istihdam edilenlerin yüzde 19,3’ü tarımda, 19,5’i sanayide, 5,5’i inşaatta, yüzde 55,7’si hizmet sektöründe çalışıyor. Çalışabilen nüfusun, çalışan nüfusun, halen çalışan nüfusun yarısından fazlasının hizmet sektöründe çalışması bir ülkeyi zenginleştirmez, bir ülkeyi kalkındırmaz, o ülkede toplumu refah toplumu haline getirmez.

Yine Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Eylül 2019’da herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 2,2 puan artmış, oran yüzde 36. 

Bakınız, Merkez Bankası da geçen hafta, 12 Aralık’ta yeni bir faiz indirimi açıkladı. Hatırlayalım, Merkez Bankası’nın bir önceki başkanı Murat Çetinkaya, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon netice” yaklaşımına itibar etmiyor, “Faiz indirilmeli” talebine karşılık vermiyordu. Bunun üzerine Erdoğan 6 Temmuz 2019’da bir kararnameyle Çetinkaya’yı görevden alıp yerine yardımcısı Murat Uysal’ı atamıştı. Uysal, Merkez Bankası başkanı olduktan 19 gün sonra, 25 Temmuz’da ilk Para Politikası Kurulu’nu toplamış ve faizi yüzde 24’ten 19,75’e çekmişti. İkinci kurul toplantısı 12 Eylül Perşembe günü yapıldı. Bu sefer faiz 19,75’ten 16,50’ye çekildi. Üçüncü indirim 24 Ekim’de geldi, faiz 14 oldu, nihayet 12 Aralık Perşembe günü Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 12’ye indirdi. 

Şimdi, böyle bir durumda ne olması beklenir? Düşen politika faizine paralel olarak bankalar da kredi faizlerini düşürecekler. Eh, vatandaş da bankalardan düşük faizle ticari kredi, konut kredisi, tüketici kredisi çekecek. Hani bir zamanlar Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin yaptığı kampanyada olduğu gibi, alacak, verecek, ekonomiye can verecek değil mi? Böyle olması beklenir. Mesela Simit Sarayı’nın da aynı şeyi yapması beklenir. Ya da beklenirdi. Ne beklenirdi? Faizler düşmüş, gidip Ziraat Bankası’ndan kredi çekmesi ve işlerini yoluna koyması. Ama tam tersi, Ziraat Bankası gidip Simit Sarayı’na ortak olup onu kurtarmaya çalışıyor. 

Varsayalım ki öyle oldu, Ziraat Bankası Simit Sarayı’nı kurtardı. Şimdi, Ziraat kamunun bankası. Simit Sarayı’nın yarısı bu durumda kamunun malı olacak. O zaman 4,5 milyondan fazla işsizimiz Simit Sarayı kurucularından Haluk Okutur’un dediği gibi, bir Simit Sarayı’nda bir çay bir simit ile saatlerce vakit geçirdikten sonra hesabı öderken rahatlıkla “dükkânın yarısı kamunun malı, ben de kamuyum, o zaman bu paranın yarısını ödeyeceğim” diyebilir mi? Ya da 4,5 milyondan fazla işsizimizden biri artık işsizlik canına tak ettiği için bir tabla temin ederek sokağa simit satmaya çıktığında, onu engellemeye çalışan belediye zabıtasına “Devlet Simit Sarayı’nı kurtarırken sen saraysız simitçiyle ne demeye uğraşıyorsun” diye direnebilir mi? 

Az önce de söylemiştim, Simit Sarayı 2001 krizinin ardından AKP ile birlikte doğmuştu. Şimdi bir başka ekonomik kriz içinde AKP, Simit Sarayı’nı kurtarmaya çalışıyor. Sizin anlayacağınız, krizle gelen krizle gidiyor. İyi günler efendim.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus