AKP’ye muhalif dindar gençler anlatıyor: “Dinimi devlet büyüklerinden öğrenmek istemiyorum”

Kendini İslamcı veya dindar olarak tanımlayan gençler arasında AKP’ye muhalif olanlar da var. Yaşamlarının bir döneminde AKP’yi desteklemiş olan bu gençler, AKP’nin giderek dozunu arttıran otoriterliğinden rahatsız. Aralarında artık HDP’ye de oy veren var, arayışını sürdüren de. Medyascope’tan Büşra Cebeci, AKP iktidarıyla birlikte büyüyen bu gençlerle konuştu, onlara AKP’den neden ve nasıl uzaklaştıklarını sordu.

AKP, muhafazakâr bir siyasi parti olmasına karşın 17 yıllık iktidarı boyunca tek tip bir seçmen kitlesine sahip olmadı. Kurulduğu ve iktidara geldiği günden beri çoğunlukla İslamcı-muhafazakâr tabana hitap eden AKP, son dönemlerinde daha milliyetçi bir politika izlemeye başladı, Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı içerisinde yer alması da muhafazakâr-milliyetçi seçmenin desteğini kazandı. Ancak aynı zamanda, İslamcı kesim de AKP’ye eleştiri oklarını yöneltmeye başladı. İktidar partisi, otoriterleşmesi ve milliyetçi politikaları sebebiyle özellikle genç mütedeyyin kesimin tepkisini çekiyor.

AKP’nin Fethullahçılar ile savaşı dindar gençlerde dönüm noktası oldu

Sevde (*), 32 yaşında. 15 Temmuz öncesi bir bakanlıkta sözleşmeli olarak çalışırken, darbe girişiminin ardından, asılsız olduğunu ileri sürdüğü bir ihbar sonucu 12 gün gözaltında kalmış. Fethullahçılar ile hiçbir bağının olmadığını söylüyor:

“Ben en başından beri Gülen Cemaati’nin karşısında durdum. Şöyle anlatayım: Bir zaman önce Samanyolu TV ile davalık olmuştum, o süreçte bakanlık davamı geri çekmemi, çekersem beni kadrolu yapacağını söylemişti. Çekmedim ve tazminat aldım. Buna rağmen 15 Temmuz sonrası bakanlıkta çalışan biri, birçok kişiyle birlikte benim de ismimi verdiği için gözaltına alındım ve 12 gün cezaevinde kaldım. Beni ihbar eden kişi ifadesinde beni tanımadığını söylüyor. Mahkemeye çıkarıldığımda da bana sorulan şu oldu: ‘Yanına başörtülü insanlar geliyormuş, bunlar kim?’ Bunu duyduğumda çok öfkelendim, sandalyeyi yere vurup, ‘Yanıma başörtülü birinin gelmesini, bunun da suç olduğunu mu söylüyorsunuz bana? Bu mu suçum’ diye bağırdım. Başörtüsü serbestisini her fırsatta gözümüze sokanlar tarafından söylendi bu. 12 gün boyunca cezaevinde başörtüm verilmedi, yine aynı kişiler bunlar. Kendimizi başörtümüzle öldürebilirmişiz, bu sebepten verilmemiş. Yahu, kendini öldürmek isteyen donuyla da öldürür!”

Sevde, o süreçte düşünmek için çok fazla zamanının olduğunu söylüyor. O süreçten aklanarak çıkmış olmasıysa duyduğu öfkeyi azaltmıyor:

“Başörtülüyüm, başörtümü severek örtüyorum ama böyle iktidarı destekliyor gibi göründüğüm için başörtümü çıkarmayı bile düşündüm. İzbe, daracık bir alanda, hâlâ yüzü aklımdan çıkmayan bir kadın ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim, ‘Soyun işte!’

Hayatımda belki de ilk defa pantolonumu isteğim dışında çıkardım. Oldum olası dikte edilen hiçbir şeyi kabul etmem. Gözaltı süreciyse başından itibaren benim kendime muhalefetimle ilerledi ki bu da bir parça insanın kendine olan saygısından çalıyor.

Kadın polis göğsüme dokundu, sutyenimin içine kesici bir alet koymuş olabilirim nihayetinde!

Çıplak aramada tertemiz çıktık. Provası dahi yapılmamış, zihin dünyamdan bir an dahi geçmemiş darbe teşebbüsüyle alınmaktan, çıplak aramaya gelen süreç ve sonrasında ilk yıktığım duygu, mahremiyet oldu.”

