Koronavirüs hastaları ve yakınları anlatıyor: “Hep ölüleri sayıyoruz ama benim gibi hayatta kalıp o anı hiç unutmayacak olanlar da var”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Fransız Le Monde gazetesinde çalışan William Audureau, Annick Cojean, Rémi Dupré, Béatrice Gurrey, Yann Plougastel ve Raphaëlle Rérolle ve Henri Seckel, koronavirüse yakalanan hastaların ve yakınlarının hikayelerini derledi. Kişilerin isimleri değiştirilerek yayımlanan hikayelerin çevirisini sizlerle paylaşıyoruz:

Geoffroy, 56 yaşında, güvenlik şirketi patronu, Paris:

“Oğlumuz çok endişeli, yemeklerini bizimle yemiyor”

Eşimin kız kardeşi 7 Mart Cumartesi günü doğum gününü kutladı. 80 misafir vardı. Ben oraya gitmeyi istemedim. Güvenlik alanında çalışan biri olarak mantıklı bulamadım. Ama baldızım orada olmamızı çok istiyordu. Doktor olan babası bize bir tehlike olmadığına dair bilgi veriyordu. Eşim de aynısını yapmamız konusunda ısrar etti. Kısacası, oraya gittik. 

Eşimin kız kardeşinin beş çocuğundan birinin Covid-19 vakası nedeniyle 9 Mart Pazartesi günü kapatılan Paris’teki bir okulda eğitim gördüğüne dikkat çekerim. Başka bir hastalık için ameliyat olacak olan baldızımda, 12 Mart Perşembe günü Covid-19 pozitif çıktı. Doktoru daha sonra ona, partideki herkesi uyarması gerektiğini söyledi.

Ailede birçoğumuz hastalığın belirtilerini yaşadık. Benim için (ve eşim için) ateş değil, kalıcı bir öksürük, ağrı, baş ve sırt ağrısı oldu. Yaşlı olan eşimin annesi daha çok hasta. Kendisi yatalak. Onun için endişeleniyoruz. Eşim ve ben kendimizi karantinaya aldık. Ama yine de kayınvalideme maskelerle yiyecek götürmemiz gerekiyor. Bizimle birlikte yaşayan 30 yaşındaki oğlumuz çok endişeli. Yemeklerini bizimle birlikte yemiyor. 

Hastalığın belirtileri çıkana kadar geçen süreçte normal bir şekilde çalışmıştım. Sadece şirketime gitmedim, aynı zamanda profesyonel toplantılara da katıldım. Çarşamba günü, saat 19.00’a kadar Fransa İşverenler Ulusal Konseyi’nde kaldım. Elbette herkesi uyarmak için e-postalar gönderdim. Ama, eğer şirketimin çalışanlarına patronları tarafından virüs bulaştırılırsa, bunun farkına varabiliyor musunuz? Kendimi çok suçlu hissederim. Sadece bu işte çalışan 1400 kişiden değil, ailelerinden de sorumlu hissediyorum. 

Uzaktan çalışıyorum, ancak çalışanların çoğu aynı şeyi yapamıyor. Müşterilerimiz, sağlamayı taahhüt ettiğimiz güvenlik personelini talep etmeye devam ediyor. 

Gördüğümüz tüm makaleleri okuyoruz, ama endişeli değiliz. Her şeyden önce, mutlak bir zorunluluk olmadığı sürece karantinaya saygı duyuyoruz. Artık saçmalık yok, artık oyun oynamıyoruz. Acı çekmemi şahsen umursamıyorum. Çalışanlarım için endişeliyim. Ne olursa olsun, bizim için öncesi ve sonrası olacak. Her halükârda, eğer hayatta kalırsak. 

Maïa (43), Vanessa (40), Jemma (32), üç kız kardeş; Nice, Bordeaux ve Paris:

Babamız, Bertrand, 16 Mart’ta 71 yaşında olacaktı. Sağlığı yerinde, emekli büyük bir reklamcıydı. Sigara içmez, her sabah egzersiz yapıp sağlıklı beslenirdi. 

29 Şubat’ta ateşi çıkmaya ve kendini yorgun hissetmeye başladı. Genel pratisyeni grip başlangıcı teşhisi koydu. Ateşi 40°C’yi geçtiği zaman annemiz Mélina, Acil Sağlık Yardım Merkezi’ni arıyor. Ama solunum rahatsızlığı olmadığı için nöbetçi doktorlara yönlendiriyorlar. Saat 16.30. Orası yoğunluktan taşıyor. Akciğerlere yönelik bir teşhis konamıyor. Covid-19 testi ise yapılamıyor çünkü test yalnız hastanelerde bulunuyor. Babamız geri dönüyor, akşam yemeğini yedikten sonra uyuyor. Sabahın saat 4’ünde, nefes almasını engelleyen şiddetli bir öksürük ile uyanıyor. Ateş ve hızlı kalp atımını yatıştırmak için verilen ilaçları yutuyor; sağlık ekiplerini aramamızı reddediyor. 

Saat 5.00’te bitkin düştü. Olay yeri inceleme polisleri saat 08.12’de ölümünü kaydetti. Sabah 6.00’da gelen acil ekipleri onu artık diriltemiyorlardı. Eğer acil sağlık yardım ekibi 16.30’da onu almak için gelseydi ne olurdu? Asla bilemeyiz. 

Annemiz hemen test edilmedi. Biz de yas zamanı onun evine yerleştik. Bölge Sağlık Ajansı bunda bir sakınca görmedi. O zaman henüz sokağa çıkma yasağı da ilan edilmemişti. 

8 Mart’ta, annemizin ateşi yükseldi. Hastaneye test için bir araçla götürülmesi için acil ekiplerine solunum rahatsızlığı var diye yalan söylememiz gerekti. Sonuç: Koronavirüs pozitif. Ölümünden hemen sonra babamızdan alınan örneklerin sonuçları beş gün sonra elimize ulaştı. Ona da koronavirüs iyice bulaşmış. Üçümüzün hiçbirinde hastalık belirtisi yok. Annemiz iyileşiyor. 

Sonia, 52 yaşında, roman yazarı, Lyon:

“Korku sarıyor beni, ölüm korkusu”

Covid-19, SARS-CoV-2, koronavirüs ailesi. Her yerde sadece bu kelimeleri görüyoruz. Televizyon, sosyal medya, afişler. 10 Şubat’ta, yurtdışına seyahat ettiğimde oraya varışımın üçüncü günü hastalandığım zaman gerçekten bunu düşünmedim. Büyük bir gribin belirtileri. 40°C ateş, kaldığım süreyi kısaltmam için beni zorladı. İşte, 38,5°C’lik bir sıcaklık ve güçlü bir öksürük ile geri dönüş yolunda bir maskenin altındayım. Büyük bir yorgunluk. Döndükten hemen sonra görmek zorunda olduğum doktorum iki hafta boyunca çalışmasına ara vermişti. Beklerken evde kalmaya karar verdim. Bu sırada bir test olmuştum ama sonucu ancak doktorun gelişinden sonra alabilecektim. Sıcaklığım 37°C’ye düştü, panik olacak bir neden yok. Öksürük ve nefes darlığım devam etse de… Dinleniyorum ve kendimi toparlıyorum. En azından öyle olduğuna inanıyorum. 15 gün sonra, karar geliyor. Donduran kelime: Covid-19. Son heceden başka hiçbir şey hissetmiyorum, (vid), boşluk, büyük boşluk. 

Filmi geri sarıyorum. Hava kontrolcülerinin grevi, havalimanında 12 saat bekleyiş, bunun 4 saati meydanda uçak içinde. Bulaşıcı bir hava bastırması. Gizli ve sessiz dağıtım.  Evet, virüs buradan geliyor. Gerçekte ise asla bilemeyeceğim. Halbuki, etrafımda hastalık ilerliyor. Korku sarıyor beni. Arkaik, hayvani duygular. Ölüm korkusu. Benim için bir anı. Geride kalanlar için gerçek ve güncel. 

Bugün, Fransa üçüncü aşamaya geçti. Delirmiş gibi taşkınlıklar oluyor. Bu yaşadıklarımız şüphesiz savaş gibi. Herkesin özünü açığa çıkaracak bir tecrübe. Kimisi ölüm kapısından dönüyor. Ölüm kapısını ben görmedim, o konuda şanslıyım. Yani ne olursa olsun bu bir savaş. Beyaz kıyafetlere sahip muhteşem bir ordu var. Hep ölüleri sayıyoruz ama benim gibi hayatta kalıp o anı hiç unutmayacak olanlar da var. Ve hem suçluluk duygusu hem de hastalıktan kurtulma sevinci zaman içinde hep bizi takip edecek. 

Laurent, 60 yaşında, gazeteci, Paris:

“Karantinada olduğunuzda gününüzü haber okumakla geçiriyorsunuz”

Geçen hafta grip belirtileri hissettim. Halbuki dikkat etmiştim. Söylenen kurallara uymuştum. Ama nasıl bilebilirim virüsü nerden kaptığımı? Mesleğim gereği o kadar mekân gezip ve o kadar insanla görüşüyorum ki. Perşembe, 12 Mart’ta uyandığımda bacağımda çok keskin kas ağrıları hissettim. O kadar keskin ki, ilk başta sinir sıkışması sandım. Doktorumu aradım. Gün ilerledikçe bütün vücudumun hamladığını hissettim. Çok garipti. Üşüyordum ve titriyordum. Halbuki ateşim yoktu. Doktorumu tekrar aradım. Virüsü çok iyi biliyordu. Çünkü bu olaylar sırasında acilde nöbet tutmuştu. Test yaptırabilmem için reçete yazdı. 

Ertesi gün ateşim 38,8 derecesine çıkmıştı. Geri aradım. “Testi boş ver, çok uzun ve zahmetli. Değmez. Sabırlı ol” dedi.  

Ağrı kesici aldım. Biraz geçti. Bugün 17 Mart Salı, hastalığımın beşinci günü, ateşim düştü. Biraz yorgun hissediyorum ve ateşim var. Pozitif test edilen bir kuzenim kendisine evden takip için verilen dokümanları bana da yolladı. Takip kâğıdı olarak adlandırılıyor. 14 gün boyunca günde iki kere ateşimizi yazıyoruz. Ayrıca yorgunluk, öksürük, kas veya eklem ağrısı gibi belirtileri de not ediyoruz. Beni tek endişelendiren, yedi gün içinde hastalığın yoğunlaşıp, zatürreye dönüşebileceğini biliyorum. Karantinada olduğunuzda gününüzü haber okumakla geçiriyorsunuz. Kaygı verici bir durum. Dışarıda bir hayat olduğunu unutuyoruz. 

Bütün bunların aile hayatına bir etkisi oluyor. Eşime bulaşmaması için kendisi ile bütün önlemleri aldık. Odaları ayırdık, devamlı eldiven ve maske kullandık. Yerler hep yıkandı. Elbiseler yıkanıp, ayrı tutuldu. Hastalığa yakalanmaması için dua ediyorum. Telefon ve internet, dışarıdaki doktorlar ve arkadaşlarımız ile tek bağımız. Evli ve çocuklu bir arkadaşım da aynı durumu yaşıyor. Onun da ailesi hasta değil. Video konferans ile görüşüyoruz. Bizi sevindirip, üzerimizdeki baskıyı hafifletiyor.   

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus