Işıl Öz’ün Can Dündar ile söyleşisi: “Küresel bir saldırıyı ancak küresel dayanışma ile göğüsleyebiliriz”

Can Dündar’ın “Demokrasi saldırı altında” belgesel serisinin ilk bölümü DW YouTube kanalında yayınlandı. İlk bölümde, “Trump Amerikası”na bir bakış sunuluyor: “Beyaz Amerika”, MAGA hareketi, “Turning Point” ve onun ihbar kampanyasıyla ülkelerini terk eden Amerikalı akademisyenler… Yenice bir kitaba da imza atan Dündar ile son çalışmalarına dair konuştuk. Dündar, “Küresel bir saldırıyı ancak küresel dayanışma ile göğüsleyebiliriz” dedi.

Bilmeniz gerekenler

  • Dertlerden dert seçtiğimiz, sürekli acı üretilen bir döngüdeyiz gibi hissediyorum bu ara. Siz nasılsınız?

Evde küçük bir çalışma odam ve büroda aydınlık, ferah bir çalışma mekânım var. Her ikisinde de önümde sürekli Türkiye’ye ayarlı bir ekran açık… Ekrana baktığımda gördüğüm karanlıkla, kafamı çevirdiğimde penceremden gördüğüm huzurlu sokak arasında gidip geliyorum. Burada, sadece ekrana bakarak karanlıkta yaşayanlar da var; ekranı tamamen kapatıp yeni hayatlarına adapte olanlar da… Ben ikisini de yapamıyorum. Geldiğim yerle yaşadığım yer arasında giderek açılan mesafe, kalbi de yaralıyor, zihni de… Ama özgür yaşamanın ve hâlâ üretebiliyor olmanın ayrıcalığını yaşıyorum ve Türkiye’de yaşananları gördükçe buradaki zorluklardan şikâyet etmiyorum.

  • Onca şey yaşadıktan sonra birçok konuda şok olma refleksinizin zayıfladığını düşünüyor musunuz?

Alışkanlık ve hazırlıkla ilgili bu… Tarih kitapları, yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz, öngörü kapasiteniz, sizi başınıza geleceklere hazırlıyor. Şaşırma hissiniz zayıflıyor. “Eh, yaşananlara bakılırsa bu da olacaktı elbette” duygusu ağır basıyor. Ama bu, bir duyarsızlık ya da aldırmazlık değil; hatta bir koruma zırhı olduğu söylenebilir. Aksi, sürekli duvardan duvara vurulan bir ruh hali olurdu ki, onunla baş etmek daha zor. Önemli olan, şok edici olanı normalleştirmeden, ona karşı mücadeleyi sürdürebilmek…

“Kaydetmek, mücadele etmenin bir parçası…”

  • Birçok kişinin duyguları nasırlaşmışken, kaydetme, anlatma ısrarınız üzerinde durmak isterim.

Belgeselcilikten gelen bir refleks belki… Yaşadıklarımızın çok öğretici olduğuna, bugüne ve yarına dair çok şey söylediğine inanıyorum. Günlük de tutuyorum. Kaydetmek, mücadele etmenin bir parçası… Anlatmak da paylaşmanın tatminini sağlıyor. Birçoklarının tek başına, çaresizce, içinden öfkelendiği yerde, isyanınızı haykırabileceğiniz, sesinizi duyurabileceğiniz, insanlarla paylaşabileceğiniz araçlara sahip olmanın ne büyük lüks olduğunu fark ediyorsunuz. Sürgünde buna, bir de sorumluluk duygusu ekleniyor. “Meslektaşların hapiste ya da işsizken, gerçeklerin üstü örtülürken senin bir dakikayı boşa harcamaman lazım” duygusu… Psikolojik bir terimle “Survivor guilt” de diyebilirsiniz.

  • Çağlayan Adliyesi önünde uğradığınız silahlı saldırının üstünden 10 yıl geçmiş. Bu konuda Almanca bir kitabınız çıktı. Kitaba konu olan kişi, “suikast işinin önce kendisine verildiğini” söyleyen “potansiyel katiliniz”… Kitapla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Açıkçası suikast girişiminin peşine düşmemiştim. Ancak iki yıl önce aldığım bir mektup, beni yeniden konunun içine çekti. Mektup, Arjantin’deki bir cezaevinden geliyordu ve yazan Türk tutuklu, suikast girişiminin içinde yer aldığını, hatta “işin” önce kendisine teklif edildiğini iddia ediyordu. Bütün detayları anlatmaya hazır olduğunu söylüyordu. Elbette böyle bir konuya duyarsız kalamazdım. Arjantin Adalet Bakanlığı’ndan özel izin alıp bir Alman televizyon ekibiyle birlikte Buenos Aires’e gittim ve “potansiyel katilim”le üç saatlik uzun bir söyleşi yaptım. Sadece suikast girişiminin değil, Suriye’ye silah sevkiyatının ve mafya-istihbarat-parti ilişkilerinin de perde arkası aydınlandı. Bu bilgileri, Türkiye’deki derin devlet yapılanmasını bilmeyen Alman okurun da anlayacağı şekilde anlatmaya çalıştım. Kişisel bir savunmanın ötesinde, “gerçek olay ve kişilere dayanan” bir gerilim romanına dönüştü.

Küresel saldırıyı dayanışmayla durdurabiliriz: Can Dündar anlattı
Küresel saldırıyı dayanışmayla durdurabiliriz: Can Dündar anlattı
  • Çoğu kişi için kişisel bir hikâye gibi durabilir paylaştıklarınız… Bunların kayda geçmesi Türkiye için neden önemli?

Belki de Sabahattin Ali cinayetinden beri, her kuşakta, her dönemde aynı yapı, farklı tetikçiler kullanarak, farklı kişileri hedef alarak, ama aynı yöntemleri kullanarak, farklı sesleri susturmaya çalışıyor. Bu yapıyı aydınlatamazsak, bu yapıyla hesaplaşamazsak, bu yapıyı tasfiye edemezsek bu karanlık, ebediyen gerçeğin üstünü örtecek; hem gazetecilerin cesareti, hem toplumun umudu kırılacak.

Küresel saldırıyı dayanışmayla durdurabiliriz: Can Dündar anlattı
  • Bu kitap belki de yardımcı olacak anlatmak istediklerinize… Türkçe yayımlanır mı bir gün?

Dilerim o gün gelir. Bu karanlığı yaratanlarla, bu bilgilerin kamuoyuna ulaşmasını engelleyenlerin aynı yapı olması şaşırtıcı değil. Kitabımın Türkiye’de okura ulaşması, ülkenin üzerine çöken karanlığın kalkması anlamına gelecek benim için…

“Küresel bir saldırıyı ancak küresel dayanışma ile göğüsleyebiliriz”

  • Sürekli karanlık üreten bu döngüden nasıl çıkılacak?

Kitabın araştırması sırasında bir kez daha gözlediğim bir gerçek şu: Küresel bir ilişkiler ağıyla karşı karşıyayız. Hükümetler ve onların emrindeki istihbarat örgütleri, siyasetçiler, mafya yapılanmaları, “ortak düşman”a karşı uluslararası dayanışma içinde çalışıyor. Birbirini kayırıyor, kirli pazarlıklarla işbirliği yapıyor. Bu döngüden çıkılması da bu ağları deşifre ve tasfiye etmekten geçiyor öncelikle… Bu kirli küresel işbirliğine karşı, bizlerin de küresel bir dayanışma ağı kurmamız ve demokrasiyi özgürlüklerimizi savunmak için birlikte çalışmamız şart… Ve elbette bilgiye ulaşmanın, onu halkla paylaşmanın, sonuç almasını sağlamanın yeni, yaratıcı yollarını keşfetmemiz gerekiyor.

  • DW için “Demokrasi Saldırı Altında” başlıklı bir belgesel seriye başladınız. İlk bölüm “Trump Amerikası”…

Aslında “Guardians of Truth” idi serinin başlığı… Baskı altındaki ülkelerde hakikat için mücadele veren özgürlük savaşçılarıyla buluşuyordum. Dört yılda dört bölüm hazırladık. Ancak son dönem demokratik yönetimler de otokratik tehdit altına girdi. Aşırı sağın baskısını hissetmeye başladı. Bunun üzerine serinin odağına demokrasinin sarsıldığı Batı ülkelerini yerleştirdik ve anlatmaya ABD’den başladık. Pek farkında olunmayan bir gelişme var: “Amerikalı sürgünler”… Kulağa tuhaf geliyor; çünkü ABD oldum bittim göç edilen ülkeydi. Bu belgesel için ülkelerini baskı altında terk etmek zorunda kalmış Amerikalı akademisyenlerle buluştum. Yaşadıkları şeyler bizler için o kadar tanıdık ki: İktidarın tehdidi, medya tacizi, ihbar kampanyaları, cezai yaptırımlar, giderek artan saldırılar ve ülkeyi terk etme kararı… Malumunuz biz bu konularda epey bilgi birikimine sahibiz. Şimdi bu birikimi onlarla paylaşabiliriz.

Küresel saldırıyı dayanışmayla durdurabiliriz: Can Dündar anlattı
Küresel saldırıyı dayanışmayla durdurabiliriz: Can Dündar anlattı
  • “‘Türkiye büyük ABD olacak’ demişlerdi, ABD büyük Türkiye oldu” tespitiniz vardı yıllar önce. Çoğu kişi de “virüs salgını”na benzetiyor yaşananları. Mevzu patrimonyalizm. Hadi salgında Dünya Sağlık Örgütü toparlayıcı davrandı; demokrasiden uzaklaşan bu dünyaya dur diyecek şey ne?

Ben, tanıştığım Amerikalı sürgünlerle dayanışma içindeyim bugün… CHP, Sosyalist Enternasyonal’de Batı’da yükselen sağa direnen partilerle işbirliği içinde… Yazarlar, uluslararası örgütleri bünyesinde sansürü aşmanın yollarını arıyor. Son yıllarda gazetecilerin sınırlar aşan işbirliği ile çok önemli araştırmalar ortaya çıkıyor. Doktorlardan kadın örgütlerine, yerel yönetimlerden üniversiteler arası işbirliğine kadar birçok alanda bir arada direnme refleksi gelişiyor. Küresel bir saldırıyı, ancak küresel dayanışma ile göğüsleyebiliriz.

  • Yeni seride başka hangi ülkeleri izleyeceğiz?

İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da yeni sağ büyük hızla büyüyor ve iktidara yürüyor. Bunun nedenlerini, sonuçlarını ve direnme yöntemlerini işlemeye devam edeceğiz. Sırada Almanya olabilir. Kamuoyu araştırmaları, yaklaşan büyük bir aşırı sağ dalgayı haber veriyor çünkü…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.