Sevde’nin ailesi cezaevi sürecinin öncesinde AKP’yi destekliyordu. Sevde, yaşadıklarından sonra annesinin ona destek verdiğini, babasınınsa bu süreçte yanında olmadığını anlatıyor:

“Tüm ailem süreç öncesi AKP’liydi. Zaten koskoca sülalede tek yargılanan bendim. Babam hâlâ AKP destekçisi, geri kalanlar tabii ki desteği kestiler. Annem sürecin başından itibaren yanımda durdu. Babam için aynı şeyi söylemek çok zor. Sabırla anneme, sevdiği iktidarın bana yaptıklarını sakin kalarak anlattım. O da dönüştü bu sırada, komşularına akrabalara AKP’nin hukuksuzluklarını anlattı.

Babamdan bu anlamda destek görmedim. Hâlâ da çok fazla yollarımız kesişmeden yaşıyoruz. Kendisi her akşam bir kadeh rakı içer, dinle yakından ilgili değildir ama şaşırtacak derecede Erdoğan’ı sever.”

Sevde’nin kendisini tam olarak hangi aşamadan sonra AKP’ye muhalif bir yerde bulduğunu merak ediyorum.

Gezi Parkı olayları sırasında iktidarın sonraki süreçte daha fazla otoriterleşeceğini düşündüğünü söyleyen Sevde, “O zaman dedim ki, ‘Bunlar bizim ağzımıza tükürecekler.’ Ondan beri de AKP’ye sempati duymuyorum.”

Dert demokrasi değil, rövanş almakmış

Sevde, Gezi Parkı olaylarından önce de radikal bir AKP’li olmadığını fakat sempati beslediğini anlatıyor:

“Cumhuriyet rejiminden sonra gelen iktidarların çoğu cumhuriyeti mütedeyyin camia için sopa olarak kullandı. Kartel medyasının iktidar değişiklikleri yapacak güce sahip olması, patronlar kulübünün siyaset üstü rolünün oluşu bana hep ‘Gerçekten demokrasiyi getirecek bir siyasi parti gelecek mi?’ sorusunu sordurttu. AKP’nin kuruluş amacı, toplumu kucaklayacağına dair söylemleri, tüm sivil toplum kuruluşları ile birçok kez bir araya gelişi etkilemişti beni o dönemde.

‘Galiba bu sefer kimse dayak yemeden demokrasi gelecek’ dedim. Bu bir yanılgıydı tabii ki. O süreçte AKP’nin her şeyini sıkı sıkıya takip ettim. AKP Siyaset Akademisi’ni bitirdim. Bugün muhalif olan, o gün AKP’de yer alan birçok kişiden ders aldım. Fakat sonra gördük ki dert demokrasi değil, rövanş almakmış.”

“Gülen Cemaati ile arasına mesafe koyduğu için oy vermiştim, bugünse cemaate benzediği için desteklemiyorum”

Ahmet, 29 yaşında, yüksek lisans öğrencisi. Kendisini dindar olarak tanımlıyor ve şimdiye kadar kendisinin de ailesinin de Erbakan’ın kurduğu partileri desteklediğini, AKP’nin ilk dönemlerinde ise AKP’yi desteklemediğini söylüyor. Bunu, AKP’nin o dönemde Fethullahçılar ile yakın olmasıyla açıklıyor. Ahmet, 2008-2009’dan itibaren AKP’ye oy vermeye başlamış. Ta ki cumhurbaşkanlığı referandumuna kadar.

Ahmet, bu dönemde AKP’nin Fethullahçılar ile arasına mesafe koyduğunu, bu sebeple de AKP’ye oy verdiğini anlatıyor. 15 Temmuz’dan sonra AKP’nin Gülen Cemaati’ne olan tavrının iyiden iyiye sertleşmesinin kendisinde benzer bir etki yaratıp yaratmadığını soruyorum. Ahmet buna şöyle cevap veriyor:

“Benim için adalet kavramı her şeyin önünde. Özgürlüğümden bile vazgeçebilirim ama adaletsizliği kabul etmem. AKP’ye artık oy vermiyor olmamın en temel sebebi bu. Önceden AKP ile cemaatin işbirliği yaptığını düşünerek AKP’ye tepkiliydim. Şimdiyse evet, AKP Gülen Cemaati ile işbirliği yapmıyor ama artık tıpkı Gülen Cemaati gibi davranıyor. Aynı adaletsizlik, aynı liyakatsizlik, aynı otorite ve kendinden olmayanı ayrıştıran, dışlayan sistem şimdi tam olarak AKP iktidarında yaşanıyor.”

“Dindarım ama dinimi devlet büyüklerinden öğrenmek istemiyorum”

Ahmet, devlet büyüklerinin dini söylemi sıkça kullanmasından da rahatsız, “Ben dinimi cumhurbaşkanından öğrenmek istemiyorum” diyor. Laikliğin tam bir şekilde uygulanmasından yana olduğunu söyleyen Ahmet için devlet, her inanca eşit şekilde yaklaşmalı.

Ahmet, “90’lardan sonra AKP dindarlara nefes aldıran bir iktidardı, özgürlükçüydü, reformistti, bu anlamda desteklediğim yanları oldu. Bugüne gelindiğinde ise çok daha otoriter bir yapısı var, bunu desteklemem düşünülemez” diyor.

Ahmet’e tüm bu kriterlere sahip dindar, hatta Müslüman olmayan bir adayı destekleyip desteklemeyeceğini soruyorum. Tüm beklentisini karşılayacak potansiyeli olan bir adayın inancı Ahmet için ne derece önemli? Ahmet, sorunun kimlik değil zihniyet meselesi olduğuna vurgu yapıyor:

“Bence burada sorunun kaynağı iktidarın laisist, dindar, solcu olması değil. Bu bir zihniyet meselesi. Dün, laik olduğunu söyleyenler yaptı tüm bunları. Bugün, dindar olduğunu söyleyenler yapıyor. Yarın bambaşka birileri yapacak. Bu bir zihniyet meselesi, kendinden olmayanları imha etmeye, sindirmeye yönelik politikaların izlenmesi sorun. Bu zihniyetten arınmış bir iktidar olacaksa hangi ideoloji, hangi grup, hangi kişi aday olacaksa ben onu desteklerim. Dediğim gibi, dindarım ama dinimi devlet büyüklerinden öğrenmek istemiyorum, böyle bir talebim yok, devlet büyüklerinin böyle bir görevi, sorumluluğu yok. Ben adaleti sağlayacak, kimseyi ayrıştırmayacak bir iktidar istiyorum.”

“Önceden İslamcılığın AKP’ye de muhalif olan bir yönü vardı”

Ali, 24 yaşında bir sosyoloji öğrencisi. Milliyetçi-muhafazakâr bir ailede doğup büyüyen Ali, AKP’ye ilk döneminde destek verdiğini söylüyor. Uzun bir süredir AKP’ye muhalif olan Ali’nin bu siyasi tavır değişikliğinin temelinde AKP’nin Kürt politikası var.

Ali, “İslam’ın hayatımızın tamamını kapsadığını ve her eylemimizi onu referans vererek yaptığımızı düşünürsek -ki İslamcılığın tanımı da biraz budur- evet, kendimi İslamcı olarak tanımlayabilirim” diyor.

Ali, lise yıllarındayken politikayla daha içli dışlı olduğunu söylüyor ve o dönem Mavi Marmara olayının, Arap Baharı’nın olduğunu hatırlıyor. O döneme dair hatırladığı diğer bir konuysa Türkiye İslamcılığı’nın bugünkünden farklı olarak AKP’ye daha eleştirel yaklaşması. Ali, o dönem Türkiye İslamcılığı’nın muhalif bir yönünün olduğundan bahsediyor, İslamcılar’ın anadilde eğitim hakkını savunduğunu, milli güvenlik derslerinin kaldırılmasını talep ettiklerini, başörtüsüne özgürlük hedeflediklerini hatırlıyor.

Ali’ye göre o dönem AKP, talepler noktasında İslamcılar’ın beklentisini karşılayamıyor ve bu durum İslamcı camia içinde AKP muhalifliği yaratıyordu. Başörtüsüne gelen serbesti ve Arap Baharı ile İslamcılar’ın büyük ölçüde birleştiğini söyleyen Ali, Türkiye İslamcılığı’nın muhalif bir yönünün kalmadığını düşünüyor.

“Roboski katliamı ile birlikte AKP muktedir oldu”

Ali’ye, AKP etrafında kenetlenen İslamcılar ile kendisi arasındaki farkı soruyorum. Onlar iktidar etrafında birleşirken, kendisi neden muhalif olmayı tercih etti? Ali, bu noktadaki duruşunu Kürt meselesinin belirlediğini anlatıyor:

“Çok meşhur bir söz vardı, ‘AKP iktidar oldu ama muktedir olamadı’ diye. Ben bunun Roboski katliamıyla beraber tamamlandığını, yani AKP’nin muktedir olduğunu görmüştüm. AKP orada bir devlet refleksi göstermişti bana göre. O sebepten Kürt meselesi ve Roboski benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Onun öncesinde AKP’yi, askeri vesayetin kalkması ve birtakım özgürlüklerin tanınması açısından desteklenmesi gereken bir yapı olarak görüyordum. Roboski katliamı olduğunda şunu gördüm, AKP tam bir devlet refleksiyle hareket etti, tıpkı kendisinden önceki iktidarlar gibi, tıpkı biz İslamcılar’ın eleştirdiği, karşısında durduğu şekilde hareket etti”

