“Koronavirüs, Çin’in otoriterliği yüzünden yayılıyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Minxin Pei’nin 28 Ocak 2020’de Project Syndicate web sitesinde yayınlanan yazısını Okan Yücel’in çevirisiyle paylaşıyoruz:

“Koronavirüs salgını Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıktı ve Çin’den Tayland, Fransa ve ABD’ye kadar pek çok farklı ülkeyi etkiledi. Şu ana kadar toplam yüzden fazla kişinin de ölümüne neden oldu.

Tarihin tekerrür etmesi, Çin örneğinde pek de şaşırtıcı değil. Çinli liderlerin kendi otoritelerini korumak için toplumu her şeyin plana uygun ilerlediğine ikna etmesi gerekiyor. Bunun yolu da çözüm için gereken her şeyi yapmak yerine Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) liderliğiyle ilgili eksiklikleri ve kusurları örtmeye çalışmaktan geçiyor.

Patolojik ketumluk, otoritelerin salgın hastalıklara çabuk reaksiyon göstermesini engelleyen bir unsurdur. Örneğin Çin Sağlık Bakanı da dahil Çinli yetkililer SARS hakkındaki gerçekleri toplumdan kasıtlı olarak gizlemeselerdi, 2002-2003 yıllarındaki SARS virüsü salgını ile daha kolay mücadele edilebilirdi. Hastalık kontrolü ve koruma önlemleri düzenli şekilde hayata geçirildikten sonra SARS virüsü birkaç ay içinde etkisiz hale getirilmişti.

Yine de Çin bundan gerekli dersi çıkartamamış gibi görünüyor. Her ne kadar teknolojik ilerlemeler sayesinde hastalığı izleyebilmek başta olmak üzere bugünkü koronavirüs ile yaklaşık 18 sene önceki SARS virüsü arasında ciddi farklar olsa da bu iki farklı vakadaki ortak nokta ÇKP’nin yaşananları gizleme çabasıdır.

İlk bakışta Çin hükümetinin hastalığın ortaya çıkması ve yayılması ile ilgili daha açıksözlü davrandığını düşünebiliriz. Ancak ilk vaka 8 Aralık 2019 yılında raporlanmasına rağmen Vuhan Yerel Sağlık Komisyonu birkaç hafta önceye kadar resmî bir açıklama yayımlamamıştı. O zamandan beri de Vuhan’lı yetkililer hastalığı olduğundan daha önemsiz gibi göstermeye çalışırlarken aynı zamanda bu konuyla ilgili yapılan haberleri de engellemek için uğraştılar.

Aynı yetkililer tarafından hastalığın insandan insana geçmeyeceğine ve hiçbir sağlık görevlisinin de virüsten etkilenmediğine yönelik açıklamalar yapıldı. O tarihten beri toplam 59 vaka daha raporlanmasına rağmen aynı açıklama 5 Ocak 2020 tarihinde tekrarlandı. Bir hafta sonra ölümle sonuçlanan ilk vaka yaşanmasına rağmen aynı açıklamaları tekrar tekrar dinledik.

Bütün bu kritik süreç boyunca hastalığa ilişkin oldukça az haber yapıldı. Sansür uygulamalarını benimseyen çoğunluk bu konunun gündem olmaması ve kamuoyunda tartışılmaması için ellerinden geleni yaptı. SARS virüsünün yayıldığı döneme kıyasla bugün sivil toplum, internet ve medya üzerindeki hükümet baskısının daha yoğun olduğunu düşündüğümüzde bu sansür ortamını yaratmak da çok daha kolaydı. Polisler de hastalıkla ilgili ‘dedikodu yayan’ insanları tehdit ederek bu sansür uygulamalarına ortak oluyorlardı.

Bir çalışmaya göre, Çin’in en popüler mesajlaşma ve paylaşım uygulaması olan WeChat üzerinden 30 Aralık ile 4 Ocak tarihlerinde koronavirüs hakkında yapılan binlerce paylaşım var. Ancak Vuhan yetkililerinden hastalığa ilişkin ilk açıklama geldikten sonra aynı platformda koronavirüs hakkında yapılan paylaşımların sayısı da hızlı bir düşüşe geçti. İlk ölüm yaşandıktan sonra bu konu hakkındaki konuşmalarda anlık bir artış yaşansa da devamındaki süreçte yine benzer bir düşüş gözlemleniyor. Ancak 20 Ocak tarihine gelindiğinde, hastalık Vuhan’ı da aşarak Pekin ve Guangdong’a da sıçradığı zaman hükümet sansür politikasına son verdi ve hastalığın ciddi bir salgına dönüştüğünü açıklamak zorunda kaldı.

Çin hükümetinin kendi imajı pahasına gerçekleri saklama planı bir kez daha çok pahalıya mal oldu. Çin hükümeti politikasını değiştirdi ve yeni bir söylem benimsedi. Artık hastalığı gizlemeye çalışmıyorlar, bunun yerine bu kadar ciddi ve büyük bir hastalık ile nasıl da özveriyle mücadele ettiklerini anlatıyorlar.

Bu noktada bu söylemlerin verimli sonuçlar doğurma ihtimalini tahmin etmek oldukça zor. Net olan ise hükümetin salgının ilk aşamasındaki yanlış politikasından dolayı binlerce insanın daha bundan etkileneceği, yüzlercesinin ölebileceği ve mevcut ticaret savaşlarından dolayı zaten büyük yara alan ekonominin ağır bir darbe daha yiyeceği.

Ancak bu durumun en trajik yönü aynı tutumun bir sonraki vakada da tekrarlanma ihtimalinin oldukça yüksek olması. Parti devletinin ayakta kalması için hayatî olan faktörler, gizlilik, medyanın baskı altına alınması ve sivil özgürlüklerin kısıtlanmasıdır. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping büyük riskler taşıyan hastalıklarla mücadele etme kapasitelerinin fazlasıyla yükseldiğini söylese de Çin yönetimi, kendi otoriterliğini artırmak adına hem kendi ülkesinin hem de bütün dünyanın güvenliğini zayıflatmaya devam edecek.

Çinli liderler yeni ortaya çıkan koronavirüs vakasına karşı kazanılacak zaferi ilan ederken şüphesiz ki Çin Komünist Partisi’ne büyük bir rol biçecekler. Ancak gerçek durum ise bunun tam tersi: Bu belanın sorumlusu ÇKP’nin kendisi.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus