İSTANBUL (Medyascope) – Atılım Üniversitesi Öğretim Görevlisi Av. Dr. Timuçin Köprülü, Meclis’te kabul edilen çerçeve yasayı Işıl Öz’e değerlendirdi. Peki, Çerçeve yasada kritik noktalar ne? Köprülü, yasadaki erteleme düzenlemelerinin şartlı genel ve özel af niteliği taşıdığını belirterek yasanın Anayasa’ya aykırı hükümler içerdiğini savundu.
Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Av. Dr. Timuçin Köprülü, Çerçeve yasayı Anayasa’ya aykırı buluyor ve erteleme düzenlemelerini şartlı af olarak değerlendiriyor.
- Köprülü, af yasası ile ilgili önemli detayların ceza hukukunda erteleme ile af arasındaki farkları vurguladığını ifade ediyor.
- Meclis’te kabul edilen yasada, Genelkurmay Başkanlığı’nın yetkileri ve infaz hâkimlerinin rolü gibi sorunlu noktalar bulunduğu belirtiliyor.
- Demirtaş’ın durumu ile ilgili AİHM kararlarının uygulanması gerektiği vurgulanıyor, ancak serbest kalma ihtimalinin düşük olduğu ifade ediliyor.
- Çerçeve yasadan kaynaklanabilecek Anayasa’ya aykırı durumların Anayasa Mahkemesi’ne taşınabileceği ve bu süreçte sorunlar ortaya çıkabileceği öngörülüyor.

Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Av. Dr. Timuçin Köprülü, Meclis’te 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilen çerçeve yasayı Medyascope için değerlendirdi. Sorularım ve yanıtlar şöyle:
- Bu bir af yasası değil mi?
Şüpheliler, sanıklar ve hükümlüler açısından Kanun’da üç erteleme hâli düzenlendiği iddiası var. İddia diyorum zira ceza hukukçularının büyük kısmı bu düzenlemelerin erteleme niteliği taşımadığı yönünde.
Bu noktada sorulması gereken soru üç erteleme hâlinin niteliğinin ne olduğudur? Buna bir cevap verebilmek için müesseseye verilen isme değil Kanun’daki ifadeyle erteleme sonucunda neyin gerçekleştiğine bakmak gerekir.
Kanun’un 5. maddesine göre şüpheliler ve sanıklar için soruşturmanın ve kovuşturmanın ertelenmesinde belirtilen beş ve on yıllık süreler suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde şüpheliler için kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, sanıklar için ise düşme kararı verilir deniyor. Burada sanıklar hakkında kovuşturma evresinde verilen düşme kararı özellik arz etmektedir. TCK ve CMK incelendiğinde düşme kararının devletin cezalandırma yetkisinden feragat ettiği hâlleri genel anlamda kapsadığı dikkati çekmektedir. Örneğin zamanaşımı, şikâyetçinin şikâyetinden vazgeçmesinin sanık tarafından kabulü ve kovuşturma evresinde uzlaşmanın sağlanması gibi. Düşme kararının verildiği bir diğer hâl de TCK 65. maddedir. İlgili düzenleme genel af hâlinde düşme kararı verileceğini belirtmektedir.
Af kavramının TCK’da nasıl düzenlendiğine de kısaca değinmek gerekmektedir. TCK’da genel ve özel af ayrımı var. TCK 65. maddeye göre genel af kovuşturma evresinde kamu davasını düşüren, infaz evresinde ise cezayı bütün neticeleriyle birlikte ortadan kaldıran bir işlemdir. Özel afta ise hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilmekte veya bu süre kısaltılmakta ya da hapis cezası adli para cezasına çevrilmektedir.
İki af tipi arasındaki fark affın kapsadığı kişi sayısıyla yani niceliğiyle değil doğurduğu hukuki sonuçlarla yani niteliğiyle ilgilidir. Buna göre kovuşturma evresinde genel af çıktığında suç hiç işlenmemiş sayılırken infaz evresinde çıkan genel af ise hükümlünün TCK 53. madde anlamında yoksun kaldığı hakları doğrudan kendisine geri vermektedir. Özel afta ise TCK 65(3). madde uyarınca cezaya bağlı olan ya da hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir. Örneğin 15 yıllık bir mahkûmiyete konu suçla ilgili üçüncü yılda çıkacak bir genel afta hükümlü TCK 53. maddedeki yasaklanan hakları geri kazanacakken aynı suç tipiyle ilgili özel afta hakların geri kazanılması için yıllarca beklenmesi gerekecektir.
Kanun’da kovuşturmanın ertelenmesi durumunda erteleme süresi içinde suç işlenmediği durumlarda düşme, soruşturma evresindeki şüpheli için de kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların verilmesi, ilgili müesseselerin bir erteleme değil genel af olduğunu göstermektedir. Her iki durumda da ertelemenin şüpheli ya da sanığın talebine bağlı tutulması ve suç işlememe şartına bağlanması bahsi geçen kurumların şartlı genel af olduğunu göstermektedir.
Hükümlüler açısından ise hapis cezasının infaz kurumunda çekilmesine son verilmesi gerçekleştiği ve yine yukarıda belirtilen şartların varlığı da gerektiği için şartlı özel aftır. Hükümlü, Kanun teklifindeki süreler dâhilinde dışarıda bir terör suçu işlemediği takdirde cezası infaz edilmiş sayılır. Ancak bu erteleme süresi zarfında TCK 53. maddede belirtilen belli hakları kullanmaktan yoksun kalacaktır.
Burada ilginç bir düzenleme Kanun teklifinin 7(4). maddesidir. Bu düzenleme hükümlüler açısından yapılan ertelemenin aslında özel aftan genel affa geçilebileceğini göstermektedir. Düzenlemeye göre Kurul, infaz hâkiminden mahkûmiyet nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını isteyebilir. Bunun için beş yıllık verilen erteleme kararları bakımından iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yılın geçmesi gerekir. Düzenlemedeki sorunlardan ilki TCK 53. madde kapsamında hak yoksunluklarının kaldırılması konusunda hâkime tanınan yetkinin Kanun’da genişletilmiş olmasıdır. Bir adi suçtan mahkûm olan hükümlünün TCK 53(3). maddesi uyarınca kısıtlanmayabilecek haklarıyla ilgili düzenleme şu şekildedir:
Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
Bu durumda hâkimin adi bir suç nedeniyle TCK 53(1)(c) ve (e) bentleri dışında kullanmaktan yoksun bırakılan haklara müdahale etmesi mümkün değilken, Kanun kapsamındaki bir hükümlünün yoksun kaldığı tüm haklar infaz tamamlanmadan geri verilebilecektir. Burada kanaatimce daha tuhaf olan aslında TBMM’ye ait bir yetki olan genel affın, idari bir makam olan Kurul’un talebiyle ve yoksun kılınan tüm hakların verilmesi suretiyle bir infaz hâkimi tarafından gerçekleştirilmesidir. Bunun Anayasa’ya aykırı olduğu ortadadır.
Diğer yandan Kanun’un 7(4)(a) maddesinde yer alan soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının, sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemesinden talep edilebilmesi hükmü de izaha muhtaçtır. Burada belirtilen hak yoksunluğu TCK 53. maddedeki hak yoksunluğu ise zaten bunun için kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü gerekmektedir. Oysa ki soruşturma ve kovuşturma evresinde kısıtlanan bir hak bulunmamaktadır.
Afla bağlantılı bir başka husus da kanaatimce şudur. Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçları düzenleyen TMK 4. maddenin (c) bendinde 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 110’uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları da sayılmaktadır. Kanun teklifi kapsamında özel ya da genel affın konusu olabilecek bu suç tipiyle ilgili engel düzenleme ise Anayasa’nın 169. maddesidir. Bu maddede münhasıran orman suçları bakımından genel ve özel affın çıkarılamayacağı belirtilmektedir.
Kanun’daki düzenlemenin erteleme yönünde bir infaz kurumu düşüncesinde olanlar buna dayanak olarak Anayasa Mahkemesi’nin 2020 yılında verdiği 7242 sayılı Kanun’la Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 6. maddeye ilişkin kararıdır. Bu düzenlemenin de af olduğu iddia edilmiş ancak Anayasa Mahkemesi, düzenlemede iyi hâl şartının arandığı, toplam cezada bir değişiklik olmadığı, infaz kurumundan kendiliğinden serbest bırakma gibi bir durumun bulunmadığı ve hâkimin takdir yetkisi gibi nedenlerle bunun infaz usulüne ilişkin bir norm olduğunu söylemiştir. Oysa ki önümüzdeki Kanun’da bu belirtilen şartların olmadığı görülmektedir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi’ne yapılabilecek bir başvuruda Mahkemenin 2020 yılındaki gibi Kanun’un ilgili düzenlemelerini infaz hukuku normu olarak görmesinin zor olacağını düşünüyorum.

- Peki, Demirtaş’ı kapsıyor mu, kapsamıyor mu?
Yaklaşık 10 yıldır cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş hakkında AİHM’in üç tane ihlal kararı mevcuttur. Bunlarda Demirtaş hakkında tutuklama koşullarının oluşmadığı ve tutukluluğun da siyasi saiklerle devam ettiğine hükmedildi. Bu durumda Demirtaş’ın tahliyesi ve yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulması gerekmektedir. AİHM’in kararı da geçen sene bu zamanlarda kesinleşti ancak Demirtaş tahliye edilmedi. Demirtaş’ın mahkûmiyetine dair müsnet suçlar Kanun kapsamında ancak bundan önce zaten kendisinin tahliyesi ve yeniden yargılanması AİHM kararının gereği.
- Paralel erteleme sisteminden bahsediyorsunuz, bu konunun üzerinde durmak isterim.
Soruşturma ve Kovuşturmaların Ertelenmesi başlıklı 3. maddeye göre örgütün fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere belli şartlarda erteleme kararı verilecektir. Aynı suç tipleri mahkûmiyet hükümlülerinin infazının ertelenmesine dair 6. maddede de yer almaktadır.
Paralel ya da alternatif bir erteleme sisteminden kastım TCK ve CMK kapsamı dışında sırf bu Kanun kapsamındaki kişiler için uygulanabilecek kurallar aslında. Yani bizim adi suç olarak isimlendirdiğimiz olağan suçlarda örneğin hırsızlık, ihaleye fesat karıştırma, yaralama, dolandırıcılık gibi görece daha hafif suçlarla bağlantılı kovuşturmaları devam eden ya da haklarında mahkûmiyet kararı verilenlerin faydalanmadığı imkânlardan faydalanma.
Şüpheliler yani soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan ve haklarında henüz kamu/ceza davası açılmamış kişiler bakımından CMK’da kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair 171(3). madde düzenlemesi vardır. Bu düzenlemeye göre erteleme kararının verilebilmesi için aşağıdaki objektif ve sübjektif bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Örneğin üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren bir suç olması, şüphelinin daha önce kasıtlı bir suçtan hapis cezasıyla mahkûm olmamış bulunması, davanın ertelenmesi hâlinde şüphelinin suç işlemekten çekineceği kanaati ve ertelemenin şüpheli ve toplum açısından kamu davası açılmasından daha faydalı olması gibi. Bu şartlar varsa Cumhuriyet savcısı davanın açılmasını beş yıl erteleyebiliyor.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi durumunda erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
CMK 171(6). madde ise her suç tipi için bu kararın verilemeyeceğini hüküm altına alırken istisna suçları belirtmektedir. Buna göre, suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar, kamu görevlisi tarafından görevi sebebiyle veya kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen suçlar ile asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.
Şüpheliler bakımından Kanun’daki suçlar kapsamında ise 1. madde kapsamına giren ve üst sınırı on beş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturmalar beş yıl, on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturmalar on yıl süreyle ertelenir.
İlgili düzenlemeye bakıldığında CMK’da yer alan kamu davasının açılmasının ertelenmesine paralel/alternatif bir sistem getirildiği görülüyor. CMK 171. madde çerçevesinde adi suçlar bakımından aranan koşulların büyük bölümü Kanun teklifinde yer almamaktadır. Dahası silahlı terör örgütü mensubu şüphelinin üst sınırı 15 yıl hapis cezası gerektiren bir suçtan dolayı kamu davasının açılmasının ertelenmesi mümkünken TCK 220. madde kapsamında adi suç işleyen örgüt mensupları için bu imkân bizzat CMK 171(6). madde tarafından engellenmektedir. Böylelikle tehlikeliliği ve ihlal ettiği hukuki değerler daha ciddi ya da fazla olan silahlı örgüt mensubunun faydalanacağı bir düzenlemeden basit bir suç örgütüne yardım eden kişinin faydalanamaması gibi bir durum ortaya çıkmaktadır ki bunun da Anayasa Mahkemesi önüne gitmesi muhtemeldir.
Bunun yanında Ceza Muhakemesi sistemimizde olmayan kovuşturmanın ertelenmesi müessesesi de Kanun’da yer almaktadır.
Hükümlülerin cezalarının infazının ertelenmesi de 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu konuda ayrıntıya girmeye gerek yok ancak Kanun’da mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesiyle biraz önce ifade ettiğim gibi paralel bir infaz erteleme müessesesi oluşturulmuştur. Kanun’un 6. maddesi uyarınca toplam on beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle, toplam on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle, infaz hâkiminin kararıyla ertelenir.
Böylesi alternatif ya da paralel bir sistemin düşünülmesinin nedeni kanaatimce TCK ve CMK çerçevesinde belirtilen sınırlamalardır. Bu sınırlamalar içerisinde amaçlanan neticelere ulaşılamayacağı için ayrı bir Kanun’da belirli kişiler için bu düzenlemeler yapıldı. Dahası hukuk sistemimizde olmayan kamu davasının ertelenmesi gibi bir müessese de yaratıldı.
- Çerçeve yasada kritik noktalar nedir?
Çerçeve yasada kritik noktalar konusuna gelince… Öncelikle icrai bir görevi olmayan MGK’nın Anayasa’ya aykırı bir biçimde Kanun’da konumlandığını görüyoruz. Bunun yanında oluşturulacak Kurul’un ki bir idari mekanizma olacaktır bu yetkilerinin de sorunlu olduğunu düşünüyorum. Özellikle yasaklanan hakların geri verilmesi konusunda infaz hâkiminden talepte bulunma, idari ve yasal düzenlemeler konusunda neredeyse talimat verecek bir konumda bulunması, 1 Haziran 2015 sonrası işlenen suçlardan dolayı bir nevi muhakeme şartı yaratılarak soruşturmaların Kurul’un iznine bağlanması gibi hususlar problemli. Diğer yandan bu Kurul’un işlemlerine madem idari bir makam itiraz yollarının da gösterilmesi gerekmektedir. Az evvel belirttiğim gibi yasaklanan hakların söz konusu olmadığı soruşturma, kovuşturma ve infaz evrelerinde hangi hakların geri verileceğinin belli olmaması; bu yolla örneğin hükümlüler için infaz hâkiminin genel af kararı verebilmesi gibi hususlar da önemli sorunlar.
- Bundan sonrasında çıkabilecek problemler neler olabilir?
Bundan sonrasında ortaya çıkabilecek sorunların ne olduğunu anlamak için kimlerin sorun çıkarabileceğini ortaya koymak gerekiyor.
Öncelikle Kanun’daki Anayasa’ya aykırılık teşkil edebilecek hususlar az önce söylediğim ve özellikle 1 Haziran 2005 tarihinin bir milat olarak düzenlenmesi gibi hususlar Anayasa Mahkemesi’ne götürülebilir. Bunları yapabilecek olanlar Anayasa’ya göre AK Parti, Yeni Parti veya 120 milletvekilinin Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmasıdır. Diğeri ise görülmekte olan kamu davalarında ya da infaz aşamasındaki kişilerin itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasıdır. Bu ihtimal dâhilindeki başvurulardan Anayasa’ya aykırılık yönünde çıkabilecek kararlar sonrasında sorunların ortaya çıkması mümkün. Örneğin ertelemenin ya da affın kapsamının genişlemesi gibi.
- Öcalan’ın serbest kalma ihtimali nedir?
Böylesi bir ihtimal şu an için yok. Ancak az evvel bahsettiğim Kanun’un Anayasa Mahkemesi’ne bir biçimde gitmesi ve özellikle 1 Haziran 2015 tarihinden önce ibaresinin iptaliyle Öcalan’ın mahkûmiyet kararı Kanun’un 6. maddesi uyarınca on yıl ertelenip serbest kalabilir ve Kurul’un talebiyle de 7. maddeye göre üç yıl sonra da TCK 53. madde çerçevesinde yasaklanan haklarını da geri kazanabilir.