Türkiye’de yaşanan birtakım toplumsal olayların da Ali’nin bugünkü duruşuna etkisi var:

“Mazlum-Der’in o dönem çok güzel bir sloganı vardı, ‘Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumun yanındayız’ diye. Bizde de öyle bir motivasyon vardı. AKP’nin otoriterleşmeye başlamasından sonra oluşan ve yerleşen bir duruşumuz oldu, çünkü muhaliflik biraz da sahada öğrenilen bir şey.

Roboski oluyor, ardından 1 Mayıs’a yasak geliyor, ardından Gezi Parkı eylemleri oldu zaten, korkunç polis müdahalesi falan… Onun dışında başka meseleler de var tabii. Yani o dindar yaşamın başkalarına tepeden inmeci bir şekilde dayatılması da rahatsız ediyordu beni. Hatırlarsınız, o dönemde başbakanın ‘Kızlı erkekli kalıyorlar’ gibi bir söylemi vardı, kadın ve erkeklerin kaldığı evlere baskın yapılıyordu falan… İktidarın bunun gibi her alanda otoriterleşmesi bana ve benim gibi arkadaşlarıma iktidarın karşısında yer alma zorunluluğu doğurdu.”

AKP’yi demokratik hassasiyetlerle benimsemiş İslamcılar’ın bugünkü durağı HDP

Ali’nin Kürt meselesindeki bu hassasiyetinin sebebi etnik kimliğinden kaynaklanmıyor. Kendisi Kürt değil. Hatta ailesi milliyetçi ve muhafazakâr. Ali’nin bu tavrının asıl sebebi, İslamcılık ile etnik milliyetçiliğin birbirine uzak iki kavram olduğunu düşünmesi.

Birlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Hz. Muhammed’e ait şu sözü söylediğini hatırlıyoruz: “Her türlü milliyetçilik ayaklarımın altındadır.”

Ali, bunun hemen ardından ise AKP’nin MHP ile kurduğu ittifaktan söz ediyor ve bu durumun pek çok İslamcı tarafından rahatsızlıkla karşılandığını anlatıyor:

“AKP’nin eskiden muhalefet ettiği Kemalistler’e döndüğünü görüyoruz. Buna en başta İslamcılar’ın karşı çıkması gerektiğini düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partisi ile yapılan ittifak İslamcılar’a rahatsızlık veriyor. O konuda İslamcılar’a da haksızlık etmemek lazım. İslamcı kanaat önderlerinden epey bir eleştiri yöneltiliyor AKP’ye. Çünkü İslamcılığın belki de en mesafeli durduğu, durması gereken konulardan biri milliyetçiliktir. Bu, solcularla İslamcılar’ın ortaklaştığı noktalardandır. Bu noktada İslamcılar’da bir bölünme olduğunu düşünüyorum, yöneltilen eleştiriler var ama bu içeriden yapılan bir muhalefet, yüzleşilen bir muhalefet yok.”

Ali’nin hikayesinde merak ettiğim diğer bir konuysa siyasi parti tercihi. Hayatında bir dönem AKP’yi desteklemiş olan Ali’nin bugün yakınlık duyduğu bir siyasi parti var mı?

Ali için diğer bir İslami söyleme sahip Saadet Partisi bir alternatif değil. Ali’nin bir süredir oy verdiği parti ise HDP. HDP’nin pek çok kimliği bir araya getirdiğini düşünen Ali, bir İslamcı olarak kendisini orada “öteki” hissetmediğini söylüyor.

Ali’ye, çevresinde kendisi gibi HDP’yi destekleyen, kendini orada daha rahat ifade ettiğini düşünen arkadaşları olup olmadığını soruyorum. Ali, kendisiyle yakın çizgide duran pek çok kişinin HDP’yi desteklediğini söylüyor, Hüda Kaya, Altan Tan gibi HDP’de milletvekilliği yapmış veya yapmakta olan İslami çizgideki isimlerin de bunda etkisi olduğunu belirtiyor. Ali, öte yandan İslami hassasiyetleri olan genç neslin HDP’ye daha ılımlı yaklaştığını düşünüyor.

(*) Haberde geçen kişilerin isimleri güvenlikleri için değiştirilmiştir.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar