Yanis Varufakis: “Yunanistan adına AB ile yürüttüğüm müzakerelerin ses kaydını almam ahlâkî bir mecburiyetti”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Eski Yunanistan Maliye Bakanı Varufakis, şimdiye kadar ortaya çıkmamış olan AB ile görüşme kayıtlarını neden tutma kararı alıp beş yıl sonra da yaydığını Mediapart’a açıkladı. Haldun Bayrı’nın çevirisi.

Daha önce bundan bir kitap çıkarmıştı (Conversations entre adultes [“Yetişkin Konuşmaları”], Les Liens qui libèrent, 2017), Costa-Gavras da bu kitabı geçen sene sadık bir biçimde sinemaya uyarlamıştı (Adults in the Room). Mediapart’la söyleşisinde Yanis Varufakis, eski tarih olmadığına inanmak istediği bu kayıtları neden kamuya açıklama kararı aldığını izah ediyor.

Bu kayıtları ne zaman ve ne için yaptınız?

Yanis Varufakis: Brüksel’deki ilk üç toplantıyı [11, 16 ve 20 Şubat 2015 – Y.N.] kaydetmedim, çünkü bu hiç aklıma gelmemişti. On saatten fazla süren birinci toplantının sonunda bunu düşünmeye başladım. Çıktığımda öyle sersemlemiş ve kafam karışık bir haldeydim ki… Şantaj, saldırı, eleştiri ve baskılar ortasında kalmıştım. Sonunda, ne olup bittiğini hayal meyal hatırlıyordum.

Fakat başbakanıma, kabine üyelerime, Parlamento’ya –bir gün sonra da gazetecilere– brifing vermek zorundaydım. Sekreterimden müzakere tutanaklarını istedim. Böyle bir şey olmadığını söyledi. Ne? İlk anda inanamadım. Düşünülemez bir şeydi bu! Avrupa Birliği’nde bu kadar önemli toplantıların tutanaklarının olmadığını hiç düşünmemiştim. Ama yine de o sırada kayıt yapmadım.


Yanis Varufakis 3 Temmuz 2019’da Atina’da, partisi DiEM 25’in seçim kampanyasında. ( AFP)

20 Şubat’taki üçüncü toplantı, katıldığım tek kolay toplantı oldu. Kolaydı, çünkü Angela Merkel, Dijsselbloem’a [2013’ten 2018’e kadar Eurogroupe Başkanı – Y.N.] bana istediğimi vermesini söylemişti: MoU’nun adının geçmediği bir uzatma [Memorandum of Understanding, ilk olarak 2012’de Atina’da imzalanan bu anlaşma, Yunanistan’a destek olarak ödünç verilen para karşılığında, Atina’yı reformlara ve kemer sıkmaya zorluyordu – Y.N.].

Hatta Eurogroupe ile Troyka kurumlarının performansımızın incelemesini bizim reform listemiz zemininde ele alacağı bile belirtilmişti. Bir bakıma MoU’nun yerini alıyordu bu. Hiçbir zaman böyle söylenmemiş bile olsa. İyi istikamette muazzam bir adımdı bu.

24 Şubat’tan itibaren kaydetmeye başladınız.

Teklif ettiğimiz reformlar listesine her birinin verdiği cevapları hatırlamam gerekiyordu. Bilhassa 20 Şubat anlaşmasına çok karşı olan [Wolfgang] Schaüble’nin [Angela Merkel’den daha “sert” olan Alman Maliye Bakanı – Y.N.] MoU ile güçlerini birleştirmesinden çok korkuyordum. Beni en çok şaşırtan ise, bu konuyu onun değil de, Dijsselbloem, Pierre Moscovici ve IMF’nin açması oldu. Oysa 20 Şubat’ta bütün bunlar üzerinde anlaşmıştık. Kayda almayı sürdürmem gerektiğinin bilincine o anda vardım.

Bu kimseler kendi mutabakatlarına bile uymaktan âcizler. Kendi mutabakatları üzerine bile yalan söylüyorlardı! Üstüne üstlük, Eurogroupe’ta olup bitenler –benim dediklerim ve onların dedikleri– hakkında basına fake news/sahte haberler sızdırdılar. Dolayısıyla bunları kaydetmek benim için ahlâkî bir mecburiyetti, sırf Tarih’e tanıklık için bile olsa.

Pierre Moscovici “haydut yöntemleri”nden bahsediyor. Hatta kafanızda bir kitap yazma fikri olduğu için kaydetmeye başladığınızdan bile kuşkulanıyor…

Bu iftiralara müstehak oldukları karşılığı vereceğim. Sadece şunu söyleyeyim: Başka ne diyebilirlerdi ki? [“they would say that, wouldn’t they ” – Y.N.]. İşin aslı, eğer müzakere tutanakları olsa, kaydetme diye bir şeyin olmayacağıdır.

24 Nisan’da Riga’daki toplantıdan itibaren Dijsselbloem sizin müzakereleri kayda aldığınızı anlamış. Mario Draghi 22 Haziran’da Eurogroupe’a, “Görüşmelerimizin kayda alındığının söylendiğini duydum” diyor. Meslektaşlarınız kaydettiğinizi biliyorlar mıydı?

Elbette biliyorlardı. Onlar da kaydediyordu. Moscovici ile Schaüble’nin her seferinde söylenen şeyleri kaydettirmediğini hiç düşünebilir misiniz? Yıllardır Eurogroupe’ta bulunup son derece titiz bir avukat olan Schaüble’nin, kendi parlamentosuna orada neyi söyleyip neyi söylemediğini kanıtlayacak malzemesi olmaz mı?

Bunu çok açık biçimde, herkesin gözü önünde yaptım. Dijsselbloem’a tutanak düzenlenmemesinin normal olmadığını söyledim. Akabinde, New York Times’a söyledim bunu [20 Mayıs 2015’te yayınlanan makale  – Y.N.]. Bunun için Draghi görüşmelerimizin kayda alındığının “söylendiğini duyduğunu” söylüyor. Bunu nereden öğrenmiş? New York Times’a söylediklerimden. Bunu kamuya açıklamalarını istemiştim. İçimizde hiç kimsenin şeffaf olmama hakkı yoktu; hiç kimse, milyonlarca Avrupalı’nın yaşamını etkileyen şeyleri burada söyleyip, sonra da bunun hesabını vermeden yoluna gidemezdi.

Bu kayıtları neden bugün, beş sene sonra kamuya açıklama kararı aldınız? Hem de bir kitap ve bir filmden sonra…

İki sebep var. Biri Avrupa’ya bağlı. Eurogroupe müzakere tutanaklarını muhafaza etmeye mecbur olsun diye çabalarıma ve DiEM25’in [Varufakis’in partisi – Y.N.] kampanyasına rağmen, bunu hâlâ yapmadılar. Koronavirüsü alalım. Geçen hafta bakanlar bir telekonferans yaptılar. Ne söylemiş oldukları bilinmiyor. Tek bildiğimiz, toplantının bir sonuç vermediği. Avrupa yurttaşları olarak bizim adımıza neyin söylenmiş olduğunu bilme hakkımız yok mu? Koronavirüse karşı eyleme geçilmesine engel olan bakan kimdir, hangi ülkedendir?

Diğer sebep ise Yunanistan’a bağlı. Önce, Yeni Demokrasi (Nea Dimokratia) hükümeti gayrimenkul kredilerinin özel fonlara devrine karar verdi — ki bu da ülkede kitlesel bir tahliye dalgası başlatacak. Oysa Yunan Maliye Bakanı kendini haklı göstermek için, benim 2015 yılında avro bölgesi bakanlarını “kızdırdığımı” söyleyerek sorumluluğu benim üstüme atıyor.

Ve aynı gün –belki de sadece bir tesadüftür– Syriza, kendi içine yönelik bir raporunda, Aleksis Çipras’ın referandumdan [5 Temmuz 2015 – Y.N.] sonra, benim Eurogroupe’taki stratejim yüzünden teslim olduğunu açıklıyordu. Oysa bütün o dönem boyunca bana tam destek vermişti. Kendi kendime dedim ki: Tamam, 2020’deki eylemleri bile haklı göstermek için Eurogroupe’ta olup bitenler hakkında yalan söylemeye devam ediyorlar. Bu sadece eski tarih değil.

Michel Sapin’den Pierre Moscovici’ye, bu ses kayıtlarının 2015’teki bilek güreşinin sadece –ufak– bir kısmını anlattığını ısrarla söyleyen çok kişi var. Katılıyor musunuz?

Bunun tarihin ancak bir parçası olduğuna hiç şüphe yok. O zaman bu kimselere, önceki kayıtlarla birlikte, daha sonra artık benim bulunmadığım diğer toplantıların kayıtlarını da yayınlamalarını tavsiye ederim. Diğer konuşmalara, mesela telefon görüşmelerine gelince –ki onlar bende yok–, bunların kayıtlarını ortaya dökmek ise bence ahlâkdışı olur.

Bir panoptikonda [bütünün gözetim altında tutulduğu yer – Ç.N.] yaşamamalıyız — her şeyin live-streamed olduğu [İnternet üzerinden naklen yayıldığı – Y.N.] bir dünyada. NSA’in ya da Facebook’un yaptığıdır bu. Benim kanaatim bu değil. Ama Eurogroupe’un bağrında, tıpkı seçmenlerin sizi gönderdiği Parlamento’da görev aldığınızdaki gibi, şeffaf olma mecburiyetiniz vardır. Ama özel sohbetlerinizde değil.

Michel Sapin sizin stratejide yanıldığınızı söylüyor: Konsensüsü aramak gerekirken güney ülkeleriyle bir çoğunluk oluşturmaya uğraştığınızı… Ona ne cevap verirsiniz?

Bu tamamen yanlış. Hatta benim yapmaya çalıştığım bunun tam tersiydi. Fransa, İtalya ve İspanya ile Almanya’ya karşı bir ittifak için hiç uğraşmadım. 2015’te bizim müttefikimiz kim olabilirdi diye sorarsanız, bakan olmadan önce, bakanken ve sonrasında hep aynı cevabı verdim: Angela Merkel ve Alman hükümeti. Onlarla konuşmayı hiç bırakmadım, hatta Yunanistan’a davet ettim onları. Borç üzerine önerilerimi alın: Hepsi Bundestag tarafından kabul edilebilir şekilde ayarlanmıştı.

Şubat 2016’da kurmuş olduğunuz parti, DiEM 25, daha bütünleşmiş ve daha şeffaf bir Avrupa Birliği’ni savunuyor. Saatler süren bu ses kayıtlarını dinledikten sonra, nasıl olup da AB’nin bir hasmına dönüşmediğinizi soranlar çıkacaktır yine de…

Benim için değeri olan bir şeyi ifade etmeme izin verin. Gençliğimden beri bütün ömrüm hükümete muhalefet etmekle geçti. Vatansever olmak için her an ülkesinin arkasında olmak gerekir. Ama hükümetiniz yanıldığında ona muhalefet etme mecburiyetiniz de vardır. Yunan ve Avrupalı olarak, bu kural hem Yunan hükümetiyle hem Avrupa kurumlarıyla ilişkimde geçerlidir. Ben bir Avrupa yanlısıyım. Bunun için AB kurumları Avrupa projesini hırpaladıklarında onlara karşı çıkmalıyım. Kamunun gözü önünden sıvışmak Avrupa’ya yapılabilecek en kötü hizmettir. Eurogroupe’un bağrındaki tartışmaların düzeyini yükseltmek ve AB’ye daha yararlı projeleri savunmak için şeffaflık gerek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus