İSTANBUL (Medyascope) – Açıldığı ilk günden beri uzaktan da olsa gelişim sürecini izlediğim Ferda Art Platform’da (FAP) zaman geçirme şansım oldu bir süre önce.

Platformun kurucusu Ferda Dedeoğlu yakın arkadaşım. Mimarlıktan akademisyenliğe uzanan yolculuğunun, vaktiyle dikkatini verdiği şeylerin bugünkü çalışmalarına olan etkisini görünce, gençlere anlatılacak bir başarı hikâyesi daha diye düşündüm galeride gezerken.
FAP’ın hikâyesini size de aktarmak için birkaç soru sordum, Ferda Dedeoğlu’nun yanıtları şöyle:
- FAP’ın geldiği yerden memnun gibisin. Ne oldu da bu kadar kısa sürede Türkiye’nin önde gelen platformlarından biri oldunuz sence?
Sanırım bunun temelinde samimiyet, çok çalışmak ve tutku var. İlk günden itibaren yaptığım işte kendimi bulduğumu hissettim. Her gün aynı heyecanla işe gitmek için gerçekten yaptığın işi sevmen gerekiyor. Ben de bu işi çok seviyorum. Samimiyet zaman içinde güven duygusunu beraberinde getirdi.
Çok değerli sanatçılarla çok güzel işler ürettik. Hem sanatçılar hem de koleksiyonerler bana inandılar. Adım adım birlikte büyüdük. Galerimizde ilk kişisel sergisini açan sanatçılardan bugün çağdaş sanat ortamında adı anılan isimler var. Bunu görmek benim için büyük mutluluk. Çalıştığımız tüm sanatçılarla her yeni proje ve yeni sergi, yeni bir hikâye. Birlikte büyümek, onların yolculuğuna eşlik etmek ve o sürece tanıklık etmek beni en çok motive eden şey.
“Sanat dünyası güven ilişkileri üzerine kurulu”
- Sanat dünyasında kalıcı olmanın yolu ne sence?
Sanat dünyası aslında güven ilişkileri üzerine kurulu. O bağlar zayıfladığında herkes biraz daha yalnızlaşıyor. Ben uzun vadeli ilişkilere inanıyorum. Sanatçıyla, koleksiyonerle ve galericiyle birlikte büyümenin çok daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Birbirine güvenen insanların oluşturduğu ekosistemin çok daha sürdürülebilir olduğuna inanıyorum.
- 10 yıl önce sanat galerisi işletmek ile bugün arasında nasıl bir fark var?
10 yıl öncesini birebir kıyaslayamam ama yedi yıl öncesiyle bugün arasında bile çok büyük fark var. Ben galeriyi açtıktan kısa süre sonra pandemi başladı. Hatta ikinci sergimizi açtıktan bir gün sonra galeriyi kapatmak zorunda kaldık. O dönem bizim için çok zor geçecek diye düşünürken tam tersine büyük bir avantaja dönüştü. Evden çok yoğun çalıştık. Yeni sergiler planladık, üretmeye devam ettik.
Pandemi boyunca yeni işler göstermeyi hiç bırakmadık. O dönemde bir koleksiyonerimizin söylediği bir cümleyi hiç unutmuyorum: “Piyasaya nefes oldunuz.” Gerçekten de prodüksiyon gerektiren, emek isteyen sergiler yaptık. Çok çalıştık. Normal şartlarda yıllar içinde kurulabilecek ilişkiler, o iki yılda oluşmaya başladı. Koleksiyonerleri ve sanat profesyonellerini galerimizde ağırladık. Pandemi sonrasında insanlar bir süre daha şehirdeydi ve bu ziyaretler devam etti. Ama bugün artık herkes çok daha fazla seyahat ediyor, iş temposu çok arttı. Dolayısıyla sanatın paylaştığı zaman da doğal olarak bölündü. Buna rağmen bizim heyecanımız hiç değişmedi.
- Her buluşmamızda daha kendine güvenen, yaptığı işin daha çok arkasında duran biri görüyorum.
Sanırım yaptığınız işin karşılığını aldıkça insanın kendine güveni de doğal olarak artıyor. Ben bu sektöre hiçbir şey bilmeden girdim. İlk yıllarım tamamen öğrenmeye çalışmakla geçti. Bilmemenin getirdiği bir çekingenlik vardı. Elbette hatalar da yaptım.

Ama zamanla öğrendikçe, deneyim kazandıkça ve yaptığımız işlerin güzel karşılıklarını gördükçe bugün ne yaptığını bilen biri olarak konuşabiliyorum. Eskisi kadar kendimi anlatma ihtiyacı hissetmiyorum. Çünkü yapılan işler ortada. Birlikte çalıştığımız sanatçıların neler yaptıklarına, gelişimlerine hep birlikte tanıklık ediyoruz. Bunları görmek benim için büyük mutluluk.
“Beni burada tutan şey hep heyecan oldu”
- Amacınızı korurken seni en çok yoran şey ne? Peki en çok heyecanlandıran?
Yoran çok şey olabiliyor. İlişkiler bazen gerçekten yıpratıcı olabiliyor. Kırgınlıklar yaşanabiliyor. Bazen ne yaparsan yap olmuyormuş gibi hissettiğin anlar oluyor. Hatta “Ben bu işi neden yapıyorum?” diye sorguladığın zamanlar bile geliyor.
Bu işe ilk başladığımda bir tanıdığım bana, “Çamurlu bir piyasaya giriyorsun, emin misin?” demişti. O zaman ne demek istediğini tam anlayamamıştım. Zaman içinde o cümlenin neyi anlattığını gördüm. Üstelik dışarıdan bakınca sanat dünyası en keyifli, en estetik ve en temiz alanlardan biri gibi görünüyor.
Ama tüm bunlara rağmen beni burada tutan şey hep aynı oldu: heyecan. Sanat artık benim için sadece bir iş değil. Hayatımın doğal bir parçası. Tatilde bile kendimi bir sergi ararken, bir müzeye gitmek için plan yaparken buluyorum. Bundan kaçamıyorsunuz. Çok mantıklı açıklanabilecek bir şey değil. Sadece gerçekten çok seviyorsunuz.
- Düzenli olarak çalıştığınız kaç sanatçı var? Sipariş usulü çalışmalar da yapılıyor mu FAP’ta?
Şu anda 15 sanatçının temsiliyetini yürütüyoruz. Çok sık yaptığımız bir şey değil. Ama projenin içeriğine bağlı olarak, doğru eşleşmeler olduğunda elbette özel üretimler de gerçekleştiriyoruz.

- En son aklını başından alan iş neydi?
Amerika’da gördüğüm bazı özel sanat koleksiyonları beni gerçekten çok etkiledi. Hem ölçekleri hem de içerikleri inanılmazdı. Tutkunun ne çeşit alanlar açtığını görmek, o vizyonları anlamaya çalışmak, oluşturulan koleksiyonlar gerçekten inanılmaz. Her koleksiyon şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıyor. Onun dışında hâlâ beni heyecanlandıran çok sergi görüyorum. Sanırım bu heyecan hiç bitmeyecek.
- Çocuklara yönelik bir çalışma hayalin vardı. Hâlâ gündemde mi?
Keşke yapabilseydim bir şeyler ama şimdiye kadar olamadı.
- Sırada ne var?
Uzun vadeli bakarsak aslında ben de tam olarak bilmiyorum. Aklımda yapmak istediğim pek çok şey var ama içinde bulunduğumuz şartlar şu sıralar biraz zorlayıcı. O yüzden çok uzun vadeli planlar yapmak yerine önümüzdeki projelere odaklanıyorum. Şimdilik bizi heyecanlandıran yeni sergiler var. Bütün enerjimizi onlara veriyoruz.








